+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 12

Konu: Mahatma Gandhi'nin Sivil Mücadele Yöntemi ve Tuz Yürüyüşü

  1. #1
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart Mahatma Gandhi'nin Sivil Mücadele Yöntemi ve Tuz Yürüyüşü

    Mahatma Gandhi'nin Sivil Mücadele Yöntemi ve tuz Yürüyüşü




    Mahatma Gandhi (asıl adı Mohandas Karamçand’dı) ilk şiddetsiz direnişini Hindistan’da değil, bir Hint şirketinde avukat olarak çalışmak üzere 1893’te gittiği Güney Afrika Cumhuriyeti’nde başlatmıştı. Güney Afrika’da sadece Afrikalılara değil Hintlilere de ayrımcılık yapılıyordu. Gandhi, ilk olarak elinde birinci mevki bileti olmasına rağmen üçüncü mevkie geçmediği için trenden atıldı. Daha sonra yoluna at arabası ile devam ederken, Avrupalı bir yolcuya yer açmak için arabanın dışında basamak üzerinde yolculuk etmeyi reddettiği için sürücü tarafından dövüldü. Yolculuğu esnasında bazı otellere alınmamak gibi çeşitli zorluklarla karşı karşıya kaldı. Bir mahkemede hâkim Hindu türbanını çıkarmasını emrettiğinde buna karşı çıktı. Bütün bunlar şiddet içermeyen direniş fikri üzerine düşünmesine neden oldu.

    Gandhi, 1906’da, Güney Afrika Hükümeti, Hint kökenlilerin özel bir kimlik taşımalarını öngören bir kararnameyi kabul edince, 11 Ağustos’ta Johannesburg’da düzenlenen büyük bir protesto gösterisinde ilk kez Satyagraha ilkesine atıfta bulundu ve taraftarlarını şiddet içermeyen eylemlere davet etti.

    Yönetemez hale getirme


    Satyagraha
    ’nın yol haritası şöyleydi: Önce bir haksızlık tespit ediliyor ve onun yasakladığı şey bulunuyordu. Sonra bir grup bu yasağı deliyor ve tutuklanıyordu. Tutuklamalardan sonra Gandhi kitleleri eyleme çağırıyor, çağrıya uyan kitleler yasayı çiğniyor ve tutuklanarak hapse atılıyorlardı. Hapiste de boş durmuyorlar ve açlık grevi yaparak seslerini duyurmaya çalışıyorlardı. Bir süre sonra tutuklu sayısının artması yüzünden hapishaneleri kontrol etmekte zorlanan hükümete yasayı kaldırma çağrısında bulunuluyordu. Hükümet durumun sürdürülemez hale geldiğini görüyor ve yasayı kaldırıyordu.

    Bir hukukçu olan Gandhi bunları yaparken yasalara saygısızlığı hedeflemiyordu. Aksine, her yasağı delişinde, cezalandırılmayı adil buluyor ve hapse girmeyi göze alıyordu. Öte yandan Satyagraha düşüncesinin izleyicileri sadece karşı çıkmayı da hedeflemiyordu. Amaçları karşı çıkarken karşılarındakini de ikna etmekti.

    ‘Mahatma’ ve ‘Bapu’


    Henüz yeterince olgunlaşmamış da olsa, Satyagraha yöntemi işe yaradı ve 1915’te Güney Afrika Hükümeti, Britanya ve Hindistan’ın da baskısıyla, Gandhi ile uzlaşma için masaya oturmak zorunda kaldı. Bu kısmi başarıdan sonra Hindistan’a dönen Gandhi 1918 yılında Bihar Eyaleti’nde aynı yöntemleri izleyerek on binlerce fakir çiftçi, köylü ve serfi örgütleyerek sivil direnişin içine soktu. İngilizler kendisini tutukladı ancak yüz binlerce kişi bu saldırıyı protesto ederek cezaevini sarınca serbest bırakılan Gandhi’ye ‘Bapu’ (Baba) ve ‘Mahatma’ (Yüce Ruhlu) diye seslenilmeye başlanması bundan sonra oldu.

    Gandhi, 1920’de Hindistan Ulusal Kongresi’nin (INC) başkanı oldu ve Britanya’yı Hindistan’ı terk etmeye zorlamak amacıyla ‘İngilizlerle çalışmama’ kampanyası başlattı. Ancak, Amritsar’da düzenlenen bir toplantı sırasında İngiliz polisi silahsız halkın üzerine ateş açarak 400 kişinin ölümüne, yüzlercesinin yaralanmasına neden olunca, fazla kan dökülmesini önlemek için direnişi durdurdu. Ertesi yılki kampanya, İngiliz ürünlerinin boykot edilmesi, hükümet görevlerinde çalışmama, mahkemelerin yetkisini reddetme, çocukları okullara göndermeme şeklinde oldu. Bozgunculukla suçlanan Gandhi, altı yıl hapse mahkûm edildi ancak halkın baskısıyla iki yıl sonra serbest bırakıldı.

    Tuz Yürüyüşü


    1928’de Hindistan’a bir yıl içinde dominyon statüsü verilmesi teklifine İngilizlerin olumlu cevap vermemesi üzerine önce INC, 26 Ocak 1930’da bağımsızlık ilan etti ve 12 Mart 1930’da Gandhi ve 78 yoldaşı (satyagrahis) ünlü Tuz Yürüyüşü’ne başladı.

    Yürüyüşün amacı, 1762 yılında Doğu Hindistan Kumpanyası’nın mirası olan ve yılda 25 milyon pound’luk vergiye kaynaklık eden Tuz Yasası’nı (Britanya’nın tuz tekelini) ihlal etmek için denizden tuz çıkarmaktı. Gandhi, yürüyüşe başlamadan önce Britanya Genel Valisi Lord Irwin’e bir mektup yazmış ve yasanın kaldırılmasını, aksi takdirde şiddet içermeyen bir direniş yapacağını bildirmişti. Ardından da halka “kendinizi yeterince güçlü hissediyorsanız hükümetin işlerini terk edip, bu yürüyüşe katılın” çağrısını yapmıştı.

    Gujarat Eyaleti’nin başkenti Ahmedabad yakınlarındaki Sabarmati Aşram’dan başlayan yürüyüşe yolda binlerce kişi katıldı. Hint Okyanusu kıyısındaki Dandi köyüne kadarki 388 kilometrelik mesafeyi çıplak ayakla 24 günde kat eden 61 yaşındaki Gandhi, 6 Nisan sabahı İngiliz polislerinin şaşkın bakışları arasında denize yürüdü ve çamura karışmış bir topak tuzu avuçlarına alarak tatlı suda yıkayarak ufaladı. Böylece bir Hindu’nun tuz çıkaramayacağına dair Tuz Yasası’nı ihlal etti. Ardından Gandhi’nin çağrısına uyan binlerce köylü deniz kıyılarına akın ederek tuz çıkarmaya başladılar. Gandhi ve 60 bin eylemci hapse atıldı ancak yasa da işlemez hale getirildi.

    Kargaşa yılları


    Bundan sonrası, başarı veya başarısızlık sayılmayacak denli karmaşık. Gandhi, 1934’te kendi yöntemlerini desteklemeyen INC’den ayrılıp Rajkot şehrine yakın bir köye yerleşti. Kendi kendine yeterli olan bir aşram (komün) kurarak basit bir yaşam geçirdi. Keçisinin yününden basit el çıkrığı ile eğirdiği yünlerle ördüğü dhoti adlı basit giysiler giydi. Sadece meyve ile beslenmeye başladı. Hem kişisel arınma hem de protesto amacıyla bazen bir ayı aşan oruçlar tuttu.

    Bu köyden yürüttüğü sayısız şiddetsiz direniş örgütleyen defalarca tutuklanan Gandhi’nin mücadelesi sonunda Britanya Başbakanı ülkeyi ikiye bölme planını resmen açıkladı. Dinsel birlikten yana olan Gandhi İngilizlerin kararını ‘akli trajedi’ olarak tanımlamıştı. Ancak, arka planda bu ayrılığı desteklediği iddia edilerek eleştirildi. 15 Ağustos 1947’de karar uygulamaya konarak, Hindistan ve Pakistan ulus-devletleri kuruldu.

    25 Ocak 1948’de dinî bir törende, bundan sonraki toplantıya, kardeşliğin simgesi olarak, herkesin bir Müslüman’la gelmesini önerince radikal Hindular Gandhi’yi katletmeye karar verdiler. Gandhi, 30 Ocak 1948’de 500 kişinin katıldığı dua etkinliği esnasında Hindu bir gazeteci tarafından üç kurşunla öldürüldü.

    Ondan bize “Cesurca çekilen gerçek acılar, bir taşın kalbini bile yumuşatabilir”, “Adalet, adaletsizlikle elde edilmeye çalışılırsa elde edilen sonucun içinde mutlaka adaletsizlik gömülü olur”, “Uğruna öleceğim çok dava var, ama uğruna öldüreceğim hiçbir dava yok” hepsi birbirinden bilgece sözler kaldı.

    Ayşe Hür - Taraf - http://www.taraf.com.tr/makale/3503.htm

    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  2. #2
    Pürheves HEVAL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    sevmediğim bir yer
    Yaş
    31
    Mesajlar
    174

    Standart

    Alıntı SeRDeNGeCTi Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ondan bize “Cesurca çekilen gerçek acılar, bir taşın kalbini bile yumuşatabilir”, “Adalet, adaletsizlikle elde edilmeye çalışılırsa elde edilen sonucun içinde mutlaka adaletsizlik gömülü olur”, “Uğruna öleceğim çok dava var, ama uğruna öldüreceğim hiçbir dava yok” hepsi birbirinden bilgece sözler kaldı.
    Allah rahmet etsin. büyük bir bilge tşk...

  3. #3
    Vefakar Üye karam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    394

    Standart

    gandi öyle olmak zorundaydı... her toplumun kendine has şartları vardır ve o toplumsal koşullar kendi insanlarını kendi oluşturur... hindistandan ömer muhtarların çıkması ne kadar imkansızsa afrikadan gandilerin çıkmasıda o kadar imkansızdır... gandinin tarzı aslında bediuzzamanın tarzına çok benziyor... bu anlamda saidi nursiye hayran kalmamak elde değil toplumun şartlarına uymak yerine toplumu şartlarına uyduruyor...

  4. #4
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    Alıntı karam Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    gandi öyle olmak zorundaydı... her toplumun kendine has şartları vardır ve o toplumsal koşullar kendi insanlarını kendi oluşturur... hindistandan ömer muhtarların çıkması ne kadar imkansızsa afrikadan gandilerin çıkmasıda o kadar imkansızdır... gandinin tarzı aslında bediuzzamanın tarzına çok benziyor... bu anlamda saidi nursiye hayran kalmamak elde değil toplumun şartlarına uymak yerine toplumu şartlarına uyduruyor...

    Bir noktayı düzelterek mesaja başlamak istiyorum...
    Mahatma Gandhi, mücadelesine Afrika'dan başlıyor. Daha doğrusu Güney Afrika'dan... Gandhi, İngiltere Barosuna kayıtlı bir avukatken, Güney Afrika'ya bir dava için gidiyor. Tabi biletini her zamanki gibi 1. sınıf kompartımandan alıyor. Yolda giderken, ona gelip 3. sınıfta yolculuk yapabileceğini, 1. sınıf kompartımanda sadece beyazların yolculuk yapabileceği söyleniyor. O önce şaşırıyor, çünkü bu tarz bir uygulamadan haberi dahi yok. Oturduğu yerden kesinlikle kalkmayacağı söyleniyor ve bu sebeple ilk durakta görevliler tarafından trenden atılıyor. İşte Gandhi'nin mücadelesi o tren istasyonunda başlıyor. At arabalarıyla Güney Afrikaya geliyor ve beyaz olmayanlara uygulanan köle muamelesine karşı çıkıyor. Birçok eylem, toplantı, miting vs. düzenliyor ve Güney Afrika'daki özgürlük ve adil muamele mücadelesinin fitilini yakıyor. Gandhi'ye çok zulmediyor hükümet yetkilileri. Hapisler, sürgünler, işkenceler derken, artık Gandhi ülkeyi terk ederek ülkesi Hindistan'a geliyor.
    Hindistan'da bir kahraman gibi karşılanıyor. İngiliz hükümeti tarafından yıllarca ezilen halk, onun görüşlerine, ışığına sarılıyor. Çok uzattım, öze geliyorum: Uzun yıllar boyunca yaptığı sivil mücadeleler neticesinde sömürgeci İngilizleri geldikleri yere gönderiyorlar.

    Bediüzzaman'ın Mahatma Gandhi ile benzerliklerine gelince...
    Yaklaşık 1 aydır Gandhi'yi ve mücadelesini inceliyorum. Bediüzzaman'la o kadar benzer yönleri var ki, adeta Hindistan'ın Bediüzzaman'ı gibi bir yaşamı olmuş. Özellikle kardeşliğin, her farklı grup için tesis edilmesi noktasında, masumların her ne sebeple olursa olsun hayat haklarının korunması noktasında, asayişin temini noktasında, silahlı mücadeleyle hiçbir yere varılamayacağı noktasında, neredeyse ortak bir dili konuşmuşlar. Ne denebilir ki, Allah bu dünyanın kardeşçe yaşama seyrine katkıda bulunan bu iki insandan da razı olsun.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  5. #5
    Pürheves mtnhydr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    ankara
    Mesajlar
    292

    Standart

    Evet kardeşim hakkınız var bediüzzaman ve gandhi arasında yaşayış olarak benzerlikelr var. Merak ettiğim şey bediüzaaman ve gandhinin metodolojik farklılıkları neler acaba? Yani bediüzzaman gandhiye göre daha yumuşak bir direniş gösteriyor hatta doğrudan direniş göstermiyor diyebilir miyiz?
    her şey ya bizzat güzeldir ya netice itibariyle güzeldir..

  6. #6
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    Alıntı mtnhydr Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Evet kardeşim hakkınız var bediüzzaman ve gandhi arasında yaşayış olarak benzerlikelr var. Merak ettiğim şey bediüzaaman ve gandhinin metodolojik farklılıkları neler acaba? Yani bediüzzaman gandhiye göre daha yumuşak bir direniş gösteriyor hatta doğrudan direniş göstermiyor diyebilir miyiz?
    Bediüzzaman'ın Gandhi'den ayrılan en temel farkı, bana göre dünyanın yanında ahiret hayatını da hedef olarak almasıdır. Bunun dışında, sivil, askeri ve "derin" otoritelere karşı Gandhi ile Bediüzzaman'ın "tarz" olarak aynı metodu kullandıklarını, fakat şartlardan dolayı uygulamalarda farklılıklar olduğunu düşünüyorum.
    Örnek olarak, Gandhi'nin mücadelesinde kesinlikle silaha, silahla direnerek hükümeti ele geçirmeye, herhangi bir şiddet unsuruna başvurarak muvaffak olma düşüncesine dahi yer yoktur. Bunu örnekleyecek birçok veciz sözü de var Gandh'nin. Yazının sonunda birkaçı belirtilmiş mesela:


    Ondan bize “Cesurca çekilen gerçek acılar, bir taşın kalbini bile yumuşatabilir”, “Adalet, adaletsizlikle elde edilmeye çalışılırsa elde edilen sonucun içinde mutlaka adaletsizlik gömülü olur”, “Uğruna öleceğim çok dava var, ama uğruna öldüreceğim hiçbir dava yok” hepsi birbirinden bilgece sözler kaldı.
    Ayrıca Gandhi, Hindu ve Müslüman halk için devamlı kardeşliği, birlikte yaşamayı tavsiye etmiştir. Müslümanlarla Hindular arasında çıkan çatışmalarda, halkları teskin edebilmek için ölüm oruçları tutmuş, Gandhi'nin ölmemesi için hem Müslümanlar hem de Hindu'lar seferber olmuşlardır. Gandhi iki halk arasında o derece kardeşliği savunmuş ki, ölümü de bir "Irkçı Hindu" tarafından silahla vurularak olmuştur.
    Bediüzzaman'ın Gandhi ile benzer sivil mücadelesine bir sonraki mesajda değinmeye çalışayım inşallah...
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  7. #7
    Pürheves mtnhydr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    ankara
    Mesajlar
    292

    Standart

    İnşallah kardeşim. güzel olur.
    her şey ya bizzat güzeldir ya netice itibariyle güzeldir..

  8. #8
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    Üstad'da hem izeetinden dolayı, inandığı değerlerden taviz vermemesinden; hem de haksız bulduğu bazı uygulamalardan dolayı sivil itaatsizlik ile bazı kanunsuz kanunlara/yaptırımlara karşı çıkmıştır.
    Örneğin o dönemde ezanı aslından okumak yasaktı ve buna karşı çıkanlar çok şiddetli bir şekilde cezalandırılıyordu. Üstad ise hiçbir zaman ezanı tahrif olunmuş şeklile okumamış, her daim aslından okumuştur. Bunun Üstad'ın bir sivil itaatsizlik eylemi veya tepkisi olarak tanımlayabiliriz. Bu hadiseyi örnek olarak Mahatma Gandhi'nin tuz yürüyüşüne benzetebiliriz. Hükümet'in sadece ingilizlere verdiği tuz çıkarma ve satma hakkını Gandhi, büyük kalabalıklarla protesto ederek, herkesin tuzu çıkarıp satma hakkı olduğunu belirterek yasağa karşı çıktılar. Bunun üzerine hapise atılmasına rağmen verilen direnişle tuz çıkarıp satma hakkı kanunen herkese verildi.

    Yine, Bediüzzaman hakkında, Üstad'ın serbest bırakılmamasını açıklarken, 50 bin nefer kuvvetinde olduğunu aktarmış hükümet yetkilileri. Üstad da bunun üzerine Risale-i Nur'da geniş bir açıklama yapıyor ve hiçbir kanunun, zorbalığın ve haksız uygulamanın, hakkı olan bir davranışı, davasının bir gereğini yapmasına engel olamayacağını çok veciz bir şekilde anlatıyor. Üstad haksızlığa, zalimliğe ve keyfi uygulamalara nasıl meydan okuyor, isterseniz bunu ben anlatmayayım, doğrudan Üstad'ın ifadeleriyle okuyun:


    Ehl-i dünya, sebepsiz, benim gibi âciz, garip bir adamdan tevehhüm edip, binler adam kuvvetinde tahayyül ederek beni çok kayıtlar altına almışlar. Barla'nın bir mahallesi olan Bedre'de ve Barla'nın bir dağında bir iki gece kalmaklığıma müsaade etmemişler. İşittim ki, diyorlar: "Said elli bin nefer kuvvetindedir; onun için serbest bırakmıyoruz."
    Ben de derim ki: Ey bedbaht ehl-i dünya! Bütün kuvvetinizle dünyaya çalıştığınız halde, neden dünyanın işini dahi bilmiyorsunuz, divane gibi hükmediyorsunuz? Eğer korkunuz şahsımdan ise, elli bin nefer değil, belki bir nefer elli defa benden ziyade işler görebilir. Yani, odamın kapısında durup bana "Çıkmayacaksın" diyebilir.
    Eğer korkunuz mesleğimden ve Kur'ân'a ait
    dellâllığımdan ve kuvve-i mâneviye-i imaniyeden ise, elli bin nefer değil, yanlışsınız, meslek itibarıyla elli milyon kuvvetindeyim, haberiniz olsun! Çünkü, Kur'ân-ı Hakîmin kuvvetiyle, sizin dinsizleriniz dahil olduğu halde bütün Avrupa'ya meydan okuyorum. Bütün neşrettiğim envâr-ı imaniye ile, onların fünun-u müsbete ve tabiat dedikleri muhkem kalelerini zirüzeber etmişim. Onların en büyük dinsiz filozoflarını hayvandan aşağı düşürmüşüm. Dinsizleriniz dahi içinde bulunan bütün Avrupa toplansa, Allah'ın tevfikiyle, beni o mesleğimin bir meselesinden geri çeviremezler, inşaallah mağlûp edemezler. Madem böyledir; ben sizin dünyanıza karışmıyorum, siz de benim âhiretime karışmayınız. Karışsanız da beyhudedir!

    Aklına, Üstad'ın hayatından bu tarz örnekler gelen varsa yazabilir, hep beraber istifade ederiz...
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  9. #9
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    Şimdi aklıma geldi; yine Üstad'la Gandhi'nin ortak yönlerinden biri, sadece kendi memleketinin/insanının ürettiği malları giymesi, özlelikle işgalci, sömürgeci devletlerin mallarına boykot uygulamaları olmuştur.

    Gandhi önceleri ingilizlerin giydiği gibi takım elbise giyiyordu. Fakat ingiliz hükümetinin zalimlikleri, haksızlıkları karşısında ona karşı sivil mücadele başlattıktan sonra Gandhi açık bir alanda binlerce insanı topluyor, onlara sadece kendi ülkesinin ipliğiyle üretilmiş elbiseler giymelerini öneriyor ve "Bize ait olmayan kıyafetlerle öyle büyük bir ateş yakalım ki, dumanı her yerden görünsün" diye halka hitab ediyor. Bunun üzerine halk, boykot ettiği elbiseleri bir dağ gibi Gandhi'nin önüne yığıyorlar ve elbiseler ateşe veriliyor. Bundan sonra da Gandhi, elbiselerini evde kendi ürettikleri iplikten yaparak giyinmeye başlıyor...

    Üstad da o dönemin işgalci güçlerinin, özellikle de hunhar Avrupa devletlerinde üretilen elbiseleri ne derece boykot ettiğini, sadece kendi memleketinin/insanının ürettiği malları kullandığını bakın bir haşiye ile nasıl anlatıyor:

    Bediüzzaman'a zürefadan biri, birgün, irfanıyla mütenasip bir esvap giymesi lüzûmundan bahseder. Müşarünileyh de, "Siz Avusturya'ya güya boykot yapıyorsunuz, hem onun gönderdiği kalpakları giyiyorsunuz. Ben ise, bütün Avrupa'ya boykot yapıyorum, onun için yalnız memleketimin maddî ve manevî mamülatını giyiyorum" buyurmuştur. (Tarihçe-i Hayat, sf: 57)
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  10. #10
    Pürheves mtnhydr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    ankara
    Mesajlar
    292

    Standart

    Aslında şöyle bir durumda var. Gandhi direkt eylem yapıyor, direniş gösteriyor. Silahlı olmasa da bir direniş söz konusu.. Halbuki üstad ve nur talebeleri manen bir direniş gösteriyorlar. Biz sizi protesto ediyoruz tarzında değil de bize karışmayın şeklinde.. Dolayısıyla benzerlik var ama nurcuların tepkisi daha yumuşak..
    Çok gariptir ben üstadla marks arasında bu noktada bir bağlantı kuruyorum. Bir benzerlik görüyorum. Yani demek istediğim nurcular bu tepkileri daha tedrici, tabana yayılma çabasıyla sürdürdüler ve sürdürüyorlar.
    her şey ya bizzat güzeldir ya netice itibariyle güzeldir..

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Kur'an'ı Anlama Yöntemi
    By Matemkar in forum Edebiyat
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30.08.14, 12:59
  2. Pasif Direniş, Gandhi; Müsbet Hareket ve Bediüzzaman Said Nursi
    By SeRDeNGeCTi in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 05.12.09, 23:32
  3. Mısırı Patlatma Yöntemi...
    By EnsTanTeNe in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 18.07.08, 21:12
  4. En Küçük Sivil,İtaatsiz!
    By Müellif-e in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 27.04.08, 04:48
  5. Sivil Darbeciler!
    By hasandemir in forum Gündem
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 04.05.07, 00:18

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0