+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 21 Sayfa var 1 2 3 11 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 208

Konu: Başörtüsüyle İlgili Görüşlerinizi Bekliyorum...

  1. #1
    Vefakar Üye asyanur3 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    NEVŞEHİR
    Yaş
    26
    Mesajlar
    501

    Standart Başörtüsüyle İlgili Görüşlerinizi Bekliyorum...

    Kardeşler sizce başörtüsü serbest olabilecek mi?İlerde sizce ne gibi değişiklikler olabilir?Ya da yasak devam mı edecek?her türlü görüşlerinizi ve resimlerinizi,başörtüsüyle ilgili bütün paylaşımlarınızı bekliyorum...

    ''ÜMİTVAR OLUNUZ ŞU İSTİKBAL İNKILABI İÇİNDE EN YÜKSEK GÜR SADA İSLAM SADASI OLACAKTIR...''

  2. #2
    Dost naznur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2008
    Mesajlar
    48

    Standart

    kardeşim bence bu ülkede başörtüsünün hallolması americanın müslüman olması kadar imkansız!!! çünkü biz bunu hak ettik üstadın da dediği gibi başından taviz verdik ve şuu anda cezasını çekiyoruz! ictimai bir musibet içerisindeyiz! kolay değil üzerimizde büyük bir fitne var! ve bu ülkenin üzerinden büyük bir islam düşmanı geçmiş! daha doğrusu islam düşmanları! ne diyelim her işte var bir hayır! bu musibet belki de bize müslümanlığımıza ne kadar bağlı olmamız gerektiğini gösterdi! rabbim bizi daha ağır fitnelerden uzak eylesin!!!! aminnn... aminn... aminnn....
    >>>> / / / / ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM!!! / / / / <<<<

  3. #3
    Vefakar Üye asyanur3 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    NEVŞEHİR
    Yaş
    26
    Mesajlar
    501

    Standart

    amin kardeşim...

  4. #4
    Vefakar Üye asyanur3 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    NEVŞEHİR
    Yaş
    26
    Mesajlar
    501

    Standart

    yani kardeş Musibet-i amme,ekseriyetin hatasından terettüp eder.Musibet,cinayetin neticesi,mükafatın mukaddimesidir.(Haklısın)...
    Bu milletin ve bu vatanın hayat-ı içtimaiyesini anarşilikten kurtarmaK ve büyük tehlikelerden halas etmek için,beş esas lazımdır ve zaruridir:
    Birincisi merhamet, ikincisi hürmet, üçüncüsü emniyet, dördüncüsü haramı helali bilip,haramdan çekinmek, beşincisi serseriliği bırakıp itaat etmektir.
    BEDİÜZZAMAN

  5. #5
    Vefakar Üye asyanur3 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    NEVŞEHİR
    Yaş
    26
    Mesajlar
    501

    Standart

    Bu milletin ve bu vatanın hayat-ı içtimaiyesini anarşilikten kurtarmaK ve büyük tehlikelerden halas etmek için,beş esas lazımdır ve zaruridir:
    Birincisi merhamet, ikincisi hürmet, üçüncüsü emniyet, dördüncüsü haramı helali bilip,haramdan çekinmek, beşincisi serseriliği bırakıp itaat etmektir.
    BEDİÜZZAMAN

  6. #6
    Vefakar Üye asyanur3 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    NEVŞEHİR
    Yaş
    26
    Mesajlar
    501

    Standart

    Bu milletin ve bu vatanın hayat-ı içtimaiyesini anarşilikten kurtarmaK ve büyük tehlikelerden halas etmek için,beş esas lazımdır ve zaruridir:
    Birincisi merhamet, ikincisi hürmet, üçüncüsü emniyet, dördüncüsü haramı helali bilip,haramdan çekinmek, beşincisi serseriliği bırakıp itaat etmektir.
    BEDİÜZZAMAN

  7. #7
    Vefakar Üye asyanur3 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    NEVŞEHİR
    Yaş
    26
    Mesajlar
    501

    Standart

    TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ -1-

    20. yüzyıl İslamın yitirildiği ve yeniden kazanıldığı bir yüzyıl olarak Müslümanlar için ve bütün insanlık için önemli bir dönüm noktası sayılıyor. 19. yüzyıldan beri birçok filozof ve sosyal bilimci batı uygarlığını sorgulamaya başlamıştı. 20. yüzyıl ise bir yandan batı uygarlığının sorgulanışına sahne olurken, diğer tarftanda da umulanın aksine dünya çapında dinsel bir uyanış yaşanmıştır. Böyle bir uyanış 2. dünya savaşından sonra İslam dünyasında ve ülkemizde bütün emareleriyle hissedilmeye başlanmış, yüzyılın son çeyreğinde ise hızlanarak iyice kendini göstermiştir...
    Yasağın Tarihi Gelişimi

    1950’lerde daha net bir ifade kazandığı görülen islami söylemin ülkemizde gözle görünen en önemli sonucu 1960’larla birlikte kadınlardaki örtünme eğiliminin giderek artış göstermesidir. 1960 yılından itibaren üniversitelerde görülmeye başlanan başörtülü öğrencilerin sayılarının giderek artması buna paralel bir gelişmedir. Bu sayısal artışın diğer bir nedeni ise özellikle 1950’den sonra uygulanan ekonomik politikalara bağlı olarak kırsal kesimdeki insanların yoğun olarak kentlere göç etmeleri ve okuma yazma bilen kadın oranının hızla artmasıdır- bu artan oran içinde başörtülü kadınların da hesaba katılması gerektiği açıktır. Başörtülü öğrencilerin yükseköğretim kurumlarında görülmeye başlandığı bu yıllardan itibaren başörtüsü yasakları da gündeme gelmeye başlamıştır.

    12 Mart muhtırasının ardından başörtüsü yasağıyla ilgili somut örnekler artmakla birlikte özellikle 12 Eylül 1980’de yapılan askeri darbeyi takip eden yıllar boyunca ülke gündeminden başörtüsü ve başörtülü öğrenci tartışmaları eksik olmadı. 12 Eylül darbesinden sonraki yıllarda batı kültürünün bütün veçhelerinde yaşanan bir dönüm noktasının işaretleri bu ülkede genç kızların ve kadınların başörtülerinde dile geldi(1).

    Başörtüsü probleminin tekrar yoğun olarak gündemimize girmesi darbeler tarihinin son halkası olan 28 Şubat 1997 askeri müdahalesiyle birlikte olmuştur. 28 Şubat rejimin militer renginin koyulaştığı ve bu koyuluğun süreklilik ve meşruiyet kazanmaya çalıştığı genelde islami kesimin özelde ise başörtülü öğrencilerin artan baskılara maruz kaldığı bir süreçtir(2). Bu süreçle birlikte yükseköğretim kurumlarında başörtüsü yasağı hızla uygulanmaya başlanmış ve 2002 yılı itibariyle yasağın uygulanmadığı hiçbir üniversite kalmamıştır.

    (1) Cihan Aktaş, Tesettür ve Toplum.
    (2) Ali Bayramoğlu, 28 Şubat Bir Müdahelenin Güncesi.

    12 Eylül Öncesi Yasaklar


    İnönü dönemi, dini alana yönelik sınırlamalarla ve dindarlara yöneltilen akıl almaz baskılarla hafızalara kazınmıştır. Milli Şef’in döneminde idarenin ve hükümetin faaliyetlerine karşı en ufak bir tenkit yapılamıyordu. Göstermelik seçimleri, basın ve yayın organları üzerindeki sıkı denetimi, din, dil ve eğitim gibi alanlarda halka rağmenci ve dayatmacı icraatlarıyla bu yönetim, 1950’ye doğru halkta giderek somutlaşan bir muhalefeti kaçınılmaz kılmıştı.

    Türk toplumu da geleneksel düzenin köklü ve kapalı bağlılığından, serbest hareket eden ve devlet idaresine katılan modern topluluma geçiş dönemine girmiştir. Şehirleşmenin artması, ulaşım kolaylıkları, okur-yazar oranındaki artış bu geçişi hızlandıran unsurlar olmuştur.

    İç politikanın değişen şartları ve dengesi, halkın gösterdiği belirgin tepki 1945 yılına doğru CHP’nin dini konulardaki tutumunu yeniden gözden geçirmesini zorunlu kılmıştır. Bunların sonucunda 1945 yılında iktidar partisi içinde ilk kez dini problemler etrafında bir tartışma yaşanmıştır. Sonuç olarak Halk Partisi Divanı, dini taleplerin yerine getirilmesinin Cumhuriyetin “vicdan hürriyeti ve laiklik prensiplerinin” zedelenmemesi şartıyla mümkün olabileceğine karar vermiştir. Bunu takiben, 1947 Temmuzu’nda “Özel Din Öğrenimi Ana Hatları” kabul edilmiş ve bir bildiriyle halka duyurulmuştur. Böylece Demokrat Parti iktidarına giden yolda tek parti yönetimi göreli de olsa halkın dini duyarlılığına karşı yumuşama sinyalleri vermiştir. Bu yumuşamada ülkede yükselen dini canlanmaya karşı siyasal bir oportünizmin etkisi vardır.

    1950’ye doğru kadınlar ülkenin sosyal ve kültürel hayatında önemli roller üstlenmiş gözükmüyorlardı. Kadınlar içinden sivrilenler ise çoğunlukla seçkin çevredendiler. Toplumun çoğunluğunu oluşturan kesimlerde ise değerler kargaşası giderek daha çok kendisini hissettirmekteydi. Çünkü oluşturulmaya çalışılan “ulusal kadın modeli” kadınlar arasında daha somutluk kazanabilmiş değildi(1)

    . 7 Ocak 1946’da Demokrat Parti’nin kurulmasıyla Türkiye yeni bir döneme girmiştir. DP 1950 yılında tek partili dönemin icraatlarına yönelttiği popülist sorgulama sonucu geniş kapsamlı bir koalisyonun(2) desteğini kazanarak ezici bir çoğunlukla meclise girdi.

    Demokrat Parti 1950 seçimlerindeki başarısını büyük ölçüde dinsel duyarlılıkları örselenmiş kitlelerin nabzını iyi tutmuş olmaya borçluydu. Denilebilir ki, DP belli bir esneklikle yaklaştığı Müslüman kitleyi belli kalıplar halinde kendi oy tabanına yerleştirerek sisteme entegre etme işlemini üstlenmiştir.

    Nitekim dindar kesimin beklentilerini iyi bilen Adnan Menderes 16 Haziran 1950’de Meclis’ten dini meselelerle ilgili bir dizi yasayı çıkartmıştır. Artık ezan Arapça okunabilecek, radyoda haftada üç kez Kur’an-ı Kerim okunacaktır. Okullarda din eğitiminin verilmesine başlanmış, ayrıca İmam Hatip Okulları, Yüksek İslam Enstitüleri açılmaya başlanmıştır. Demokrat Parti iktidarının sağladığı demokratik ortamda müslümanlar kendilerini ifade etme bakımından az da olsa rahatlamışlardır. Özellikle küçük kentlerde ve kırsal kesimde tesettüre riayette görülen artış basın ve muhalefetin iktidarı sıkıştırması için önemli bir malzeme olmuştur. Ancak örtü karşıtlığının yalnızca CHP’liler tarafından ve muhalefette sürdürüldüğünü düşünmek hata olur. Çünkü Halk Partisi yanlısı basın organları dışında hükümeti destekleyen bir kısım basın organında da başörtüsü, çarşaf ve genel olarak tesettür düşmanlığının yapıldığı çeşitli haber ve yorumlar yer almıştır(3).

    Bir grup albay ve daha alt rütbeli subayların gerçekleştirdiği 27 Mayıs 1960 Darbesi Cumhuriyet tarihinde “1960 Demokrasisi” denilebilecek yeni bir dönem başlatmış; Türkiye’de siyasetin olağandışı gücü ordu ise bu darbeyle sahnede yerini alırken daha sonra da rejimin kilit noktalarını elinde tutmanın hep bir yolunu aramıştır(4)

    1960 Askeri Darbesi gerçekleştikten sonra çeşitli basın-yayın organlarının Milli Birlik Komitesi’nin “irtica”ya yönelik dikkatlerini zinde tutmak için yayınlarını yoğunlaştırırken, Komite Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel’in bir gazeteye verdiği mülakatta sorulan sorulara aşağıdaki cevapları vermişti:

    “- Dini istismar edenlere verilen tavizler için ne diyorsunuz?”
    “- Buna artık asla meydan vermeyeceğiz. Anayasa projesini hazırlayan profesörlere vazife verirken mutlaka din istismarını önleyici hükümler koymalarını bilhassa rica ettim.” “- Ya çarşaf?”
    “- Çarşaf Türk kadını için bir yüz karasıdır. Türk kadının güzel yüzünü saklaması için bir alın karası bulunduğunu sanmıyorum. Dünya önüne temiz yüzü ile çıkmak onun hakkıdır... Çarşafın namus ile de alakası yoktur.” (5)

    Bu sırada çarşaf giyilmesini yasaklayan bir takım yerel önlemler de alınmıştır. Bu yasaklamalar küçük ve orta büyüklükteki kırsal yerleşim bölgelerinde protestolara yol açmıştır.

    Türkiye’de ki tesettür karşıtı somut olayların ortaya çıkmaya ve giderek artmaya başladığı yıllar (60’ların sonu ve 70’li yıllar) ülkedeki siyasal konjonktürün yanısıra dünyada da dine dönüş hareketinin başladığı yıllardır.

    Gerek dışarıdan “demokratikleşme” konusunda gelen baskıların, gerekse ülke içinde yükselen muhalefeti yumuşatma gibi kaygıların değiştirir gibi olduğu Türkiye atmosferinde İslami yayıncılık adına bir takım yayın faaliyetlerinin başladığı görülmektedir. Bunlar; Sebil-ür Reşat, Hür Adam, Fetih, İslam Selamet, İslam Dünyası, İslam’ın Nuru, Ehli Sünnet ve özellikle 1950’den sonra Büyük Doğu dergileridir.

    Bu dergiler baz alınarak bir değerlendirme yapıldığında bu dönemde batıcı basının ve gerekse bir takım yöneticinin ve derneğin tesettürle mücadeleyi sürdürmelerine karşılık İslami çıkışlı yayınlarda bu konunun yeterli bir ağırlık taşımamış olması ilginçtir. Tesettüre değinilen birkaç yazıda ise bu konu, İkinci Meşrutiyet islamcılarının tartışmalarının bile çok gerisinde kalarak işlenmiştir. Denilebilir ki, tesettür ve kadın gibi konular bu dönem yayıncılığında pratikte pek ilgilenilmeyen soyut bir üslupla ele alınmış ve bu yerleşerek, İslami yayınlarda ileriki yıllarda daha da belirginlik kazanacak bir yayıncılık anlayışına başlangıç teşkil etmiştir.

    Müslüman kadınların kılık-kıyafetleri etrafındaki tartışmalar, üniversitelerde başörtüsünün somut olarak görüldüğü ve artmaya başladığı 1968 yılında yeni bir boyut kazanmıştır. Bu yılın başlarında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne devam eden Hatice Babacan adlı öğrenci, başını örttüğünde, Fakülte idaresi ve bazı öğretim üyeleri Babacan’ın “tarikatlar tarafından yönlendirildiğini ve başka amaçlar için örtündüğünü” söyleyerek, başörtülü olarak derslere devamına karşı çıkmışlardır.

    1969 Şubat’ında bir kasabada lise müdürü ve devletten yana tavır takınan bazı sol görüşlü öğretmenlerin okula tesettüre uygun giyinerek gelen kız öğrencilerin başörtülerini ve mantolarını parça parça edip onları okuldan kovuşları, kasaba ahalisinin büyük bir üzüntü içinde saldırgan müdürü ve öğretmenleri protesto etmelerine neden olmuştur.

    Bu tür olaylar kız öğrenci almaya başlayan İmam Hatip Liseleri’nde de görülüyordu. 26 Ocak 1971’de Isparta İmam Hatip Okulu’nda Matematik öğretmeninin okul bahçesinde gördüğü tesettürlü öğrencinin başörtüsünü çekip yırtması, bu olaylardan yalnızca biriydi. İşin en ilginç yanıysa bu olay üzerine bir konuşma yapan Isparta Müftüsü’nün “Bu asırda da başörtülü talebe mi olurmuş?” diye beyanat vermesiydi.

    Başörtüsüne karşı yürütülen kampanya sadece okullarda devam etmiyordu. Eğitim kurumları dışında günlük hayatta da başörtülü insanlar büyük sıkıntılara maruz kalıyorlardı. Konya’da, Mevlana ve Şems-i Tebrizi’yi ziyaret amacıyla Ankara Üniversitesi’nden gelen genç kızların ve Kur’an Kursu talebelerinin, kızların topuklarına kadar uzun başörtüleri gerekçe gösterilerek “ Kıyafet Kanunu”na aykırılık iddiasıyla polis tarafından tutuklanmışlar; ancak, savcılık tarafından serbest bırakılmışlardır.

    (1) Z.Korkutata, Türk Modernleşmesi ve Tesettür.
    (2) İlkay Sunar, Demokrat Parti ve Popülizm
    (3) DP yanlısı Zafer Dergisi.
    (4) H. Özdemir, Siyasal Tarih.
    (5) Z.Korkutata, Türk Modernleşmesi ve Tesettür.

    12 Eylül'lü Yıllar

    1980 askeri müdahalesi ile Türk toplumu politikadan arınma sürecine sokuldu. Bu süreçte devlet toplumun hemen her alanını totaliter bir biçimde kontrol altına aldı. Üç yıl sonra, 1983 genel seçimleriyle Türkiye’de tüm ana politik akımlar, devletin toplumdaki yerinin ne olması gerektiğini yoğun bir şekilde tartışmaya başladılar. Bu tartışmaların ortak noktası, devletin topluma müdahalesiydi. Aslında daha geniş çerçevede tartışılan, neden doğu toplumlarında devletin toplumun üstünde baskıcı bir konuma sahip olduğu idi. Tartışmaların işaret ettiği sonuç şuydu: doğu toplumlarının temel sorunu, bireyi devlet gücü karşısında koruyacak mekanizmaların ve yapıların, yani sivil toplumun olmamasıydı.

    12 Eylül yönetimi, 1982 yılında yeni Anayasayı kabul ettirip, aynı oylama ile darbenin lideri Kenan Evren’i Cumhurbaşkanı seçtirdikten sonra, artık ülkenin yeni seçimlere götürülmesine karar vermişti. 6 Kasım 1983 yılındaki genel seçimleri, Turgut Özal yüzde 45 oy ile 211 milletvekili çıkartarak kazandı. Türkiye bir müdahalenin ardından “Özal’lı yıllar” olarak anılacak yeni bir döneme girdi. Bu dönemde liberal politikalar uygulanmaya başlandı. Sivil toplum, serbest piyasa ekonomisi gibi kavramlar 1980’ler Türkiye’sinin siyasal düzeninde yeni bir sayfa açıyordu. .

    Türk modernleşme projesi boyunca, kamusal alan devletin yakın ve sıkı denetimi altındaydı. Bu denetim Cumhuriyet’in ilk yıllarında, özellikle 1923’ten 1946’ya kadar süren tek parti döneminde çok katı bir şekildeyken, çoğulcu demokrasiye geçiş dönemi olan 1950’lerden itibaren dereceli olarak yumuşamıştır. 1923 sonrası yeni dönemde kamusal alan devletten bağımsızlaşarak cumhuriyetçi kamusal alan projesinin milli, laik ve homojen doğasına başkaldıran sivil toplum hareketlerinin birbirleriyle yarıştıkları bir alan haline gelmiştir. Bu çerçevede Müslüman kız öğrencilerin üniversitedeki derslere başörtülü olarak katılma talepleri laik seçkinler tarafından kendilerine ait olan kamusal alanın ihlali olarak algılanmış, bir meydan okuma olarak kabul edilmiştir(1). .

    Bu gelişmelere karşı eleştirel olarak beliren kemalist-laik gruplar ve dinsel imgelere karşı daha hoşgörülü olanlar arasındaki tartışma ve çatışmaların 1990 Türkiye’sinde yeniden kutuplaşmış siyasal bölünmeleri temsil ettiklerine, Kadıoğlu dikkat çekmektedir. Kadıoğlu’na göre “laikçi batılılaşmacılar, giderek artan bir oranda M. Kemal Atatürk’ün imajını metalaştırırken, dinci gruplar çökmekte olan Batı kültürüne karşı çıkışlarını vurgulamaktadır.”(2) .

    (1) Nilüfer Göle, İslamın Yeni Kamusal Yüzleri.
    (2) A.Kadıoğlu, Cumhuriyet İradesi Demokrasi Mücadelesi.


    28 Şubat

    Ne yazık ki, 28 Şubat 1997 tarihinde yapılan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında alınan kararlar, bu ara dönemi sona erdirdi ve bir çok konuda olduğu gibi başörtüsü konusunda da "topyekün savaş"ın başlamasına neden oldu. MGK'nın "Kıyafet Kanunu'na aykırı olarak ortaya çıkan uygulamalara kesinlikle mani olunmalı" şeklindeki "tavsiyesi"ni dönemin hükümetinden önce üzerine vazife edinen YÖK, ANASOL-D Hükümetinin kurulmasıyla birlikte de yasakçı tavrını genelgeler aracılığıyla tüm üniversite rektörlerine ileterek başörtüsü yasağının tavizsiz uygulanacağını vurguladı.

    YÖK’ün kronikleşen baskıcı tutumu hiçbir dönemde bugünkü kadar ağırlaşmamıştır. Bunun temel nedeninin, 28 Şubat muhtırası ile yeniden içine girdiğimiz ara rejim süreci olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Ancak şimdiki başkanının, yaşanan acıları daha da şiddetlendirmek için özel bir çaba içinde olduğu, hatta kendisinden istenenin ötesinde bir şevkle "çalıştığı" da gerçeğin diğer bir boyutu... 24 Aralık 1995 seçimlerine milletvekili adayı olarak katılma kararı alan Sağlam, veda amacıyla ziyaret ettiği Demirel'e, rivayete göre, Prof. Dr. Kemal Gürüz'ün dışındaki herhangi bir rektörü (o tarihte Gürüz Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörü idi) YÖK başkanlığına atayabileceği yönünde tavsiyede bulunmuş, ancak Demirel Gürüz'de karar kılmıştır. İçinde bulunduğumuz dönemin ve Gürüz'ün KTÜ'deki baskıcı uygulamalarının, Demirel’in bu seçiminde önemli bir kriter olmuş olabilir. Ancak bugün herkes kabul etmektedir ki, tartışmalı Anayasal kurumlar arasında yer alan YÖK'ün meşruiyeti, hiçbir dönem Gürüz dönemindeki kadar yoğun bir şekilde tartışılmamıştır.(1)

    28 Şubat süreciyle birlikte YÖK'e yükseköğretim camiasında “politbüro” yetkisi kazandıran Kemal Gürüz, işe başörtüsü yasağıyla başladı. Şubat 98'de toplanan YÖK Genel Kurulu, "kılık kıyafet genelgesi"ne göre başörtülü öğrencilerin üniversitelere sokulmaması konusunda tüm rektörleri uyardı. YÖK'ün bu kararına en hızlı destek İstanbul Üniveritesi (İÜ) Rektörü Kemal Alemdaroğlu'ndan geldi. Önceleri başörtüsü, saç, sakal, küpe ve kot pantolonluları boğmaya çalışan Alemdaroğlu, Mart 98'de hedef tahtasına sadece başörtülüleri koydu. Üniversite dekanlarını toplayan Alemdaroğlu, "Başörtü yasağını uygulamak için gerekirse bilime ara verin" şeklindeki tarihi olmakla birlikte utanç verici talimatını verdi. Alemdaroğlu'nun bu "çıkışı"nın, 13 Mart 1998 tarihli Rektörler Komitesi toplantısından önce verilen "irtica birifingi"nin hemen akabine denk gelmesi hayli anlamlıdır. MGK'nın sivil giyimli üç uzmanından brifing alan rektörlerin, toplantı sonrasında yayınladıkları bildiride üniversitelere başörtülü olarak gelmenin suç olduğunu vurgulamaları, "irtica birifingi"ni hayli içselleştirdiklerinin işaretidir.

    Alemdaroğlu'nun talimatından sonra yaşanan olayları değerlendiren YÖK Başkanı Kemal Gürüz "kılık kıyafet konusunda biz söyleyeceğimiz her şeyi söyledik." dedikten sonra mütekebbir bir komutan edasıyla "Bu söylediklerimiz uygulanacak" demekten de geri durmadı. Bunun üzerine rektörler tarafından fakülte dekanlıklarına gönderilen bir yazı ile başörtülü ve sakallı öğrencilerin fişlenmesi ve ilgili yazıda öğrencilerin kılık-kıyafetlerini içeren bilgilerin en geç Mayıs ayı ortasına kadar rektörlüklere bildirilmesi istendi.
    Bu milletin ve bu vatanın hayat-ı içtimaiyesini anarşilikten kurtarmaK ve büyük tehlikelerden halas etmek için,beş esas lazımdır ve zaruridir:
    Birincisi merhamet, ikincisi hürmet, üçüncüsü emniyet, dördüncüsü haramı helali bilip,haramdan çekinmek, beşincisi serseriliği bırakıp itaat etmektir.
    BEDİÜZZAMAN

  8. #8
    Vefakar Üye asyanur3 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    NEVŞEHİR
    Yaş
    26
    Mesajlar
    501

    Standart

    Bu milletin ve bu vatanın hayat-ı içtimaiyesini anarşilikten kurtarmaK ve büyük tehlikelerden halas etmek için,beş esas lazımdır ve zaruridir:
    Birincisi merhamet, ikincisi hürmet, üçüncüsü emniyet, dördüncüsü haramı helali bilip,haramdan çekinmek, beşincisi serseriliği bırakıp itaat etmektir.
    BEDİÜZZAMAN

  9. #9
    Vefakar Üye asyanur3 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    NEVŞEHİR
    Yaş
    26
    Mesajlar
    501

    Standart

    Bu milletin ve bu vatanın hayat-ı içtimaiyesini anarşilikten kurtarmaK ve büyük tehlikelerden halas etmek için,beş esas lazımdır ve zaruridir:
    Birincisi merhamet, ikincisi hürmet, üçüncüsü emniyet, dördüncüsü haramı helali bilip,haramdan çekinmek, beşincisi serseriliği bırakıp itaat etmektir.
    BEDİÜZZAMAN

  10. #10
    Vefakar Üye asyanur3 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    NEVŞEHİR
    Yaş
    26
    Mesajlar
    501

    Standart

    Bu milletin ve bu vatanın hayat-ı içtimaiyesini anarşilikten kurtarmaK ve büyük tehlikelerden halas etmek için,beş esas lazımdır ve zaruridir:
    Birincisi merhamet, ikincisi hürmet, üçüncüsü emniyet, dördüncüsü haramı helali bilip,haramdan çekinmek, beşincisi serseriliği bırakıp itaat etmektir.
    BEDİÜZZAMAN

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Başörtüsüyle Kariyer Yapıyorlar
    By Nil Sultan in forum Tesettür
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 06.10.09, 18:34
  2. 22.Sözle İlgili Cevaplarınızı Bekliyorum
    By betulbalkan in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 31
    Son Mesaj: 11.09.09, 14:50
  3. Başörtüsüyle Girildi de Ne Oldu?
    By SeRDeNGeCTi in forum Gündem
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 04.04.09, 10:11
  4. İnançsız Bir İnsanla İlgili Yardimlarinizi Bekliyorum
    By BiÇçare in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 04.11.08, 11:48

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0