BABA OLMAYA DAİR...

Bir insanın hayatında öyle olağanüstü olaylar vardır ki, insanlık için o kadar da kıymet ifade etmez çoğu zaman.

Mesela doğum... Sizi hayatla, dünyayla, dünya üzerinde sevdiğiniz, sevmediğiniz her şeyle tanıştıran doğum. O her yıl kutladığınız, özgeçmişinizin başına yazdığınız doğum.

Ömrünüzün başlangıç noktası…

Oysa milyarlarca insan yaşamıştır bunu. Yaşadıkları için “insan” olarak kayda geçmişlerdir. O milyarlar içinde bir insanın, her hangi bir insanın doğumu rakamsal değerinin ötesinde ne anlam ifade edebilir ki…

Yahut ölüm.

Bir insan için kendi ölümünden daha önemli ne vardır şu dünyada.

Oysa her gün binlerce insan ölür, haberimiz bile olmaz.

Baba olmak da öyle bir şeydir.

Milyarları bulan sayıda baba vardır yeryüzünde. “Milyarlarca olan bir şey nasıl olağanüstü olabilir ki?” Diyebilirsiniz.

Herkesin yaşadığı bir şey nasıl özel olabilir, diye düşünebilirsiniz.

Oysa yaşadığınızda anlarsınız, nasıl bir olağanüstülük olduğunu.

Ama bu kadar çok erkeğin yaşadığı bir deneyimi özel yapan şeyler hakkında ne söylenebilir ki?

Bu ufo görmek gibi değildir, düşünce gücüyle kaşık eğmeye de benzemez. Ne Galata Kulesi’nden Üsküdar’a uçmuşsunuzdur, ne de aynı anda birden fazla yerde bulunmuş…

Baba olmuşsunuzdur alt tarafı, baba.

Her erkeğin başına gelebilecek gayet “fizyolojik” bir şey.

“Aaa öyle mi?” diyenler bile çok şaşırmamıştır, bilirsiniz.

Ne anlatabilirsiniz ki, daha önce kimsenin anlatmadığı?

Kırk yıllık babaların dudaklarını bükerek “Peh… O da bir şey mi?” demeyecekleri, okuyanların “Filancanın yazısında da vardı” diye tekrarınızı yüzünüze vurmayacağı ne yazabilirsiniz ki?

Bir bebeğin gülüşü mü?

İlk sözcüğü mü?

İlk adımı mı?

“Aaa evet” diye söze başlayıp, kendi tecrübelerini anlatacak o kadar çok insan vardır ki etrafınızda…

Belki “baba olmaya” dair bir şeyler söylemek gerek.

Ama ondan önce belki baba olmayı öğrenmek gerekir. Hatta ondan da önce baba olduğunu öğrenmek. Doğan her bebekle sevinmek, ölen her bebeğin ardından üzülmekten başka bir şey olsa gerek baba olmak.

Ve hepsinden de önemlisi, öğrenmekten de önemlisi, bazı şeyleri gözden geçirmek, kendi kendine verdiğin sözler hakkında tekrar düşünmek gerek.

Mesela her zamanın farklı şartları olduğunu, geleceğin çocuklarını “Bizim zamanımızda” diye başlayan cümlelerle geçmişin şartlarına zorlamanın anlamsızlığından yola çıkılarak verilen sözler…

Zaman ne kadar değişirse değişsin, çocuk olmanın, genç olmanın kendine has şartlarının değişmediğini hatırlayarak verilen sözler…

Baba olduktan sonra da, baba olmayanları, olmayacakları, baba olup da evladını kaybedenleri daima anlayacağına dair verilen sözler…

Her bir nefes için edilmesi gereken şükür unutulsa da, onların her bir nefesi için şükredeceğine dair verilen sözler…

İyiyi, güzeli, doğruyu öğretmenin önüne ihmalin, öfkenin geçmeyeceğine dair verilen sözler.

Bazen bilmediğini kabullenmenin en büyük olduğunu daima hatırlayacağına dair verilen sözler.

Yerine getirilemeyecek sözler vermeyeceğine dair verilen sözler.

Ve bir de…

Hiçbir şeyi sıradan görmemeye, hiçbir şeyi “alt tarafı” diye küçümsememeye, hiçbir şeye “gayet doğal” muamelesi göstermemeye dair verilen sözler.

Baba olmak belki de kendi hayatındaki olağanüstülükleri, dünyayı kurtarmaktan önemli görmenin dönüm noktasıdır.

murat çetin
Genç yaklaşım dergisi