+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 12

Konu: İffet

  1. #1
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Post İffet



    İ
    s
    tiridyeye inciyi, Meryem’e İsa’yı bahşeden sır: iffet

    Kelime anlamı; ahlâkî temizlik, namus, ırz, doğruluk, helâle razı olup, haramlardan kaçınma hali.
    İffet-i mücesseme ise, her şeyi ve her hâliyle günahlardan ve haramlardan son derece sakınan Hz. Peygamberin (asm) bir sıfatı.

    İffet, istiridye gibi olmaktır bir anlamda; kendini korumak, setretmektir ki, içindeki paha biçilmez cevher olan inciyi meyve verebilsin.


    İffet… Meselâ, Hz. Yusuf’un (as) Züleyha’ya râm olmamasıdır. Güzelliği imtihandır onun. Güzel, cazibeli ve makam sahibi bir kadın tarafından çağrıldığı halde, “Ben nefsimi temize çıkarmam, zira nefsim her kötülüğü emredicidir” deyip, zindana rıza göstermesi hâlidir. Mükâfatı dünyada her kulun nail olamayacağı bütün mevkilere sahip oluşudur.


    Meselâ iffet; Hz. Şuayb’ın (as) kızları ile Hz. Mûsa (as) arasındaki münasebettir. Musa (as) Medyen’de hayvanlarına su içirmekte olan bir topluluğa yaklaştığında bu ikisinin uzakta durmalarının temiz ahlâklarından, edeb sahibi olmalarından kaynaklandığını tarttığı gibi, kızlardan Safura da onu babasına, “Ey babacığım! Bu zat, ücretle tutmak istediğin kimselerin en hayırlısı, en kuvvetlisi ve en emniyetlisidir. Ayrıca son derece edeb ve hayâ sahibi. Bizimle konuşurken hiç başını kaldırıp yüzümüze bakmadı” ifadeleriyle takdim eder. Sonuç, 10 sene hizmetkârlığın karşılığında Hz. Şuayb’in bu kızıyla evlenmesidir.

    Meselâ bir elmayı tam ısırmak üzereyken haram olabileceğini düşünüp vazgeçmek ve sahibine hakkını ödemesi için yedi sene hizmetçi olmaktır iffet. Karşılığında ise harama gözü kör, kulağı sağır, ayağı topal “tertemiz bir eştir.” Bu evliliğin meyvesi, Numan b. Sabit’tir; nam-ı diğer, İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri.


    Bediüzzaman’ın vasfıdır iffet. İki sene Bitlis valisi Ömer Paşa’nın konağında ikamet ettiği halde onun altı kızından üç büyükleri birbirinden tefrik edip tanımaması hâlidir. “Neden bakmıyorsun?” diye sorduklarında, “İlmin izzetini muhafaza etmek beni baktırmıyor” şeklinde izah eder bu hâli Bediüzzaman. Bunun malûm meyvesi telif edildiği tarihten bugüne kadar sayısı hadde hesaba gelmez insana kurtuluş reçetesi olan eserleri, Kur’ân hakikatleridir.
    Demek iffetli olma hâli bir erdem, onu muhafaza ise çetin bir imtihandır; sabredip istikamette olana meyvesi ise, iki cihan saadetini bahşetmesidir.

    Kadının fıtratı edep ve iffet üzerinedir

    Fakat iffet kelimesi en çok da Hz. Meryem’le özdeşleşir. O kendini Rabbine adamışken, Rabbi onu bir erkek çocukla müjdelemiştir. “Bana bir insan eli değmediği ve iffetsiz de olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir?” diye şaşkınlığını dile getiren Meryem’e cevap: “Öyledir! (Lâkin) bu Rabbine çok kolaydır” şeklinde gelir. Masumiyete, adanmışlığa, temizliğe, iffetine rahmetin hediyesidir Hz. İsa. Rabbi tarafından aşikâr bir nimetlendirme ve müjdelenmeye mazhar olur Hz. Meryem. “Sakın üzülme! Rabbin sana alt yanında bir su arkı yarattı. Hurmanın da dalını kendine doğru silkele, üzerine devşirilmiş taze hurmalar dökülsün. Artık ye iç, gözün aydın olsun!” şeklinde iltifat-ı Rahmanîye mazhar olmuştur.


    İffet inci gibi en kıymetli ziynetidir kadının, edep de libası. Fıtraten hassas ve zayıftır, istiskale maruz kalmaktan müteessir olur. İşte bu yüzden sıkıldığı nazarlardan korumak için setrederek temiz kalma halinin devamını şiddetle ister.

    Osmanlıda görücü usulü tartışmaları
    Osmanlı son dönemi aydınlarına göre çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmanın yolu Avrupalılaşmaktan geçiyordu. Bunun için Avrupalılara çareler soruluyordu. Sözgelimi, Abdullah Cevdet, Cenevre’de Avrupa’nın meşhur edip ve yazarlarına Osmanlı nasıl kurtulur yollu bir anket düzenliyor ve cevap “Kur’ân’ı kapa, kadınları aç!” şeklinde formüllendiriliyordu. Cemiyet kurumları ve insanlarıyla Avrupaîleşecek, Frenkleşecekti. Kur’ân’ın emirlerine rağmen bu yapılmalıydı. İstiridye kabuğunu açmalı, kadın görünen olmalıydı. Kadınların çarşaf ve peçesi, harem hayatı, görücü usulü bu görüntüyü bozuyordu.


    Son dönem Osmanlı Batıcı aydınlarının şiddetle savunduğu fikirlerden biri de görücü usulünün kaldırılmasıydı. Belki günümüzdeki gibi flört, kız erkek arkadaşlığı ya da seviyeli birliktelik sözleri havada uçuşmuyordu henüz, ama zihinler bir kez bulandırıldı mı doz yavaş yavaş artırılırdı nasıl olsa!

    Son dönem kimi Osmanlı edebiyatı ve şarkı sözlerindeki kadın erkek ilişkilerinde şaşırtıcı tasvirlerin varlığını gözlemlememiz belki de o zamanın “normalleştirme taktiklerinden” sayılmalıydı. Mesire yerlerinde mendil düşürmeler, ucu yanık mektuplar vermeler, sandal sefaları, v.s. ile aşkın meziyetlerine vurgular yapılıyor, “Kâtip benim, ben kâtibin el ne karışır?” yollu güftelerle bu manalar terennüm ediliyordu.


    Cemiyette İslâmî yaşantının yara almasının kadın istismarından geçtiğini çok iyi bilip mesailerini bu yolda kullananlara karşı kalemleriyle cihad ederek tahriplere set çekmeye çalışanlar da, bakınız neler söylüyorlardı:

    Fatma Aliye Hanım (Görücü usulünün kalkmasını savunanlara): Bizim şu usul-i izdivaçla yüz münahakanın (nikâhlanmanın) sekseni doksanı yine hüsn-i imtizaçla (iyi geçinme ile) sonuçlanmış olup buna mukabil Avrupa’da alelumum (herkes içinde) bu muaşaka (sevişme) neticesi olan münahakatın kâffesinde (hepsinde) hüsn-i imtizaç görüldüğü de vaki değildir. Birbirine heveskâr olan iki genç yekdiğerinin ahlâkını, edebini, kabiliyetini bihakkın takdir edemezler. Bunları iki familyanın ekâbiri (iki tarafın aile büyükleri) takdir ederler. Oğulları ve kızlarıyla da istişare eyledikten ve bunların da rızalarını istihsal eyledikten sonra akde karar verilir. İş yalnız o gibi çocuklara kalsa kim bilir ne kadar çocukluklar ile akrabalarını dostlarını ya güldürürler ya da ağlatırlar idi” mukayesesi ile cevap veriyordu.
    Ahmet Mithat Efendi:

    Yine dönemin yazarlarından Ahmet Mithat Efendi de bazı delikanlıların “Alacağımız kızları tanıyıp öyle almalıyız” gayretini son zamanlarda epeyce ileri götürerek, dönüşü olmayan bir noktaya geldikten sonra verdikleri sözü tutmayıp nikâhtan vazgeçtiklerini hoş karşılamamaktadır. “Çünkü onların bu şekildeki davranışları bazı kızların verem döşeklerine düşmelerine, hatta bazılarının intiharı bile göze almalarına sebep olmaktadır” diyerek masum hislerin nasıl istismar edilebildiğine dikkat çekiyordu.

    Müfide Feride Hanım ise (Associated Press’e yaptığı mülâkatta, haremin kadının esareti olduğu tarzındaki soruya verdiği cevapta), “Batı medeniyetinde kadının yeri tuvalet (süslenmek) için çılgınca sarfiyat yapmak, geç evlenmek ve çocuk doğurmamak demektir. Ecnebi kadınları moda mağazaları, tiyatro ve romanlar için yaşarlar. Erkekler ise bu kadınların âdeta kölesidir” tespitini yapıyor ve “Biz Türk kadınının hürriyetinin haremde olduğuna ve haremin suiistimalden uzak ve geniş bir hürriyet alanı olduğuna inanıyoruz” demektedir.

    Yaklaşık bir asırdır sürdürülen bu kapsamlı çalışmalardan günümüzün Meryem safiyetindeki genç kızları ve Yusuf yüzlü delikanlıları da alıyor payını maalesef. “İslâmî temel kavramların, suçlu ve mahkûm kavramlar haline getirildiğine tanık oluyoruz” diyor bir yazar. Bugünün modernizm kalıplarıyla düşünen insanın handikabı burada başlıyor. Nefis isyan ediyor. Meselâ, bir gence en masum hislerle bağlanmak, sevmek ve onunla evlenmeyi arzu etmek suç mu, günah mı diye sorguluyor; “Ben seni en temiz ve saf duygularla seviyorum N’Ayşe!” diyen Yeşilçam repliklerini hatırlatan bir tarzda!

    Evet, İslâmî kaynaklarda sevginin kelime karşılığı, “hub, meveddet, muhabbet” olarak verilirken, “aşk” bir şeye karşı duyulan şiddetli alâka şeklinde ifade ediliyor. Aşk şeytanî bir duygu değil, Allah’ın (cc) yarattığı bir cazibe kanunudur, diye açıklanıyor. Her eksik olan varlık parçasını arar, fıtrî ve doğal bir duygu olarak ona doğru çekilir. “İnsanın ihtiyacı olan çılgınca değil, mutlak bir şekilde sevilmektir,” diyor Mustafa Ulusoy. Hz. Mevlâna ise, “Cins cinse ebediyen âşıktır” diyor.

    Belki hatalı olan, aşkı meşru daire içinde yaşamaktan kaçınmaktır. Sabırsızlık gösterip helâl dairesinin keyfe kâfi, yeter ve artar olduğunu unutmak; dahası da aşka âşıkın kaldıramayacağı çok büyük manalar yüklemektir.


    İkili insan ilişkileri bugün hayatın merkezine o kadar alınmış ki, TV dizileri yoluyla insanın bu dünyaya gönderiliş amacının aşk olduğu ve ne pahasına olursa olsun yaşanması gerektiği şırınga ediliyor âdeta! İlân-ı aşk edilmeyen birisi de dünyada değersiz, işe yaramaz bir varlık olarak görüyor kendisini.

    Aşka dair öykülerde, “Aşkı helâl dairesi dışında arayanların elleri ve kalpleri bomboştur. Aşk, ancak sadakat ve mahremiyetle beslenir. Sokaklarda yağmalanan, üryan, anonim biçimlere bürünen ucuz ve vefasız aşklar, asıl aşkın itibarını zedeliyor” denir.

    Aşkın iffet dairesinde nasıl yaşanabileceğine bir örnek de yine Fatma Aliye Hanım’dan “Muhadarat” isimli romanında, romanın kadın kahramanı Fazıla için, “Nişanlısı Mukaddem Beyi beğeniyordu. Her hâlini takdir ediyordu. Seviyordu da! Fakat zeki kız çıldırasıya muhabbeti, fikr-i hayalini daim onunla meşgul etmeyi tezevvücünden sonraya saklıyordu. Aşk denilen kahraman, şu genç kızı tamamıyla mağlûp edip de istediği gibi kullanamıyordu!
    Aşk acısı çekmek zor belki, ama bize verilen bu duyguyu istikamette kullanmanın mükâfatı, dünyada tertemiz eş ve evlâtlara sahip olup, yuvamızı dünya cennetine çevirirken, ahirette ise, Yasin Suresinde müjdelendiği gibi, “Cennette de çeşitli zevklerle zevklenip ağaçların gölgeleri altında süslü koltuklar üzerine kurulup oturan cennet eşlerinin ebedî saadetini” netice veriyor.

    Âşıklara bir müjde de Habibullah’dan (asm): “Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek sabredenin günahlarını Allah affedip Cennetine koyar.” (İbn-i Asakir)

    “Kim âşık olur da iffetini korur, halini gizler ve bu yüzden ölürse şehit olarak vefat eder.” (Keşf’ül Hafa)

    “Gönül ferman dinlemez!” diyenlerin kulağına küpe olsun!

    İnsanın kalbi Allah sevgisinin tecelligâhı, muhabbetin makamı olduğuna göre Rabbinden gelen fermanı, baş göz üstüne kabul ediyor.

    Zeynep Çakır
    Bizim Aile Dergisi





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  2. #2
    Gayyur _süeda_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    86

    Standart

    Paylaşım için Allah razı olsun.

  3. #3
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Standart

    İffet inci gibi en kıymetli ziynetidir kadının, edep de libası. Fıtraten hassas ve zayıftır, istiskale maruz kalmaktan müteessir olur. İşte bu yüzden sıkıldığı nazarlardan korumak için setrederek temiz kalma halinin devamını şiddetle ister.

    İffet, istiridye gibi olmaktır bir anlamda; kendini korumak, setretmektir ki, içindeki paha biçilmez cevher olan inciyi meyve verebilsin.

    İffet… Meselâ, Hz. Yusuf’un (as) Züleyha’ya râm olmamasıdır. Güzelliği imtihandır onun. Güzel, cazibeli ve makam sahibi bir kadın tarafından çağrıldığı halde, “Ben nefsimi temize çıkarmam, zira nefsim her kötülüğü emredicidir” deyip, zindana rıza göstermesi hâlidir. Mükâfatı dünyada her kulun nail olamayacağı bütün mevkilere sahip oluşudur.

    Bu ifadelerin üstüne söylenecek söz olmaz herhalde..Allah razı olsun..

  4. #4
    Müdakkik Üye KERRÂ_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Bulunduğu yer
    gonya
    Yaş
    30
    Mesajlar
    626

    Standart

    ALLAH razı olsun...

    Geceyi imar eden MİMAR'ın kudret eline bırakmak hüzünleri...ne güzelmiş meğer...



    Ey gönül!canına üflenen nefhayla yanda kavrul!amma lale gibi ol ki,halinden sadece"YAR" haberdar olsun...


  5. #5
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart




    Hayâ



    Hayâ, sözlükte “utanma, çekinme, ar, edep, namus, iffet, Allah korkusuyla günahtan kaçınma” gibi anlamlara geliyor.

    Bir ahlâk terimi olarak, “Nefsin çirkin davranışlardan rahatsız olup, onları terk etmesi, kötü bir işin yapılmasından veya bir işin terk edilmesinden dolayı kişinin yüzünü kızartan sıkıntı halidir” gibi farklı şekillerde tanımlanmaktadır.

    Millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy, ne güzel söylemiş:

    “Hayâ sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki her yerde,
    Ne çirkin yüzler örtermiş, meğer o incecik perde.”


    Kınalızade Ali Efendi, hayâ hakkında şu değerlendirmeyi yapmaktadır:

    “Hayâ” kişiye fazilet yollarını, maddeten ve manen ilerleme yollarını gösterir. Edeb ve hayâdan mahrum olan insan, her türlü iğrenç işe girişir. Yaptığı çirkin işlerden üzüntü duymayan insanı ahlâk ve fazilet yollarına sevk etmek zordur.

    Kur’ân’da üç ayette hayâ kelimesinin türevleri geçmektedir. Kasas Suresinde Hz. Şuayb’ın kızlarından birinin Hz. Mûsa (as) ile utanarak konuştuğu, Ahzab Suresinde de bazı Müslümanların Hz. Peygamberi (asm) uygun olmayan zamanlarda rahatsız ettikleri, fakat Peygamberimizin hayâsından dolayı bu rahatsızlığı açığa vurmadığı; ancak Allah’ın gerçeği bildirmekten hayâ etmeyeceği belirtilmektedir.

    Başka bir ayette ise, müşriklerin Kur’ân’da arı, karınca, sinek gibi küçük varlıkların örneklendirilmesinin fesahatle bağdaşmayacağı yönündeki iddialarına karşı, “Şüphesiz Allah bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığa örnek olarak vermekten çekinmez” (Bakara Suresi: 26.) ayetiyle cevap verilmektedir.

    Bu ayetlere bakılırsa, Kur’ân’da hayâ kavramının iffet ve terbiye gereği utanma ve sıkılma gibi anlamların yanı sıra çekinme anlamında da kullanıldığı görülmektedir.

    Hadis kaynaklarında da hayâ konusu detaylı bir şekilde ele alınmış, hayânın imanla ilişkisi ve hayânın kişiye sağladığı hayır ve iyilikler yanında, Hz. Peygamberin (asm) hayâsından söz edilmiştir.
    “İman yetmiş/altmış küsur şubedir. En üst derecesi ‘Lâ ilâhe illallah’ demek, en alt derecesi de geçenlere zarar verecek şeyleri yoldan gidermektir. Hayâ da, imandan bir şubedir.”
    (Müslim, İman, 58, I, 63.)

    ’Utanmadıktan sonra, dilediğini yap!’ sözü insanların ilk peygamberden işittiği sözlerdendir.” (Buharî, Edep, 78.) Peygamberimizin bu hadisi hayâ duygusunu yitirmiş kişilerin, kötülükleri kolayca yapabileceğine işaret etmenin yanı sıra, edep ve hayânın İlâhî dinlerin ortak kabullerinden biri olduğunu göstermektedir.

    Hayâ, bu yönüyle kişi ve toplum üzerinde bir süzgeç ve kontrol mekanizması mahiyetindedir. “Hz. Peygamberin, hayâ ancak hayır getirir” (Buharî, Edeb, 77.); “Hayânın hepsi hayırdır” (Müslim, İman, 61.) buyurması ise, hayânın iyilik ve hayra sevk etmenin yanı sıra, başlı başına bir hayır olduğunu göstermektedir.

    Hayâ duygusunun esası, kısaca Allah’tan hayâ etmektir, denebilir. Allahtan hayâ etmek, Onun emirlerine karşı gelmekten, yasaklarına uymamaktan kaçınmak şeklinde dışa yansır. Bu yansımanın temelinde, kulun, Allah’ın istemediği bir iş ve hal üzere bulunmaktan uzak durması vardır. Bu da kişinin kendini kontrol etmesi, davranışlarını değerlendirmeye tâbi tutması ile mümkündür.

    Kaynak: Kürsüden Öğütler, s. 501-502.

    Fıkıh sözlüğü: iffet:

    Sözlükte “Haramdan uzak durmak, helâl ve güzel olmayan söz ve davranışlardan sakınmak” anlamına gelen iffet, ahlâkî bir terim olarak, kişiyi bedenî ve maddî hazlara aşırı düşkünlükten koruyan erdem demektir. Kur’ân-ı Kerim’de iffetli davrananlar övülmektedir. (Bakara Suresi: 273.)

    Hz. Peygamber (asm), “Ya Rabbi! Senden hidayet, takva ve iffet istiyorum” diye dua etmiş, “Allah yoksul olmasına rağmen iffetini korumaya çalışan mü’min kulunu sever” (İbn-i Mace, Zühd, 5.) buyurarak mü’minleri iffetli olmaya davet etmiştir.

    Kaynak: Dinî Kavramlar Sözlüğü

    Bizim Aile Dergisi





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  6. #6
    Ehil Üye yakaza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    2.467

    Standart

    HAYA ve EDEB

    “Bu güzel duygu, biri fıtrî, diğeri dinî olmâk üzere iki türü kapsamaktadır. Fıtri olan, halk yanında açılması haram olan yerleri açmamak gibi şeyler olup, dinîsi, halk ve Halık huzurunda edeb ve hürmet müntehi olur. Fahri âlem efendimiz, “Haya imandan bir şubedir” buyurdular. “Utanmıyorsan dilediğini yap” nebevi hadisi de varid olmuştur ki, hikmetle damgalanmış bu hadis dünya ve içindekileri değer icazla düzenlenmiş bir kelâmdır. İmam Ali -Allah onun yüzünü keremli kılsın ve ondan razı olsun-, “Bir kimse haya elbisesini giyinse, yani hayayı kendisine prensip edinse halk o kimsenin ayıbını göremez” buyurdular. Gerçekten de haya öyle onur ve şeref verici bir elbisedir ki, onu giyinenler ayıp ve eksikliklerini örtmekle birlikte herkes tarafından saygı ve ikram görürler. Haya elbisesini giyinmeyen kimseler ise ne kadar haysiyetli ve itibarlı olursa olsunlar kendilerinden aşağı kimselerden bile hakaret görürler. Haya özellikle kadınlar için çok gereklidir. Çünkü sahip oldukları yüz güzelliği bir kat daha artırır. Hatta Aristotales, “Kadınlarda en çok sevilecek şey nedir?” sorusuna “Yüzlerinde hayadan dolayı ortaya çıkan kırmızılık” cevabını vermişti.
    Haya sırf hayır ve hayra vesiledir. Buna karşılık hayasızlık ve çirkin söz de şer ve şerre götürücüdür. Allah Rasulü -salat ve selam ona ve âline olsun- “Haya ile sükut iman ağacının iki dalı, çirkin söz ile beyan da münafıklığın iki budağıdır” buyurarak bu gerçeği ifade etmiştir.
    İmam Maverdî hayayı üç kısma ayırır: “1- Allah’tan utanmak, 2- İnsanlardan utanmak, 3- Kendi nefsinden utanmak.”
    Maverdî, Allah’tan utanmayı şöyle tanımlar: “O’nun emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından sakınmaktır.”
    Rasûlullah (s.a.s), bir gün ashaba, “Allah’tan gerektiği gibi haya ediniz” demişti. Onlar, “Yâ Rasulallah, Allah’a hamd olsun, haya ediyoruz” cevabını vermeleri üzerine, “Gerçek haya o değildir. Fakat gerçek anlamda Hakk’tan haya eden başını (baçtaki duyu organlarını) ve başın (içindeki düşüncelerini) korusun, karnını ve karnının ihtiva ettiğini (yeme ve içmesini) kontrol etsin, ölümü ve musibetleri hatırlasın, âhireti isteyen dünya hayatının süsünü terketsin, böyle yapanlar Allah’tan hakkıyla haya etmiş olurlar” buyurmuştur.
    Rivâyete göre Alkame b. Ulase, “Ya Rasulallah, bana nasihat et” deyince Hz. Peygamber (s.a.s) “Kavminin etkileyici kişilerinden utandığın gibi Allah’tan da utan” buyurmuştur. Allah, bütün yaratıklan sürekli görüp gözetlemektedir. Kur’ân’da “Allah’ın gördüğünü bilmiyor mu?” (el-Alak, 96/16) buyurulmuş,
    Rasulullah (s.a.s) de ünlü Cibril hadisinde, ihsanı, Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmek olarak tanımlamış ve eklemiştir: “Sen O’nu görmüyorsan bile O seni görüyordur” Şüphesiz Allah’ın kendisini gördüğünün bilincinde olan bir kimse O’ndan utanır, O’nun emir ve yasaklarına karşı gelemez. Kuşeyrî, “Ândolsun kadın onu arzu etmişti, eğer Rabbi’nin doğruyu gösteren delilini görmeseydi, Yusuf da onu arzu etmişti” (Yusuf, 12/24) âyetinin tefsirinde şöyle bir kıssa anlatıldığını nakleder: “Zeliha evinin bir köşesinde bulunan putun üzerini örtmüş (sonra hadi demiş), fakat Yusuf (a.s) sormuştu; “Şu yaptığın işin manası nedir?” Zeliha, “Puttan utanıyorum” deyince Yusuf, “senin puttan utandığından ziyade ben Hak Teâlâ’dan utanmaktayım” demişti.
    Allah’a karşı olan hayası, Yusuf (a.s)’ı fuhuş ve kötülükten korumuştur. Gerçekten de haya, özellikle Allah’tan utanma duygusu dinin kuvvetinden ve imanın sağlamlığından ileri gelmektedir. O nedenle Allah Rasûlü, “Haya’nın azlığı küfürdür” ve “Haya imandandır” (Buharî, İman, 16; Müslim İman, 57-59) buyurmuştur.
    Allah’tan gereği gibi utanmamak, haya duygusunun azlığı Allah’ın emirlerine muhalefet sonucunu doğurduğu için giderek insanı küfre kadar götürebilecek tehlikeli bir yoldur. Bir başka hadisinde de Rasulullah şöyle buyurarak, iman ile hayanın ilişkisini ortaya koymuştur: “Haya, imanın nizamıdır. Bir şeyin nizamı bozulunca parçaları darma dağın olur her dinin bir ahlâkı vardır, İslâm’ın ahlâkı da haya’dır” (İbn Mâce, Zühd, 17).
    Maverdî, hayanın ikinci kısmı olarak ifade ettiği insanlardan utanmayı da şöyle tanımlar: “Kişinin insanlardan utanması ise, insanlara ezâ ve açıktan açığa kötülük etmemesidir.” Nitekim Rasûlullah (s.a.s) “Allah’tan sakınan, insanlardan da sakınır” buyurmuştur.
    Maverdî’ye göre kişinin kendi nefsinden utanması, haya etmesi ise, iffetli olması ve yalnızlığında günahlardan sakınmasıdır. Hayanın bu kısmı, nefsin erdemlerinden ve ahlâkın güzelliğinden ileri gelmektedir. O halde insanın hayası bu üç yönden tam olursa onun hayır nedenleri de tam ve kötülük nedenleri kendinden uzaklaşmış olur. Kuşeyrî, hayanın bir çok çeşidinden söz etmiştir. Maverdî’nin tasnifinden tamamen farklı olan bu bölümleme de şöyle: Cinayet (günah işlemek) hayası: Adem (a.s) bunun örneğidir. Hz. Adem, “Benden firar mı ediyorsun?” denilince, “Hayır, tersine senden haya ediyorum” cevabını vermişti.
    Kusur hayası: “Seni tesbih ve tenzih ederiz, sana hakkıyla ibadet edemedik” diyen meleklerin hayası gibi.
    Ta’zim (iclâl) hayası: Aziz ve celil olan Allah’tan haya ettiği için kanadını kapayan İsrafil (a.s)’in hayası gibi.
    Kerem hayası: Ümmetinden haya ettiği için “evden çıkın” diyemeyen Rasûlullah’ın (s.a.s) hayası gibi. Aziz ve Celil olan Allah bu konuda, “Ey mü’minler, Peygamber’in evlerine yemeğe çağrılmaksızın vakitli vakitsiz girmeyin; fakat davet edilirseniz girin ve yemeği yiyince dağılın, söze dalmayın. Bu haliniz Peygamber’i üzüyor, fakat o size bir şey söylemekten utanıyordu. Ama Allah gerçeği söylemekten utanmaz” (el-Ahzab, 33/53) buyurmuştur.
    Haşmet hayası: Hazreti Ali’nin hayası gibi. Hazreti Afi, kızı Fatıma ise evli olduğu için mezinin çıkmasının dini hükmünü Rasûlüllah’a soramamış ve bunu sormasını Mikdat bin Esved’den rica etmişti.
    Hakir görme (istihkar) hayası: Musa (a.s)’ın hayası gibi. Hazreti Musa,
    “Dünyevi bir ihtiyacım zuhur ediyor, fakat bunu izale etmesini Rabbımdan dilemekten haya ediyorum” demiş; yüce Allah da ona, “Hamurunun tuzuna ve koyununun otuna varıncaya kadar her şeyi benden iste” buyurmuştu.
    Nimet hayası: Bu, Rab Teâlâ’nın hayasıdır. Sırat (köprüsünü) geçen kula mühürlü bir mektup verir, kul açar bakar ki içinde, “Sen yaptığını (ve yapmak istediğini) yaptın, fakat ben bu konuda aleyhinde bir açıklama yapmaktan haya ettim, hadi (Cennete) git, affıma mazhar olduğun hususunda şüphen kalmasın” ibaresi yazılıdır” (Kuşeyrî Risalesi, s. 314-315).
    Cüneyd’e “Rabbım ne ile buldun?” diye sorarlar; şöyle der: “Azametini hatırlar, O’ndan haya eder ve günahtan kaçınırım” Bu, insanın Allah’ı kendisine yakın bilerek günah işlemekten haya etmesi, marifet sahibi olduğunun alâmetidir demeye gelir. İbn Ata da, “En büyük ilim heybet ve hayadır. (Bir kimsenin kalbinden) heybet ve haya (duygusu) gitti mi, artık onda hayır kalmaz” demiştir. Haya ile ilgili olarak Sırrıyyu’s-Sakatî’nin şöyle dediği rivayet edilir: “Haya ve üns kalbin kapısını çalarlar, eğer burada zühd ve verâ’ bulursa konaklarlar, aksi takdirde geçip giderler.”
    “Haya Allah’ın nimetlerini görmektir, ibadet ve ameldeki kusurları görmektir. Bu iki görüş arasından bir hal doğar ve ona haya adı verilir.”

    ALINTI




    ''Madem ben de bu vatanın evlâdıyım,bu vatanın saadetine hizmet etmek benim için farzdır.''

    Emirdağ Lahikası

    ...EN GÜZELİ SİNELERDE BİR YAD-I CEMİL OLARAK KALIP GİTMEK...


  7. #7
    Ehil Üye yakaza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    2.467

    Standart

    iffetini Koruyana Cennet Var‎


    Allah Tealâ kullarını dünyaya tertemiz gönderir ve orada iffetli
    yaşamalarını ister.

    Gözlerini dünyaya açtıklarında nasıl saf ve su gibi berrak iseler, gözlerini
    dünyaya kapadıkları zaman da, elbiselerine bulaşan çamurlardan arınmış
    olarak kendisine tertemiz dönmelerini arzu eder. Hem nesillerinin hem de
    yaşadıkları toplumların bozulmaması için iffetli yaşamalarını gerekli görür.

    Büyük ödüller

    Bir şey daha var. Allah Teâlâ kullarını günahtan kıskanır. Buradaki kıskanma
    ifadesi Peygamber Efendimize aittir. Kullarının günah kirinden uzak
    kalmasını Cenâb-ı Mevlâ’nın ne kadar çok istediğini bize anlatmak için böyle
    söylemiştir. Ailesinin iffetine düşkün bir insanı, onlardan birinin iffetini
    zedelemesi nasıl perişan ederse, bir kulun günah batağına düşmesi de Cenâb-ı
    Hakk’ı pek üzer.

    Allah Teâlâ kullarına zinayı işte bu sebeple yasaklar; kötülüklerin açığını
    ve gizlisini onlara bu sebeple haram kılar (Buhârî, Küsûf 2, Tefsîr 6/7,
    Nikâh 108; Müslim, Liân 17, Tevbe 33).

    Yüce Rabbimiz erkeklerin ve kadınların, gözlerini haramdan korumalarını
    bunun için emreder (Nur 24/30-31).

    İffetini koruyanların kurtuluşa ereceklerini, cennetlerde ikramlara nâil
    olacaklarını bildirirken (Mü’minûn 23/5; Meâric 70/29), onları günahlardan
    uzak tutmayı hedef alır.

    İffetlerini koruyan erkekleri ve kadınları bağışlayacağını ve onlara büyük
    bir ödül hazırladığını haber verir (Ahzâb 33/35).

    Allah Teâlâ’nın kullarını bu kadar çok sevmesi, onları günah kirinden
    korumak için Kur’ân-ı Kerîm’inde zaman zaman böyle vaatlerde bulunması ne
    kadar sevindiricidir.

    Baba şefkatiyle

    Kur’ân-ı Kerîm’in ilk müfessiri olan Peygamber Efendimiz, iffeti korumaya
    teşvik eden âyetleri, yavrusunu kötü davranıştan sakındıran bir baba
    şefkatiyle açıklamış, kadınlara, erkeklere, gençlere bu konuda ayrı ayrı
    öğütler vermiştir:

    “Bir kadın beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, iffetini korur,
    bir de kocasına itaat ederse, ona ‘Haydi, cennetin hangi kapısından istersen
    gir’ denilir” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 191; Elbânî, Sahîhu’t-Tergîb
    ve’t-terhîb, II, 411-412, 618).

    Bu hadîs-i şerif; bizim iffet timsâli analarımız, bacılarımız, kızlarımız
    için ne güzel bir müjdedir!

    Kâinâtın Efendisi erkek kadın ayırımı yapmadan bütün ümmetine verdiği bir
    başka müjdede şöyle buyurur:

    “Siz bana altı şeyi garanti edin, ben de size cennete girmeyi garanti
    edeyim:

    Konuştuğunuzda doğru söyleyin.

    Va’dettiğiniz zaman va’dinizi yerine getirin.

    Size bir şey emanet edildiğinde emanete riâyet edin.

    Allah’ın yasakladığı günahlardan uzak durmak suretiyle iffetinizi koruyun.

    Harama bakmaktan sakının.

    Ve elinizi haramlara dokunmaktan koruyun (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 323;
    Elbânî, Silsiletü’l-ehâdîsi’s-sahîha, III, 454, nr. 1470).

    Böyle bir müjdeyi, Kureyşli gençlerin şahsında ümmetinin gençlerine şöyle
    verir:

    “Kureyşli gençler! İffetinizi koruyun; zinadan uzak durun. İffetini koruyana
    cennet var!” (Hâkim, el-Müstedrek [Atâ], IV, 398; Elbânî, Sahîhu’t-Tergîb
    ve’t-terhîb, II, 618).

    Nefis meydan muharebesi

    Hayat gerçekten bir mücadeledir; bir savaş meydanıdır. Bu savaşın en çetini
    de iç dünyamızda meydana gelmektedir. Bir yandan kulunun iffetli olmasını
    isteyen Allah Teâlâ, öte yandan onun nefsini günaha meyilli yaratmış,
    çeşitli organlara da bu zaafı besleme ve onu günaha doğru itme özelliği
    vermiştir. Peygamber Efendimiz bu hali şöyle ifade buyurmuştur:

    “Gözün zinası bakmak, kulağın zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin
    zinası tutmak, ayağın zinası yürümektir. Nefis zinayı isteyip arzu eder;
    üreme organı da bu isteği ya gerçekleştirir veya reddeder (Buhârî, İsti'zân
    12, Kader 9; Müslim, Kader 20-21; Ebû Dâvûd, Nikâh 43). Neden böyledir?
    Çünkü insanın imtihan olması ve “Nefis meydan muharebesini” kazanması
    gerekmektedir. Cennet, bu savaşı kazanan yiğitlerindir.

    Resûl-i Ekrem Efendimize, insanı cehenneme en çok sürükleyen şeyin ne
    olduğunu sordular, o da bunun “ağız ve cinsel organ” olduğunu söyledi
    (Tirmizî, Birr 62; İbni Mâce, Zühd 29; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 392,
    442).

    Ağız; Allah’ı zikretmek ve güzel sözler söylemek suretiyle insana cennetin
    yolunu açtığı gibi, konuşulmaması gereken şeyleri telaffuz ederek onu
    cehenneme de sürükleyebilir.

    Öte yandan helâliyle beraber olmak insana sevap kazandırdığı halde (Müslim,
    Zekât 53), bu duygunun harama âlet edilmesi insanı cehenneme götürebilir.

    Evlenmeli, evlendirmeli

    İnsanların nefislerine uyup günah uçurumuna kolayca sürüklendiği devirler
    olmuş, ardından da ya yere batarak veya taş kesilerek bunun cezasını
    çekmişlerdir. İçinde yaşadığımız zaman dilimi günaha kolayca sürüklenme
    bakımından eski devirleri aratmayacak durumdadır. Onun için yavrularımızı bu
    felâketten korumanın yollarını bulmalıyız. Öncelikle onlara zinanın insan
    için bir felâket olduğunu anlatmalı ve onları evlenmeye teşvik etmeliyiz.

    Çünkü iffetini korumanın en iyi yolu evlenmektir. Evlilik, Efendimizin
    ifadesiyle imanın yarısını mükemmelleştirmektir. Geri kalan yarısını
    güzelleştirmek için de Allah’a karşı gelmekten sakınmak gerekir (Taberânî,
    el-Evsat, VII 332, VIII, 335; Elbânî, Silsiletü’l-ehâdîsi’s-sahîha, II,
    199).

    Evini geçindirecek kadar maddî güce, eşini mutlu edecek kadar beden
    sağlığına sahip olanlar evlenmelidir. Evlenecek parası olmayanlar ise,
    evleninceye kadar oruç tutmalıdır. Çünkü oruç insanı günaha düşmekten korur
    (Buhârî, Savm 10, Nikâh 2, 3; Müslim, Nikâh 1, 3).

    Öte yandan evlilik kolaylaştırılmalıdır. Evlenmeden önce şu da alınsın, bu
    da olsun demenin yanlışlığı görülmeli ve bu hastalık terk edilmelidir. En
    bereketli, en hayırlı evliliğin, maddî sıkıntısı az evlilikler olduğu
    unutulmamalıdır (Ebû Dâvûd, Nikâh 30, 31).

    Bir de evlenmek isteyip de buna imkân bulamayanlara gerektiğinde maddî imkân
    sağlamak, gerektiğinde aracı olmak suretiyle yardım etmelidir.
    Yavrularımızın iffetinin her şeyden daha önemli ve öncelikli olduğu göz ardı
    edilmemelidir.

    İffetin güzellikleri

    İffetli olan kimse yaşarken de öldükten sonra da Allah’ın rızâsını elde
    eder.

    Etrafındaki insanların sevgi ve saygısını kazanır.

    Cenâb-ı Hakk’ın kendisine emanet verdiği organları yerli yerinde ve
    yaratıldığı maksada uygun şekilde kullanır.

    Hem kendi soyunun hem beraber yaşadığı insanların soylarının temiz kalmasını
    sağlar.

    İffetli insanlardan meydana gelen toplumda zinanın doğurduğu korkunç
    hastalıklar görülmez.

    İffetli insan, Allah’ın haram kıldığı kötülükleri düşünmeyeceği için
    kalbinin sağlığını korumuş olur ve böylece mâneviyat basamaklarını daha
    kolay tırmanır.

    Görüldüğü gibi iffet, insanın sahip olması gereken büyük bir zenginliktir.
    Kendimiz için, ailemiz için, hatta bütün mü’minler için Allah’tan iffet
    niyaz edelim ve iffetli kalmak için Peygamber Efendimizin yaptığı gibi
    Mevlâmıza şöyle dua edelim:

    “Allâhümme innî es’elüke’l-hüdâ ve’t-tükâ ve’l-‘afâfe ve’l-gınâ: Allahım!
    Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim”. (Müslim, Zikir
    72)
    Kaynak: Altinoluk dergisi, 11/2004




    ''Madem ben de bu vatanın evlâdıyım,bu vatanın saadetine hizmet etmek benim için farzdır.''

    Emirdağ Lahikası

    ...EN GÜZELİ SİNELERDE BİR YAD-I CEMİL OLARAK KALIP GİTMEK...


  8. #8
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    HZ. MUSA (A.S.) iFFETİ VE İFFETİN 19 İNCELİĞİ

    Hayatımıza rehber olan Kur’an-ı Kerim, Kasas Sûresi’nin 23. ayetinden 28. ayetine kadar hanımlara ve erkeklere iffetin 19 inceliğini öğreterek birbirlerine karşı nasıl iffetli davranacaklarını tarif etmektedir.

    Kur’an-ı Kerim, yaşadığımız her olayda bize bir rehberdir. O olaylara iman ve ihlâsla nasıl bir ruh kazandırılacağını, güzel ahlâkla onlara nasıl bir elbise biçileceğini, biz, mucizevî bir nazma sahip olan Kur’an-ı Kerim’den öğrenmekteyiz.

    Kur’an-ı Kerim, iffetin de yol ve yöntemini bize bildirmekte. Kasas Sûresi’nin 23. ayetinden 28. ayetine kadar hanımlara ve erkeklere iffetin 19 inceliğini öğreterek birbirlerine karşı nasıl iffetli davranacaklarını tarif etmektedir.

    Hz. Musa’nın iffetinden bahseden ve “Zinaya yaklaşmayın!” hükmünü açıklayan bu ayetlerin mealini verdikten sonra iffetin 19 inceliğini ayetlerin mucizevî nazmı arasında görmeye çalışalım.

    Kur’an-ı Kerim’in Kasas Suresi’nin 23. ayeti ile başlayıp 28. ayetiyle biten bölüm mealen şöyledir:

    (Musa) Medyen suyunun başına varınca, oranın halkından bir topluluğu, hayvanlarını sular*ken buldu. Onların gerisinde ise, hayvanlarını suya gitmekten alıkoyan iki hanım gördü. Onlara:

    – Bu hâliniz ne*dir, diye sordu. Dediler ki:

    – Çobanlar çekilmeden biz hayvanlarımızı sulamayız; babamız ise çok yaşlıdır (gelip hayvanları sulayacak hâli yoktur).

    Musa onların hayvanlarını suladı, sonra bir gölgeye çekildi.

    – Ey Rabb’im, dedi. Bana ihsan edeceğin her hayra muhtacım.

    Derken, o iki hanımdan birisi istihya üzere (utana utana, mahcup) bir yürüyüşle geldi.

    – Hayvanlarımızı sulamanın karşılığını vermek üzere babam seni çağırıyor, dedi.

    Musa gelip başından geçenleri onların babalarına anlattı. Babaları da Musa’ya:

    – Kork*ma, dedi. Artık o zalimler güruhundan kurtuldun. O hanımlardan biri şöyle dedi:

    – Babacığım, onu ücretle (çoban) tut! Şüphesiz, ücretle istihdam ettiğin en iyi kimse, güçlü ve güvenilir kimsedir. Babaları (Musa’ya) dedi ki:

    – Sekiz sene bana çalışman şartıyla şu kızlarımdan birini sana nikâh etmek isterim. On yıla tamamlarsan, o da senin bir lütfun olur. Ben sana güçlük çıkarmak istemem. Beni in*şaallah salih kimselerden bulacaksın. Musa:

    – Bu seninle benim aramda bir anlaşmadır, dedi. İki müddetten herhangi birini tamamladıktan sonra, artık bir çekişme olmayacak ve daha fazlası benden istenmeyecektir. Söylediklerimizi Allah görüp gözeticidir. (Kasas Suresi, 23–28)

    İffetin 19 inceliği

    Bu ayetler birçok hikmetin yanı sıra iffetin 19 inceliğini ders veriyor. Bu incelikleri şöyle sıralayabiliriz:

    İffetin 1. inceliği: İffetli hanımlar erkeklerle iç içe olmamalı ve bir kenarda durmalı. Ayet-i kerime buna “Onların (erkeklerin) gerisinde” ifadesiyle işaret ediyor.

    İffetin 2. inceliği: İffetli hanımlar erkeklerle iç içe bir araya getirecek sebeplerden uzak durmalı.

    Ayet-i kerime buna “Hayvanlarını suya gitmekten alıkoyan iki kadın” ifadesiyle işaret ediyor.

    İffetin 3. inceliği: İffetli hanımların yabancı erkeklerle konuşma zorunluluğu varsa maksadı anlatacak kadar kısa konuşmalı.

    Ayet-i kerime buna “Çobanlar çekilmeden biz hayvanlarımızı sulamayız; babamız ise çok yaşlıdır (gelip hayvanları sulayacak hâli yoktur)” ifadesiyle işaret ediyor. Burada ne az ne de çok bir ifade var. Maksadı anlatan çok kısa bir cümle seçilmiş. Çünkü Musa (a.s.) onlar için yabancı bir erkek.

    İffetin 4. inceliği: İffetli hanımlar yabancı erkeklerle karşılıklı sohbete sebep olacak tarzda konuşmamalı.

    Ayet-i kerime buna “Çobanlar çekilmeden biz hayvanlarımızı sulamayız; babamız ise çok yaşlıdır” cümlesindeki fazla açıklamayla işaret ediyor. Çünkü bu ifade karşılıklı konuşmaya sebep olacak şu muhtemel soruların hepsini karşılıyor: “Niçin erkeklerin gerisinde duruyorsunuz? Hayvanlarınızı niçin sulamıyorsunuz? O halde ne zaman sulayacaksınız? Sizin bir erkeğiniz yok mu? O halde niçin o gelip sulamıyor?” gibi… Bu muhtemel sorular karşılıklı konuşmayı doğuracağı için burada en iffetli cevap seçilmiş, tekrar soru sormaya imkân bırakılmamıştır.

    İffetin 5. inceliği: İffetli hanımlar yabancı erkeklerle sohbet kapısını açacak tarzda yuvarlak sözlerle değil kesin ifadelerle konuşmalı.

    Ayet-i kerime buna “Çobanlar çekilmeden biz hayvanlarımızı sulamayız” cümlesindeki olumsuzluğu ifade eden kesin hükümle işaret ediyor. O kadınlar “Biz sonra sularız” gibi genel bir cümle kullanmıyor. Çünkü o zaman bu ifade bir sohbet kapısını açabilirdi.

    İffetin 6. inceliği: Erkeklerin de yabancı hanımlarla konuşma zorunluluğu varsa onlar da sözlerini kısa tutmalı.

    Ayet-i kerime buna “Mâ hatbukuma” yani “Bu hâliniz nedir?” sorusuyla işaret ediyor. Çünkü Hz. Musa’nın (a.s) iffeti o kadınlardan daha fazla olduğu için onlara bir kelimelik soru soruyor.

    İffetin 7. inceliği: İffetli erkekler, iffetli sözlerle maksadına ulaşınca hanımlarla konuşmayı bitirip susmayı tercih etmeli.

    Ayet-i kerime buna, “Musa onların hayvanlarını suladı” cümlesiyle işaret ediyor. “Hayvanlarınızı sulamamı ister misiniz?” diye sormadan kalkıp onları suluyor. Çünkü her soru bir cevabı doğuracağından Hz. Musa iffetinden dolayı bu kapıyı açmıyor.

    İffetin 8. inceliği: Bir erkek bir hanıma iyilik yapmışsa iffetin gereği olarak o hanımdan gelecek teşekküre veya güzel sözlere meydan vermemeye çalışmalı.

    Ayet-i kerime buna “Sonra bir gölgeye çekildi” cümlesindeki “sonra” kelimesiyle işaret ediyor. Demek Hz. Musa (a.s.) sulamanın ardından herhangi bir konuşmaya mahal vermeden hemen oradan uzaklaşıyor.

    İffetin 9. inceliği: Şartlar ne kadar zorlarsa zorlasın iffetli hanımlar erkeklerle iç içe bir arada bulunmamak için elden geldiğince gayret göstermeli.

    Buradaki ayet-i kerimelerden anlıyoruz ki o kadınlar: “Hayat şartları bizi zorluyor? Beraber gideceğimiz mahrem bir erkeğimiz de yok. Hem subaşında insan çok olduğu için halvet de olmaz. Ayrıca onları beklersek geç de kalırız. O halde erkeklerin arasında biz de hayvanlarımızı sulayabiliriz” demiyorlar. Bütün bu haklı sebeplere rağmen iffetlerinin gereği olarak erkeklerin gerisinde beklemeyi tercih ediyorlar.

    İffetin 10. inceliği: İffetli hanımlar yabancı erkeklerle iç içe beraber olmamak için onların azlığına veya çokluğuna bakmamalı.

    Ayet-i kerime buna “Çobanlar çekilmeden biz hayvanlarımızı sulamayız” cümlesindeki kapsamlılıkla işaret ediyor. Çünkü o kadınlar “Çobanlar biraz azalsın da biz hayvanlarımızı öyle sularız” demiyorlar.

    İffetin 11. inceliği: İffetli bir erkek iyilik yaptığı bir hanımla tekrar karşılaşırsa –8. maddedeki sakıncaya düşmemesi için– samimi sohbete kapı açacak herhangi bir söz söylememeli.

    Bu ayetlerden anlıyoruz ki o kadınlardan birisi geri dönüp Hz. Musa’nın (a.s) yanına geldiğinde, Hz. Musa (a.s.) ona, “Buyurun! Nasıl yardımcı olabilirim? Seni bana birisi mi gönderdi? Benden bir şey mi istiyor?” gibi sohbet kapısını açacak herhangi bir şey sormuyor.

    İffetin 12. inceliği: İffetli hanım da daha önce kendisinden iyilik gördüğü yabancı erkekle karşılaştığında samimi sohbete kapı açacak sözler sarf etmemeli.

    O hanım Hz. Musa’nın (a.s.) yanına vardığında “Siz iyi bir insansınız. İyiliğiniz için teşekkür ederiz. Sizi eve davet edip iyiliğinizin karşılığını ödemek istiyoruz” gibi kendisinin veya kız kardeşinin duygularını hissettiren bir cümle kullanmıyor. Hz. Musa’nın (a.s.) sorabileceği muhtemel soruların cevabını veren, kendi duygularını hiç dikkate vermeyen ve isteği kendisine değil babasına isnat eden kısa ve iffetli bir cümle söylüyor: “Hayvanlarımızı sulamanın karşılığını vermek üzere babam seni çağırıyor.”

    İffetin 13. inceliği: İffetli hanımlar yolda yürürken “tam bir hayâ” veya tam bir mahcup eda içinde yürümeli.

    Ayet-i kerime buna “istihya üzere (utana utana, mahcup) bir yürüyüşle geldi” cümlesiyle işaret ediyor. O kadın, süslü püslü bir kıyafetle, çalımlı, sallana sallana, sağa sola bakarak, dikkatleri kendi üzerine çekerek ve gönül eğlendiren bir tavırla yürümüyor. Çünkü ayet-i kerimede “hayâ” kelimesi yerine “istihyâ” kelimesi geçiyor ki üç harflik bir fazlalıkla ondaki mahcupluğun ve utanma duygusunun ileri seviyede olduğunu ve yürüyüşüne bunu yansıttığını gösteriyor.

    İffetin 14. inceliği: İffetli hanımlar yabancı erkeklerle konuşurken iffetli bir şekilde konuşmalı.

    “O iki hanımdan birisi istihya üzere (utana utana, mahcup) bir yürüyüşle geldi” ifadesinin tefsiri hakkında, İbn Kesir’de, Hz. Ömer’den sahih bir rivayet naklediliyor. Hz. Ömer şöyle diyor: “O kadınlardan biri utana utana yürüyüp ona geldi. Elbisesiyle yüzünü örtmüştü. O, ileri geri konuşan yüzsüz bir hanım değildi.”

    İffetin 15. inceliği: İffetli hanımlar evden dışarı çıkma hususunda iktisatlı davranmalı. Yani, işi güven içinde sonuçlandırabilecek kaç hanıma ihtiyaç varsa o kadar hanımla beraber çıkmalı.

    Ayet-i kerime buna “O iki kadından birisi… geldi” tabiriyle işaret ediyor. Çünkü babalarının talebini Hz. Musa’ya (a.s) haber vermek için bir hanımın çıkması yeterlidir. Koyunları sularken iki hanıma ihtiyaç duyulduğu için o görevi iki hanım beraberce yapmışlardı.

    İffetin 16. inceliği: İffetli hanımlar, iffet konusunda prensip sahibi olmalı. Zaman zaman değil, her zaman iffetli davranmalı.

    Ayet-i kerime buna “Çobanlar çekilmeden biz hayvanlarımızı sulamayız” cümlesindeki “sulamayız” fiil kipiyle işaret ediyor, geçmişi de geleceği de içine alan bir prensibi nazara veriyor. Yani o hanımlar bu ifadeyle, “Bizim prensibimiz, âdetimiz böyle. Biz hiçbir zaman çobanlar çekilmeden hayvanlarımızı sulamayız” diyorlar.

    İffetin 17 ve 18. inceliği: İffetli hanımlar belirli bir erkekten ve onun niteliklerinden bahsederken sözlerine iffeti yansıtmalı.

    Ayet-i kerime buna “Babacığım, onu ücretle (çoban) tut! Şüphesiz, ücretle istihdam ettiğin en iyi kimse, güçlü ve güvenilir kimsedir” cümlesiyle işaret ediyor. Çünkü o hanım babasına teklifini yaparken birinci olarak Hz. Musa’nın adını anmadan yapıyor, ikinci olarak onun özelliklerinden bahsederken genel ifade kullanıyor. Kendisine sorulmadan “Musa güçlü ve güvenilir bir kimsedir. Bizim için böyle böyle yaptı” demiyor. Sadece ücretle çalışan bir kimsede olması mutlaka şart olan iki özelliği dikkate veriyor: “güçlü” ve “güvenilir”.

    Bu hususta İbn Kesîr’in tefsirinde şöyle bir kayıt yer alıyor:

    “Ömer, İbn Abbâs, Kâdî Şureyh, Ebu Mâlik, Katâde Muhammed İbn İshâk ve birçokları şöyle diyorlar: Kız, babasına “Şüphesiz, ücretle istihdam ettiğin en iyi kimse, güçlü ve güvenilir kimsedir.” dediğinde, babası:

    – Bunu sana öğreten nedir? diye sormuş. Kızı da şöyle demiş:

    – Çünkü o, on erkeğin taşıyabileceği kayayı kaldırdı. Ben onunla beraber gelirken onun önüne geçmiştim de bana:

    – Arkamdan gel, ben yoldan sapacak olursam bir çakıl taşı at ki onunla yolu bileyim ve doğru yoldan gideyim, dedi.

    İffetin 19. inceliği: Erkek erkeğe konuşma yapılırken detaylı bir şekilde konuşulabilir. Ancak iffetli erkek yabancı hanımlarla konuşurken maksadı ifade edecek kadar kısa konuşmalı.

    Ayet-i kerime buna, “Musa gelip başından geçenleri onların babalarına anlattı” cümlesiyle işaret ediyor. Hz. Musa (a.s.) ilk başta o hanımların her ikisiyle ve daha sonra onlardan biriyle konuşurken sözlerinde iktisat etmişti. Babalarının yanına geldiğinde ise başından geçenleri bir bir anlatmıştır.

    En iyisini Allah bilir.

    Sonuç olarak, peygamberler gibi mükemmel bir imana ulaşamayan birine imansız denilemeyeceği gibi, yine onların derecesinde İslam’ı yaşamaktan aciz olanlara da gayr-i müslim denilemez. Binaenaleyh, iffeti bu ayetlerde işaret edilen incelikte hayatına yansıtamayan birine iffetsiz denilmemeli. Yani, herkes yaşayabildiği kadar mümindir, Müslüman’dır ve iffetlidir. Yeter ki imanını götürecek bir küfür, İslamiyet’i yıkacak bir itaatsizlik ve iffeti yok edecek zina gibi bir günaha düşmesin.

    Allah hepimizi Kur’an’ın tarif ettiği iffetle hayatını şekillendirenlerden, tövbe istiğfarla onu parlatanlardan eylesin.

    Moral Dergisi





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  9. #9
    Vefakar Üye nura sevdalı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    HaTaY KıRıKHaN
    Mesajlar
    487

    Standart

    çok saol gerçekten güzeldi kendimize rehber yapacağız nitelikli yazılardı ALLAH raı olsun

    KİMİN HİMMETİ YANLIZ NEFSİ İSE;O İNSAN DEĞİLDİR.


    MÜSLÜMANLARIN HAYAT-I İÇTİMAİYE-İ İSLAMİYEDEKİ SAADETLERİNİN ANAHTARI ,MEŞVERET-İ ŞER'İYYEDİR.


    YAŞASIN SIDK! ÖLSÜN YE'S! MUHABBET DEVAM ETSİN!ŞURA KUVVET BULSUN!BÜTÜN LEVM VE İTAB VE NEFRET,HEVA HEVESE TABİ OLANLARA OLSUN;SELAM VE SELAMET,HÜDAYA TABİ OLANLARIN ÜSTÜNE OLSUN!


  10. #10
    Ehil Üye nur-35 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    izmir
    Mesajlar
    1.337

    Standart

    Alıntı Şahide Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

    Bediüzzaman’ın vasfıdır iffet. İki sene Bitlis valisi Ömer Paşa’nın konağında ikamet ettiği halde onun altı kızından üç büyükleri birbirinden tefrik edip tanımaması hâlidir. “Neden bakmıyorsun?” diye sorduklarında, “İlmin izzetini muhafaza etmek beni baktırmıyor” şeklinde izah eder bu hâli Bediüzzaman. Bunun malûm meyvesi telif edildiği tarihten bugüne kadar sayısı hadde hesaba gelmez insana kurtuluş reçetesi olan eserleri, Kur’ân hakikatleridir.
    Demek iffetli olma hâli bir erdem, onu muhafaza ise çetin bir imtihandır; sabredip istikamette olana meyvesi ise, iki cihan saadetini bahşetmesidir.

    Kadının fıtratı edep ve iffet üzerinedir


    Belki hatalı olan, aşkı meşru daire içinde yaşamaktan kaçınmaktır. Sabırsızlık gösterip helâl dairesinin keyfe kâfi, yeter ve artar olduğunu unutmak; dahası da aşka âşıkın kaldıramayacağı çok büyük manalar yüklemektir.
    İkili insan ilişkileri bugün hayatın merkezine o kadar alınmış ki, TV dizileri yoluyla insanın bu dünyaya gönderiliş amacının aşk olduğu ve ne pahasına olursa olsun yaşanması gerektiği şırınga ediliyor âdeta! İlân-ı aşk edilmeyen birisi de dünyada değersiz, işe yaramaz bir varlık olarak görüyor kendisini.

    Aşka dair öykülerde, “Aşkı helâl dairesi dışında arayanların elleri ve kalpleri bomboştur. Aşk, ancak sadakat ve mahremiyetle beslenir. Sokaklarda yağmalanan, üryan, anonim biçimlere bürünen ucuz ve vefasız aşklar, asıl aşkın itibarını zedeliyor” denir.
    “Kim âşık olur da iffetini korur, halini gizler ve bu yüzden ölürse şehit olarak vefat eder.” (Keşf’ül Hafa)

    “Gönül ferman dinlemez!” diyenlerin kulağına küpe olsun!

    İnsanın kalbi Allah sevgisinin tecelligâhı, muhabbetin makamı olduğuna göre Rabbinden gelen fermanı, baş göz üstüne kabul ediyor.

    Zeynep Çakır
    Bizim Aile Dergisi
    daha ne söylenebilirki?
    İMAN TEVHİDİ TEVHİD TESLİMİ
    TESLİM TEVEKKÜLÜ
    TEVEKKÜL SAADET-İ DAREYNİ İKTİZA EDER (SÖZLER)

    ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Hz Fatma'dan İffet ve Tesettürde Bir Zirve
    By salihAta in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 26.05.08, 16:00
  2. İffet, Meşru Dairede Yaşamayı Gerektirir
    By melekseker in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 19.04.08, 19:58

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0