Ne kadar ilerledik?
06 Ekim 2011 Perşembe 05:05
AB'nin ilerleme raporu taslağı, durum muhasebesi yapmak için uygun bir vesile. Bu raporlar yıllarca Türkiye'ye karşı bir düşmanlığın, en azından ayak sürümenin göstergesi olarak yorumlandı.
'Demokrasiniz geri. Askerler ülkeyi yönetiyor. Hukuk düzeniniz insan haklarına aykırı. İşkence yaygın.' gibi, bu raporlarda tekrarlanan eleştiriler, Türkiye'nin iç işlerine müdahale olarak takdim edildi. Eleştiren, eleştirilir. Ancak üzerimize çökmüş olan boğucu atmosfer, tepkileri de yönlendirdi. Neyse artık herhangi bir kompleksimiz, her hal ve şartta Türkiye'yi küffara karşı kahramanca savunmak gibi bir hamasetimiz kalmadı. İlerleme raporunda yer alan eleştirilerin bir mantığı var. Demokrasi, hukuk, insan hakları konusunda evrensel standartlara göre durum gözden geçiriliyor. Çizgiyi aşan sübjektif yorumlar elbette var. Ama yine de bize, bulunduğumuz yeri belirlemek için sabit bir nokta, bir kerteriz noktası veriyor. Evrensel normlar ile bizim değişen normlarımız mukayese ediliyor. Aynı normların ışığında fiilî durum ve uygulamalar gözden geçiriliyor.
İlerledik mi? Rapor ilerlediğimizi söylüyor. Yeterli mi? Elbette değil. Gidilen yol doğru. Cesur adımlar atılmış. Ama yine temel sorunlar alanında atılması gereken adımlar var. Askerlerin siyasetten çekilmeye zorlanması yeterli değil. Ayrıca her alanda sivil denetimin kurulması ve işletilmesi gerekiyor. YAŞ'ta ve Sayıştay denetiminde eksikler ve boşluklar var. Hukuk sistemi ile ilgili, 2010 referandumu ile yapılan düzenlemeler büyük ilerlemeler ama bu istikamette doldurulması gereken yasal boşluklar duruyor. Yargı ile ilgili sorunlar aynı şekilde azalmakla birlikte devam ediyor. AB raporu, tutuklu yargılama gibi kararların açık gerekçelerinin olması gerektiğini söylüyor. Yeni anayasa yapım süreci ile ilgili olarak müzakereye önem verilmesi gerektiği vurgulanıyor.
AB İlerleme Raporu'nun sıraladığı eleştirilerin bir kısmı zaten geniş taraftarı olan eleştiriler. Bir kısmı da hükümet tarafından bir politika ufku olarak benimsenmiş ve uygulamaya konulmuş durumda; Anayasa için başlatılan müzakerelerde olduğu gibi. Demek ki siyasî-hukukî düzenin meşruiyetine dair standartlarımız artık evrensel standartlarla çakışıyor. Aynı pencereden bakıp, aynı ölçülere uygun adımlar atıyoruz. Ama bizim yine de farklı eleştirilerimiz olmalı.
Türkiye'nin ilerlemesi, arkasında yüzde 50'lik halk desteği olan bir siyasî iktidarın marifeti. Bu ilerleme -her ne kadar büyük adımlar atılmış olsa da- bir siyasî liderliğin, bu liderliğin yüklendiği kararlılık ve istikrarın eseri. Türkiye'nin bugün ulaştığı ileri demokratik düzen -ekonomisi gibi- bir siyasî başarı. Dünyayı sırtında taşıyan Atlas gibi, bugünün siyasî iktidarı yükün altından çekildiği zaman her şey tepetaklak olabilir. Değirmen gürül gürül akan bir suyla değil, çarkları elleriyle çeviren bir hükümetin marifetiyle dönüyor. Kısaca Türkiye henüz kalıcı bir sistem oluşturmayı başarabilmiş durumda değil. Yapısal değişimin vardığı nokta sistemi, kendini idame ettirecek ve bağışıklığını oluşturacak hale getirmekten henüz çok uzak.
Anayasa, bunun için gerekli. Anayasa Türkiye'nin kendi ayakları üzerinde durabilen, dört mevsimde de iş gören bir siyasî düzene geçmesi için bir çözüm değil, büyük bir fırsat. Bu fırsattan kalıcı bir çözümün çıkması anayasanın bütün toplumun katılımı ile yapılmasına bağlı. Bir demokratik düzen ancak halk ona sahip çıkarsa işler. 'Ne düşünüyorsun?' sorusuna 'hiçbir şey' diye çevresine bakınıp cevap veren bir halkla demokrasiyi işletemezsiniz. Anayasa yapım süreci bu yüzden yeni bir anayasa yapmaktan önce halkı demokrasinin öznesi haline getirmek için bir fırsat.
Askerin sivil denetimi, hukukun herkes için adalet dağıtması, insan haklarına sonuna kadar riayet edilmesi, herkesin eşit ve onurlu yurttaşlar haline gelmesi konusunda bu toplumda oluşacak ortak iradeden söz ediyoruz. Siyasî parti kimliklerini, mezhep bağlarını, etnik kökenleri aşan bir ortak bilinç. Demokrasi ancak bu bilinç üzerinde ayakta durabilir, kendini devam ettirebilir ve en önemlisi zorlu sorunları çözecek güce ve çevikliğe kavuşur.
Zaman