Yakamozların serinliğinde seni andım bu gece... Dilimde hece hece senin sıcaklığın... Ay ışığı ve gecenin aklığı, mazinin derinliğinde saklıydı...
Sana gülümsüyordu, mazinin yamaçlarında açan çiçekler... Sen, mazinin kemerinde bir gül-i rânâ, bir zafer takı idin...

Mevsimlerde sensizliğin hicranı, gözlerimizde vuslata erememenin giryanı var. Sensiz daha kaç faslı bahar geçecek bilmiyorum? Yüreğimizdeki ateş, kor olmadan gel ey sevgili!... Cana şifa, ruha gıda olan göz yaşlarınla gel... Şu ıssız çöllerde, çatlamış dudaklarımıza sonsuzluk iksiri gibi damıttığın sözlerinle gel...

Ey ruhların virtüözü! Gönlümüzü okşayan, kalbimizi akort eden, erguvan renkli letâfetinle gel... Sevgiyi, aşkı arayan şu insanlığa yeniden elini uzat... Sesini, soluğunu, ruhumuzun dehlizlerine üfle... Kalbimizin en sarp yamaçlarında yankılanan sonsuzluk bestesi sesin, zehir saçmak için fırsat kollayan kobraları bile büyülemişti... Bu efsun karşısında, cılız flütüyle yılanları ayağa kaldıran Hintli paryalar, aczlerini itiraf etmekten başka ne yapabilirlerdi?

Göz yaşlarınla büyüttüğün fidanlar meyveye durdu. Erguvan renkli günlerin şafağında filiz veriyorlar. O nazenin kökler; taşı, kayayı parçalayarak iniyor derinlere... Çekirdeklerinde ümidi büyütüyorlar... Biz de ümitle bakıyoruz geleceğe... Senin dünyanda, senin rüyanda ümitsizliğe yer yok biliyorum. Ruhlarımız pörsüdü, kalbimiz katılaştı demeyeceğim... Yapraklarımız soldu, meyveler çürüdü diyerek hilâfı vaki beyanda bulunmak, bağbana da, güle de, gülzara da vefasızlık olur.

Yanan gönlümüzü, çatlayan dudaklarımızı, susuzluğumuzu ve bengisuya duyduğumuz hasreti söylemeden de edemeyeceğim, bağışla ne olur! Sen, hep bağışlayan oldun. Gedaların itirafını, samimiyetlerine ver sultanım!.. İçimizde güzele, güzelliklere, sevgiye ve hoşgörüye duyduğumuz hasretin ateşi var, dudaklarımızda ise hep ümit bestesi. Erguvan renkli günlerimiz mazide kalmadı, gurup etmedi. Erguvanlar, hava ve mevsim muhalefetinin rağmına, her gün birer, ikişer açıyor...

Ey varlığın yegâne sahibi! Bunca börtü böcek, onca örümcek kol gezerken ıssız çöllerde, Sen bereketimizi arttır!... Buğdayımızı koru!... Başağımızı esirge!... Bizleri, tohumun ve filizin yolunda, en şerefli yetimin engin ferasetine ulaştır!... Kökü tarlalarımızda saklı olan bereketli buğday başaklarının gıybetini yapmaktan, bir de yabana tohum atmaktan bizleri uzak tut!... Ruhlarımızın sevgilisini, gönüllerimizin sultanını, erguvanlarımızın ve erguvan renkli günlerimizin başından eksik etme!...