Zakkum fabrikası
05 Ekim 2011 Çarşamba 07:08
Ziya Paşa, Endülüs meliklerinden Hakem’in görülmemiş zulmünü ve âhir ömründe aklını ve şuurunu kaybetmesi ve “Ebu’l Asi” gibi küçültücü bir lakapla anılması meselesini anlatırken şu şiiri kaleme alır: “her kim ki / zulüm etmezse bu cihanda / ebedi lanet okuna / hedef olmaz asla // her kim ki zulüm ederse / bu itibarsız dünyada / zamaneye ibret olacağım diye / hayal kurmasın asla”
Zulüm, neden, bir süredir, İslâm dünyasının değişmezleri arasına girdi? “Ebu’l Asi”ler nasıl türedi Rahmet Peygamberi’nin ümmeti arasında. Sadece ‘şüphe’ üzerine yüzlerce insanı katlettiren, binlercesini zindana attırtan bir canavarlık, babası yüzünden evladı cezalandırtan bir insafsızlık, bir ferdin cürümünü bahane edip koca şehri ateşe verdirten bir gaddarlık.
“Her şeye gücü yeten”, “Her şey elinde olan”, “kudretli” gibi ilâhî sıfatlar fânilere verildikçe, bu yalana, bir süre sonra fâninin kendisi de inanır ve ortaya su katılmamış bir firavun çıkar. Her firavunun gerçekten bir Hâmân’ı vardır. Bazen binlerle! İşte size ‘gaflet’in ‘iktidar’ hâli! Bin Ali, Mübarek, Beşşar, Saddam, Salih, Kaddafi... Bunlar da bir zamanlar masum ve çocuk idiler. Zakkum fabrikalarında devşirilip zâlim oldular.
‘İktidar hırsı’yla her kuvvetli sesi kendine muhalif zanneden bir çürümüşlük! Tehevvür ve ceberutluk perdesi arkasına gizlenen kirli bir korkaklık! Aman ipler benim elimden çıkmasın diye her rakip vehmedilen nefsi ipe götürmek! Meşruiyet açmazını zulüm çıkmazı ile örtbas etmeye çalışmak! İstibdadı idare, dikteyi istişare, emri kanun, vehmi kanaat zannettiren bir ilüzyon! Şeytanlara maskara Şeddatlar, Karunlar türeten bir dipsiz çukur! Esfele sâfilin!
Tren kaçmak, iş işten geçmek üzere! İslâm dünyası anarşist üreten eğitim sistemlerini, firavun yetiştiren yönetim usullerini, yolsuz ve yoksul çoğaltan iktisadi yapılarını, düşmanlık, kin ve nifakı artıran sosyal sistemlerini elden geçirmek zorunda. Rahmet ve Şefkatle yoğurup bu sistemleri âdil ve meşrû çatılar altında; hikmetli, iffetli ve faziletli şehirler kurmalı.
Bu meyanda, Türkiye’de ‘ustalık’ döneminin en büyük imtihanının ‘eğitim’de verileceğinin altını çiziyorum ve Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer’i cesaretli ve isabetli ‘ilk’ adımlarından dolayı tebrik ediyorum. Derslikler, mektepler, akıllı tahtalar, elektronik kitaplar, hantal bürokrasinin ıslahı, eğitim felsefesinin elden geçirilmesi, öğretmenleri ‘muallim’ yapacak bir mesai ve eğitim programı vs. bunlar güzel ve önemli çalışmalar. Zamanın gereklerine göre fizikî mekânların yenilenmesi ve eğitim kadrolarının yetiştirilmesi elbette olmazsa olmaz takdire şayan gelişmeler.
Bunların yanında, bakanlık ile birlikte eğitim sahasında çalışan tüm resmî-sivil kesimler-müesseseler topyekûn bir seferberlikle ‘eğitim’i ‘eritim’ olmaktan çıkartacak, âdil, müşfik ve vatanperver fertler yetiştiren bereketli bostanlar yerine, ‘zakkum fabrikaları’ olmaktan alıkoyacak, hâsılı, eğitime ‘maarif’ sıfatını kazandırıp öğretmeni aydınlatıcı ve yol gösterici ‘hoca’ ve ‘muallim’, öğrenciyi ‘talebe’ hüviyetine büründürecek bir ‘ruh’u temin etmek için çalışmalar yapmalılar. Akılla kalbi birlikte doyuracak, vicdanları tamir ve ıslah edecek bir ‘ruh’ olmalı bu ‘ruh’.
Bedîüzzaman Hazretleri’nin formülü ile söyleyecek olursak, vicdanı ziyalandıracak bir din eğitimi, aklı nurlandıracak bir fen eğitimi birlikte olmalı. ‘Talim’ ve ‘Terbiye’ Kurulu, ismindeki altını çizdiğim iki kelimeye yakışır bir şekilde çalışmalı. Dersliklerle birlikte sistemler de elden geçmeli. “Değerler Eğitimi” sistemi yeni usullerle ama reformcu olmayan bir zihniyetle düzenlenmeli.
Artık beylik lafları bir kenara bırakalım, başımızı iki elimizin arasına alıp düşünelim. Zakkum Fabrikalarını Gül Fabrikalarına dönüştürecek formülü birlikte bulup cesaretle tatbik edelim!
Yeni Akit