+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 9 ve 9

Konu: Din Hürriyeti ve Laiklik

  1. #1
    Ehil Üye BiKeS_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    2.770

    Standart Din Hürriyeti ve Laiklik

    Ali BAKKAL
    Prof. Dr., Harran Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

    I. Laiklik

    Etimolojisi itibariyle laiklik terimi “ruhban sınıfına mensup olmayan, halktan olan” anlamında Yunanca Laikos kelimesinden türetilmiştir. Laikos Batı dillerine laique şeklinde geçmiş ve kelime buradan Türkçe’ye girmiştir. Laik “ruhbanlığa, kilise teşkilatına, hatta dinî alana ait olmayan “ manasındadır. Laiklik Fransa’da 1870 yıllarından itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Larousse’ta yer alışı 1873, Littré sözlüğüne yapılan zeyilde ortaya çıkışı ise 1877’dedir. Her iki kaynakta da kavram “laik olanın özelliği” şeklinde tanımlanmaktadır. Emile Litré laikliği siyasî bağlamda ele almakta ve bu kavramı din söz konusu olduğunda “devletin mutlak tarafsızlığı” anlamında irdelemektedir. Nitekim bu ilk anlamı daha sonra da değişmeyecek ve Batı idrakinin temel yaklaşımlarından biri olarak günümüzde de devletin siyasî varlığı üzerinde dinî inançların söz konusu olmaması, onun bütün din ve mezhepler karşısında tarafsız tavır alması, vicdan ve inanç özgürlüğüne saygı göstermesi şeklinde anlaşılacaktır.

    Devlet ve din ilişkileri değerlendirildiğinde bunların belli başlı iki kategoride düşünülebileceği fark edilir. Bunlardan ilkinde dinle devlet arasında sıkı bir ilişki söz konusudur. Buna göre devlet ya belirli bir din veya mezhebin esaslarına göre yönetilir, buna “teokrasi” adı verilir; ya da belli bir din veya mezhebi destekler yahut hüküm sürdüğü ülkede dinî hayatı kontrol ve idare eder. İkinci kategoride ise devlet ve din tam anlamıyla birbirinden ayrılmakta, ne devlet dine müdahale etmekte ne de inançlar devlet işlerinde bir etkide bulunabilmektedir ki buna laiklik adı verilmektedir. Farklı uygulamaların da bulunabileceği bir an için gözden uzak tutulursa, kavramın özü itibariyle ifade ettiği şey din ve devlet işlerinin birbirinden kesin olarak ayrılığıdır. Tabiidir ki bu her iki taraf için de söz konusudur. Yani hem devlet her türlü din veya kiliseden bağımsız kalacak, hem din ya da dinler devlet katında serbest olacaktır.1

    Çağdaş laiklik kavramı açısından en etken olan görüşe göre dinin mi siyasete, siyasetin mi dine bağlı olması gerektiği sorusu anlamsızdır. Zira bu konuda iki tarafın da birbirine nazaran tam bir bağımsızlığı söz konusu olacaktır. Bu görüş, her iki alanın birbiri karşısındaki özerkliğinin herhangi bir vesayete ihtiyaç duyulmayacak şekilde temellendirilmesini savunan bakış açısıdır. Devlet ve din işlerinin birbirinden tam olarak ayrılması şeklinde düşünülen laikliği bu görüşten hareketle değerlendirmek kavramın özü bakımından daha uygun olacaktır.2

    Üzerinde durulması gereken bir husus da laikliğin din açısından değil devlet açısından ortaya konan bir tutum olduğudur; laiklik karar ve tasarrufu, devletin kendi mahiyeti hakkındaki bir karar ve tasarrufudur. Buna göre her hangi bir dinin değil, yalnız devletin laikliğinden bahsedilebilir ve laikliğin kurumsallaşmasını sağlayacak olan da ancak devlettir; ya da vatandaşların devlet açısından ortaya koyabilecekleri bir iradedir. Buna göre devletin herhangi bir dinî tercihte bulunarak ya da bizzat kendi ideolojisini bir din haline getirerek toplum üzerinde birtakım zorlamalarda bulunması laikliğin özüne aykırı bir davranış şekli olur. Devlet adına dinî alanın aşırı kontrol altında tutulması laiklik tanımına aykırı bir davranış şeklidir.3
    Konu BiKeS_ tarafından (31.10.08 Saat 15:26 ) değiştirilmiştir.

    Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem,


    Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî!




  2. #2
    Ehil Üye BiKeS_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    2.770

    Standart II. Din ve Vicdan Hürriyeti

    II. Din ve Vicdan Hürriyeti


    İnsanların dinî ve vicdanî bir kanaate sahip olması hakkı, hukuktan değil insanın var oluşundan, düşünme ve inanma yeteneğinden doğduğu için din ve vicdan hürriyetinden kastedilen şeyin, dinî ve vicdanî kanaate sahip olma değil, bu kanaatlerini açığa vurma, onun gereklerine göre ibadet etme, davranma, başkalarına telkinde bulunma gibi dışa akseden davranışlar olması gerekir. Esasen hukuk da insanların dışa akseden ve beşerî ilişkilerine yansıyan yönüyle ilgilenebilir. Hakkın özü kavramından da yine dinî inanç ve kanaatin dışa aksettirilmesi ve ona göre davranılması hakkının temel öğeleri anlaşılmalıdır.


    Çağdaş anlayışa göre din ve vicdan hürriyeti genellikle kişilerin istedikleri dini serbestçe seçmeleri, seçtikleri dinin kurallarını hiçbir müdahaleye maruz kalmadan uygulamaları, bu konuda sahip oldukları öğrenme, öğretme, yayma vb. hakları kullanmaları şeklinde ifade edilmektedir.


    Din sadece inançtan ibaret değildir; aynı zamanda kişinin dünyevî hayatına yön verecek ahlâkî ve sosyal kuralları da ihtiva eder. Bu sebeple dini, yalnızca kişi ile inandığı varlık arasında bir vicdan meselesi olarak ortaya koymak yanlıştır. Dinî kuralların bağlayıcılık özelliği ve müeyyideleri vardır. Dinin başka bir temel özelliği de aynı inancı paylaşan, aynı davranış biçimlerini benimseyen kişilerden meydana gelen bir sosyal birlik oluşturmasıdır. Böylece dinin ferdî yaşayışı aşan sosyal yönü olduğu gibi manevî boyutu aşan dünyevî yönü de vardır. Dindar kişi hem dinî cemaatinin hem de içinde yaşadığı cemiyetin bir üyesidir ve böylece bir taraftan inancının gereklerine, diğer taraftan da içinde yaşadığı cemiyetin kurallarına uymak durumundadır.


    Batı kültür tarihinde din ve vicdan hürriyeti problemi ilk defa Hıristiyanlık’la ortaya çıkmıştır. Bu din dogmatik tekelciliği sebebiyle dinde bir hoşgörüsüzlük doğurmuştur. Hıristiyanlık, ortaya çıkışından itibaren üç asır boyunca Roma’dan beklediği hoşgörüyü, kendisi devlet dini olduktan sonra ne kendi içinde ortaya çıkan şizmatik ve heretik gruplara ne de başka dinlere göstermiştir. İncillere göre Hz. İsa bütün insanlara karşı sevgi ve merhamet doludur. İsa, “Düşmanlarınızı sevin ve size eza edenler için dua edin”4 dediği halde, daha sonraki Hıristiyanlık, dünyayı Tanrı’ya ve şeytana ait olmak üzere ikiye ayırmış, Hıristiyan olmayanları şeytanın hükümranlığında kabul ederek onlarla mücadeleyi prensip edinmiştir. Hıristiyanlık’ta hoşgörüsüzlüğü ilke haline getiren St. Augustin’dir (ö.43). St. Augustin İncil’deki, “Ve efendi hizmetçiye dedi: Yollara ve çitlerin boyuna çık, bulduklarını içeri girmeye zorla da evim dolsun”5 sözünü, zora başvurmanın lüzum ve doğruluğunu kanıtlamada mesnet olarak kullanmıştır. Bundan dolayı Hıristiyanlık devlet dini olduktan sonra ilk olarak pagan dinleri kaldırmıştır. Diğer taraftan sapık kabul edilen görüş ve inançlarla da mücadele etmiştir. Luther’in başlattığı reform hareketi Katolik kilisesinin diğer Hıristiyanlara karşı daha da katı bir tutum sergilemesine sebep olmuş, kilise devletten aldığı gücü kaybettiği oranda bu katı tutum zorunlu olarak yumuşamış ve azalmıştır.6


    Şimdilerde çağdaş Batı dünyasında din ve vicdan hürriyeti, insan temel hak ve hürriyetlerinin en önemlilerinden biri sayılmakta ve bu husus anayasa düzeyindeki kanunlarla güvence altına alınmış bulunmaktadır.
    Amerika’da kongrenin ve eyalet meclislerinin, herhangi bir dinin ihdası yahut din hürriyetinin serbestçe kullanılmasının yasaklanması ile ilgili kanun yapma yetkisi yoktur. Uygulamada ise amacı ve sonucu itibariyle bir dinî inancı geliştirecek, ilerletecek ya da geriletecek, engelleyecek kanun veya işlemler iptal edilmektedir. Bir dinî faaliyet veya kurumu desteklemek için vergi alınması yahut hazine parasının harcanması da aynı şekilde yasaktır. Buna karşılık inanma hürriyeti mutlak olarak garanti edilmiştir.
    Almanya, İrlanda ve Fransa gibi ülkelerde devletin resmî kilisesi olmamakla birlikte, bu ülkelerde dinlerin teşkilatlanması kendilerine bırakılmıştır. Hatta Almanya’da kiliselerin, mensuplarından bir miktar vergi alması dahi kabul edilmiştir.


    İngiltere’de Anglikan Kilisesi devletin resmî kilisesidir. Anglikan Kilisesi, eskisi kadar olmasa da halâ imtiyazlıdır. Kraliyet makamının başı olan kral veya kraliçe kilisenin de başıdır. Bu sebeple kendisinin ve eşinin Anglikan Kilisesi’ne mensup olması gerekir. Lordlar Kamarası’nda önemli sayıda üst düzeyde papaz “mânevî lord” unvanıyla diğer lordlarla aynı haklara sahip bir şekilde yasama yetkisi kullanmaktadır. Kilisenin bazı alanlarda yasama yetkisi dahi vardır. Buna karşılık bütünüyle kiliseye ait olması gereken bazı tayinler veya dinî işler ancak parlamentonun veya kraliyetin onayı ile mümkün olmaktadır.


    Buna benzer şekilde İtalya’da da Katolik Kilisesi devletin resmî kilisesidir. Diğer dinler müsamaha edilen dinlerdir. Katolik Kilisesi’nin aile hukuku konusunda imtiyazı vardır. Bu sebeple çağdaş insan haklarının bir bölümü ile 1919 yılında papalıkla yapılan ve bugünkü anayasanın 7. maddesiyle teyit edilen Latran Anlaşması’nın bazı hükümleri çatışabilmektedir. Bu düzenleme içinde devletle kilise kendi alanlarında bağımsızdır. Diğer dinlerin, İtalyan hukuk düzeniyle çatışmamak kaydıyla kendi esaslarına göre teşkilatlanma hakkı vardır.7


    Devletle kilise arasındaki bu anayasal ilişkilerin aldığı şekil, din ve vicdan hürriyetinin düzenlenmesine önemli ölçüde yön vermiştir. Meselâ hemen bütün sistemlerde ebeveynlerin, çocuklarına kendi dinî inançlarına göre din eğitimi verme hakkı vardır. Ancak bunun gerçekleşmesi farklı usullere tabidir. İngiltere’de devlet okullarında altıncı sınıfa kadar din dersi mecburi eğitim programının bir parçasını teşkil eder. Çocuklara Hıristiyanlığın genel ilkeleri öğretilir. Anglikan mezhebine mensup olmayanların özel okullar kurup mahallî hükümetin denetimine sokmaları hakkı vardır. Bu okullarda kuruluş senedine göre söz konusu din veya mezhebin esasları öğretilir.


    Amerika’da dinî sebeplerle farklı düşünen ebeveynlerin çocuklarına zorla Amerikan bayrağına selâm verdirilmez ve bayrak yemini yaptırılmaz. Buna karşılık hiçbir din dikkate alınmadan ve gözetilmeden okullara, bu arada din okullarına kitap yardımı yapılması anayasaya aykırı sayılmamaktadır.8

    Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem,


    Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî!




  3. #3
    Ehil Üye BiKeS_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    2.770

    Standart III. Din ve Vicdan Hürriyetine Getirilen Sınırlamalar

    III. Din ve Vicdan Hürriyetine Getirilen Sınırlamalar


    Bazı farklılıklara rağmen din ve vicdan hürriyetinin bütün Batılı hukuk sistemlerinde ortak olan yanları vardır. Bir dine inanma veya inanmama ve onu açığa vurma, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın mutlak bir hürriyet olarak bütün sistemlerde tanınmıştır. Dini inancı sebebiyle insanlar arasında ayırım yapılmaması, bir dine mensup olmanın veya olmamanın, hakların kullanılması ve hizmetlerin sunulmasında farklı bir muamele sebebi teşkil etmemesi en azından hukuk planında iyice yerleşmiştir. Ancak inanma hürriyetinin aksine inanca göre davranma, hayatını düzenleme hürriyeti mutlak değildir; genel ahlâka, kamu düzenine veya kamu yararına aykırı olmama sınırlamasına tâbidir.


    Bu sınırlama genel olduğu ve teori planında bütün dinlere uygulandığı için zararsız ve kabul edilebilir görünüyorsa da, her devlette kamu düzenini veya genel ahlâkı belirleyen unsurların başında o ülkede hâkim olan din geldiğinden gerçekte hareket alanı sınırlanan kesim, azınlık dininin veya dinlerinin mensupları olmaktadır. Bu yüzden Batı ülkelerinde hukuk sistemleri Hıristiyanlık dininin esaslarını yansıtmaktadır. Bu dinin esaslarına göre insanın hayatını düzenlemesi hemen hemen hiç de kamu düzenine aykırı olmaz. Bir İngiliz hâkimi bu hususu şu sözlerle ifade etmiştir: “Bizim devletimiz bir Hıristiyan devletidir ve böyle olmuştur. İngiliz aile sistemi Hıristiyanlık fikirleri üzerine kurulur... İngiliz hukukuna pekâla Hıristiyan hukuku denilebilir...”


    Aynı şekilde İrlanda’da bugünkü anayasa, 1972 yılından bu yana herhangi bir resmî dini kabul etmemesine rağmen Katoliklik İrlanda toplumunun bütün yapısına işlemiş, devlet kurumlarını şekillendirmiştir. Aile hukuku ve eğitim alanlarında kanunlar yapılırken hemen hemen her zaman kilisenin görüşü sorulmuş ve dikkate alınmıştır. Bugün İrlanda anayasasının boşanmayı kabul etmemesi ve İrlanda hukukunun kürtajı ve kürtaj yapan yerler hakkında bilgi almayı dahi yasaklaması Katolik kilisesinin etkisiyle olmuştur. Aynı şey İtalya için de geçerlidir. Kilisenin aile hukuku meselesi üzerindeki büyük etkisi yanında ülke siyaseti ve hatta kamu kurumlarına tayinlerde oynadığı rol sebebiyle İtalya’da Katolik inancına göre yaşamanın kamu düzenine aykırı olabileceği haller yok denecek kadar azdır. Bir başka deyişle Hıristiyanlık esaslarına göre şekillenmiş bir hukuk siteminde Hıristiyanların hayatlarını dinî inançlarına göre yaşamaları devletin hukuk sitemiyle fazla çelişmez.


    Diğer dinlere mensup olanların ise birçok alanda kurulu hukuk düzeniyle çelişmeden dinlerinin gereklerine göre yaşamaları zordur. İngiltere’de Müslüman bir Pakistanlı öğretmenin Cuma namazı kılmak için her hafta işinden yarım saat ayrılmasının yol açtığı uyuşmazlık sonucu görevinden istifa etmek zorunda kalması üzerine açtığı bir dava, İngiliz mahkemeleri tarafından, söz konusu kişinin işiyle inancı arasında seçim yapmak zorunda bırakıldığı dikkate alınmaksızın reddedilmiştir. Benzer bir durum pazar gününü resmî tatil yapan, o gün işyeri açılmasını ceza kanunları ile cezalandıran ülkelerde, meselâ İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya ve İrlanda’da Hıristiyan olmayanların o gün iş yerlerini açmak istemeleri sebebiyle ortaya çıkmaktadır. Bilhassa Yahudiler dinleri gereği cumartesi günü dinî tatil yaptıklarından pazar günü zorunlu tatil yapmalarını Hıristiyanlığın kayırılması ve devletçe korunması anlamına geleceğini, kendilerinin de haftada iki gün iş yerlerini kapatmak zorunda kaldıklarını, ibadetlerinin kendilerine pahalıya mal olduğunu, bu sebeple bu yasağın kendilerine uygulanmamasını istemelerine rağmen bu istekleri Amerika Birleşik Devletleri yüksek mahkemesi tarafından, Pazar tatilinin artık dinî vechesini kaybettiği, laik bir tatil haline geldiği gerekçesiyle reddedilmiştir. Buna karşılık Alman anayasaları devlet tarafından tanınan Pazar ve resmî tatil günlerinin dinlenme ve mânevî yücelme günleri olarak hukukun himayesinde olduğunu öngörmektedir. İngiltere’de Pazar günü iş yeri kapatma hakkındaki kanunlar Yahudileri istisna tutmuştur. Bunun dışındaki çalışma günleri, dinî tatil günleri de hâkim dinin esaslarına göre hukûkîleştiğinden azınlıkta kalan din mensupları buna uymak zorundadır.


    Neticede bir dinin hâkim olduğu ülkelerde, hukukun genel çerçevesinin dinin esasları ve terbiyesiyle şekillenmesi sonucu fertlerin kanunla çatışmadan dinlerini yaşamaları mümkündür. Ancak çoğunluk dinine mensup olmayanlar, çoğunluk diniyle şekillenmiş hukuka, onun kamu düzenine veya genel ahlâkına uymak zorunda kalmaktadır. Bununla birlikte topluluklar gittikçe artan oranda çok dinli toplumlar haline gelmekte; herhangi bir dinin gereklerinden bağımsız şekilde gelişen insan hak ve hürriyetleri, millî sistemlerin din ve vicdan hürriyetiyle ilgili düzenlemelerinin laik olmasını, başkalarının haklarına saygı gösterilmesi veya dinlerin eşitliği prensibi çerçevesinde zorunlu hale getirmektedir. Bu sebeple dinin devletten ayrılamadığı yerde dahi azınlık din veya dinlerine mensup olanlar için gittikçe artan oranda istisnalara yer verildiği görülmektedir.9 Buna göre laiklik, din ve vicdan hürriyetini sınırlayan bir unsur değil, azınlığın da dinî haklarını daha çok garanti altına almayı taahhüt eden bir prensiptir. Bir başka deyişle laiklik, hukuk düzeninin herkesin inançlarını mümkün olduğu kadar hayata geçirebileceği şekilde dizayn edilmesi demektir.

    Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem,


    Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî!




  4. #4
    Ehil Üye BiKeS_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    2.770

    Standart IV. Kamusal Alanda Laiklik Adına Kılık-Kıyafet Konusunda Yapılan Sınırlamalar

    IV. Kamusal Alanda Laiklik Adına Kılık-Kıyafet Konusunda Yapılan Sınırlamalar


    Kamusal alan devlet görevlilerinin hizmet alanıdır. Batı’daki uygulamalar esas alındığında devletin kamusal alanda yapacağı düzenlemeler genel olarak ya hâkim dinin taleplerine uygun olmalı ya da o konuda azınlıkların dahi mağdur olmayacağı bir düzenleme yoluna gidilmelidir. Özellikle Batı’da laiklik adına hâkim din mensuplarının mağdur edileceği bir yol kesinlikle izlenmemiştir. Eğer mağdur olanlar varsa, onlar da azınlıkta olanlardır.
    Yasama organını elinde bulunduran kamu görevlileri halka rağmen kamu düzeni adına ideolojik bir düzen oluşturamazlar. Kamu düzeni, devlet görevlilerinin keyiflerine göre değil kamu yararı ve ahlâkı esas alınarak oluşturulur.


    Sadece İslâm’ın değil bütün dinlerin sosyal hayat ve beşerî ilişkilerle ilgili birtakım talepleri vardır. Bu tür talepler din tarafından geliyor diye sadece dini özelliği olan, başkaca bir özelliği bulunmayan talepler şeklinde değerlendirilmemeli ve laiklik gerekçesiyle hiç düşünülmeden reddedilme cihetine gidilmemelidir. Dinlerin de taleplerinde kamu yararını temel aldıkları dikkate alınmalıdır. Bu durum göz önüne alındığında birçok sefer dinlerin talepleriyle kamu yararı adına kanun koyucunun taleplerinin örtüştüğü görülecektir. Gerektiğinde kanun koyucu sosyal barışı ve düzeni sağlamada dinin katkısından faydalanmalıdır. Kanun koyucuların tamamen dinden bağımsız, hatta dinin hükümleriyle çatışan birtakım düzenlemeler yapmaları, kamu düzenini sağlamak yerine dinle devlet arasında yeni çatışmalara ve toplumda yeni kavgalara sebebiyet verecektir. Bu tarz hukukî düzenlemelerin yanında kamu yetkisini elinde bulunduran yönetici ve uygulayıcıların, dine bağlı kimselerce ibadet ve dinî görev olarak telakkî edilen davranış ve görevlerin ifa edilmesine ve böylece ferdî planda bile olsa din hürriyetinin korunmasına imkân veren bir düzenleme veya uygulamaya gitmek yerine zaman zaman bu konuda müdahaleci ve yasakçı bir tavır sergilenmesi, aradaki güvensizlik ortamını tırmandırmakta, bunun en olumsuz sonucu olarak da devletin saygınlığı ve gücü zaafa uğramaktadır.


    Kanaatimizce günümüzde laiklik adına başörtüsü konusunda yapılanlar bu hususun en açık örneğini teşkil eder. Batılı devletlerin Hıristiyanlık karşısındaki uygulamaları dikkate alındığında devletin bu konuda sivil ve kamu alanlarında yasaklama yönünde bir düzenleme cihetine gitmemesi gerekir. Çünkü bu düzenleme genel olarak Müslümanların inançlarıyla çatışmakta ve kamu yararıyla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Bu konuda laikliğe aykırı olan durum, bütün kamu görevlileri için başörtüsü zorunluluğunun getirilmesi şeklindeki bir düzenlemedir. Böyle bir düzenleme Müslümanların inançlarına uygun olmakla birlikte, gayr-i Müslimlerin dinleri açısından zorunlu olarak kabul etmeleri gereken bir durum değildir. Ayrıca Müslüman da olsa laik bir sistemde ibadet ve haram-helal gibi sırf dinî konularda devletin herhangi bir düzenleme yapma yetkisi yoktur.


    Burada cumhuriyeti kuran ve laikliği tesis eden iradenin kadınların giyim tarzı ile ilgili bir kanunî düzenleme yapmadığını da göz önünde bulundurursak, bu günlerde, o dönemde problem olmayan bir konuyla karşı karşıya bulunduğumuz anlaşılır. O dönemde kadınlar gelenekte var olduğu veya dinî inancı gereği başlarını örtüyorlardı. Günümüzde ise başörtüsünün “siyasal simge” olarak kullanıldığı iddia edilmektedir. Doğrusu şu ki bu iddia niyet okumanın da ötesinde gerçeklerle bağdaşmayan bir ithamdır. Türbanlı ve başörtülü kadınlar bu örtüyü siyasal simge olarak değil, Allah’ın emri olduğu için kullanmaktadırlar. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu da başı örtmenin dinî bir emir olduğu yönünde fetva vermiştir.


    Diğer taraftan türban ve başörtüsü simge kavramının anlamıyla da pek uyuşmamaktadır. “Belirli bir anlamı olan işarete” simge denir. Buna sembol ve remiz de denir.10 Tarih boyunda başörtüsü, sadece başörtüsü olarak kullanılmış İslâmî anlamda bir başka şeyin işareti ve sembolü olarak kullanılmamıştır. Ayrıca sembollerin belli bir maddesi, şekli, rengi, boyutu vb. özellikleri bulunur. Başörtüsünde bunlar da yoktur. Başörtüsü olarak kullanılabilecek olan her şey başörtüsüdür.


    Başörtüsü takanların bunu siyasal simge olarak kullanıp kullanmadıklarını anlamak pek de zor değildir. Günümüzde toplumsal ve siyasal hareketlerin içinde olanlar daha çok erkeklerdir. Buna göre eğer Müslümanlardan bir kesim siyasal simge kullanmayı bir ihtiyaç ve gereklilik olarak görüyorlarsa, öncelikle erkeklerin bu konuda öne çıkmaları ve her hangi bir şeyi simge olarak kullanmaları gerekir. Fakat görülüyor ki başı örtülü kadınların eşleri en az hanımları kadar aynı görüşte oldukları halde siyasal simge kullanma yönünde bir ihtiyaç hissetmemektedirler. Eğer ihtiyaç hissetmiş olsalardı, diyelim kadınlar için simge olarak türban ve başörtüsü kafi gelmektedir; erkekler de kendileri için başka bir şeyi simge bulabilir ve kullanabilirlerdi. Fakat ortada böyle bir simge görünmemektedir. Buna göre aynı görüşe sahip olan erkekler simge kullanmıyorlarsa, kadınlar da simge kullanmıyorlar demektir. Dolayısıyla türban ve başörtüsü siyasal simge olarak değil, dinî bir emir telakki edildiği için kullanılmaktadır. Gerçek dışı ithamlarla bir de laiklik adına hiç kimsenin insanların inançlarını zorlamaya ve kimseye bir zararı olmayan ibadet nitelikli davranışlarını kısıtlamaya hakkı yoktur. Bu tür kısıtlamalarda din ve vicdan hürriyetine getirilen sınırlamaların gerekçesi ve mantığı bulunmamaktadır.


    Dince zorunlu görülen bazı davranışlara getirilen sınırlamaların bazı olumsuz sonuçlar doğuracağı kaçınılmazdır. Öncelikle bu tür kısıtlamalar günümüzde açıkça görüldüğü üzere arkasından eğitim ve öğretimle ilgili kısıtlamaları da beraberinde getirecektir. Dinle devlet arasındaki bu kısmî alan çatışması, dinin eğitim ve öğretiminin yeterince ve sağlıklı şekilde yapılamaması neticesini doğuracaktır. Bu da din eğitiminin belli oranda yer altına inmesine, din açısından da devlet açından da düzensiz ve düzeysiz bir eğitimin ortaya çıkmasına sebebiyet verecektir. Böyle bir eğitim de sonuç olarak gerek dinin içinde gerekse kendini dindar kabul eden insanlarla laikliği ilke edinmiş devlet arasında daha büyük çatışmalara, hatta toplum katmanları arasında anlamsız huzursuzluklara zemin hazırlamak anlamına gelir. Diğer taraftan din ve vicdan hürriyetini kısıtlamaya yönelik müdahaleler reaksiyoner akımları, özgürlük karşıtı baskıcı anlayışları daha da güçlendirecektir. Bu sebeple laikliğin ve din hürriyetinin dengeli bir şekilde uygulanması, gerek laiklik gerekse din ve vicdan hürriyetini sınırlama adına hukuk düzeninin dinin gereğinin ne olduğunu belirlemeye kalkışmayıp özgürlüklerin temel alınması gerekir.


    Sonuç olarak kamusal alan bir hizmet alanıdır. Gerek hizmet alanlar gerekse hizmet verenler için laiklik adına din ve vicdan hürriyetini kısıtlayıcı uygulamalara gidilmemelidir. Modern devletler millî olabilir, fakat ideolojik olamazlar. Millî devlet de tarihine ve geleneklerine saygılı bir devlettir. Geleneklerin kökeninde de büyük ölçüde din bulunur. Bir devletin azınlıklara zarar vermediği müddetçe hakim unsurun dinî kurallarını hukuk alanına taşıması laikliğe tam olarak aykırı sayılmayabilir, fakat özellikle genel ahlak ilkeleri ve kamu yararı açısından hiçbir sakıncası bulunmadığı halde hakim unsurun dinî inançlarını baskı altında tutmayı ve dinî görevlerini yapmayı engelleyici kurallar koyması laikliğe aykırıdır. Laikliğin müstakil bir ilke olarak değil din ve vicdan hürriyetiyle birlikte ele alınıp uygulanması gerekir.

    Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem,


    Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî!




  5. #5
    Ehil Üye BiKeS_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    2.770

    Standart

    Özet

    Çağdaş anlamda laiklik devletin bütün dinlere eşit mesafede olmasını, dinî hayatı garanti altına almasını, herhangi bir din veya mezhep esasının devletin temel esasları haline getirilmemesini öngörür. Ancak hukukî düzenlemeler yapılırken devlet adına dinî alanın aşırı kontrol altında tutulması da laiklik tanımına aykırı bir davranış şeklidir. Laikliliği müstakil bir prensip olarak değil din ve vicdan hürriyetiyle birlikte düşünmek ve uygulamayı buna göre yapmak gerekir. Din ve vicdan hürriyetinin de milletlerarası hukukta ulaştığı boyut ve kapsamda ele alınması, hukuk düzeninin dinin gereğinin ne olduğunu belirlemeye kalkışmayıp sadece özgürlükler arası dengeyi sağlayıcı rol üstlenmesi, kamu yöneticilerinin insan hak ve hürriyetlerine saygılı olup din ve ibadet hürriyetini belirleyici değil koruyucu bir tavır sergilemesi, insanların karşılıklı güven ve hoşgörü ortamında yaşamaya alıştırılması modern Türk hukukun ana hedefleri arasında yer almalıdır.


    prü Dergisi

    Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem,


    Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî!




  6. #6
    Yasaklı Üye abdussamedfani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    kayseri
    Yaş
    45
    Mesajlar
    1.195

    Standart

    bir sorum olacak...
    başörtüsü vb. dini hürriyete yönelik kısıtlamaları devlet kaldırsa, bu konudaki tüm baskılar son bulsa...
    amma anayasa; din ve devlet işlerini daha katı ve sert bir şekilde ayırsa...

    "yasalar; asla semavi fermanlara- diğer tabir ile semadan geldiği zannedilen (laiklerin tabiriyle) kitaplara göre değil, aklın ve bilimin ışığında yapılır." hükmü, devlette daha sert ve katı bir şekilde icra edilse...

    bu müsbet bir gelişme olur mu?
    bundan razı mı oluruz. ?
    karşı mı oluruz ?

  7. #7
    Vefakar Üye enes71 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    48
    Mesajlar
    413

    Standart

    Alıntı BiKeS_ Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Özet

    Çağdaş anlamda laiklik devletin bütün dinlere eşit mesafede olmasını, dinî hayatı garanti altına almasını, herhangi bir din veya mezhep esasının devletin temel esasları haline getirilmemesini öngörür. Ancak hukukî düzenlemeler yapılırken devlet adına dinî alanın aşırı kontrol altında tutulması da laiklik tanımına aykırı bir davranış şeklidir. Laikliliği müstakil bir prensip olarak değil din ve vicdan hürriyetiyle birlikte düşünmek ve uygulamayı buna göre yapmak gerekir. Din ve vicdan hürriyetinin de milletlerarası hukukta ulaştığı boyut ve kapsamda ele alınması, hukuk düzeninin dinin gereğinin ne olduğunu belirlemeye kalkışmayıp sadece özgürlükler arası dengeyi sağlayıcı rol üstlenmesi, kamu yöneticilerinin insan hak ve hürriyetlerine saygılı olup din ve ibadet hürriyetini belirleyici değil koruyucu bir tavır sergilemesi, insanların karşılıklı güven ve hoşgörü ortamında yaşamaya alıştırılması modern Türk hukukun ana hedefleri arasında yer almalıdır.


    prü Dergisi
    Bu ifadelerdeki beklentiler,
    bir müslümanın olmazsa olmazı mı? yani ideali mi?
    yoksa mevcudun biraz daha ıslah edilmiş hali mi?

  8. #8
    Ehil Üye BiKeS_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    2.770

    Standart

    Alıntı abdussamedfani Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bir sorum olacak...

    amma anayasa; din ve devlet işlerini daha katı ve sert bir şekilde ayırsa...
    Din ve devlet işlerinin daha katı ve sert bir şekilde ayrılmasına örnek verebilir misiniz? Mesela!

    Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem,


    Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî!




  9. #9
    Dost miracc - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    31

    Standart

    Laiklik kavramı türkiyede çok yanlış anlaşılan bir kavram haline geldi ve bazı kesimler laiklik ilkesini kendi lehlerine kullanmaya başladılar.Şunu unutmayalım ki laiklik dinsizlik değildir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Kur’ân, Herkese İnanç, Hatta İnançsızlık Hürriyeti Tanır
    By Şahide in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 23.04.09, 08:21
  2. Maturidi'den Bediüzzaman'a İnsan Hürriyeti
    By Abdulbaki in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 23.08.08, 04:03
  3. Laiklik Bezirganlarina
    By şakirt04 in forum Mizah
    Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 05.05.08, 17:00
  4. Nerde Kaldı Fikir Hürriyeti
    By NurTalebesi in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 25.11.06, 19:24
  5. Laiklik
    By Caner in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 23.08.06, 15:38

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0