+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6

Konu: Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Din ve Vicdan Özgürlüğü

  1. #1
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Din ve Vicdan Özgürlüğü

    Said Nursi’ye Göre Din ve Vicdan Özgürlüğü


    Yaklaşık altmış yıl önce Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi özgürlük, adalet ve barışın temeli olarak kabul edilen ve insanların doğal olarak sahip olması gereken hakların; ayrımsız herkese tanınması yönündeki bir hedefi, halkların ve ulusların ortak amacı olarak belirlemiştir. Bildirgede, üye devletlerin BM ile işbirliği içinde, insan haklarının ve temel özgürlüklerin evrensel olarak saygı görmesi ve gözetilmesini sağlamayı taahhüt ettikleri ifade edilmiştir.

    1 Kasım 1998’de yürürlüğe giren 11 nolu protokol ile değiştirilen insan hakları ve temel özgürlükleri korumaya dair Avrupa Sözleşmesinin 9. maddesinde düşünce, vicdan ve din özgürlüğünün tanımı yapılarak bu tanım kapsamına giren özgürlükler teminat altına alınmıştır.

    Din özgürlüğünün kapsamı şöyle belirlenmiştir: Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğüyle tek başına veya topluca açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir” şeklinde kapsamı belirlenmiş ve bu kapsam çerçevesinde özgürlüğün ancak kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlığın ya da ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasayla sınırlanabilir demektedir.

    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11 nolu protokol ile değiştirilip 1998 yılında yürürlüğe giren bu sözleşme, halen aynı şeklini muhafaza etmektedir. 1998 değişikliği ile bugünkü şeklini alan bu sözleşme ile teminat altına alınan düşünce, vicdan ve din özgürlüğünün muhtevası Said Nursî’nin bir asır önce savunmuş olduğu düşünce, vicdan ve din özgürlüğü standardının altında kaldığını rahatlıkla söylemek mümkündür.

    Said Nursî’nin yaşamış olduğu istibdad, meşrutiyet ve cumhuriyet dönemlerinde gerek gazeteler aracılığı ile gerek mitinglerde ve gerekse de duruşma salonlarında irad etmiş olduğu makale, nutuk ve müdafaalarının muhtevasına baktığımızda Said Nursî’nin hak ve özgürlükler konusundaki tutum, davranış ve düşüncelerinde yaşadığı döneme nazaran bir hayli ileri bir seviyede olduğu gibi, bugünkü insan hakları standardının üstünde insan hak ve özgürlüklerine karşı bir yaklaşım sergilediğini söylemek mümkündür.
    Said Nursî’nin yaşadığı mutlakiyet, meşrutiyet ve cumhuriyet dönemlerindeki özgürlükçü bakış açısıyla onu, küreselleşen insan hakları mücadelesinde önemli bir yere oturtmuştur. O henüz genç yaşta iken İstanbul’a gelir ve irad ettiği makale ve nutuklarla çok kısa zamanda kamuoyunun dikkatini üzerine çeker. Halkın üzerindeki yapay bulutları görmüş ve başta İstanbul olmak üzere diğer İslam coğrafyasında yaşayan toplumların üzerinde mevcut siyasi irade tarafından çekilmiş olan kalın perdenin kalkması için, hak ve özgürlüklerin genişletilmesi gerektiği kanaatine varmış ve bu amaçla yürüttüğü mücadele uğruna tımarhane ve hapishaneyi bir okul olarak görmüştür.

    Said Nursî’nin eşitlik, adalet ve özgürlük kavramlarını dillendirirek insan hakları mücadelesinde aktif bir katılım göstermiştir. Nursi, bu mücadele sürecinde dönemin sıkıyönetim mahkemesi olarak bilinen Divan-ı Harbi Örfi’de de yargılanmıştır. Akıl ve mantık süzgecinden geçirerek yapmış olduğu savunmanın muhtevasına baktığımızda, bugünkü medeni dünyada geçerli olan evrensel insan hakları standartlarının üstünde bir insan hakları persfektifi ortaya koyduğunu görmekteyiz. Ne acıdır ki bugün olduğu gibi o dönemde akla, ifadeye ve hayata husumet besleyen bir merkezci elit kesiminin varlığı Nursi’inin üretmiş olduğu insan hakları persfektifinin hayat bulmasını engellemişlerdir.

    Said Nursî’nin hak ve özgürlük alanındaki mücadelesinin kilometre taşlarında biri olan söz konusu savunmasında;“Hükümetin, zaman-ı istibdadda akla husumet ediyordu. Şimdi de hayata adavet ediyor. Eğer hükümet böyle olursa Yaşasın cünun!.. Yaşasın mevt!.. Zalimler için yaşasın cehennem!.. Ben bir zemin istiyordum ki efkarımı ondan beyan edeyim. Şimdi divan-ı harp iyi bir zemin oldu” 184 dile getirdiği bu cümlelerle Osmanlının son dönemindeki bürokrasinin hak ve özgürlüklere bakışını veciz bir şekilde ortaya koymuştur. Said Nursî, idamla yargılandığı bu mahkemede “gençleri erdemli bir hayata davet ettiği için yargılanan ünlü filozof Sokrat gibi” kendisinin suçsuzluğunu ispatlamaktan ziyade dönemin siyasi ve sosyal çarpıklıklarını dile getirmiştir. Nursi, hiçbir hükümetin akla set çekmek gibi bir hak ve yetkisinin olmadığını, akla ve hayata husumet eden hükümetlerin hayat bulduğu toplumlarda akıllı bir insan olmaktansa deli bir insan olmayı tercih edeceğini söyleyerek özgür bir ortamın gerekliliğine vurgu yapmıştır.
    Said Nursî, aynı müdafaasının üçüncü cinayet bölümünde; “istibdat, zulüm ve tahakkümdür. Meşrutiyet, adalet ve şeriattır. Padişah ne vakit peygamberimizin (sav) emrine itaat etse ve yoluna gitse halifedir” diyerek, istibdadın, meşrutiyet ve şeriatla bir bağlantısı olmadığı tespitini yapmıştır.

    O dönemde padişahın aynı zamanda İslami bir öneme sahip halife sıfatını kullanıyor olmasından dolayı Nursi istibdad ile meşrutiyetin birbirine karıştırılmaması gerektiği vurgusunu yapmıştır. Nursi, aynı zamanda dönemin en üst yönetici konumunda bulunan padişaha hangi şartlarda itaat edeceğini idamla yargılandığı mahkemenin salonunda dile getirmiştir. Nursi, son peygamberin farklı din ve ırklardan müteşekkil Medine toplumunda tesis etmiş olduğu eşit, adil ve özgürlükçü ortamın yeniden tesis edilmesinin gerekliliğini mahkeme huzurunda açık bir dille seslendirmiş olduğu düşüncesindeyim.
    Said Nursî “Medenilere galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değildir. Taharri-i hakikat muhabbet iledir. Husumet ise vahşet ve taassuba karşıydı; zaten medeniyet onları tokatlıyordu” diyerek dünyada yaşayan tüm insanlara, -hangi ideolojiye sahip olursa olsun- ancak insanların kendilerine muhabbeti meslek edinerek hakikate ulaşabileceğini vurgulamış ve husumetin vahşet ve taassuba karşı kullanılması gerektiğini vurgusunu yapmıştır. Bugünkü moda deyimiyle de empati, diyalog ve hoşgörüyü hakikatın ortaya çıkmasının ön şartı olarak kabul etmiştir. Dünyanın geldiği nokta itibariyle bu ön şartları tesis eden toplumların kendi iç barış ve huzurunu tesis etmiş oldukları gibi kendi dışındaki toplumlarlada insani ve ahlaki sevyede bir ilişki içerisinde olduklarını görmekteyiz.

    İnsanlık tarihinde vahşet ve taassubun hakim olduğu toplumlar teknolojik ve kültürel anlamda kayda değer bir ilerlemeyi gerçekleştiremediğini görmekteyiz. Çünkü böyle toplumlardaki bireyler, siyasi, ilmi ve benzeri istibdadların varlığından dolayı akletme ve düşünme kabiliyetlerini kaybetmişlerdir. Bu toplumlarda düşünceler serbest bir şekilde ifade edilemediğinden Barika-i hakikat dediğimiz gerçekler ortaya çıkamamaktadır. Bu tür baskıların hayat bulduğu toplumlardaki taassubun varlığı beraberinde taklitçiliği doğurmuştur.

    Cumhuriyet olarak adlandırılan ve aslında tek parti diktasından ileri gitmeyen dönemi Nursi, “Lafızdan başka cumhuriyetle herhangi bir ilişkisi olmayan” şeklinde tanımlamıştır. Cumhuriyetin lafızdan ibaret kaldığı bu dönemde aslında bir hukuk cinayeti işlenmiştir. Zira Nursi ve talebeleri hakkında açılan yüzlerce davanın hiç birisinde hukuki bir dayanak bulunmamaktaydı. Nursi, kendisini yargılayan mahkemenin huzurunda dile getirmiş olduğu düşünceleriyle insan hakları standartlarının çıtasını yükseltmiştir. Bilhassa ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, adil yargılama ilkesine getirdiği açılımlarla sanki ikibinli yıllarda yaşamış gibi bir izlenim bırakmıştır.

    Said Nursî’nin tesettür risalesinden dolayı Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi’nde yarıgılandığu sırada mahkeme heyetinin huzurunda dile getirdiği “Madem hürriyetin en geniş şekli cumhuriyettir ve madem hükümet ise cumhuriyetin en serbest suretini kabul etmiştir; elbette hakiki ve kat’i ve reddedilmez kanaat-i ilmiyeyi ve efkar-ı saibeyi (isabetli düşünceler) asayişe dokunmamak şartıyla cumhuriyetin hürriyeti, o hürriyet-i ilmiyeyi istibdat altına alamaz ve onu bir suç olarak tanımaz. Evet dünyada hiçbir hükümet var mıdır ki bütün milleti bir tek kanaat-ı siyasiye de bulunsun” bu sözlerle şiddet içermeyen düşüncenin rahat bir şekilde ifade edilmesi gerektiği vurgusunu yapmıştır. Nursi bu vurgusuyla tek parti yönetiminin cumhuriyete yanlış anlam yüklediklerini ve yükletilen bu yanlış anlam ile halkı baskı yoluyla sindirmeye çalışıldığı, farklılık arzeden toplumu tektipleştirilmek istenildiğini söyleyerek tepkisini açık bir şekilde dile getirmiştir. Nursi, tek partinin toplumu tektipleştirici politikasının dünya gerçekleriyle ve insan fıtratıyla uyuşmadığı uyarısında bulunmuştur.

    Said Nursî, yaşadığı dönemlerde insanların dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşabilmeleri için bu hakikatleri seslendirirken, dönemin siyasi iradesi ise onu susturmak ve özgürlük yolundaki mücadelesini neticesiz bırakmak için planlar ve senaryolar hazırlatarak onları uygulatmaya çalışmıştır. Dönemin tek parti diktatörlüğü ifade, din ve vicdan özgürlüğüne keyfi ve dünya gerçekleriyle bağdaşmayan bir anlam yüklediklerini, “halbuki imkanat başkadır, vukuat başkadır. Her ferdin çok adamları öldürebilmesi mümkündür. Bu imkanı kabil cihetiyle bunlar mahkemeye verilir mi?” sözleriylede tek parti yönetiminin keyfi ve baskıcı tutumlarını akıl ve mantık örgüsüyle çürütmüştür.

    Said Nursî, yine vicdan özgürlüğü konusunda, devletin insan vicdanına müdahale etme gibi bir hakkının olmadığını, “çünkü hükümetlerin ele bakar ve zahire dikkat eder. İnsanın kalbine bakmak, gizli ve hususi işlere bakmak gibi bir hakkının olmadığını, herkes kalbinde ve hanesinde istediğini yapabilir, yöneticileri ayıplayabilir, kınayıp beğenmeyebilir” sözleriylede din ve vicdan özgürlüğünün çıtasını yükseltiğini görmekteyiz.

    Said Nursî, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü mücadelesini verirken, soyut hayali özgürlüklerden değil, uygulanabilir özgürlükleri talep etmiş, halk üzerinde büyük bir siyasi baskı ve istibdad uygulayan bütün programını batıcılık üzerine kurgulayan dönemin siyasi iradesine karşı “Avrupa’daki rahiplerin serbestiyeti gösteriyor ki hiçbir kanun, dünyayı terk etmiş olanlara, ahirete ve imana kendi kendine çalışanlara ilişmez” söylediği bu sözlerlede onların samimiyetsizliklerini açığa çıkartmıştır.

    Said Nursî, “din ve vicdan özgürlüğünün herkese eşit bir şekilde muamele görmesi gerektiğini, bundan dolayı, madem hükümet prensibi, cumhuriyetin serbestiyet-i vicdan düsturuyla, dinsizlere ve sefahatçilere ilişmiyor, elbette ehli dinden ve ehli takvaya da o prensip hükmüyle ilişemez ve ilişmemelidir” diyerek çifte standartsız bir din ve vicdan özgürlüğü söylemini geliştirmiştir. Aslında Nursi’nin dile getirmiş olduğu sebestiyet batıdaki laiklik anlayışıyla örtüşmektedir. Zira Nursi dönemin siyasi iradesine bütün inançlarının serbest ve özgür bir şekilde yerine getirilebilecek bir ortamın tesis edilmesi talebinde bulunduğu düşüncesindeyim.

    Said Nursî, Kurtuluş Savaşında memleketi Bitlis’i Ruslara karşı savunurken esir düşmüş ve Kosturma esir kampına gönderilmiştir. Bu esir kampında iken Rusya’nın Kafkas Cephesi Başkomutanı Nikolaviç ile arasındaki diyalog din ve vicdan özgürlüğünün en güzel örneklerinden bir olduğu düşüncesindeyim. İnancından dolayı Rus komutanın önünde ayağa kalkmayan Nursi önce idama sevkedilmiş, Rus Komutanın Nursi’nin bu hareketinin kendi inancının gereği olduğunu anladıktan sonra idam kararını geri alarak Nursi’den özür dilemiştir. Rus ordu komutanı bu erdemli hareketine muhatap olan Nursi tek parti döneminde çekmediği eza, görmediği cefa kalmamıştır.

    Rus Komutanın Nursi’ye söylemiş olduğu şu sözler “Beni affediniz, siz beni tahkir için yaptığınızı zannediyordum Hakkınızda kanuni muamele yaptım. Fakat şimdi anlıyorum ki, siz bu hareketi imanınızdan alıyorsunuz ve mukaddesatınızın emirlerini ifa ediyorsunuz. Hükmünüz iptal edilmiş, dini salahiyetinizden dolayı şayan-ı takdirsiniz, sizi rahatsız ettim tekrar tekrar rica ediyorum beni affediniz” her erdemli ve vicdanını yitirmemiş kişi tarafından takdirle karşılandığı düşüncesindeyim. Zira esir kampında böyle bir insancıl ve ahlaki muameleye tabi tutulurken ismi cumhuriyet olan tek parti döneminde maruz kaldığı muameleleri“ seksen yıllık hayatımda görmediğim eza çekmediğim cefa kalmadı” sözleriyle dile getirmiştir.

    Said Nursî’nin, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü konusundaki düşünce ve tavrında hayatı boyunca herhangi bir tutarsızlık görülmemiştir. “Hakkın hatırı alidir, hiçbir şeye feda edilmez” ilkesi çerçevesinde, Kosturma kampında, İstanbul’daki tımarhane ve hapishane ortamı, cumhuriyet dönemindeki keyfi muameleler neticesinde sürgün yaşadığı yerlerde, keyfi ve gayri hukuki yollarla yargılanmak üzere getirildiği mahkemelerin duruşma salonlarında, siyasi iradenin baskısıyla mahkemelerin vermiş olduğu hapis cezalarının infazı amacıyla götürüldüğü hapishanelerde çiftestandartsız bir insan hakları mücadelesini vermekten asla içtinap etmemiş, düşünce, vicdan ve din özgürlüğünün çıtasını yükseltmek için sürekli mücadele etmiştir.

    Said Nursî’nin insan hakları alanında irad etmiş olduğu nutukları, söylemleri, duruşu şüphesiz insanlık tarihinin son bir asrında emsaline rastlanmayacak bir mücadele örneği olduğu inancındayım.

    Said Nursi’nin yaşadığı mutlakiyet, meşrutiyet ve cumhuriyet dönemlerinde tavrını özgürlük ve çoğulculuktan yana koymuştur. Eşitlik, adalet, özgürlük, ref-i imtiyaz, birey iradesi, şura onun vazgeçilmez sabiteleri olmuştur.
    Empati, diyalog, hoşgörü, muhabbet hakikate ulaşmanın önkoşulu olarak görmüştür. İşte Nursi’nin bu sabitelerinden ve ön koşullarından taviz vermemiş olması onu mücadelesinde başarıya ulaştıran dinamikler olmuştur.

    Av. Emrullah Beytar - http://www.risalehaber.com/yazar_3433_490_Said-Nursi’ye-gore-din-ve-vicdan-ozgurlugu.html
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  2. #2
    Vefakar Üye karam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    394

    Standart

    müceddit dediğin tam anlamıyla böyle olmalı zaten onlarca yıl öncesinden yıllar sonra yaşanacak sorunları görmek ve daha insanlar elif diyemezken alfabeyi ezbere sunmak... bugün türkiye ve hatta dünya onun hakkındaki önyargılarını yıkıp sadece sosyal konulardaki görüşlerini ve tezlerini hayata geçirebilse yaşadığımız ve bize memleketimizi zindana çeviren bir sürü sorun kendiliğinden hallolmuş olacak... hatta ve hatta o aynı zamanda büyük bir ekonomisttir; onun tutumluluğu ve eldeki imkanları kullanmadaki becerisi dirayeti topluma aşılanabilse dünya ekonomik buhranlardan geçerken biz şimdi bolluk içinde oynardık... velhasıl öyle büyük bir düşünce adamına sadece bir din bilgini olarak bakmak büyük bir haksızlıktır...

  3. #3
    Dost ozanky - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Mesajlar
    2

    Standart

    Sa. Divan-ı Harb-i Örfi kitabını yeni okudum, nedemek istediğini ve bu zamanla bağlantısını da anlamak istiyordum. Bu makale çok yararlı oldu. Teşekkür ederim.

  4. #4
    Gayyur hadibakalim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Mesajlar
    85

    Standart

    Bir kardeşimiz forumdakı baska bı yerde bu yazılanların tam tersıne sıldıgı mesajşarın altına konuyuda kılıtleyıp tahrık edıcı mesajşar sılınecektır dıye uyarı yazmıs.O kardesımız ınsallah Hüdayi Hzleerının ruhanıyetı ıle tanısma lutfuna sahıp olur.Tuvalet temızlerken bıle o bu kadar hırslanmamıstı.Özgürlükten bahseden kim?

  5. #5
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Vehbi HORASANLI
    Kendimi “star”gibi hissettim



    Gemilere gidiş gelişlerde Türk Hava Yolları uçağı ile seyahat etmeyi birçok denizci arzular. Zira THY dünyanın en iyi havayollarından bir tanesidir. Sadece uçaklarının kalitesi değil, verilen hizmet de buna paralel olarak çok iyidir.
    Aklınıza “Ne kadar yolculuk yaptın da böyle karar veriyorsun?” sorusu gelebilir. Hemen söyleyeyim; işimiz icabı sık sık uçak yolculuğu yapmak zorunda kalıyoruz. Çünkü işverenle yaptığımız kontratımız sona erdiğinde dünyanın neresinde olursa olsun ülkemize geri dönme lüksümüz vardır. Buna Deniz İş Kanununun çalışanlara sağladığı bir çeşit hak diyebiliriz.
    Haliyle gemiye giderken veya gemiden ayrılırken çeşitli ülkelerin havayolları ile yolculuk ediyoruz. Eğer THY ile yolculuk yapacağımız belli olursa bundan büyük bir zevk alıyoruz. Bir kere öyle üç dört tane aktarma olmuyor. Çok uzak noktalara THY’nin direkt seferleri var. Ayrıca ikram konusunda hiçbir havayolu THY’nin eline su dökemez.
    İkram deyip geçmeyin. Bazı havayolları hiç ikram yapmıyor, uçakta verdiği yiyecekler ise paralı. Hal böyle olunca zaten çalışmak için yurt dışına giden bizler, yüklü bir parayı havayollarına vermek zorunda kalıyoruz.
    Uçaklarda hostes, kabin görevlisi gibi çok nazik ve kibar çalışanlar vardır. Lâkin iş paraya geldi mi oldukça yüksek fiyatla hizmet ederler.
    Kısaca bu bilgileri verdikten sonra anlatmak istediğim mevzuya gelmek istiyorum. Efendim, geçen Ramazan ayında Tayland’a yeni gemime katılmak üzere yolculuğa başladım. Şansım yaver gitmişti, zira uçağımız direkt olarak Tayland’a gidiyor ve aktarma yapılmıyordu. Üstelik THY uçağı ile uçacaktık.
    Bugüne kadar hiç orucumu bozmamıştım. Uzun yolculuklar sebebi ile orucu erteleme ruhsatı, yani kolaylığı olmasına rağmen “tevekkeltü Alellah” diyerek orucumu tutmaya devam ettim. Zaten iftarımı evde yapmış gece yolculuğu yapmak üzere havaalanına gelmiştim.
    İstanbul birçok havaalanına göre çok düzenlidir. Çok rahatlıkla gideceğiniz uçağı ve çıkış kapısını bulursunuz. Burada birçok kişiye göre çok pahalı olmasına rağmen yine de diğer ülkelerin havaalanlarına göre nispeten daha ucuz alış veriş ve yolcu hizmeti verilmektedir.
    Her ne ise, uçağımıza bindik ve 10 saate yakın yolculuğumuza başladık. Her şey yolunda gidiyordu. Küçük bir ikramdan sonra ışıklar söndürüldü.
    Doğuya doğru uçtuğumuz için daha erkenden yani iki saat sonra sahur vakti girecekti. Bu sebeple ertesi günkü orucumu tutmam için içecek su istedim. Bu arada kabin görevlisi gence “Oruç tuttuğumu ve sabah kahvaltısının önceden verilip verilemeyeceğini” sordum. Gayet kibar bir biçimde talebimin yerine getirileceğini söyledi. Derhal gerekli hazırlıkları yaparak kahvaltı ile birlikte yemek ikramı getirildi. Güzelce sahur yemeğimi yedim. Bu arada ikramın doyurucu olduğunu söylemeyi bir borç biliyorum; zira bazı şirketler ikram olarak sadece bir küçük kek parçası verirler.
    Başka bir isteğimin olup olmadığını soran hosteslere olmadığını söyleyerek teşekkür ettim. Bir müddet sonra sabah namazı vakti girmişti. Öğle-ikindi ve akşam-yatsı namazlarını birleştirmek için ruhsat vardı, lâkin sabah namazı böyle değildi. Bu sebeple namazımı bir an önce kılmam gerekiyordu.
    Ben uçakta oturarak namaz kılmam. Ne bileyim sağlıklı insanların oturarak namaz kılması benim hiç hoşuma gitmiyor. Otobüs yolculuklarında molalarda ve tren yolculuklarında boş bir alanda normal olarak namazımı kılarım. Uçakta da uygun yerler olduğu için namazımı normal olarak kılarım. Nitekim uçağın arka tarafında kabin görevlilerinin istirahat ettikleri boş bir alan vardır. Burada namaz kılmak istediğimi söyledim. Görevliler gayet kibar bir biçimde bana yer gösterdiler ve namazımı eda ettim.
    Bundan bir yıl önce bir hostes bana güçlük çıkarmış “Herkes gibi oturarak kılsana?” demişti. Allah’tan bu görevliler şeyhülislâm gibi ahkâm kesmiyor, bana yardımcı oluyorlardı.
    Sonuçta gayet güzel bir yolculuk yaparak Tayland’a indim. Bu ülke halkı Müslüman olmamasına rağmen havaalanında mescidi vardı. İnsanlara hizmet etmeyi öncelik ve amaç haline getiren şirketler bu hususa dikkat ederler. Buna mukabil Müslüman ülkelerde meselâ Fas Havaalanlarında ve en büyüklerinden biri olan Casablanca’da bir mescit bulamazsınız. Gazete parçaları üzerinde boş bir köşede namaz kılmaya mahkûm kalırsınız. Ne diyeyim Allah bu kardeşlerimize biraz iz’an ve akıl nasip etsin.
    İşte değerli okuyucularım, televizyondaki “Kendinizi star gibi hissedin” reklâmında olduğu gibi THY ile uçtuğumda aynen bu duyguyu yaşıyorum. Allah başta THY yöneticilerinden ve insanlara hizmet etmeyi öncelik haline getiren bütün şirketlerden razı olsun…

    07.08.2009

    E-Posta: vehbihorasanli@ttmail.com

    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  6. #6
    Gayyur frkgl - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    50

    Standart

    Ahh Ahh Tam anlamıyla üstad işte!!!!....

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Cemil Meriç'e Göre Bediüzzaman Said Nursi
    By SeRDeNGeCTi in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 23.11.14, 22:11
  2. İnanç Özgürlüğü Platformu: "Başörtüsü Yasağı Din ve Vicdan Özgürlüğü Hakkına Aykırı
    By Ömer Said in forum İnanca ve Düşünceye Özgürlük Platformu
    Cevaplar: 38
    Son Mesaj: 04.12.09, 14:12
  3. Bediüzzaman Said Nursi'ye Göre Başarının Şartları
    By SeRDeNGeCTi in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 20.11.08, 14:51
  4. “Kızıl İ’caz” ve Bediüzzaman’a Göre Mantık İlmi
    By SeRDeNGeCTi in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 05.09.08, 14:53
  5. Bediüzzaman Said Nursi'ye Göre Diyalog
    By nurlu dağ in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 37
    Son Mesaj: 25.08.08, 22:34

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0