+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Aile

  1. #1
    Ehil Üye delailinnur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    1.368

    Standart Aile

    “İnsanın, hususan Müslümanın tahassüngâhı ve bir nevi cenneti ve küçük bir dünyası aile hayatıdır.” Lem’alar

    “Bir ailenin saadet-i hayatiyesi, koca ve karı mâbeyninde bir emniyet-i mütekabile ve samimi bir hürmet ve muhabbetle devam eder.” Lem’alar

    “Hevesât-ı nefsaniye ile erkeklerin karılaşması, karıların hayasızlıkla erkekleşmesine sebeptir.” Sünuhat

    Kâinat nizam ve hikmet beldesi... Onda ne gayesiz tek bir element, ne de hikmetsiz, vazifesiz birtek terkib mevcut.

    Birbirine yardım ederek bir beden teşkil eden organlardan, güneş sistemine ve yıldız kümelerine kadar bütün kâinat bize şu hakikatı ders veriyor. Âlemde gereksiz, hikmetsiz hiçbir ittifak mevcut değil...

    Bu yardımlaşma silsilesinin en kıymetli halkası: Aile... Elbette onun da çok kıymetli bir gayesi olmalı. Nedir bu gaye? Bu sorunun cevabı, “tarafların şehvet tatminleri” olamaz. Zira, böyle bir cevap ile akla hemen şöyle bir soru gelir: Aile hayatı bu gayeyi dar bir kalıba sıkıştırmış olmuyor mu? Bu noktada hayvanlar âlemi insanlardan çok daha ileri değil mi?

    Sorumuza bir başka cevap arıyor ve şöyle diyoruz: Kadın ve erkeğin ayrı ayrı kabiliyetleri, başka başka hususiyetleri, aile çatısı altında müştereken değerlendiriliyor ve taraflar her hususta birbirini tamamlıyorlar... Bu cevapta bir hakikat payı olmakla birlikte, mesele sadece dünya hayatının rahat ve huzuru açısından değerlendirildiğinde, bu cevap da ruhu tatmin etmiyor. Karşımızda, dününden kedersiz, yarınından endişesiz ve her türlü ihtiyacını rahatlıkla gören, elbise, yakacak, mobilya derdinden uzak, gününü gün eden ve dünyanın tadını çıkaran bunca hayvan varken böyle bir cevapla nasıl tatmin olabiliriz. Bir atoma beldeler sarsacak bir kudret ve hikmet yerleştiren bu kâinat sahibinin, insandaki bu iki cinsi bir araya getirmesini sadece dünyevî bir gayeyle izah etmek kabil değil...

    Bu düşünce bizi hakikatın kapısına getiriyor. İçeri giriyor ve görüyoruz ki, bu dünya hikmet dünyası ve sebepler âlemi... Ne gökten elma yağıyor, ne yerden insan bitiyor. Meyve için ağaca, çocuk için izdivaca ihtiyaç var. Bu bir İlâhî kanun. Taraflar bu kanuna riayet ettikleri takdirde, nasiplerinde de varsa, kendilerine çocuk ikram ediliyor. Dünyaya imtihan için gönderilen ve yol iz tanımayan bu minnacık misafirin emrine Cenâb-ı Hak, onun ebeveynini veriyor; onları buna hizmet ettiriyor. Bu hizmetçiler için bu küçük misafir, bir yönüyle lütuf, bir başka yönüyle azap vesilesi. Zaten, bebeklerle hayvan yavrularının ve dolayısıyla da evlenmeyle çiftleşmenin en büyük farkı da bu noktada karşımıza çıkıyor.

    Evet, çocuk, ebeveyni için bir lütuftur. Çünkü, onlar Allah’ın bu narin, nazlı ve Cennet namzedi bahtiyar mahlûkuna yaptıkları hizmetler için sevap kazanıyorlar. Ona yedirip içirdikleri, onlar için bir sadaka oluyor. Hayatında bir tek muhtacın dahi yüzünü güldürmemiş en cimri bir insan bile, çocuklarına yaptığı masraflar dolayısıyla sadaka sevabına nail oluyor. Yine lütuf, çünkü, ona nereden gelip nereye gittiğini, bu dünya hayatında vazifesinin ne olduğunu güzelce anlattıkları takdirde, İlâhî emirleri tebliğ ve insanları irşad şerefinden, O ulvî Peygamberlik görevinden, küçük bir dairede de olsa hissedar olmuş oluyorlar. Ayrıca o çocuğun bir ömür boyu işleyeceği bütün güzel amellerinden de hisse alıyorlar...

    “Ey iman edenler! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu Cehennem ateşinden koruyun. Onun yakıtı insanlar ve taşlardır.” (Tahrim Sûresi, 6)

    “Hepiniz çobansınız, hepiniz raiyetinizden (idare ettiğiniz kimselerin hukukundan) mes’ulsünüz.” Hadis-i Şerif


    Çocuk diğer yönüyle bir azap vesilesi... Zira, ebeveyni o İlâhî emanete, o Cennet yolcusuna Rabbini güzelce tanıtmadıkları, terbiyesine lâyıkınca dikkat etmedikleri takdirde, onun işleyeceği günahlardan mes’ul tutuluyorlar. Öte yandan, onun dünyevî saadeti namına, bazan kendi âhiretlerini tehlikeye atıyor, meşru olmayan kazanç yollarına teşebbüs ediyorlar.

    “Doğrusu, mallarınız ve evlâtlarınız bir fitnedir” (Tegabün Sûresi,15)

    “Ane-babanın çocukları üzerindeki hakkı nedir?” diye soran bir adama, Resul-ü Ekrem (a.s.m.) şöyle buyurdu:

    “Onlar senin ya cennetin, ya da cehennemindir.”


    Kısacası, “aile” ve dolayısıyla “evlenme” denilince akla ilk olarak çocuk ve onun terbiyesi gelmelidir.

    Ruhu iman ile nurlanmış ve İslâm ile terakki etmiş bir genç kız, evlilikte en önemli faktör olarak çocuk terbiyesini görür. Müstakbel yavrusunun ebedî saadetini daha şimdiden düşünür ve evliliğini bu şuurla gerçekleştirir. Bütün bir kâinattan süzülen gıdaların, anne bedeninde ayrı ve hususî bir ameliye daha geçirerek, o yavrunun boğazına berrak bir süt olarak akmasındaki rahmet tecellisini nazara alır. O zaman, Allah’ın bu kadar lütufla beslediği o çocuğu, aile için bir yük addetmez. Onun terbiyesini evinin mobilyasından, kendi süs eşyalarından daha önemsiz görmez. Onu hizmetçi kızlara, yahut kreşlere emanet etmez. O bebeğin narin bedeni anne sütüne ne kadar muhtaç ise, o pırıl pırıl ruhunun da anne şefkatine en az o kadar muhtaç olduğunu bilir. O gülü soldurmaz, arkasından teessüfle baktırmaz; onun o günahsız gözlerini yollarda komaz... Gününün en verimli saatlerini şu veya bu işe değil, bizzat ona ayırır. Onunla ilgilenmeyi, mesai yorgunluğunu olanca ağırlığıyla hissettiği ve artık onun da uyumaya hazırlandığı en verimsiz saatlere bırakmaz.

    Bir erkek de bu şuura sahip olduğu takdirde, kadını çocukları için en tesirli bir mürebbi görür ve evliliğinde bu noktayı birinci plânda tutar. İslâm’a göre çocuğun babası üzerindeki şu üç büyük hakkını dikkate alır:
    –Temiz ve ahlâklı bir annenin seçimi.
    –Güzel bir isim.
    –Dinî terbiye.
    İslâm, henüz dünyaya gelmenin çok ötelerinde bulunan bir çocuğun, babası üzerindeki birinci hakkını, “ona temiz ve ahlâklı bir anne seçmesi” olarak tespit etmekle, çocuk terbiyesini pedagogların ve sosyologların hayallerinin dahi varamayacağı bir noktadan başlatmış oluyor. Bir erkek, müstakbel zevcesini seçerken bu birinci ölçüde hassasiyet gösterdiği takdirde, üçüncü görevi büyük ölçüde rahatlayacaktır.

    İşte ailenin bu temel görevi taraflar arasında yapılan bir ahitleşme ile tespit edilir: Nikâh... Bununla erkek, hanımının ve müstakbel çocuklarının maişetini üstlenirken, kadın da kendisini sadece kocasına ve yuvasına hasredeceğini taahhüt etmiş olur.

    Bir Hadis-i Şerif’te: “Kadının kocasına itaatinin ve onun hakkını korumasının, harp eden mücahidlerin sevabına denk olduğu” zikredilir.

    Nikâh bir yönüyle de tarafları günahlardan sakındırmak için büyük bir vesile...

    “Onlar (kadınlarınız) sizin için bir libas, siz de onlar için bir libas mesabesindesiniz” (Bakara Sûresi, 187)


    Kadın ve erkeğin bu yardımlaşmayı şuurla yerine getirmeleri gerekiyor. Şu âyet-i kerime, her hususta olduğu gibi, bu vadide de büyük bir rehber:

    “İyilikte ve takvada (günahlardan sakınmada) yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın. Allah’dan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çok şiddetlidir.” (Maide Sûresi, 2)


    Erkek olsun kadın olsun, her insanın dünyaya gönderiliş hikmeti, Kur’an-ı Kerîm’de “ibadet” olarak tespit ediliyor. İbadet, yâni Allah’ın marifetinde mesafeler katetmek, onun emirleri dairesinde bir ömür geçirmek ve sonunda Cennete lâyık bir kul olarak O’na rücu etmek... İşte bu gayenin gerçekleşmesinde taraflar birbirine yardımcı olacaklardır. Tâ ki beraberlikleri ölümle son bulmasın; ebediyyen devam etsin...


    Ne mutlu o kocaya ki, kadının diyanetine bakıp taklit eder; refikasını hayat-ı ebediyyede kaybetmemek için mütedeyyin olur.

    Bahtiyardır o kadın ki, kocasının diyanetine bakıp “ebedî arkadaşımı kaybetmiyeyim”, diye takvaya girer. Lemalar

    Bu noktada aile hayatının en büyük hikmetiyle karşı karşıya bulunuyoruz: Peygamberimizin (a.s.m.) ihbarıyla, bu dünya âhiretin tarlası olduğuna göre, aile hayatından bu dünyada alınan rahat ve lezzet, ancak bir çekirdek hükmünde... O çekirdek lâyıkınca beslenir, büyütülürse, âhirette bir saadet ağacı olacak ve en mükemmel neticesini o âlemde verecektir.

    Cennet bu dünyadan ne kadar ulvî ise, o âlemde mü’min kadın ve erkeklerin bir arada bulunmaktan alacakları zevk ve saadet de bu dünyadakinden o kadar mükemmeldir.

    Bu vadide verilen bir İlâhî müjdeyi mealen kaydedelim:

    “İman edip salih amel işleyenleri ise müjdele. Kendileri için altından ırmaklar akan cennetler var. Kendileri için orada pâk, çok pâk zevceler var. Hem onlar orada ebedî kalacaklar.” (Bakara Sûresi, 25)


    Pâk zevceleri, müfessirlerimiz erkekler için tertemiz kadınlar, kadınlar için de tertemiz erkekler olarak izah buyuruyorlar. Tertemiz, yâni onlar için ne maddî bir kir ve hayız, ne de manevî bir ahlâksızlık, uygunsuzluk, geçimsizlik söz konusu değil...

    İşte aile hayatının asıl hikmeti, Âhirette vereceği bir ulvî ve ebedî netice...

    Kadın-Erkek Eşitliği

    Kadın erkek eşitliği söz konusu mudur? şeklindeki bir soruya hemen “evet” veya “hayır” demek çok zor. Çünkü, soru bu hâliyle yeterince açık değil. Onu bir başka soru ile açmak gerekiyor. “Nerede? Hangi konuda? Ne yönden?” gibi.

    Eğer, “hukukî açıdan” soruluyorsa cevap olarak “evet” diyebiliriz.

    Eğer, “her hususta” denilirse, o zaman, bu soruya cevap vermeye gerek kalmayacaktır. Zira, cevabı sorunun içindedir. Madem ki, iki ayrı cinsten söz ediliyor. Öyleyse mutlak eşitlik nasıl düşünülebilir?

    Aynı cins, renk, şekil ve olgunlukta iki elmayı yan yana koyup “Bunlar birbirine eşit mi? diye sorabiliriz. Ama, aynı mantık içerisinde, “Kadın, erkeğe eşit midir?” diyemeyiz. Kadınla erkeğin eşit oldukları sahalar bulunduğu gibi, erkeğin kadını çok gerilerde bıraktığı, yahut onun çok gerisinde kaldığı sahalar da mevcut. Onun için, meseleyi sadece bir tek kelimeyle çözümlemek mümkün değil.

    Eğer, “Aile içindeki hâkimiyet yönünden kadınla erkek eşit midir?” deniliyorsa, bu konuyu yazımın sonuna bırakacağım.

    Şayet, “kadınla erkek arasında insanlık itibariyle, yâni, iyi insan, üstün insan olma noktasında bir fark var mıdır?” diye sorulursa o zaman şunu hemen belirtmek isterim:
    Hâkimiyet başka, üstünlük ve fazilet daha başkadır. Bu ikincisinde hemen çalakalem şu yahut bu üstündür, demek çok zordur. Çünkü, ister kadın ister erkek olsun, her insan Allah’ın kuludur. O, hangi kulunu üstün tutuyor, daha çok seviyorsa ve hangi kulundan razı ise üstünlük ancak onundur. İlâhî ferman olan Kur’an’a baktığımızda, üstünlük ölçüsü olarak, karşımıza “cinsiyet”in değil “takva”nın çıktığını görüyoruz. Evet, Allah indinde üstünlüğün ölçüsü takvadır.

    Nedir takva?
    En kısa ifadesiyle Allah’tan korkmak, günahlardan sakınmak, O’nun razı olmadığı hareket, tavır, hal ve sözlerden uzak durmak. Rızasına ermeyi en büyük maksat bilip, bunu kaybetmekten son derece korkmak.

    İşte, kim böyle yaparsa üstün insan, faziletli insan odur. Bu noktada cinsiyete itibar edilmemiştir.

    Takva dendi mi hemen “salih amel”i de hatırlıyoruz. Salih amel, yâni, hayırlı, güzel işler görmek... Onda da cinsiyete itibar edilmiyor. Meselâ okunan her Kur’an harfine karşılık on sevap verilmişse, bu bütün insanlar için böyledir. Kadına daha az, erkeğe daha çok sevap söz konusu değil.

    Soruyu bir de psikolojik yönden ele alabilir ve şöyle sorabiliriz:
    Kadınla erkek arasında psikolojik yönünden farklılık var mıdır?
    Bu soruya hiç tereddüt etmeden “elbette” diye cevap verebiliriz. Kadınla erkek arasındaki psikolojik farklılık kendini çocukluk çağından itibaren göstermeye başlar. Erkek ve kız çocukların oyuncakları farklıdır. Bir kız çocuğu en çok “oyuncak bebekler”i sever. Henüz evlilik nedir bilmediği o yaşlarda, bebeklerini bağrına basar, öper, elbiselerini değiştirir, beşikte sallar ve uyutur. Günün büyük bir kısmını onlarla geçirir. Erkek çocuk ise, taksi, uçak, tabanca gibi oyuncaklara daha fazla rağbet gösterir.

    Bu çocuklar büyüdüklerinde bu defa, sohbetleri değişir. Erkeklerin toplantılarında daha çok, iş hayatı yahut politika konuşulurken, kadınlarda ön sırayı ev eşyaları ve örgüler alır.

    Kabiliyet yönünden de iki cins arasında bariz bir fark var. Erkek, terkip ve tahlilde, kadın ise taklit ve ezberde daha ileri. Bir misal ile anlatmak gerekirse; erkek bir mimarî eseri ortaya koymakta, onun bütün bölümlerini güzelce yerleştirmekte, kadından daha ileri... Kadın ise, o eserin herhangi bir bölmesini ince nakışlarla süslemekte erkekten çok daha hassas.

    Erkek dış âleme daha açık. Şefkatte kadından geri, ama teşebbüs kabiliyetinde ileri. Kadın ise erkeğe nispeten daha içe dönük. Bunun en büyük faydası, yavrusuna ve yuvasına göstereceği ihtimam...

    Bu iki cinsin zaafiyetleri de farklılık gösteriyor: Erkekte, tahakküm ve baskı hastalığı mevcut. Kadında ise, gösteriş ve desinler belâsı...

    Kadının en bariz bir özelliği de hassasiyeti... Buna “teessürîlik” deniliyor. Kadın, çevre tesirlerinden etkilenmekte erkekten daha hassas... Dolayısıyla, telkine kapılmaya, aldatılmaya ondan daha müsait. Yaldızlı sözlere kanmakta daha zavallı.

    Kadında sezgi gücü, erkekten çok kuvvetli...

    Değişikliğe ondan daha çok ihtiyaç duymakta... Yenilik ve heyecana daha açık.
    Vücut büyüklüğü itibariyle ve güç-kuvvet yönünden, kadın erkekten genellikle daha geri. Bunun neticesi olarak, sığınma ihtiyacı kadında kendini daha fazla hissetiriyor... Ama bazılarında bu ihtiyaç, aşağılık kompleksine dönüşüyor; bu da erkeklik kompleksi olarak kendini gösteriyor.

    Kadın, hayat arkadaşına -ona nispetle- daha çok bağlı. Ondan daha vefalı.

    Dünya sevgisinde ve şehvette erkekten çok ileri. Dolayısiyle, şeytana âlet olmaya daha müsait.

    Kadını bu psikolojisi içinde değerlendirmeli ve onun erkekleşmesine değil, ideal bir kadın olmasına çalışmalıyız.

    Etrafımıza şöyle bir göz atalım. Bütün canlılarda bedenler ve ruhlar arasında mükemmel bir uygunluk var. Ceylan ruhunu arslan bedenine sokmak ve onu arslanca davranmaya zorlamak, en başta o sevimli ruha zarar verir. Her kükreyişte ruhundaki letafetten birazını kaybeder; her hamlede kendi öz güzelliğinden bir parçayı harap eder.

    Bunun bir başka türlüsü, erkekle kadın arasında geçerli. Bu iki cinsin bedenlerindeki farklılık ruh yapılarında da görülüyor.

    Bunu bilmezlikten gelip, kadın-erkek eşitliği diyerek kadını erkekçe davranışlara itmek en başta kadına zarar verir.

    Aslında, bu vadide gösterilen kasıtlı ve yoğun faaliyetler, bir bakıma hiçbir şeyi değiştirememiştir. “Hüküm çoğunluğa göre verilir” kaidesinden hareketle şöyle diyebiliriz: Kadınlar yine fabrikatör olmaktan çok işçi, hâkim olmaktan çok kâtip, amir olmaktan çok sekreter, pilot olmaktan çok hostes, patron olmaktan çok tezgâhtardırlar. Zira, yaratılışı değiştirmek mümkün değildir.
    Maalesef, kadına lâyık olduğu yeri bir türlü veremedik. Ya zaifliğini bir suçmuş gibi değerlendirdik; onun rızkı bize bağlıymışçasına, kendisine aşırı derecede hükmetmeye kalktık, ona haksız muamelelerde bulunduk. Yahut, kendisine çok fazla fırsat verdik, onu erkekliğe heveslendirdik ve mahvettik.

    Şimdi biraz da aile içerisindeki hâkimiyet meselesi üzerinde durmak istiyorum.

    Her iki cinsin de yaratıcısı, sahibi, maliki olan Allah, Kur’an-ı Kerîm’inde şöyle buyuruyor:

    “Erkekler kadınlar üzerine hâkimdir (idarecidir). Çünkü Allah Teâlâ onların bazısını bazısı üzerine tafdil buyurmuştur (üstün yaratmıştır). Ve (erkekler) mallarından infak etmektedirler (kadınlara harcamaktadırlar). Saliha kadınlar itaatlidirler. Allah u Teâlâ’nın hıfzı sayesinde gaybı (kocalarının gıyabında, ırz ve mallarını) muhafaza ederler.”

    (Nisa Sûresi, 34)


    Bu âyet-i kerime hakkında yapılan özlü bir tefsiri takdim ediyorum:

    “Erkekler kadınlar üzerine hâkimdir. Aile içerisinde hâkimiyet, yâni aile fertlerini koruyup gözetme vazifesi, erkeğe verilmiştir. Âyetten, erkeğin bu vazifeyi yapmak üzere kadından daha üstün kılındığı anlaşılmakla beraber, açıkça ‘erkekleri kadınlardan üstün kılmıştır’ yerine ‘bazısını bazısından üstün kılmıştır’ buyurulmasının da, daha başka mânâları vardır. Şöyle ki, bu tarz ifadeden anlaşıldığına göre, gerek kadının gerek erkeğin birbirinden üstün tarafları vardır. Aile çatısı altında, her iki tarafın üstün meziyetleri birleştirilir ve ailenin ihtiyaçları yanında, saadeti de temin edilmiş olur.

    Yine bu tarz ifadeden şu mânâ anlaşılmaktadır:

    ‘Her erkek her kadından üstündür’, diye bir hüküm vermek doğru olmaz. Bazı kadınların müstesna bir yaratılışa sahip oldukları, yine bazı erkeklerin de, erkeğe ait hususiyetleri taşımada, bazı kadınlardan daha kifayetsiz oldukları ayrı bir gerçektir.

    Bununla beraber, aile en küçük bir cemaat olması itibariyle, onun her halükârda bir hâkimi olacaktır. Bu hâkim, her zaman ve her şart altında, yine erkektir. Bunu da âyetin devamından anlıyoruz.

    Erkekler için ‘Ve mallarından infak etmektedirler’ yâni çoluk çocuğun ve hanımın nafakalarını temin etmektedirler, buyuruluyor ve âyet-i kerime:

    ‘Onun için, iyi kadınlar itaatkârdırlar’ diye son buluyor.” Hak Dini, Kur’an Dili


    Demek ki, aile içerisinde, hâkimiyet hakkı erkeğe verilmiş; kadının da, ancak, kocasına itaat etmekle “iyi kadın” olabileceği ifade buyrulmuş...

    Bu hâkimiyet meselesiyle ilgili olarak, Peygamberlik, imamet gibi birçok vazifelerin de, erkeklere verilmiş olduğuna ayrıca dikkat çekmek isterim. Ama bu demek değildir ki, her erkek, her kadından mutlaka üstündür. Âyetin tefsirinde de ifade edildiği gibi, fazilet ve meziyette, erkekleri çok gerilerde bırakan nice müstesna kadınlar yaratılmıştır. Haziret-i Fatıma (r.a.) gibi...

    Prof.Dr. Alaaddin BAŞAR 2005-06-26

    İlaçların en hayırlısı KUR'AN'dır!

    Şüphesiz ALLAH ve Melekleri Peygambere
    Salat ederler.Ey İman Edenler,siz de O'NA
    Salat edin ve tam bir teslimiyetle O'NA Selam verin.(Ahzab-56)
    "İlmi, amel için öğreniniz. Çokları bunda yanıldı. İlimleri dağlar gibi büyüdü, amelleri ise zerre gibi küçüldü."
    İbrahim bin Edhem (r.a.)

  2. #2
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Çok değerli ve ihsanı ilahiden fazla ihsanın ihsan olmadığının da güzel bir ifadesi olmuş bu makale..İstifade edip de amil olanlardan olmamız temennileriyle..Çok teşekkürler

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Aile
    By Meyvenin Zeyli in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 08.07.06, 21:59

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0