+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: Dünyanın Yücelen Kaderi : Hicret

  1. #1
    Dost schenseditor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    8

    Standart

    Mîraç bir aç?dan dünya tarihinin dönüm noktas? idi. Zîra bu yücelme, insanl?ğ?n bağ?şlanmas? ve kaderin güzele dönüm ferman?n? getirdi. Beşeriyetin bu yeni kaderinin ç?k?ş noktas? ise Hicretti.
    Ünlü Taif duas?ndan sonra Akabe'de, içlerinden han?mefendilerin de bulunduğu bir grup Medineli Müslüman, ihlâs dolu gönül güzelliği ile Efendimize teslim olup, onu Medine'ye çağ?r?rken; yeni bir beşeriyet tarihi başlatt?klar?n? belki de bilmiyorlard?. Ne var ki, o anda ilâhi murad insanoğluna büyük bir şeref kap?s? aç?yordu.

    Önce nur y?ld?zlar? mü'minler, ufak gruplar hâlinde Medine'ye göçtü. Mekke müşrikleri hâlâ değişmez körlüklerinin girdab?nda Efendimize tuzak haz?rlamakla meşguldü. Fahr-i Kâinat Efendimiz, sevgili dostu Hz. Ebû Bekir'le birlikte yola ç?kt?ğ? zaman, Efendimizin evinde dünya tarihinde eşi görülmemiş bir ihlâs sergilendi.

    Hz. Ali, Fahr-i Kâinat Efendimizin yatağ?na yatarak, önceden bilinen suikasta karş? gönüllü oluyordu. Olay?n en ilginç yan? ise Hz. Ali'nin o yatakta uyumas? idi. 0 yatağa yatmak için bir başka mü'min, can?n? fedaya belki haz?rd?. Fakat kimse o gece mutlaka sald?r?lacağ? belli olan o yatakta

    uyuyamazd?. Mânâ ilminde ihlâs?n tarifi bu olayd?r. Yani Hz. Ali'nin yatakta uyumas?.

    Mekke'nin bat? yakas?na düşen bir mağarada tarihin en kutsal yolcular? istirahat ediyordu. Bilindiği gibi, müşrikler mağaran?n önüne kadar gelip mağara ağz?n?n örümcek ağ?yla kapl? olduğunu görerek döndüler. Bu s?rada, mağarada muhteşem bir mânâ s?rr? sergileniyordu.

    D?şar?da k?yamet koparken Fahr-i Kâinat Efendimiz, mübarek baş?n? Hz. Ebû Bekir'in dizine koyarak uyuyordu.

    Hz. Ebû Bekir, tam ayağ?n?n alt?na gelen yerdeki bir deliği, y?lan yuvas? olduğunu sezip, ayağ? ile kapatm?şt?. Nitekim biraz sonra, y?lan gelip Hz. Ebû Bekir'in parmağ?n? soktu. 0 da ayağ?n? h?zla çekince Efendimiz uyand?. 0 s?rada d?şar? ç?kan y?lan, mânâ lisan? ile:

    - Ya Ebû Bekir, ben Kâinat?n Fahr-i Ebedisini görebilmek için, bu yuvada y?llardan beri beklerim, neden onu görmeme mani oluyorsun, diyerek saatlerce Efendimizi seyretti. Ve sonra kayboldu.

    Hz. Mevlânâ'n?n mânâ penceresinden aktard?ğ? bu hikmet, o anda Hz. Ebû Bekir'in Hikmet-i Muhammedi'yi tüm boyutlarda sezdiğini ifade etmektedir.

    Hicret s?ras?nda, klâsik tarihlerde okuyacağ?n?z pek çok mûcize zuhur etti. Ancak en önemlisi Fahr-i Kâinat Efendimizin baştan sona kadar Hicret'i neş'e ve huzur içinde geçirmesiydi. Bahsin başlang?c?nda da arz ettiğim gibi, Fahr-i Kâinat Efendimiz mîraçta dünyan?n kaderinin değiştiğini seyrettiği için hiçbir endişesi yoktu. Medine'de bütün mü'minler Efendimizi bekliyordu. Gönüllerindeki sevgi, birbirlerinden haberi olmadan, ayn? hasret şark?s?n? besteleyiverdi. Yeryüzünde böyle bir hadise görülmüş değildir. Bir topluluk ayn? hasreti, an? sevgiyi fark?na varmadan şahane bir beste hâline çeviriverdi. Nitekim Dede Efendi bin y?l sonra, ?stanbul'da o an?n zaman düzlemine düştüğü zaman şark?n?n notalar?n? yazarak bizlere hediye etti: Zaten ondan sonra da Dede Efendi, Medine'ye göç etti.

    Medine'de, Müslümanlar Efendimizi karş?larken, bir muhteşem hikâye de Hz. Habibe'ye aittir:

    Ebû Sufyan'?n kölesi olduğu hâlde, cesaretle ?slâmiyet'i kabul etmiş bu yüce kad?n, müşriklerin çeşitli eziyetlerine muhatab oldu. Sonunda gözlerine mil çekip kör ettiler. Efendimize öylesine gönül sevdas? taş?rd? ki: Efendimizin çileli günlerinde o s?cak ülkede doyas?ya su içmez:

    - Fahr-i Kâinat s?k?nt?l? iken, suyun bana vereceği mutluluğa bile tahammülüm yoktur, derdi.

    ?şte Efendimizi karş?layanlar aras?nda madde gözleri görmeyen bu yüce insan da vard?.

    - Senin gözlerin görmüyor, sen niye bu kalabal?kta karş?lamaya geldin? diyenlere:

    - Kokusunu al?r?m, buyurdu.

    Ve de gerçekten o kokuyu ald?. Efendimiz, mübarek ayaklar?n? Medine'ye bast?ğ? an, Habibe'nin gözleri aç?l?verdi. Hicret'in ilk mûcizesi böylece p?r?l p?r?l gönüllere ?ş?k ?ş?k doldu.

    Habibe'nin gelmesinden Efendimiz de çok mutlu olmuştu. Daha evvel görmediği hâlde, uzaktan tan?y?p:

    - Sen de geldin mi Habibe? diye iltifat ettiği zaman, her şey bir saniyede oluverdi.

    Hazreti Habibe madde dünyas?ndaki ?ş?klara da gözlerini açarken, güzellerin en güzelini görüyordu.

    Fahr-i Kâinat Efendimiz, Medine'ye gelip ilk mescidin yerini tayin ettiği zaman, şüphesiz ki kendisinden on dört as?r sonra 2,5 milyon kişinin orada namaz k?ld?ğ?n? seyrediyordu. Bundan dolay? da pek mutlu idi. Onun nâzenin elleriyle ker*** taş?mas?ndaki zevki anlamak mümkün değildi. O mübarek zevki, indi ilâhide öyle bir kader çizgisi çiziyordu ki, as?rlar boyu Allah, bereketini vererek Müslümanlar?n say?s?n? milyarlara ulaşt?rd?.

    A) ?SLÂM DEVLET? KURULUYOR

    Hicretin ilk y?llar?nda muhacirler, maddeten s?k?nt?l? günler geçirdiler. Nitekim, Efendimiz hicretin ilk y?llar?nda Hz. Âişe ile evlendiği zaman; bu düğünün bir testi sütle tamamlanmas? bütün mü'minlerin gönlünde rikkat yaratt?.

    Şüphesiz ki, Medine'nin ilk y?l?nda ?slâm tarihinin ve Dünya tarihinin en önemli olaylar?ndan biri Medine Beyannamesi'nin ilân? idi. Yaz?l? bir anayasa mahiyetinde olan bu beyanname, hedefleri aç?s?ndan daha çok Birleşmiş Milletler Ana Sözleşmesine benzer. Bu beyannamenin hedefleri aç?s?ndan üç önemli mesaj? vard?:

    a-) ?nsanlar: ?nanç, dil, ?rk, cins fark? gözetmeksizin eşittir. Onlar?n hürriyeti, dinlerine ait mahkeme seçme haklar? dahil, her konuda vazgeçilmez haklar?d?r. Medine'de kurulan ?slâm Devleti'nin bu hürriyetleri getirmek için, ortaya koyduğu ilke «Medine'de yaşayan her inançtaki insanlara, Yahudiler dahil, herkese eşit hak ve hürriyeti taahhüt ederiz» cümlesiyle ifade edildiği zaman, bütün Arabistan ?slâmiyet'in getirdiği bu yeni kavramlar karş?s?nda hayretten hayrete düştüler. Çünkü o güne kadar gelen bütün dinler, siyasi otoriteler, yaln?z kendilerine hürriyet ve hak tan?rd?.

    b-) Medine Devleti, bu beyannamede yeryüzünde ilk kez belediye hizmetlerini tan?mlam?ş, her çeşit inançtaki insanlar için eşit prensiplere bağlam?şt?r. Yine bu konuda, beyannamede mülkiyet haklar?n?n değişmezliği net bir şekilde bildirilmiştir.

    Nitekim, şehrin tek içme suyu bir müşrikten 25 bin dinara al?narak kamulaşt?r?lm?şt?r. Bu râyiç, normal râyiçin 8 kat?d?r. Paray? Hz. Osman ödemiş ve su bütün Medine halk?n?n istifadesine aç?lm?şt?r.

    c-) Şehrin korunmas?, güzelleştirilmesi konusunda da prensipler getiren Medine beyannamesi, şehir halk?n? her türlü sald?r?dan korumay? taahhüt etmiş, ancak masraflar için çeşitli gruplar?n silâh temin etme ya da para verme gereğini getirmiştir.

    O devirde, özellikle Orta Doğu'da çok kar?ş?k olan ticaret hukuku, v.s. hukuk aç?s?ndan ana ilkeler getirerek, çeşitli inançtaki insanlar?n kendi gruplar?n?n uygun göreceği mahkemelerde yarg?lanmas?n? serbest b?rakm?şt?r.

    Medine Beyannamesi bir yeni kültürü temsil etmektedir. Âdeta kabile hayat?ndan en ileri toplum hayat?na geçişin tarihte ilk temsilidir.

    ?slâmiyet'in Medine'de h?zla yay?lmas?, çok ilginç bir şekilde cereyan etmiştir. Efendimizin getirdiği okuyup yazma ilkesi, kad?nlar aras?nda h?zla yay?lm?ş, yeryüzünde ilk kez kad?nlar toplu hâlde eğitilmeye başlanm?şt?r.

    Yeni kurulan şehir meclisi, önce tam bir belediye teşkilâtlanmas? yapm?ş, ilk iş olarak çarş? kontrolleri ç?kartm?şt?r. Sat?lan mallar?n Kur'ân hükümleri gereğince sağl?ğa ayk?r? olmamas? denetlenmiştir. Bilindiği gibi Kur'ân: kirlenmiş, kokmuş, kesim şekli belli olmayan yiyeceklerin yenmesini yasaklamaktad?r. En ilginç olay ise çarş? kontrollerinin şefliğine bir annemizin tayinidir. Hz. Şifâ annemiz pek tan?nm?ş bir isimdi. Çok iyi vaaz eder. Kur'ân'? çok iyi bilirdi. Bu yüzden çarş?lar?n kontrol şefliğine atand?.

    Bu şehirleşme ve medenîleşme işleri yürürken, bir yandan da Müslümanlar çok h?zl? bir şekilde eğitiliyordu. Özellikle han?mlar, hutbeleri ve vaazlar? kesiksiz takip ediyorlar, aralar?nda en zor konular? tart?şabiliyorlard?. Bir ara vaaz topluluklar?n?n çok kalabal?k olmas? nedeniyle, han?mlar?n vaaz günleri ve saatleri ayr?ld?, fakat bu uygulama kesinlikle han?mlar?n tecridi anlam?na değildi.

    Gerek o y?llarda, gerekse ileri y?llarda birçok ?slâm annesi çeşitli topluluklar? yetiştiriyor, ders veriyordu. Bilindiği gibi, başta Âişe annemiz olmak üzere birçok yetişmiş ?slâm annesi, erkekler de dahil olmak üzere, vaaz ve dersler verirlerdi. Birkaç y?l sonra üst üste gelen harpler dolay?s?yla duyulan ihtiyaç nedeniyle kad?nlar hemşire olarak eğitilmeye başland?. Böylece t?p tarihinde ilk kez, Efendimizin k?z? Fât?ma annemiz ile ayn? zamanda iyi bir savaşç? olan Nesibe annemiz hemşire olarak ayr?ld?lar.

    Medine devletinin böylece kad?nlara verdiği öğretmenlik, hukukçuluk, hemşirelik, ve denetim görevi as?rlar boyu göz ard? edilmiş, daha ac?s?, bu uygulama dini bir vecibeymiş gibi âdetleştirilmiştir.

    ?slâm bilimleri aç?s?ndan ve ?slâm hukuku aç?s?ndan bir numaral? bilim adam? Hz. Âişe'dir.

    Hz. Âişe:

    Yüce Efendimiz:

    - Dinin yar?s?n? Âişe'den öğrenirsiniz, buyurmuştur.

    Âişe annemiz, korkunç bir zekâ ve hâf?zaya sahipti. Ve de tarihteki kutsal görevini bilerek, Efendimizin her sözünü, hareketini, yorum tarz?n? hâf?zas?na nakşederdi.

    Diğer taraftan Âişe annemiz, küçük yaş?na rağmen evliliklerinin ilk y?llar?ndan itibaren Efendimize muhatap olabiliyordu. Fahr-i Kâinat Efendimiz, mânân?n derinliklerinden dünyaya dönüşü, Âişe annemizin lâtif sesi ve güzel yüzü ile sağlard?. Âişe annemizin beyaz yüzü ve pembe yanaklar?na k?yasla, Fahr-i Kâinat Efendimiz niyaz ve hamd âleminden âfaklara dönmek için.

    - Ya Hümeyra (Pembe yüzlü), ya Hümeyra, konuş, diye emrederdi.

    Ve sonra beşeri faz'a; âfakta dönerdi.

    Ne yaz?k ki, birçok ?slâm âlimi Hz. Âişe annemizi hadis nakleden bir ezberci san?r. Hâlbuki, Bat?l? hukukçular Âişe annemizin hukuk usulüne dair yorumlar?na hayrand?r. Nitekim Osmanl?lar'?n son çağlar?nda tertip ettikleri bir tarz hukuk usûlü; mecelle, hükümlerinin mesnedini tamamen Hz. Âişe'den al?r.

    Hz. Âişe, ilim aç?s?ndan, Kuran ve hadisleri bağdaşt?rarak yorum yapabilen gelmiş geçmiş en büyük ?slâm Hukuku yorumcusudur. Hz. Âişe annemizi böyle gerçeği gibi bize yans?tmayan Emevilerdir. Zîra, Hz. Âişe annemize Emeviler, kendileriyle işbirliği yapmas? için, büyük bask? ve menfaat vaatleri yapm?ş, Âişe annemiz onlar? reddetmiştir. Bu yüzden de Emeviler devrinde yaz?lan tarihlerin tümü, Hz.Âişe'yi tan?mamakta ?srar etmiştir. Bu yarg?lar?m?z? değişik bulan okuyucular?m?z için, iki önemli noktay? aç?klamak isterim"':

    a-) Cemel Vak'as? diye bilinen Hz. Âişe'nin Hz. Ali'ye karş? ç?k?ş olay? kesinlikle nakledildiği gibi değildir. Hz. Âişe annemiz, Hz. Osman'?n katillerinin aç?klanmas? için böyle bir harekata girişmiş, Hz. Ali'nin nazik davran?ş? ve özel izahlar?ndan sonra Medine'ye dönüp istirahate çekilmiştir. Ondan sonra Emeviler ?srarla Hz. Âişe'yi kendi taraflar?na çekmeyi istemişlerse de hepsini reddetmiştir. Ömrünün sonuna kadar hiçbir şekilde Emevilerin siyasi gücüne boyun eğmemiş, onlarla işbirliği yapmam?şt?r.

    b-) Hz. Ali'nin şehadetinden sonra Emevi politikac?lar Hz. Hasan'? yok etmeyi plânlam?ş, bu kez Hz. Âişe annemiz ciddi şekilde bu tertiplere karş? ç?karak:

    - Hz. Hasan ve evlâtlar? benim himayemdedir. Hepsi Medine'de benim misafirimdir, kim onlara karş? bir harekâta girişirse at?ma atlar, bütün Müslümanlar? ayağa kald?r?r?m, buyurmuştur.

    Tekrar konumuza dönüyoruz. Medine'de gelişen olağan üstü büyük kültür ve nizamlara rağmen, ?slâm düşmanlar? düşmanl?klar?ndan vazgeçmemiş, aksine büyük telâşa kap?larak, müşriklerle Yahudiler işbirliği havas?na girmişlerdir. Özellikle geniş kültürleri olan Yahudi âlimleri Medine'deki bu yeni dev medeniyetin k?sa sürede dünyay? istilâ edeceğini hemen anlam?şlard?r. Bir k?sm? Müslüman olmuş, bir k?sm? ise çirkin bir kinle Mekke müşriklerine haber göndererek, iş işten geçmeden Müslümanlar? imhâ etmelerini öğüt vermişlerdir. Hâlbuki, ilâhi kader, o s?rada Mekke müşriklerinin elebaşlar?na ölüm ferman?n? yazm?şt?.

    B) BED?R VE UHUD ZAFERLER?

    Hicretin birinci y?l? sona ererken, Mekke müşrikleri önce Mekke'de sonra da Medine'de Yahudilerin fitnesiyle büyük bir terör estirmeye başlam?şt?r. Terör o kadar ileri gitmişti ki, Medine'de Efendimize suikast yap?lacağ? ve haz?rl?klar?n tamamland?ğ? söylentileri dolaşmaya başlad?. Diğer taraftan, başta Saad ?bni Vakkas olmak üzere ashab, Efendimizin evinde nöbet tutmaya başlad?. Mekke'den gelen haberlerse pek ac? idi. Müslümanlar?n bütün mallar? yağma edilmiş, evleri tahrip edilmişti.

    Ramazan ay?nda savaş edilmesine müsaade eden âyet-i kerime inmişti. 63 tanesi muhacirlerden oluşan 313 kişilik ?slâm Ordusu Bedir Kuyular?na doğru hareket etti.

    Bedir Zaferi: Ordunun savaş haz?rl?klar? bittiği zaman, ilk ilâhi müjde o sabah Kadir Sûresi'nin inzâl olmas?yla mü'minleri coşturdu. Bu azametli sûre, Allah'?n yüce kitab?n?n inzâl s?rr?n? aç?kl?yor, tüm mânâ kuvvetleriyle ?slâm'?n zaferini enfüsî anlamda müjdeliyordu. Bedir Harbi'nin bu nâmütenahi hikmetleri ortada iken, onu bir kervan yolu kesme harekât? olarak göstermek abestir.

    Bedir savaş?ndaki bir başka incelik de, o zamana kadar bütün savaşlar?n soy kavgalar?n? temsil etmesine rağmen, tarihte ilk kez bu savaş?n fikir savaş? olmas?ndad?r. Nitekim bütün mü'minler yak?n akrabalar?na karş? rahatl?kla bir fikir savaş? vermişlerdir. Meselâ, Huzayfe, babas? Utbe'ye karş? savaşm?şt?r.

    Bedir savaş?n?n yüceliğini gösteren bir olay? nakletmek istiyorum: Fahr-i Kâinat Efendimiz, say?lar? çok az olan Müslümanlar?n say?s?n? artt?rmak için çaba sarf ettiği bir s?rada, savaştan k?sa bir süre önce müşriklerin eline esir düşen 8-10 Müslüman?n koşarak geldiklerini gördü ve pek sevindi. Ancak, Efendimiz onlar?n neden geciktiğini sorunca, savaşa yeni kat?lmak isteyen bu Müslümanlar?n, müşriklere savaşa girmeyeceklerine dair söz verip öyle kurtulduklar?n? öğrenince:

    - Kutsal bir amaç için de olsa, bir mü'min ahlâk?ndan tâviz veremez. Biz bu savaş? ahlâk? yeryüzüne yerleştirmek için yap?yoruz. Siz savaşmayacağ?n?za dair söz vermişsiniz. Derhâl Medine'ye dönün, buyurdu.

    Fahr-i Kâinat Efendimiz sabah namaz?ndan sonra, baş?n? secdeye koyup secdede şu duay? etti:

    - Ya Rabbi, onüç y?ld?r sonu gelmez mücadelelerden sonra toplayabildiğim mü'minleri getirdim, onlara zaferi vermezsen yüce dâvâ sönecek. Sen müjdeni verene kadar aln?m? bu secdeden kald?rmam, buyurdu.

    Mü'minler, yüksek sesle yap?lan bu duay? duydular. Ancak, Efendimiz bir saniye sonra secdeden kalkt?. Evet mü'minler müjdeyi anlam?şt?. Huşû ve coşku içinde savaş alan?na f?rlad?lar.

    Düşman askerleri ?slâm askerlerinin hem üç kat?, hem de tecrübeli savaşç?lardan kurulu idi. Hâlbuki ?slâm askerlerinin büyük çoğunluğu hayat?nda ilk kez k?l?ç kullan?yor, savaşa kat?l?yordu. Buna rağmen ak?l almaz bir kahramanl?k destan? yazarak, ?slâm'?n bu ilk zaferini alt?n çizgilerle evrenin sonsuz boyutlar?na yazd?lar. Mekke kâfirlerinin elebaşlar?, Ebû Cehil ve Şeybe dahil, itlâf olup tarihten silindiler. ?lâhi hikmete bak?n?z ki, Ebû Leheb ile Velit Bin Mug?yre, savaşa kat?lmad?klar? hâlde ayn? günlerde Mekke'de tarihten silinircesine kahrolup öldüler.

    Savaş?, evrendeki bütün varl?klar büyük coşku ve heyecanla seyrettiler. Melekler dayanamay?p zaman zaman Bedrin aslanlar? aras?na kat?ld?. Ve Bedrin şehitlerini cennet, büyük bir hazla bağr?na bast?.

    Bedir Savaş?, hiç savaş görmemiş insanlar?n, göğüslerindeki îmanla çok gülü bir orduyu perişan etmesinin hikâyesidir. Bedir Savaş?n?n tüm stratejik tertiplerini yapan; zaferi âdeta bir kanaviçe gibi işleyen şüphesiz Efendimizdi.

    Şimdi de size, Bedir Savaş?n?n mânâ penceresinden birkaç noktay? seyrettireceğim:

    a-) Savaştan önce kâf?rler, o devrin âdetlerine uygun olarak teke tek döğüşecek savaşç? istediler. Hz. Ammar hemen f?rlad?, fakat Efendimiz izin vermedi:

    - Onlar sana, sevgili annene ve babana çok eziyet ettiler. Ola ki içinde intikam duygusu galip gelir. Unutma, biz savaş? Allah için yap?yoruz ve onlardan çok farkl?y?z. Sen savaş?n genel çizgisi içinde döğüşürsün, buyurdu.

    b-) Savaş sonunda çok say?da esir al?nd?. Bu esirler elleri bağlanarak Medine'ye götürülüyordu. Efendimiz bu durumu görünce çok üzüldü ve şu ak?l almaz emri verdi:

    - Onlar? çözünüz. Yiyecek ve suyunuzu onlarla eşit olarak paylaş?n?z. Savaş bitmiştir. Siz insanl?k sevgisinin temsilcilerisiniz. Onlardan bir lokma fazla yiyecek, bir yudum fazla su almamal?s?n?z. Esirlerden her kim, Müslümanlara okuma yazma öğretirse serbest b?rak?lacakt?r.

    ?lme, insanl?k haysiyetine böylesine değer veren bir olay? tarih kaydetmiş midir? Cenevre Antlaşmas?'n?n savaş esirleriyle ilgili hükümleri, 14 as?r önce Efendimizin koyduğu fazilet ilkelerinin ayağ?na su dökebilir mi?

    Ebû Sufyan, kervan?n? kurtarmak için Bedirden kaçm?şt?, ne var ki, Bedir'in sonuçlar?, eşi Hind'i ç?lg?na çevirmişti. Kardeşi, babas?, day?s? telef olanlar aras?nda idi. Ömrü boyu bu kaostan kurtulamad?.

    Bedir savaş?, s?radan küçük bir muharebe değildi, aksine ?slâm'?n kaderine imzas?n? atan müthiş bir zaferdi. Nitekim, Medine Devleti bu zaferden sonra oturdu. Efendimize karş? birlik kurmak üzere başlat?lan Yahudi toparlanmas? dağ?ld?. Birçok Yahudi kabile reisleri Efendimizle özel anlaşmalar yaparak, tehlike olmaktan ç?kt?lar. Bedix'in tüm fazilet yan?na rağmen, Mekkeliler intikam ç?lg?nl?ğ?na kap?ld?lar. Tüm servetlerini ortaya koyarak devrin en güçlü ordusunu haz?rlad?lar.
    Konu MuhammedSaid tarafından (25.05.07 Saat 14:53 ) değiştirilmiştir.
    Biz kökten dinciyiz ! Zaten dincilik saptan olmaz, kökten olur.

  2. #2
    Vefakar Üye MuhammedSaid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    32
    Mesajlar
    388

    Standart

    Alıntı schenseditör Nickli Üyeden Alıntı
    Belli ki, çok büyük bir savaş ufuklarda görünüyordu. Fahr-i Kâinat Efendimiz savaş?n şehir içinde sokak savaş? şeklinde olmas?n? îma etmesine rağmen, Dan?şma konseyi savaş? kent d?ş?nda kararlaşt?rd?.

    ?slâm'?n en Yüce Zaferi Uhud Savaş?: ?nsanl?k tarihi boyunca bir kez gösterilebilen, bir daha tekrar? mümkün olmayan büyük kahramanl?k destan?.

    Ve de tüm mânân?n kuvvetleri elinde olduğu hâlde, Fahr-i Kâinat Efendimizin kulluk maveras? s?rr? içinde verdiği büyük imtihan. Efendimiz, bu yüce savaşta kulluğun beşeri zarfi içinde tüm şerlerin kahredilebileceğini göstermişti. Ve bu savaşta ?slâmiyet'in ayakta kalabilme mûcizesi, Uhud'un en büyük zafer s?rr?d?r. Ne yaz?k ki, birçoklar?m?za Uhud savaş?n? yenilgi olarak tan?tt?lar.

    Hâlbuki, Uhud'da karş? taraf?n komutan? olan Ebû Süfyan:

    - Sonunda büyük bir zafer kazand?k. Bu senin eserindir,

    dediği zaman, bilinçli bir asker olan Halid Bin Velid:

    - Ya Ebû Süfyan, sen zaferin ne demek olduğunu bilmiyorsun. Bir savaşta zafer, amaca ulaşmak demektir. Bu sa­vaş?n amac? başta Peygamber olmak üzere bütün Müslümanlar? k?l?çtan geçirmekti. Görüyorsun ki, Peygamber, ?slâm'?n ileri gelenleri ve bin kişilik ?slâm ordusu sağd?r. Müslümanlar?n zayiat? 50-60 kişiden ibarettir. Bu mu zafer? demişti.

    Uhud'u zafer sanan yaln?z Hind'le Ebû Süfyan'd?.

    Şimdi Uhud Savaş?'n? mânâ penceresinden seyretmeye çal?şacağ?z.

    Efendimiz, y?llarca önce mîrac'a intikal ederken, zaman düzleminde, her şeyi olduğu gibi, Uhud Savaş?'n? da ayr?nt?lar?yla seyretmişti. Bu yüzden tepedeki ünlü okçulara:

    - Aman hiçbir şartta, zafer an?nda bile, yerinizi terk etmeyin, buyurmuştu.

    Yoksa Efendimiz bu hadiseyi daha önce seyretmeseydi, emri bu şekilde ayr?nt?l? vermezdi.

    Efendimiz, Bedirdeki mânevi desteklerin hiçbirini bu savaşta istemiyor, âş?ğ? olduğu kulluk zevkinin hazz?n? sonuna kadar tatmak istiyordu.

    Düşman?n üçbin deve ve askeri, ikiyüz süvarisi, çift z?rhl? teçhizat?na rağmen, Müslümanlar?n 900 kişilik askeri vard?. Efendimiz bu savaş?n fevkalâde ince özellikleri nedeniyle 600 kişilik Yahudi desteğini de kabûl etmedi, geri gönderdi.

    Fahr-i Kâinat Efendimiz, z?rh?n? giyip k?l?c?n? kuşand?ktan sonra üzerinde:

    «Kaderden hazer olunmaz. Korku kaderi çevirmez, Allah'?n düşmanlar?ndan korkmakta utanç, onlara karş? yürümekte şan ve şeref vard?r» yaz?l? k?l?c?n? ç?karak:

    - Bunun hakk?n? kim verir? Onun hakk?nda düşmanlar?n yüzüne vurula vurula eğilip k?vr?lmak vard?r, buyurdu.

    Ebû Dücâne hazretleri hemen f?rlad?, k?l?c? ald?, harp sahnesine ç?karken öyle vakur ve azametli yürüyordu ki, müşrikler âdeta titrediler. Efendimiz bu manzaray? seyredince:

    - Allah gururu sevmez, fakat Ebû Dücâne'nin bu yürüyüşü, böyle bir durumda Allah'?n pek hoşuna gider, buyurdu.

    Ebû Dücâne, müşriklere ölüm saç?yordu. Pek çok müşriki k?l?çtan geçirdi. Bir an Hind'i yakalad?. Tam boynunu vuruyordu ki, vazgeçti:

    - Senin pis kan?n? Resûlullah'?n kutsal k?l?c?na sürmem, dedi.

    Bir süre sonra ağ?r yaraland? ve gözlerini semâlara dikerek:

    - Ya Rabbi, beni Fahr-i Âlemin dizinin dibinden cennetine al, diye niyaz etti.

    Bu s?rada savaş çok şiddetli seyrediyordu. Efendimiz oldukça uzakta idi. Bu duay? mânâ perdesinden seyretti ve şu emri verdi:

    - Neye mal olursa olsun, Ebû Dücâne'yi buraya getirin.

    Hz. Ali ve arkadaşlar? koşup Ebû Dücâne'yi getirdiler. Hz. Ebû Dücâne, Efendimizin ayaklar?na sar?l?p:

    - Ya Resûlallah, benden memnun musun? Benim için en önemli olan? budur, diye niyaz etti.

    Ebû Dücâne cennete yans?rken, Efendimizin gözlerinden yaşlar daml?yordu.

    Savaş?n çetin kargaşas?na rağmen, tüm ?slâm mücahitleri ayaktayd?. 0 kahramanlar?n yan?na her yaklaşan ölümü seçiyordu. Hele Hz. Hamza'n?n yan?na yaklaşmak hiçbir düşman?n kâr? değildi. Ancak Hz. Hamza onlar? kovahyor ve ölüme gönderiyordu. Ne var ki, Hind'in kahpe plân? ile haz?rlad?ğ? tuzak yerini buldu. Vahşi'nin uzaktan att?ğ? m?zrak bu kahramanlar kahraman?n? şehitlerin en baş?na geçirivermişti.

    Bu s?rada Uhud'un en muhteşem sahnelerinden biri daha sergileniyordu. Efendimizi Medine'ye davet eden heyette bulunmas?yla ?slam Tarihine şerefle geçen Hz. Nesibe, savaşta Fahr-i Kâinat Efendimizi bekliyordu. Onun nöbetine can?n? siper etmişti. Bir an savaş o kadar h?zland? ki, Efendimizin yan?nda hiçbir erkek ?slâm savaşç?s? kalmad?. Bu süre yaln?zca 10 saniye idi. Ve Hz. Nesibe yaln?zd?. Efendimize sald?ran iki süvariden birine k?l?c?n? indirdi ve bacağ?n? kopararak cehenneme gönderi, diğerine de k?l?c?n? olanca h?z?yla indirdi. Fakat hainin çift z?rh? vard?, ancak hafif yara ald? ve k?l?c?n? olanca h?z? ile Hz. Nesibe'nin sağ omuzuna indirdi. Göğsünü ikiye yard?. Ne var ki, Hz. Nesibe gerekli zaman? kazanm?şt?. Hz. Ali yetişip o habisi cehenneme gönderdi. Efendimiz mübarek eliyle Hz. Nesibe'nin ağ?r yaras?n? s?vazlay?nca yara tamamen kapand?.

    O zaman Nesibe annemiz bütün âş?klar? ağlatan şu sözleri söyledi:

    - Ya Resûlallah, dizlerinin dibinde şehit olma şeref?ni benden niye esirgedin!

    Efendimiz ise, iltifatlar?n en büyüğünü yapt?: - Ya Rabbi, beni Nesibe ve ehlinden ay?rma.

    Uhud'dan günler sonra, Efendimiz Hz. Nesibe'ye başka bir iltifatta bulundu. Uhud'un kahramanl?k safhalar? anlat?l?rken, Efendimiz:

    - Ben hep Nesibe'nin k?l?c?n? gördüm, ondan üstün bir kahraman yoktu, buyurdu.

    Birkaç dakika sonra Fahr-i Kâinat Efendimiz süvarilerin devaml? ak?n hâlinde geldiği tepeye doğru dönüp, yan?na çok nişanc? olan Saad'? ald?, ona bir yandan ok veriyor, bir yandan da öldüreceği kâf?ri gösteriyordu. Efendimiz kimi göstermişse, Saad, o haini tam iki gözünün aras?ndan vurup öldürüyordu. Süvari dalgalar? böylece tavsad?ktan sonra, Efendimiz Saad'a:

    - Sen benim her istediğimi yapt?n, Allah da senin her istediğini yaps?n, buyurdu.

    Ömrü boyunca Saad, ne dilerse, akl?ndan ne geçerse hemen oluverirdi. Hava s?cak dese yağmur yağar, üşüdüm dese güneş açard?. Ömrünün son günlerinde gözlerine perde indi, hiç görmüyordu. Ashab, Saad'?n bu özelliklerini bildiği için:

    - Ya Saad, neden görmemekte direnirsin? Sen de biliyorsun, biz de biliyoruz ki, sen bir şeyi görmeyi dilesen Allah perdeyi kald?r?r, dediklerinde Saad:

    - Allah kaderine r?za zevki, bana görmekten daha çok haz veriyor, buyurdu.

    Ve sonra hainlerin amans?z ve son şiddetli sald?r?lar? başlad?. Efendimiz mübarek dudaklar?ndan yaraland?lar. Bir hainin ok halkas? Efendimizin yüzünde kald?. Ebû Übeyde hazretleri dişleriyle halkay? çekip ald?, ancak bu işi yapmak, çok büyük bir güç istiyordu. Nitekim Ebû Übeyde'nin dişleri halkaya s?k?ş?p halkada kald?. Sonradan arkadaşlar?:

    - Ya Ebû Übeyde, dişlerin sökülürken hiç ac? duymad?n m?? dediklerinde, Ebû Übeyde hazretleri:

    - O'na yaklaş?nca, beni öyle bir Muhammed kokusu sard? ki, değil dişleri, can?m ç?ksa farketmezdim, buyurdu.

    Efendimizin yüzü kan?yordu. Efendimiz, kan?n?n yere düşmemesi için h?rkas? ile yaraya bast?r?yordu. Zira, Allah Cebrail'e şöyle emretmişti:

    - Habibimin bir damla kan? toprağa düşerse yeryüzünü helâk et.

    Bu s?rada Medine'de olan Fât?ma annemiz gönül penceresinden bu sahneyi seyretti, hemen koşup gelerek, yakt?ğ? bez parçalar?n?n külüyle kan? durdurdu. Hz. Ali ile Fât?ma annemiz yaray? pansuman ederken, Efendimiz dudaklar?ndan yine rahmet ve şefkat dökülüyordu:

    - Aman ya Rabbi, onlar? helâk etme, hiç bilmiyorlar, diye niyaz ediyordu.

    Eğer bu niyaz olmasayd?, Fahr-i Kâinat'? yaralama küstahl?ğ?n? gösteren insanoğlu, gazâb-? ilâhiye uğray?p tüm menfi kadrosuyla helâk olacakt?.

    Uhud savaş?nda ünlü iki kahraman da, şefaatini niyaz edeceğimiz yüce şehitlerdendir.

    Bunlardan ilki, evlendiği gecenin sabah?nda yatağ?ndan f?rlay?p, savaşa kat?larak destanlar yarat?p sonra da şehit olan Hz. Hanzele'dir.

    ?kincisi de savaş?n son ve en tehlikeli sald?r?lar?n? büyük bir kahramanl?kla önleyen Hz. Veheb'dir.

    Savaş s?ras?nda yine ünlü Ümmü Eymen annemiz, hemşirelik görevi yaparken yaraland?. Efendimizden büyük iltifatlar ald?.

    Savaş?n en son an?nda Übey ?bni Havf denen bir hain, Efendimize doğru gelirken, Efendimiz küçücük bir ok alarak, o kâf?re f?rlatt?. 0 hainin vücudunda hiç bir yara aç?lmad?ğ? hâlde inledi ve cehennemi boylad?. Nitekim, âyet-i kerime «O oku senin elinden ben att?m» emri ile bir başka ilâhi s?rr? aç?klad?.

    Düşman, dağ?lm?ş gibi görünen ?slâm birliklerine hep son darbeyi indirmek için üst üste hücuma geçiyor, fakat ağ?r zayiat vererek püskürtülüyordu. Müşrikler, art?k netice alam?yacaklar?n? anlad?lar. Savaş onlara da büyük bir y?lg?nl?k getirmişti. Olduklar? yerde yavaş yavaş toplanmaya başlad?lar. Bu s?rada Müslümanlar dağ?n?k düzenden kurtulup, 800, küsür kişi, s?rtlar?n? Medine'ye yak?n dağa vererek normal düzene döndüler.

    Fahr-i Kâinat Efendimiz; bunca haz?rl?ğa ve plânlara rağmen, istedikleri hiçbir başar?y? elde edememiş, Hz. Hamza'n?n kahpece şehid edilmesinden başka bir şey geçirememişlerdi. Geri çekilip Mekke'ye doğru yola ç?kt?lar.

    Hz. Hamza'n?n şehadeti Efendimizi ve bütün ashab? pek üzmüştü. Allah Efendimize:

    "Onun namaz?n? k?ld?r. Tüm ashab?n onu mânâ âleminde seyretsinler" buyurdu.

    Ve Efendimiz, Hz. Hamza'n?n namaz?na durduğu an, cemaatle birlikte mekân, cennet boyutlar?na yans?y?verdi. Doyumu imkâns?z bu cenaze namaz?n? Efendimiz yedi kez tekrar etti. Ve bütün ashab da mânâ penceresinden aç?lan bu ziyafeti seyretti.

    Ve sonra Efendimiz, yaral?lar hariç, 630 kişilik yorgun mücahitleri toplayarak, düşman ordusu takibe başlad?. Savaştan istediği neticeyi alamayan düşman ordusu da bu s?rada Medine'ye dönüp, şehri talan etmeyi düşünüyordu. Fakat Müslümanlar?n kendilerine doğru geldiğini işitince korkup Mekke'ye doğru h?zla uzaklaşt?lar.

    Uhud savaş?n?n hikmetleri ve ak?llara durgunluk veren sonuçlar? bütün mü'minlerce çok iyi kavranmal?d?r. Bunlar? şöyle özetleyebiliriz:

    a-) Uhud savaş?, gönlün nefise karş? kazand?ğ? zarif bir zaferdir. Bu yüzden Hz. Hamza'n?n cenaze namaz? s?ras?nda cennet seyredilmiştir.

    b-) Uhud'da, az?l? müşriklerin hemen hemen hepsi imhâ edildi. Bunun ?slam'?n geleceği aç?s?ndan mânevi anlam? çok büyüktü.

    c-) Uhud savaş?nda tarihin en zarif, fakat en muhteşem kahramanl?k örnekleri sergilendi. Evrenin manevî tarihinin en muhteşem sahifesi böylece süslendi.

    d-) Uhud savaş?nda Efendimize bağl?l?ğ?n ne demek olduğu ak?l almaz fedakârl?klar şeklinde seyredildi. 0 sonsuz yüceler, melekler öylesine etkiledi ki; melekler Âdem'e ettikleri secdenin gerçek hazz?na vard?lar.

    e-) Uhud'un kahramanlar? saatler süren düşman sald?r?lar?n?n hepsini karş?lad?ktan sonra, yaral? olarak bile, düşman?n peşine düşmekle hem irade ve mücadelenin ak?l almaz bir örneğini verdiler; hem de mânâ ilimlerine, gönlün, Allah davas?n? sonsuza dek takip edeceği kural?n? getirdiler.

    Bu yüzden, nefisler birliği k?yamete kadar gönül savaş?ndan kaçacak, d?ş görünüşte şirretliği devam ediyor san?lsa da, daima panik hâlinde olacakt?r.

    Hendek Savaş?: Hicretin dördüncü y?l?nda iyice toparlanan Yahudi ve Mekke müşriklerinden kurulu 10.000 kişilik bir ordu, Medine'yi işgal etmek üzere yola ç?kt?. ?ran'l? azadl? köle Hz. Selman'?n da teklifleri ile Medine etraf?nda üç metre derinlikte hendek kaz?ld?. Ve kent savaş?na karar verildi. Hendeğin kaz?lmas?nda Efendimiz de günlerce çal?şt?. Hatta kimsenin k?ramad?ğ? bir kayay? eline ald?ğ? bir balyozla bizzat Efendimiz parçalad?.

    Fahr-i Kâinat Efendimiz, hendek kazma işi bittiği zaman çok sevinçli idi. bin kişiyi aşan işçilere bir ziyafet vermeyi kararlaşt?rd?. Ashab şaş?rm?ş vaziyette idi. Çünkü böyle bir kalabal?ğ? doyuracak yiyecek bulmak mümkün değildi. Efendimiz neş'e ile gülerek:

    - Hem de onlara kuzu ziyafeti vereceğim, dedi.

    Çad?r?n önünde bir tek kuzu kesti, pişittirdi, sonra da işçileri yirmişer kişilik guruplar hâlinde ayr? çad?rlara alarak, yemek dağ?tt?. Bu ünlü ziyafet öyle şanl? ve mucizevi bir ziyafetti ki; işçiler bütün yorgunluğu unutup aylarca bu yemeği konuştular. Savaş bir ay kadar sürdü. Bu arada Amr isimli goril bir kafir savaşç?y?, Hz. Ali bir k?l?çla ikiye böldü. Kafirlerin morali fevkalade bozuldu. 0 gece korkunç bir soğuk rüzgar ç?kt?. Müşrikler perişan olarak dağ?ld?lar. Bu kesin zaferden sonra Medine'deki ?slâm Devleti yenilmezliğini tüm dünyaya ilân etmiş oldu. Bütün Yahudiler yeniden bölünüp birbirine düştü. ?slâm savunmadan ç?k?p yay?lma devrine girdi.

    C) MED?NE'DE ?LK YILLAR VE FÂTIMA ANNEM?Z

    ?zlediğiniz gibi, kitab?m?z?n genel yap?s? içinde kronolojik bir s?ra izlemedik. Aksine Efendimizin mutluluk çağ?na ait gönül s?rlar?n? yans?tmaya gayret etti. Medine devri, on y?l boyunca Efendimizin yüce kitab?m?z Kur'ân'? hay s?rr? ile uygulama çağ?d?r. Ahlâk-? Muhammedi bütün yap?s? ile sergilenmiş ve insanl?ğ?n şerefli ihtişam? böyle doğmuştur.

    Bernard Shaw'un bir sözü, bir devri, Bat?l? bir mütefekkirin ne kadar gerçekçi bir dille ortaya koyduğunu gösterir:

    «Bugün insanl?kta hangi fazilet çizgisini görüyorsan?z alt?nda mutlaka Muhammed (S.A.S.) imzas? vard?r».

    Kur'ân'?n, yirmi iki y?l boyunca dalga dalga inzali ve Efendimizin bu hikmetleri yaşayarak yeryüzüne yans?tmas?, sonsuz bir nur yolunu sergilemiştir. Biz de «Sonsuz Nur»"' isimli eserimizde geniş bir şekilde bu konuyu anlatmaya çal?şt?k. ?şte, bu kitab?m?zda kronolojik bir s?ra izlemememizin nedeni budur.

    Medine'nin ilk beş y?l?nda büyük savaş ve mücadelelerin sahneye hakim olduğunu görüyoruz. Ancak bu devirde mânevi gelişme ve Kur'ân'?n insan? yücelten emirleri hiç aksamadan yürüdü. Savaşlar vesilesiyle toplumdaki büyük sosyal değişmeler, ?slâm motifleriyle işlenerek yepyeni bir millet doğdu. Öylesine güçlü bir toplum yap?s? ortaya ç?km?şt? ki; Medine'de mü'minlerin kalbi çarparken, ciğerleri solurken, âdeta Fahr-i Kâinat Efendimizin merkez santraline bağl? tek bir yap? ahengi vard?.

    Medine'de bir yandan da çok önemli siyasi gelişmeler oluyordu. Bunlar?n en önemlisi Yahudilerin parçalan?p sindirilmesiydi. Hiçbir Yahudiye hürriyeti, inanc? aç?s?ndan bask? yap?lmad?ğ? gibi, ekonomik faaliyetlerine de s?n?rlamalar getirilmemişti. Burada fevkalâde önemli bir noktaya dikkati çekmek istiyorum. Bütün bunlara rağmen Yahudiler rahats?zd?. Çünkü tek bir kalp gibi atan ?slâm toplumuna hile ve israf sokmak mümkün değildi. Zaten ?slâm toplumu kendi yap?s?nda güçlü bir ahlâki sistem geliştirerek, diğer toplumlar?n her türlü davran?ş?na müsamaha etmek gücü buluyordu. Burada, Efendimizin koyduğu çok önemli kural, çağlar boyu toplumlara ibrettir: «Ekonomik istilâya karş? tek tedbir, güçlü ahlâki yap?ya sahip bir toplum şuuru meydana getirmektir.»

    Dikkat ederseniz çağ?m?zda Orta-Doğu ç?kmaz?n?n en aç?k nedeni, Müslüman toplumun bu kuraldan habersiz oluşudur. Halen Orta-Doğu'da problem ?srail'in ekonomik sald?r? gücü değil; ona dayanacak sağl?kl? bir ?slâm toplum yap?s?n?n olmay?ş?d?r.

    Yine bu devirde Efendimizin verdiği önemli bir mesaj da, Jenositten kaç?nma emridir. Efendimiz bu devirde hiçbir Yahudiye Yahudi olduğu için düşmanl?k fikrine f?rsat vermemiştir. Aksine Yahudiler aç?k düşmanl?k göstermedikçe sayg?, hatta müsamaha görmüştür. Hatta Efendimiz birçok kere Yahudiye Yahudi olduğu için kuşku ile bak?p eleştirenlere mani olmuştur. Bu anlay?ş nedeni ile, bin y?l Yahudi toplumu ?slâm toplumu içinde tek bir problem ç?karmam?şt?r. Hatta haçl? seferlerinin Müslümanlar aç?s?ndan zor olduğu y?llarda bile Yahudiler baş kald?rmam?ş, tarafs?z kalm?şlard?r. Burada çok önemli tarihi hikmet: ?slâm toplumu, kendi bünyesi içinde sağl?ğ?n? ve dengesini kaybedince, başka bir görünüme dönüşmüştür. Biraz önce değindiğim gibi, toplum sağl?ğ?n? kaybedince Yahudilerin ekonomik nüfuz ve istilâs?na maruz kalm?şt?r.

    Medine'de gelişen sosyal olaylar?n en önemlilerinden birisi, hicretin ikinci y?l?nda zekât?n farz olmas? nedeniyle ?slâm Devleti'nin büyük bir ekonomik at?l?m göstermesidir. ?slâmiyet'in bu çağ?nda birçok aile ilgileri de mutluluk çağ? tarihi aç?s?ndan önemli olaylard?r.

    Yine hicretin ikinci y?l?nda, Efendimizin kerimesi Rukiye annemiz, vefat etti. Rukiye annemizin eşi, ilk Müslümanlardan olma şerefini taş?yan; sahî ve gani gönüllü Hz. Osman efendimizdi. Efendimiz, ikinci kerimesini de, bu yüce insana (Hz. Osman'a) verdi. Bu yüzden Hz. Osman Efendimize çift nurlu anlam?na Zinnûreyn denildi.

    Yine bu y?l?n çok önemli bir olay?, Hz. Fât?ma'n?n Hz. Ali ile evlenmesidir.

    Hz. Fât?ma Annemiz: Hz. Fât?ma annemizin mânevi yan?n?, Fahr-i Kâinat Efendimiz şu cümlesi ile özetlemiştir:

    - Fât?ma benim ruhumdur.

    Hemen hemen bütün, veliyullah «kevser» kelimesini Fât?ma annemizle ilgi kurarak yorumlam?şlard?r.

    Yine bu nedenle Fahr-i Kâinat Efendimiz:

    - “Çocuklar?n?za Kur'ân'a ve Elh-i Beyt'e muhabbeti talim ederiz” buyurmuşlard?r.

    Fahr-i Kâinat Efendimiz, bizlerin kolayca çözemeyeceği mânevi hikmetler nedeniyle, Fât?ma annemiz 18 yaş?n? ik­mal ettiği günden itibaren onu hep ayakta karş?lay?p, sağ yan?na oturtmuştur. Bu hikmetin sebebi sorulduğunda:

    - O benim âyinemdir. Ona bak?nca kendimi seyrederim, buyurmuşlard?r.

    Fât?ma annemizin zâhir görünümünü Hz. Âişe annemizden dinleyelim:

    «Sözü, konuşma tarz? ve bütün hareketleri Fahr-i Kâinat Efendimize onun kadar benzeyen bir kimse yoktu. Her gelişinde Peygamberimiz onu şefkat ve sevgi ile karş?lar, gelişine pek çok memnun olurdu. Onun kadar doğru ve ahlâkl? bir kimse görmedim. Benim gördüğüm kadar Peygamberimiz, en çok onu sever, erkekler aras?nda da yine onun eşi Ali'yi severdi.»

    ?slâm yücelerini ilkel kavgalar içinde görmek isteyen baz? bunam?şlara, mânâl? bir örnek olsun diye; Hz. Âişe annemizin Fât?ma annemiz hakk?ndaki görüşlerini naklettim. Bu zarif incelik ancak ?slâm yücelerinde vard?r.

    Fât?ma annemiz, yüce bir şair, zarif ruhlu bir düşünür, hassas kalpli, ak?l almaz bir merhametin temsilcisi, bir gönül gülüydü.

    Fahr-i Kâinat Efendimizin yan?ndaki naz?n?, ahlâk?n?n yüceliği içinde öylesine zarif bir ahenkte tutard? ki; sonunda Allah'?n övgüsüne ve sevgisine muhatap oldu. Üst üste

    gelen doğumlar ve ev işleri dolay?s?yla Fât?ma annemiz yorulunca, -s?rf Fahr-i Kâinat Efendimizin muhabbetine s?ğ?n?p ibadetini azalt?r duruma düşmemek için- daha çok ibadet ederdi. Gece yar?lar?na kadar namaz ve hamd niyaz?n?n zevkinden sonra, sabah namaz?n? kaç?rmamak için çok geceler gözlerini yummazd?.

    ?şte Efendimiz, böyle yorgun bir gecenin sabah?nda Fât?ma annemize, maddi manevî tüm zahmetlerden kurtulmas? için namaz tesbihini tavsiye etti. Bizim namazda Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahu Ekber, zikirlerinden kurulu yapt?ğ?m?z tesbih; işte insanl?ğa Hz. Fât?ma annemiz s?rr? içinde ihsân edilmiş oldu. Fât?ma annemiz, Fahr-i Kâinat Efendimizin evrenin sonsuz boyutlar?na yans?d?ğ? zaman, O'nun maddedeki hasretine bile dayanamayarak bu dünyaya ancak dört ay yaşayabildi. Henüz 27 yaş?nda cennete intikal etti. Efendimiz Cemale intikal edince, Fât?ma annemizin yazd?ğ? şu beyit, onun Efendimize hasretini ne güzel dile getirmektedir:

    “Onun vefat? ile benim üzerime öyle musibetler devrildi ki;Gecelerin üzerine devrilse, karanl?ğ?n rengi değişirdi.Onun toprağ?n? koklayanlar edebiyete kadar başka bir güzel koku duyamazlar”

    Mânâ ilminde Fahr-i Kâinat Efendimizi sevenlere en büyük şefaatç? Fât?ma annemiz olarak bilinir.

    Kelime olarak «Fât?ma» demek: ar?nm?ş, masum, kendini sevenleri koruyan demektir.

    Hz. Ali, bir gün rüyas?nda yan yana zeytin ve incir görmüştü. Bu rüyay? bilâhare Fât?ma annemizle evlenme şerefine ereceği ve ahsen-i takvim s?rr?n?n; yani ehl-i beytin böyle zuhur edeceği şeklinde yorumlam?şlard?r. ?lâhi emirle Hz. Ali, Hz. Fât?ma annemizle nikâhland?. Nikâhta Efendimiz, ?slâmda evlilik müessesesini dile getiren şu hârika kavram? getirdi:

    - Ya Ali, k?z?m? sana cariye olarak veriyorum. Unutma ki sen de onun kölesisin.

    ?nsanl?k, tarihi boyunca uğraşsa, aile müessesesine bundan daha güzel bir tan?m getirebilir mi? Ve bu vesile ile Fahr-i Kâinat Efendimiz, o anda çevrede bulunanlar?n tümüne evliliği şöyle tarif etti:

    - Evlilik iki bedende tek bir ruhtur.

    Nikâhtan sonra Fahr-i Kâinat Efendimiz Hz. Ali'ye bir liste haz?rlatt?. Ve:

    - Hemen bunlar? tedarik et, düğün yap?ls?n, buyurdu.

    Listenin tutar? 730 dinard?. Hz. Ali'nin ise 15 dinar? vard?. Fakat Hz. Ali büyük bir tevekkülle z?rh?n? ve k?l?c?n? sat?l?ğa ç?kard?. Önce z?rh?n? çarş?ya götürdü. Birçoklar? almak istediler, fakat 50 dinardan fazla veren ç?kmad?. Hz. Ali, tüm ümitlerini yitirmiş olarak eve dönerken Hz. Osman'a rastlad?. Hz. Osman:

    - Hayrola ya Ali, z?rh?nla nereye gidiyorsun? dedi. Hz. Ali mahzun mahzun:

    - Ya Osman, biraz ihtiyac?m var da, z?rh?m? satacakt?m,

    dedi' Hz. Osman'?n:

    - Kaç para istiyorsun? sorusu üzerine:

    - Değerler ve fiyatlar hakk?nda hiçbir bilgim yok. Sen daha iyi bilirsin, kaç para verirsen al götür, dedi.

    Hz. Osman, z?rh? eline ald?. Evirdi, çevirdi:

    - Ya Ali, z?rh pek güzel değil ama, bunda senin mânevî kudretin var. Benim için çok k?ymetlidir, 730 dinar veriyim, dedi.

    Hz. Ali bir yandan Fahr-i Kâinat Efendimizin bu mânevî esprisine hayran kal?rken, bir yandan da Hz. Osman'?n Fahr-i Kâinat Efendimizden o anda ald?ğ? mânevî cereyana hayret ediyordu.

    Ve sonra bu dostluk, iki bacanak aras?nda edebiyete kadar sürecektir.

    Bir y?l sonra, bu büyük evlilikten güzeller güzeli Hz. Hasan teşrif etti. Sonra da Hz. Hüseyin ve Hz. Muhsin teşrif ettiler. Bu evrenin en güzel mânevi çiçeklerini bizzat Fahr-i Kâinat Efendimiz, öylesine çok sever, onlarla öylesine meşgul olurdu ki, bu sevgiyi neredeyse herkes k?skan?rd?. Pek az?m?z?n tan?d?ğ? Hz. Muhsin'i hemen hemen Efendimizi her gün sever, okşard?. Hz. Muhsin, bir yaş?nda iken cennete intikal etti.

    Hz. Hasan, sîma ve bak?şlar aç?s?ndan Fahr-i Kâinat Efendimize t?pat?p benzerdi. Öylesine güzeldi ki, onu görüp de âş?k olmayan yok gibiydi. Hz. Hüseyin, davran?şlar ve konuşma aç?s?ndan Efendimize çok benzerdi. Hattâ yetişkin zaman?nda sesini duyan yaşl? ashab, Efendimizin sesini duymuş gibi titrerlerdi.

    D) EFEND?M?ZDEN ANLIK Ç?ZG?LER

    Fahr-i Kâinat Efendimizin hayat hikâyesi içinde, davran?ş biçimi, ne yaz?k ki mutluluk çağ? tarihlerinde hep göz ard? edilmektedir. Gerçi baz? hadis ve tarih bilimcileri parça parça çizgiler vermişlerse de, bunlar Efendimizin davran?ş biçimini bütün olarak hemen hemen hiç yans?tmamaktad?r.

    Hâlbuki, çağ?m?z?n insan?, Efendimizin konuşma, yürüme gibi günlük hayat?ndan ana çizgileri çok merak etmektedir. Bunlardan birkaç ana noktay? özetlemek istiyorum:

    Fahr-i Kâinat Efendimiz, daha önce de değindiğim gibi, çok ş?k giyinen, bütün davran?ş?ndan estetik ve zerafete çok önem veren bir yap?ya sahipti. Hareketlerinin tümünde estetik ve zerafet ön plânda idi. Elini kald?r?rken, konuşurken, ata binerken zarif hareketlerine hayran olmamak mümkün değildi. Tane tane konuşur, çok net bir diksiyona sahipti. Sesi güçlü idi, fakat hiç bağ?rmazd?. Her sözünde mutlak bir etkinlik göze çarpard?. En basit bir şeyi tan?mlarken bile, konunun hiç eksiğini b?rakmaz, herkesi hayran b?rak?rd?.
    ..................................
    'Hakiki alimler,zalim hükümdarlara karşı hak ve hakikati pervasızca söyleyen alimlerdir.' İşte biz,ancak böyle ve müttaki bir allamenin söz ve eserlerine itimad edebiliriz

  3. #3
    Vefakar Üye MuhammedSaid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    32
    Mesajlar
    388

    Standart

    Alıntı schenseditör Nickli Üyeden Alıntı
    Bütün insanlara, dinlerken de konuşurken de, aş?r? bir sayg? gösterirdi. Hiç kimseye bakarken gözünün ucu ile; yani yan bakmaz, birisiyle konuşurken, mutlaka o tarafa döner, konuşurdu. Fevkalâde esprili idi. Anlatacağ? basit konular? bile esprinin zarif zarf? içinde takdim ederdi.

    ?nsanlar?n dünya ilgilerinden ve zaaflar?ndan doğan davran?şlar?na büyük bir müsamaha gösterirdi. Nitekim, düğünlerdeki, spor eğlencelerindeki s?n?rl? taşk?nl?klar? izleyerek, bir bak?ma onlar?n devam?na müsaade ederdi.

    Muhterem annelerimizin, han?mlara has eğlencelerine daima müsamaha gösterirdi. Ayr?ca özellikle, han?mlar?n titiz, temiz giyinmesini; bugünkü tabirle bak?ml? olmalar?n? müteaddit defa belirtmişlerdir. 0 devrin süs unsuru olan sürme ve k?na gibi uygulamalar? ?srarla tavsiye etmişlerdir. Yine ?slâm han?mlar?n?n, eşleri ve diğer han?mlar yan?nda saçlar?n?n daima bak?ml? ve taranm?ş olmas?n? birçok defa emretmiştir.
    Efendimizin hayat?nda sunmak istediğimiz bu anl?k çizgilerden ç?karacağ?m?z en önemli sonuç: Efendimizin davran?şlar?n?n, o çağdaki arap karakter çizgisinden tamamen farkl? bir görünümde olmas?d?r. Meselâ, Efendimiz gerek kendi çocuklar?yla, gerekse sevgili torunlar?yla pek s?cak bir ilgi içinde idi. Onlarla şakalaş?r, küçüklerle oynaş?rd?. Hatta Efendimizin sevgili torunlar?n?n, bizzat Fahr-i Kâinat Efendimiz namazda iken bile bu oyunlara devam ettiklerini biliyoruz. Bu önemli davran?ş, Efendimizin, çocuk terbiyesinde en önemli unsuru sevgi temeline dayand?rmas? emridir. Gençleri muhatap al?p, daima onlarla konuşmas?, onlar? özel olarak eğitmesi, onlara ciddi sorumluluklar vermesi 14 as?r önce kavranmas? imkâns?z davran?şlard?r. Bu hikmetler, ancak çağ?m?zda sezilebilen ak?l almaz yüceliklerdir.

    Efendimizin yaşant?s?ndaki çizgilerden en önemlilerinden biri de, sağl?k ve spora verdiği önemdir. Yaln?z yemek yemenin sak?ncalar?ndan tutunuz da, titiz bir diş sağl?ğ?na kadar her konuda büyük ölçüde beden sağl?ğ?n?n temel ilkelerini bizlere öğretmiştir. Ashab?na rastlad?ğ? zaman, her defas?nda «çocuklar?na yüzme, ata binme, ok atma gibi sporlar?» yapt?r?p yapt?rmad?ğ?n? sorard?. Daha önemlisi bizzat kendisi hem atla, hem yaya koşu yar?şlar? yapard?. Bunu Hz. Âişe annemizle ve Ebû Bekir S?ddîk Efendimizle s?k s?k tekrar ederdi. Ufak tefek rahats?zl?klar?nda, özellikle perhize, ottan yap?lm?ş ilâçlara rağbet ederek sağl?ğ?n? hiç aksatmazd?.

    Şüphesiz ki, Fahr-i Kâinat Efendimizin hayat çizgilerinde en önemli mesele: gelecekteki insanlara en doğru ve güzeli öğretme hikmeti idi. Bu yüzden Efendimiz, hayat?ndaki ak?l almaz çileler ve mücadelelerin yan?nda; ufuk insan olma hikmetini eksiksiz yaşatt?, öğretti durdu. Efendimizin ekmeliyetindeki; yani mükemmelliğindeki zirvesindeki as?l büyük hikmeti: hayat?, her türlü şartlar alt?nda en güzel biçimde yaşamay? öğretmesidir. Savaşta merhameti, en çileli günlerde ibadetin hamd s?rr?n?; ak?l almaz uçlar?n tezat hikmetleri içinde hem uygulad?, hem bizlere öğretti. Efendimizin hayat?ndaki bu sonsuz hikmetleri temelinden kavramadan sünneti sadece k?yafetle yaşamaya çal?şmak pek hazindir.

    Elbette bir Müslüman, Efendimizi taklit etmek, onun ahlâk?n? kazanma çabas? içinde olacakt?r. Ancak bunun prensibi, Efendimizi yukar?da çok özet çizgiler hâlinde anlatmaya çal?şt?ğ?m?z mükemmel insan noktas?ndan hareket ederek bulunabilir.

    Bir Müslüman?n Efendimize benzeme tutkusu, temizlik, zerafet, sevgi dolu davran?şlar?n tümünden geçmedikçe sünneti yerine getirme gerçeğine kavuşamaz. ?nan?n?z ki, yeryüzünde güzel olan ne varsa, zarif ve mükemmel olan hangi davran?ş varsa, mutlaka Efendimizden yans?m?ş bir ?ş?kt?r. Velev ki onun sahibi fark?nda olsun, olmas?n; mutlaka her güzel şey Efendimizin s?rr?ndan yans?m?şt?r. Ve mutlaka güzel olan şey: Efendimizin, mutluluk çağ?nda onu öyle yaşad?ğ? için güzel olmuştur. Biz kendi kendimize hangi iddiada olursak olal?m, bak?ml? tertemiz dişler, insanlar?n fark?nda olmadan bir sünneti yerine getirme tutkusudur.

    Bat?, son y?llarda bu müthiş hikmeti sezdi. Bu yüzden Fahr-i Kâinat Efendimize hayranl?ğ? büsbütün artt?.


    Onk.Dr. Haluk Nurbaki
    ..................................
    'Hakiki alimler,zalim hükümdarlara karşı hak ve hakikati pervasızca söyleyen alimlerdir.' İşte biz,ancak böyle ve müttaki bir allamenin söz ve eserlerine itimad edebiliriz

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Hicret...
    By Garip_Maznun in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 11.03.09, 23:32
  2. Kerbelâ’nın Kaderî Yönü
    By Bîçare S.V. in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 09.01.09, 15:23
  3. Haşlanmış Kurbağanın Kaderi
    By tazarru in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 20.11.08, 22:12
  4. Kaderi Okumak, Ama Nasıl?
    By hasandemir in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 08.09.07, 22:30
  5. Kaderi Anlayalım
    By aşur in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 11.09.06, 10:49

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0