+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: İnançları Tabulara Feda Et(me)mek!

  1. #1
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart İnançları Tabulara Feda Et(me)mek!

    İnançları Tabulara Feda Et(me)mek!



    Türkiye de toplumsal-siyasal alanda belirleyici olduğu gibi , halk üzerinde keyfi bir uygulaması da bulunan bazı kavramlar ithal edildikleri ülkelerdeki gerçek anlam ve uygulamalarıyla kıyaslanmasını önlemek amacıyla somut ve net ifadelerle bilerek tanımlanmazlar.Türkiyedeki dindar Müslümanlar, aleviler ve gayrimüslüm vatandaşlarımızın din ve vicdan özgürlüklerinin kısıtlanmasına sebep olmuş kavramlardan biriside laikliktir. Turkiye deki totaliter güç odakları laiklik kavramına yeni bir anlam yükleterek Turkiye ye özgü laiklik anlayışını ortaya çıkarmıştlardır. Turkiye ye özgü laiklik anlayışınında somut ve net ifadelerle tanımı yapılmış olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü somut ve net ifadelerle tanımı yapılmış bir laikliğin totaliter güç merkezlerinin faydasına olmadığı açıktır. Zaman zaman bu kavramın ne olduğu noktasındaki halkın ve aydınların talepleri totaliter güç merkezlerince olumlu karşılanmadığı gibi demokrasiyi tehdit eden açıklamaların yapılmasınada sebep olmuştur.

    Türkiye’ye özgü laiklik şeklinde tezahür etmiş bulunan laikliğin anavatanı neresiydi ve bu kavram buralara nasıl ve hangi amaçla getirilmiştir.

    Osmanlının bakiyesi olan yeni cumhuriyetin etkin idarecileri kurtuluş savaşındaki din birlikteliği anlayışının miladını doldurduğu saikiyle Turkiye toplumunu batı toplumuyla entegrasyonunu tesis etmek amacıyla yeni bir süreci başlatmak istemişlerdir. Bu süreçte Muasır medeniyete ulaşma adı altında toplum değerleriyle barışık olmayan bir çok inkılaplar yapılmıştır.

    Toplumda mahalle baskıları(!) tezahür edilmemesi ve vatandaşların din ve vicdan özgürlüğünü teminat altına alacak olan laikliğin ithaline karar vermişlerdir. Aslında laiklik kavramının temelleri Osmanlıda atılmış fakat bir devlet felsefesi olarak kabulu cumhuriyetle beraber başlamıştır.

    Laiklik, ana rahmine düştüğü Fransa’da ruhaniler sınıfından hiçbirine mensup olmayan, zahit ve papaz sıfatı bulunmayan Hiristiyanlara denirdi.

    Laiklik kavramı Osmanlı da meşrutiyet döneminde “dini olmayan” biçiminde tercüme edilmiştir. Devlet düzeyinde cumhuriyetle birlikte (1937) uygulama alanına giren laiklik bugüne kadar farklı inançlar üzerinde devlet hegemonyası şeklinde tezahür etmiştir.

    Sosyo- politik , ekonomik, kültürel hayatı asırlardan beri biçimlendirip gelen ‘din, bir cumhuriyet sabahında kul ile Allah arasında vicdani bir şeye dönüşmüştür.Yani din bireyselleştirilmiş ve hayatın her alanında dinin elini çektirmişlerdir.Neden? Çünkü, örnek aldığımız Avrupa ancak dini bıraktıktan ve laik bir yapıya kavuştuktan sonra ilerleyebilmiş, bu günkü uygarlık düzeyine ulaşmıştır. O halde bizim ilerleyebilmemiz için bizimde dinden uzaklaşmamız gerekiyordu. Ancak Avrupa medeniyetini kısa yoldan böyle yakabiliriz diyen etkin yönetici kadronun din konusunda dayattığı temel mantık kısaca böyleydi.

    Oysa ortada açıkça bir analoji hatası vardı. Avrupa’nın aktüel hayattan dışladığı dinde imtiyazlı bir din adamı sınıfı vardı.Buna karşılık İslam dininde din adamı sınıfı (papaz ,ruh ) diye ayrı ve imtiyazlı bir sınıf yoktu. Bütün insanlar hukukta ve imtiyazda eşitlik kuralına tabidirler.Kavim, kabile, soy ve sop ayrıcalığı bulunmamaktadır. Batılı toplumlar eşitlik ve adaleti tesis etmek amacıyla laikliği kabul etmiş iken bizdeki yansıması farklı inançlar üzerinde devlet hegemonyası şeklinde tezahür ederek eşitsizliği ve adaletsizliği doğurmuştur.

    Avrupa’da, dinin devletten ayrılmasının bir mantığı vardı. Çünkü kilise uzun yıllar toplum üzerinde baskı aracı olmuştu. Din adına geniş halk yığınları sömürülüyordu.Kaldı ki böyle bir dinin reddedilmesi gerçek Hıristiyanlığın reddi anlamına gelmezdi.Bu bakımdan Hıristiyanlıkta yapılan reform hareketleri dinin özüne dönüşü olarak nitelendirmek mümkündür.Bediüzzaman'ın dediği gibi onlar dinlerinden uzalaştıkça, Müslümanlar dinlerine yaklaştıkça medenileşir, ilerler.

    Batıdaki laiklik anlayışı birey ve grupları özgürleştirirken bizdeki laiklik anlayışı birey ve gruplar üzerinde bir baskı ve dayatma aracı şeklinde tezahür etmiştir.
    Batıdaki devrimci yöneticiler laikliği kabul ederek toplumda eşitlik ve adaleti tesis etmeyi amaç edinmiş ve bu amaçlarına büyük oranda ulaşmışken bizdeki elit yöneticiler muasır medeniyete ulaşma saikiyle laiklik ilkesini kabul etme ihtiyacını hissetmişlerdir.Bu hisleri toplumda adalet ve eşitliğin tesisine engel olmuş olduğu gibi laiklik anlayışlarıyla Türkiye’nin demokratikleşmemesine ve özgürleşmemesine sebep olmuşlardır.
    Turkiye geldiği nokta itibariyle önündeki iki yoldan birini tercih etmek zorundadır. Birinci yol Turkiye’yi medeni ülkeler sevyesine ulaştıracak, kendi coğrafyasında güçlü olduğu gibi adil olmayıda sağlayacak,demokrasinin tabulara feda edilmediği demokratik hukuk devletini tesis edecek yoldur. İkinci yol ise Turkiye yi her yönüyle üçüncü dünya ülkesi haline getirecek, halkın iradesinin ve egemenliğinin üstünde onu beğenip beğenmediğine karar verecek ceberrut bir devlet haline götürecek olan yoldur.

    Demokrasin, hukukun ve özgürlüğün hiçbir tabuya feda edilmediğ bir ülke cazibe merkezi olacağı gibi devletin sürekliliğinide teminat altına alacaktır. Bu anlamda Türkiye de laiklik halkın Kemalistleştirilmesi yolunda bir araç olarak kullanılmasına son verilmelidir. Devlet, bütün inançlar karşısında eşit mesafede olduğu anlayışı tüm kurumlarına içselleştirmeli ve bütün inançlar üzerindeki baskı ve yasakları ortadan kaldırılmalıdır. Böyle bir devlette dindar Müslümanlar, aleviler, gayrimüslüm vatandaşlar mağdur ve mazlum konumundan kurtulmuş olacaklardır.

    İlerici ve katılımcı demokrasinin hakim olduğu ülkelerde hayatın hiçbir alanında kılık kiyafetlerine karışılmadığı gibi devletin zorunlu din dayatması ve din adamlarını yetiştiren okulları kapalı tutulması gibi bir durumla karşılaşmamaktadır.

    Demokrasi ve inançlar tabulara feda edilmemelidir. Edilirse ne olur. Bence Ergenekonlar çıkmaya devam eder. Dini Mabedlerde, ibadet değil adam öldürme planları yapılır.

    Emrullah Beytar - http://www.risalehaber.com/yazar_3333__Inanclari-tabulara-feda-et(me)mek!.html

    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  2. #2
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Hıristiyan Rus, anneannesine Kur’ân okuyacak

    turist, Müslüman olarak vefat eden annennesine duâ okumak için Rusça Kur’ân-ı Kerim aldı.
    Moskova’da yaşayan Rus ekonomist Olga Nigarova, Müslüman olarak vefat eden anneannesinin ruhuna duâ okumak için Rusça Kur’ân-ı Kerim almak istemesi, Manavgat ilçesi Side Fatih Camii İmam Hatibi Hasan Hüseyin Güner’i duygulandırdı. Bir grup Rus turistle Side Fatih Camii’ni ziyarete gelen Olga Nigarova, kendisinin Hıristiyan olmasına rağmen, büyük annesinin ölmeden önce Müslüman olarak Zeynep ismini aldığını söyledi. Küçük bir çocukken anneannesinin namaz kıldığını ve oruç tuttuğunu gördüğünü anlatan Nigarova, tatili bittiğinde ilk işinin büyük annesinin mezarına giderek Rusça Kur’ân’dan duâlar okumak olacağını ifade etti. Nigarova, “Müslüman olarak vefat eden anneannemi çok seviyordum. Side’de camiye girince çocukluğumdaki namaz kılarken gördüğüm anneannemi hatırladım. Onun ruhuna duâlar okumak istiyorum. Hıristiyan’ım ama; İslâm diniyle ilgili araştırmalarım sürüyor” diye konuştu.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Can feda ten feda haktan gelene yok sözüm
    By gamze-i_dilruzum in forum Şiirler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 28.09.13, 15:48
  2. Vücudunu Mûcidine feda et
    By Bîçare S.V. in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.12.11, 08:18
  3. Feda Yahut Vuslat...
    By Garip_Maznun in forum Edebiyat
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19.01.09, 16:03
  4. Ahireti Feda Etmek
    By **MeD** in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 28.07.07, 18:40

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0