+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 ve 4

Konu: Efendimiz Dünyayı Şereflendiriyor

  1. #1
    Dost schenseditor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    8

    Standart Efendimiz Dünyayı Şereflendiriyor

    ZAMAN DÜZLEM?NE YANSIYAN NUR
    Yüce Rabbimiz, evrenlerin göz bebeği sevgilisi Hz. Muhammed'i (S.A.V.) zaman düzleminde tüm evrenlere rahmet olarak lütfetmeyi murad etti.

    Nazl? emanetin bedenini, soylu ?brahim neslinden ta Hz. Abdullah'a kadar ak?l almaz biyolojik itinalar içinde taş?d?.

    Hz. Abdullah, beyaz tenli güzeller güzeli bir yiğitti. Yüreğinin güçlü duygular? ile süslü ahlâk? tüm insanlar? hayran b?rak?yordu. Merhameti, cömertliği daha genç yaş?nda çevresini güneş gibi ayd?nlatm?şt?. Mekke'nin bu en yak?ş?kl? genci için istediği k?zla evlenmek mümkündü. Ancak, onun yüreği nazl? güzel Âmine annemize nakşolmuştu.

    Âmine annemiz de çok soylu bir aile yap?s? yan?nda, emsalsiz bir ruh inceliğine sahipti. Hassas gönlü onu şair yapm?ş, güçlü ruhu da çağ?n?n en itibarl? bir düşünürü hâline getirmişti.

    ?şte bu iki nazl? güzel, Efendimizin beden motifindeki hikmetleri taş?makla görevli yücelerdi. Ta elestte Efendimizin yan?nda hamd niyaz?na kat?lan bu mutlu y?ld?zlar, Efendimize anne ve baba olmakla tarihin en büyük şerefini paylaş?yordu.

    Ne var ki Allah, sevgili Muhammedine öylesine âş?kt? ki; O'nu beşerî ilgiler içinde bir başkas?n?n büyütüp sevmesine bile tahammül edemiyordu. Bu kâinat incisini küçük yaştan itibaren kendi Allah'l?k s?rr? içinde bizzat tasarrufunda bulundurmak istiyordu. Nitekim Hz. Abdullah, beşer ölçüleri içinde Efendimizi göremeden mânâya intikal etti.

    Mânâ ilminden çok iyi biliyoruz ki, Fahr-i Kâinat Efendimiz Mekke'nin fethinden sonra mezarlar?na giderek, hem Âmine annemize hem Abdullah babam?za, madde gözü ile de dini bizzat tebliğ etmiştir.

    Sevgili okuyucular?ma özellikle rica ediyorum, her gün yatmadan Abdullah babam?zla Âmine annemize üç ?hlâs bir Fâtiha okumay? ihmal etmeyiniz.

    Güvenilir ?slâm tarihi kaynaklar? ve yüce velî sohbetlerinden öğreniyoruz ki: Hz. Âmine annemiz sevgili eşinin kayb?yla, düştüğü hüzün dolu hamilelik günlerinde ak?l almaz bir nurun ?ş?ğ? ile parlard?, öyle ki, yüzünün mahzun, elemli fonunda, ?ş?k ?ş?k nur-u Muhammedî'nin nakş? seyredilirdi: Sanki gurubun o nefis renkleri gibi mahzun ve derin.

    Bu hüzünlü ufukta evrenin en nefis güzelliği nur-u Muhammedî seyrediliyordu. Efendimizin verdiği mânâ kuvveti Âmine annemize ak?l almaz bir güç ve dirilik sağl?yordu. Ve kâinat?n emsalsiz emâneti, bir intikalin son noktas?na gelmişti.

    B) O KUTSAL AN

    Ve güneşin ateş dolu kalbi heyecandan duracakt?.

    Çünkü milyar y?ldan bu yana s?rf Efendimize hizmet için yan?p durmuş, galaksideki sonsuz menziline bu âna ulaşmak için koşmuştu. Bugün, ?ş?nlar?n? kor yüreğinin en özünden yay?yordu. Art?k evrenin göz bebeği Fahr-i Kâinat'a ulaşacak ve O'nun yüzünü ibadet eder gibi okşayabilecekti.

    Ve arz o gün öyle bir zikir vecdi içinde dönüyordu ki, zaman düzleminde sanki evrenlere bu muhteşem ân?n saat ayar?n? veriyordu. Ve melekler niyazlar?nda bambaşka bir coşkunun içinde idiler.

    Atmosfer tüm kompüter düzenini bir kez daha gözden geçirmiş, en hassas moleküllerini Mekke'de Efendimizin çevresinde toplam?şt?.

    Evrenlerde her varl?k bu ân?n beklentisi içinde rikkat kesilmişti.

    Ve insanl?ğa bir kurtar?c?, evrenlere bir rahmet, zaman düzlemine yans?y?verdi...

    Hâlâ âş?klar ondört as?r geri dönerek o an?n muhteşem sevincini yaşarlar. Çünkü bu an bir enstantane gibi zaman düzleminde sabitleşiverdi. Ve evrenlere binbir güzellik şehrayini sergilendi. Elestten sonra ikinci bir bayram yaş?yordu tüm kâinat.

    Ve o anda tüm isyanlar, ç?lg?n inkârlar sönüverdi. Evrenin her yan?n? bambaşka bir nur kaplad?. Her varl?k, ham niyazlar?n? o anda en nefis bestelerle yayd?lar.

    Evrenlerin nazl? çiçeği Âmine annemiz, Efendimizin teşrifini şöyle anlat?r:

    «Onu doğumdan sonra ilk gördüğün an, secde ederek ve bir parmağ?n? göğe kald?r?rken seyrettim. Ve sonra sonsuzluklardan müthiş bir ses işittim»:

    — O’na doğular?, bat?lar? gezdirin, evrenler ve mahlûkat O'nu ismi ile tan?s?n.

    Âmine annemiz «bundan sonra O'nu sonsuz nurlar içinde gördüm» demiştir. Demek ki, o anda Efendimiz doğulara ve bat?lara yans?m?şt?.

    Ayn? sözleri Efendimizin kutsal ebesi, Şifâ annemiz de duymuş ve anlatm?şlard?.

    Böyle mânâ âleminden Efendimize ilk îman Hz. Âmine annemizde, sonra da Hz. Şifâ annemizde tahakkuk etmişti.

    C) EVREN?N NAZLI GONCASI

    Annelerin en yücesi, nazl? yüreğini kavuran eşinin mânâya intikali an?nda öylesine sars?lm?ş, öylesine solmuştu ki, ard?ndan yazd?ğ? şu m?sralar ondan sonra yaşad?ğ? birkaç y?l?n hüzün simgesi oldu:


    Baht-? Mekke Haşimoğullar?'ndan boş kald?

    Onlar içinde onun yerini kimse tutamazd?.

    O ölümün davetine icabet etti.

    Evinden beyaz örtüler içinde ç?karak mezara gitti.

    Fakat ölüm onun gibisini b?rakamad?.

    Mübarek cesetleri görülmemiş bir kalabal?k içinde gitti.

    Onu dost ve arkadaşlar? elden ele kap?ş?yorlard?.

    Ecel onu pek erken ald?.

    Tüm insanlar ona ağlad?lar.

    Nas?l ağlamas?nlar, atâs? çok,

    Kerem'i bol, rahim bir zat idi.


    Âmine annemiz, bir yandan yüreğindeki eşinin ac?s?, bir yandan da yavrusuna îtinan?n titiz çabas? içinde öylesine yorulmuş, öylesine solmuştu ki, insanlara en büyük hizmeti yapm?ş olman?n şerefinden gayri kendini ayakta tutacak mecali kalmam?şt?.

    O y?l Mekke'nin çok s?cak olmas? ve salg?n hastal?klar?n görülmesi üzerine; kâinat?n en güzeli nur yavrusunu bir yayla köyüne, sütanneye göndermek zorunda kald?. Hüzün dolu hayat?na bir de bu ayr?l?ğ?n hicran? çöktü. Art?k onu yaşatan, ayakta tutan, kâinata yap?lan en büyük hizmetin verdiği şevk ve Allah'?n nasip ettiği mânevi haz idi.

    Ac?lar bitip, Efendimize kavuştuğu zaman bir y?l yaşayabildi. Mekke Medine aras?ndaki Ebva Köyü'nde cennete yans?rken, nazl? gönlünden son olarak şu m?sralar dökülüverdi:


    Herkes ölecek

    Her yeni eskiyecek

    Çokluktaki herkes son bulacak.

    Ben de öleceğim Fakat nam?m kalacak

    Tertemiz nurdan bir evlât doğurdum.

    Dünyaya çok yüce bir rahmet ve sonsuz bir hay?r b?rakt?m.


    Ve sonra Allah, sevgilisini bizzat kendi şefkat ve rahmet s?rr?na aral?ks?z ve ebediyen bağlay?verdi.

    Bu hikmetler demetini çok yak?n ilgiden dolay? sezenlerden biri de Efendimizin sütannesi Hz. Halime'dir. Onun, dört y?l boyunca, nas?l soluk soluğa ilâhi tasarruf içinde olduğunu yakînen yaşad?.

    Efendimiz, tam bir köy iklimi olan yaylaya teşrif edince, çağlar boyu yağmur yağmayan bölgeye yağmur ve arkas?ndan bereket yağd?. Efendimiz bu çocukluk y?llar?nda çok aç?k bir şekilde ilâhi şefkat ve rahmetle korunuyor, bir bulut devaml? olarak Efendimize şemsiye olarak hizmet ediyordu. Ne s?cak, ne çöl, O'nun nazl? dünyas?na giremiyordu. Halime annemiz, Efendimizdeki tüm bu fevkalâdelikleri görerek mânâ s?rr? içinde ona îman etmişti. Kâinat?n yüce sultan? da onun şefkat ve sevgi dolu ilgisini hiç unutmad?. Halime annemizin hayat? boyu ona hep hediyeler gönderdi.

    Hz. Şeyma: Efendimizin çocukluk çağ?n?n bir süsü olarak seyrettiğimiz sütkardeşi Şeyma, Efendimizin oyun arkadaş? idi. Mânâ s?rr?nda ise Şeyma elestte iki hamd niyaz? yapan y?ld?zlardan biri idi. Nitekim Efendimize tebliğ görevi gelince ilk îman edenlerden biri oldu. Arap Yar?madas?'n?n en güzel sesli bu hârika kad?n? Efendimize kendi gönül sevdas?ndan bestelediği Muhammed kasîdesiyle hizmete başlad?. Bütün çevreye Fahr-i Kâinat Efendimizin yüceliğini yay?yor; gönüller, fark etmeden o nur halkas?na ak?yordu.

    Hele Müslümanlar müşriklerin ekonomik boykotunda açl?ğa düştüğünde Hz. Şeyma, köy köy, çad?r çad?r, kaside söyleyerek toplad?ğ? paralar?, onlarla ald?ğ? erzak? Müslümanlara gönderince Efendimiz pek mütehassis oldu.

    Hz. Şeyma'n?n, Efendimiz için bestesini kendi yapt?ğ? ünlü Muhammed kasidesini aynen veriyorum:


    Asil gün doğ ve parla,

    Bütün dünyay? cennet parlakl?ğ? ile doldur,

    Biz Peygamberlerin en sonuncusu ile takdis olduk,

    Onun bereketi dünyaya kucaklayacak,

    En asil dinin mesaj? olacak,

    Ey Allah'?n elçisi ve gerçeğin taş?y?c?s?

    Ey Abdullah'?n oğlu, inananlar?n en güzeli ve yücesi,

    En sonunda birlik y?ld?z? parlad?,

    Tüm karanl?ğ? dağ?tt?,

    Şaşk?nlara ve yan?lanlara yol gösterdi.

    Tüm yetimlere nur getirdi.

    Asillerin asili,

    Yoksullar?n gururu,

    Sen Ümmîlik s?rr? içinde

    Bütün milletlere ilmi öğrettin.

    Senin sözlerin bütün yaz?lanlar? aş?yor,

    Muhammed gözün zevki,

    Muhammed kalbin sevgisi,

    Sütkardeşini takdis et,

    Günler parlad?,

    Ve her an yeniden onun yüceliklerini okudu.

    Hey Halime şans sana güldü.

    Bak etraf?ndaki her şey buna nas?l şahit,

    Bütün kutsall?k sana sütkardeş.
    Konu MuhammedSaid tarafından (25.05.07 Saat 14:59 ) değiştirilmiştir.
    Biz kökten dinciyiz ! Zaten dincilik saptan olmaz, kökten olur.

  2. #2
    Vefakar Üye MuhammedSaid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    32
    Mesajlar
    388

    Standart

    Alıntı schenseditor Nickli Üyeden Alıntı
    ?slâm tarihinin mânâ aç?s?ndan en esrarl? bir olay?n? Hz. Şeyma bize tan?tt?. Kronolojik s?ray? hiç düşünmeden bu hârika olay? anlatmak istiyorum.

    Mekke'nin fethinden sonra içinde Hz. Şeyma'n?n kavminin de bulunduğu çok kalabal?k bir Arap ordusu ile Hüneyn'de zorlu bir savaş oldu. Savaş?n sonunda yedibin esir al?nd?. Mekke'nin fethinden sonra Araplar?n hâlâ kanl? savaşlar vermesini ?slâm komutanlar? büyük bir öfke ile karş?lad?lar. Bu yüzden esirler paniğe ve dehşete düştüler. Ve Hz. Şeyma'ya gelerek Efendimiz yan?nda ricac? olmas?n? yalvard?lar.

    Hz. Şeyma, Efendimizin çad?r?na geldiği zaman Efendimiz onu ayakta karş?lad? ve büyük iltifatlarda bulundu. Şa­ş?ran ashaba dönerek:

    — O Mekke'nin en zor günlerinde bizim için çad?r çad?r dolaşt? ve bize para ve erzak gönderdi, buyurdu.

    — Ne istersin, kardeşim Şeyma.

    — Ya Resûlallah, senin merhametin sonsuzdur, esirlere biraz kolayl?k gösterilsin.

    Efendimiz emir verdi:

    — Esirlerin hepsini serbest b?rak?n. Yiyecek ve su verin, buyurdu. Bu kez Hz. Şeyma:

    — Ya Resûlallah, onlar? madde esaretinden kurtard?n?z, fakat onlar şimdi gerçek esirlerdir, nefislerinin esiridirler. Onlar? as?l bu esaretten kurtar, sen rahmet denizisin, diye yalvard?.

    Ve birden mânân?n en ulvi sahnelerinden biri cereyan etti. Efendimiz, eliyle kendinden bin metre kadar uzak esirleri işaret ederek:

    — Ya Rabbî, onlar? nefislerinin esaretinden de bağ?şla, diye niyâz etti.

    O anda tüm bunlardan habersiz yedi bin müşrik secdeye var?p hep bir ağ?zdan Kelime-i Şahadet getirdiler.

    Bu sahne, daha önce emsali görülmeyen bir s?rr-? Muhammedi hikmetidir. Âş?klar?n kavrayabildiği muhteşem bir sevgi sahnesidir.

    Şimdi tekrar Efendimizin ilk y?llar?na dönüyoruz. Hz. Âmine annemizin ebedi âleme göçmesinden sonra, Fahr-i Kâinat Efendimiz sevgili dedelerinin himayelerine verildi. Bu süre yedi sekiz yaşlar?na kadar, zevkli, mutlu bir çağ hâlinde devam etti.

    Hz. Abdülmuttalip: Efendimizin dedesi, Kureyş'in reisi, herkesin say?p sevdiği yüce bir zat idi. Onun hikmetler dolu hayat?n?, yaln?z Ebrehe Vak'as?'nda görmek bile kavramaya yeterlidir.

    Bilindiği gibi, Efendimizin dünyaya teşrifinden k?rk gün önce ç?lg?n bir Habeş kumandan? Ebrehe, devrinde görülmemiş bir ordu kurarak tüm dünyay? istila harekat?na girişti. Yemen'den başlay?p tüm Arabistan'? kapsayan ve oradan Bizans'a uzanan ilk plân? tatbike koydu. Binlerce fil ve deveden kurulu ordusu ile silindir gibi her yeri ezip geçiyordu. Ancak, çok k?ymetli bir ticaret merkezi olan Mekke'yi tahrip etmeden, şehrin lideri Abdülmuttalip hazretlerinden teslim almay? düşleyerek şehri kuşat?p beklemeye başlad?.

    Hz. Abdülmuttalip ise, düşman askerleri taraf?ndan gasp edilen koyun ve develerinin hesab?n? sormak için Ebrehe'nin çad?r?na gitti. Ebrehe Mekke'nin teslim edilme işini konuşmaya geldiğini sanarak. Abdülmuttalip hazretlerini sayg? ile karş?lad?. Fakat Efendimizin muhterem dedelerinin şahsi meselelerini getirdiğini görünce şaş?rd?:

    — Ben sizi Mekke'nin teslim şartlar?n? konuşmaya geldiniz sanm?şt?m, dedi.

    Bunun üzerine Abdülmuttalip hazretleri, şu hârikalar hârikas? cevab?n? verdi:

    — Mekke Allah'?n evidir, onu ancak O'ndan isteyebilirsin, ben kendime ait olan koyunlar?n ve develerin hesab?n? sormaya geldim!

    Ebrehe:

    — Sen yar?n görürsün, şehrini yerle bir edeceğim, diyerek bağ?r?p çağ?rd?.

    Ertesi sabah ise, Sûre-i Fil'de bildirilen mûcize tahakkuk etti, Ebrehe'nin ordusu bir tek canl? kalmamak üzere yok oldu.

    Fahr-i Kâinat Efendimizin, dedesinin yan?nda geçirdiği mutlu y?llar s?ras?nda, gönül gözü aç?k bir Arap âlimi Seyf Zi Yezen, Abdülmuttalip hazretlerinin kulağ?na büyük bir müjde f?s?ldad?:

    — Bu senin güzel torunun gelecekte insanlar? kurtaracak yüce bir zatt?r. Semavi kitaplar?n söylediği son peygamberdir.

    Hz. Abdülmuttalip son günlerinde Efendimizi faziletli oğlu Hz. Ebû Talib'e emanet ederken, s?k? s?k?ya saklad?ğ? bu s?rr? imâ ederek:

    — Onu sana emanet ediyorum. O ilâhi bir emanettir. Şartlar ne olursa olsun onu can?n pahas?na koru, diyerek vasiyet etmiştir.

    Hz. Ebû Talip ve Eşi Fât?ma annemiz: Bu iki yüce zat?n Efendimize sevgileri öyle derindi ki: Fahr-i Kâinat Efendimiz, Ebû Talib hazretleri için «babamdan sonra babam» ve eşi Fât?ma annemiz için «annemden sonra annem» iltifat?nda bulunmuştur.

    Hz. Ebû Talib, fevkalâde hassas, ak?ll?, fazîletli bir insand?. Hayatta hiç kimseye kötülük yapm?ş değildi. Hem kabilesi içinde, hem tüm Mekke'de fevkalâde itibarl?yd?. Ancak, yine bir yandan cömertliği, bir yandan dürüstlüğü onu daima maddi s?k?nt?da b?rak?rd?. Hatta Fahr-i Kâinat Efendimiz çok sevdiği amcas?na s?rf maddi yard?m olsun diye, oniki yaş civar?nda, bir y?l çobanl?k bile yapt?.

    Yine Hz. Hatice annemizle tan?şana kadar ufak tefek ticaretler yaparak aile bütçesine katk?da bulundu. Ebû Talib'in, Efendimize karş? olan davran?şlar?n? bir amcal?k ilgisi şeklinde görmek gaflettir. Hz. Ebû Talib, Fahr-i Kâinat Efendimize hem hayrand?, hem de gönülden derin bir sevgi beslerdi. Bunu en güzel ifade eden Hz. Ebû Talib'in şu beyitidir:


    Beni öldürmeden

    Kimse sana zarar veremez,

    Beni, ailemi, her şeyimi çiğnemeden,

    Yok edip perişan etmeden

    Kimse sana el süremez,

    Sen benim için her şeysin.


    Ebû Talib hazretlerinin ?slâmiyet'e yapt?ğ? hizmet o kadar büyüktü ki; Hz. Hatice annemizle, ayn? y?l Beka'ya intikal ettiği zaman Efendimiz o y?l?n ismini «Hüzün y?l?» koymuştu. Hz. Ebû Talib'in vefat?ndan önce iman ettiğine Hz. Abbas şahadet ettiği hâlde, Efendimiz uğruna tüm hayat?n? fedâ eden bu yüce insana karş? îman tart?şmalar? açarak Efendimizi incitmeye kimsenin hakk? yoktur.

    Hz. Ebû Talib'in eşi Fât?ma annemizin vefat?ndan sonra

    Efendimiz:

    — Ebû Talib'den sonra, Fât?ma kadar bana iyilik eden kimse yoktur, buyurmuştur.

    Ve bu yüce kad?na Fahr-i Kâinat Efendimiz kefen olarak kendi gömleğini giydirdi. Ve mezara kendi eliyle indirdikten sonra bir süre yan?na uzand?. Onu hayretle izleyen ashab?na dönerek:

    — Onu çok severdim, kabrin ?ss?zl?ğ?nda üzülmesin diye buraya uzand?m. O mahşere kadar hep beni yan?nda yat?yor görecek, buyurdu.

    Allah'?n bir kulu sevebilme nisbeti tamamiyle Fahr-i Kâinat ilgisine dayan?r. Bir kul, Fahr-i Kâinat Efendimizi ne kadar sever, O'na hizmet ederse, hele Fahr-i Kâinat Efendimiz de o insan? çok severse; o kulun Allan indinde mevkii yücelerin yücesi, ötelerin ötesindedir. Tüm cennet nizam?n?n s?rr? da budur.

    Hz. Hatice: Elestin hamd ân?nda Efendimize en yak?n gönül p?nar? Hz. Hatice annemizdir. ?lâhi takdir kompüterinden Mekke'de bir hikmet noktas?na Efendimizden on beş y?l önce ?ş?nlanm?şt?.

    Mekke'nin bu nâzenin ve güzeller güzeli sultan?, çağlar? değiştiren Fahr-i Kâinata en ve muhatap olma şerefi ile yola ç?km?ş, mânâ âlemine alt?n çivilerle yaz?lm?şt?. Yine mânâ bilimlerinde Hz. Hatice annemizin dünyadaki kader görüntüsü mutluluk çağ?n?n en önemli hikmeti olarak bilinir.

    Şimdi gönül penceresinden, Efendimizden sonra insanl?ğ?n en yücesi, mübarek annemizi seyretmeye çal?şal?m:

    Efendimiz 24 yaş?nda idi.

    Hatice annemiz ise, 39 yaş?nda dul, nâzenin bir han?mefendi idi. Ayn? zamanda Efendimizin akrabas? idi. Merhamet dolu kalbi kadar derin bir güzelliğe sahipti. Fizik çizgileri ard?nda bak?şlar?ndaki mânâ dolu güzellik hemen fark edilirdi. Yüzlerce evlenme teklifini:

    — Evlenmeyi kesinlikle düşünmüyorum, beyan? ile reddediyordu.

    Herkes ona hayrand?. Fakat kimse onun gönül kalesi önünde hayranl?ktan öte geçemiyordu.

    Mekke'nin hattâ Arap Yar?madas?'n?n en büyük nakliye şirketine sahipti, bu yüzden de çok zengindi. Hatice annemizin mal varl?ğ?n? ve kervanlar?n? bugünün ölçüleri içinde büyük bir nakliye şirketi olarak mütalâa edersek, yaklaş?k olarak 50 milyarl?k bir serveti temsil etmekteydi.

    Şam'a giden büyük bir ticaret kervan?n?n baş?na görevli olarak talip olan Efendimiz, k?sa bir sürede Hatice annemizin itimad ve takdirini kazand?. Hatice annemiz onu, bugünün tan?m? ile şirketler grubuna genel müdür tayin etti. K?sa süren bu gelişme Hatice annemizin tüm dünya güzelliklerine kapal? olan gönlünü Efendimizin aşk? ile dolduruverdi.

    Fahr-i Kâinat Efendimiz, Şam'a kervanlar? götürünce, Hatice annemiz dama ç?kar, o gelene kadar hasret şark?lar? okurdu.

    Mânâ ilimlerinde Allah'?n çok sevdiği üç beste nakledilir. Bunlardan biri, Şeyma annemizin Efendimize bestelediği Muhammed kasidesi, ikincisi Hicret'te Efendimiz beklenirken, Medineliler'in söylediği ünlü Hicret şark?s?d?r. Bu besteler, yüzy?llar sonra mânâ ehlinin zaman perdesinden yakalay?p bize naklettiği ve öğrettiği şark?lard?r.

    Üçüncü beste ise, Hatice annemizin Efendimize sunduğu hasret şark?s?d?r ki, Allah'?n gayp âleminde gözlenmiş, Efendimizden başkas? onu dinleyip duymam?şt?r.

    Ve birgün Hatice annemizin yüreği bu sevdaya dayanamad?. Efendimizi, Hz. Ebû Talib'den istemeye karar verdi. Hz. Hatice annemiz, arkadaş? Münye k?z? Nefise'ye durumu aç?nca, Nefise:

    — Aman ya Hatice, bu tarz bir evlenme teklifi ne Arap âleminde, ne de dünyada görülmüş olay değildir, elâlem bi­ze ne der? diye mani olmak istedi.

    Fakat güzeller güzeli, nazl?lar nazl?s? Hatice annemiz:

    — Herkes ne derse desin, benim bu aşka tahammülüm kalmad?, buyurdu.

    Tüm mânâ ilmine alt?n çivilerle bir yeni mânevi yasa böylece yaz?lm?ş oldu. Mânâ ilimlerinin temeline geçen bu kural aynen şöyle ifade edilmektedir:

    «Allah ve O'nun sevgilisi Fahr-i Kâinat ad?na yap?lacak fedakârl?klarda s?n?r yoktur. Hele çevrenin yarg?lar?ndan çekinmek kesinlikle yasakt?r. Formül: elâlem ne derse desin, yasas?d?r.»

    Allah, Hz. Hatice'nin sevgisine uygun bu davran?ş?n? öyle sevdi ki, yeryüzünün en mutlu ve muhteşem yuvas?n? takdir edip kurdu. Böylece Kâinat?n Fahr-i Ebedîsi, Hatice annemizle evlendi. Bu olay ?slâm Dîni'nin temel dayanaklar?n?n en önemli temelini teşkil etti. Yeryüzünün en şerefli siyasi ve sosyal hareketi olan ?slâmiyet böylece bir yandan büyük bir maddi dayanağa sahip olurken, daha önemlisi Hatice annemizin Efendimiz üzerindeki ak?l almaz ihtimam ve şefkati ile güçlendi.

    Hz. Hatice annemizden söze başlad?ktan sonra sat?rlar?n s?n?r?na bağl? kalmak gerçekten pek kahredicidir. Ne çare ki, Hatice annemizin Efendimiz üzerindeki şefkat ve ihtimam?na örnekler vererek bir başka perdeye geçmek zorunday?z.

    Hatice annemiz Efendimize karş? öylesine sevda dolu bir duygu beslerdi ki: Fahr-i Kâinat Efendimiz dîni telkin için Mekke sokaklar?na ç?kt?ğ? zaman, Hatice annemiz de:

    — O güneşte dolaş?rken ben gölgede oturamam, diyerek evin avlusuna ç?kard?.

    Efendimizin her soluduğu nefesi izleyerek âdeta o nefeste var olmak isterdi. Eliyle haz?rlad?ğ? yemeklerde büyük îtina gösterir, her şeyin en güzelini ona sunmak için ç?rp?n?r dururdu.

    Fakat daha önemlisi Efendimizin kalbi ile olan âhengi idi. Hatice annemiz, Fahr-i Kâinat Efendimizin en ufak bir üzüntüsünü an?nda hisseder, bir yandan onu gidermek için çaba sarf ederken, bir yandan da gönül güzelliği ile o üzüntüyü yok ederdi.

    Fahr-i Kâinat Efendimiz, Kur'ân'?n gelişine mukaddem günlerde Nur Mağaras?'nda murakabeye çekildiği zaman; Hatice annemiz O'na yemek getirip, sonra dönüp gidiyormuş gibi uzaklaş?rd?. K?sa bir süre sonra dönüp bir taş?n ard?na gizlenerek saatlerce Efendimizi beklerdi. Buradaki incelik, Efendimizi, hiç rahats?z etmeden, onun muhteşem huzurunu bozmadan Efendimizi koruma zevki idi.

    Böylesi içten, nazik bir ilgi Hatice annemizin gönlündeki aşk?n bir parças?, ilâhi duygunun bir ihlâs? idi.

    Hatice annemiz, evrenin gözbebeği Efendimizden alt? tane nur topu yavru doğurdu:

    Hz. Kas?m, Hz. Zeynep, Hz. Rukiye, Hz. Fât?ma, Hz. Ümmü Gülsüm, Hz. Abdullah (Tayyip, Tahir).

    Şimdi Efendimizin dünyas?nda önemli bir yeri olan kölesi Zeyd'i tan?tmak istiyorum.

    Hz. Zeyd: Hz. Zeyd sekiz yaş?nda iken, Hz. Hatice annemiz onu köle pazar?ndan ald?. Ve o gün Efendimize hediye etti. Fahr-i Kâinat Efendimiz:

    — Bak evlâd?m, biz seni köle olarak ald?k, ama şu andan itibaren hürsün. Köle muamelesi görmeyeceksin. Benim yan?mda yetişeceksin. Büyüdüğün zaman da istediğin yere gidebilirsin, dedi.

    Hz. Zeyd, bir yandan masun yaln?zl?ğ?, bir yandan fark edemediği bir duygu şeklinde Efendimize sevgisiyle o andan itibaren Efendimizin yan?ndan hiç ayr?lmad?, ta Mûte'de şehit olana kadar hep Efendimizin dizinin dibinde durdu. ?slâmiyet'in en çetin günlerinde, hem ?slâmiyet’e bilinçli bir şekilde hizmet etti, bir yandan da Efendimizin koruma görevlisi gibi bütün varl?ğ?n? O'nun önüne serdi.

    Hz. Zeyd'in anne ve babas? y?llar sonra Zeyd'in yerini öğrenip onu götürmek üzere Mekke'ye geldiklerinde, Efendimiz:

    — Zeyd esir değildir. ?stediğiniz zaman al?p götürebilirsiniz, dedi.

    Fakat Zeyd, annesini babas?n? görmüş olman?n bütün sevincini yaşad?ğ? hâlde, iş götürülmeye gelince:

    — Muhammed (S.A.V.) benim herşeyimdir, O'ndan ayr?l?rsam yaşayamam, dedi.

    Hz. Zeyd, Efendimizi ad?m ad?m izler, O'nu s?cağ?n, güneşin, tozun bile rahats?z etmesine izin vermezdi. ?slâmiyetin ilk günlerinde Efendimize karş? yap?lan tüm fiili sald?r?lar?, vücudunu siper ederek önlediği gibi, inzâl olan âyetleri Mekke'nin muhtelif evlerinde gizlenen Müslümanlara tek tek götürüp ulaşt?r?rd?.

    Hz. Zeyd de Efendimizle beraber elest and?n?n ilk hamd niyazl? y?ld?zlar?ndand?. Nitekim, Hz. Hatice ve Hz. Ali'den sonra üçüncü Müslüman olmak şerefine erişti.

    Hz. Zeyd'in, Taif olay?nda, Hz. Zeynep olay?nda ve son kez şehâdetle düğümlenen mûte savaş?nda verdiği mânevi imtihanlar mânâ ilminde kurallar getirmiştir.

    Hz. Zeyd fevkalâde k?ymetli bir rütbe de Efendimizin «Zeyd benim oğlumdur» iltifat?d?r. Nitekim, Hz. Zeyd uzun süre Efendimizin oğlu olarak çağ?r?lm?ş, ancak Peygamberlik meseleleri nedeniyle sonrada bu tarz çağ?r?lmalardan vazgeçilmiştir.

    D) EFEND?M?Z?N MUSTAFA (S.A.V.) SIRRI

    Efendimizin mutluluk çağ?ndaki hayat?, iki önemli görüntü arz eder. Bunlardan birincisi, evrenin nazl? goncas? Efendimizin Kur'ân inzâline kadar olan ilk k?rk y?ll?k hayat?d?r. Bu sürede, Efendimizde baştan sona kadar Mustafa s?rr?n?n tecellisini izleriz.

    Efendimizin mutluluk çağ?ndaki hayat?n?n ikinci safhas? ise, Muhammed s?rr?n?n tecellisini yans?t?r; Kur'ân inzâliyle başlar.

    Bilindiği gibi «Mustafa» kelimesi, mutlak sâfiyete erişecek şekilde ar?t?lm?ş demektir. Fahr-i Kâinat Efendimiz, kurtarmaya geldiği bat?k dünyan?n çamuruna hiç bulaşmadan bu kutsal göreve haz?rlanm?şt?r. Efendimizin k?rk yaş?na kadar olan hayat?nda inanç ve ahlâk bak?m?ndan tam bir ar?nm?şl?ğ? görüyoruz. Çağ?n?n çirkin hayat tarz?n? bir kez dahi yaşamam?ş olan Efendimizin, bu muhteşem hayat?, herkesi hayran b?rak?yordu. Henüz ?slâmiyet'in hiç bir izi yok iken, insanlar her düştüğü ihtilâfta bir içgüdü kuvveti ile Efendimize başvururdu.

    Mutluluk çağ?n?n bu ilk devrinde, Efendimizin ahlâk?na, faziletine ait pek çok örnekler biliyoruz. Evrenin nazl? goncas? yaşarken, Allah, mânâ dili ile, bu örnek insan? sanki bütün yeryüzüne tan?t?yordu. Bu devirde dahi, akl? baş?nda bütün bilim adamlar?, Efendimizin bir fevkalâdelikler s?rr? taş?d?ğ?m görüyordu.

    Evrenin diğer varl?klar?, melekler ve gelmiş geçmiş tüm ruhlar bu nazl? ihtişam? bir ibadet zevki içinde seyrediyordu. Efendimizin her nefesi, her ad?m at?ş?, evrenin tüm varl?klar? için seyrine doyum olmayan bir zevkti.

    Mustafa; yani ar?nm?şl?ğ?n en önemli yan?, O'nun çevreye muhtaç olmamas? idi. Bu yüzden Efendimize ümmîlik hikmeti verildi. Ümmîlik, cahillik demek değildir. Aksine, başkalar?ndan bir şey öğrenmeden kalp yan? ile ilâhi mesajlar? sezme hikmetidir. Kâinat?n gözbebeği Efendimize Hatice annemiz kanal?yla verilen büyük servetin gerçek nedeni de yine ar?nm?şl?k noktas?ndan geçer. Allah, Efendimizi dünyan?n tüm maddi değerlerinin en üst seviyesine ç?kararak madde kaygusundan uzak tutmuştur.

    Bu hikmetler içinde peygamberlik noktas?na geldiğimiz zaman, Efendimizin gönlünde hamd zevkinden başka bir kaygu kalmam?ş, ar?nm?ş gönüllerde p?r?l p?r?l hamd niyaz? intaşara başlam?şt?r.

    Baz? ak?ls?z ve densiz tarihçilerin Efendimizi fakir göstermeye çal?şmalar?, gafletten ötede tarihi bir ihanettir.

    Kâinat?n Fahr-i Edebisi, devrinin en ş?k giyinen, en zarif âhenginin temsilcisi idi. Üzerinde, tek toz zerresine rastlamak mümkün değildi. K?yafetine çok dikkat ettiği söylenir.

    Çiçeğe, güzel sese alâkas?, O'nun en ince çizgilerle süslü karakterinin sadece birkaç unsurudur.

    Daima güler yüzlü, lâtif sözlü, şefkat dolu bak?şlarla insanlara her an mutluluk dağ?t?rd?. Efendimizin, Kur'ân'?n inzâlinden önceki bu Mustafa s?rr? öylesine aç?kt? ki, O'nu görüp de O'nun davran?şlar?na hayran kalmamak mümkün değildi. Kur'ân'dan önce herkesin hayran olduğu bu hikmetler; Kur'ân'dan sonra, ancak inananlara ?ş?k tutan muhteşem bir tecellinin s?rr?na büründü.

    Efendimizin bu devrindeki hikmetlerden en önemlisi ve bizim sünnet olarak îtina etmemiz gereken s?rlar?n baş?nda Efendimizin zerâfet ve estetiği gelir. Bir Müslüman, Efendimizi şeklen taklit ederken, bu hikmeti hiç unutmamal?d?r. Her devrin Müslüman? maddî imkânlar? ölçüsünde en temiz ve ş?k k?yafeti, en zevkli renk zerâfeti içinde temsil etmedikçe sünneti hiç anlamam?ş demektir. Her millet, ?slâmi ölçülerle çelişmemek kayd?yla, kendi millî k?yafetini giymekle sünnete ayk?r? düşmez. Ancak zerafet ve estetiğe, renk ahengine uymazsa sünnetten uzaklaşm?ş olur. Şüphesiz buradaki estetik kavram? nezih ve zarif oluşu ifade etmektedir.

    Efendimizin fizik güzelliği çeşitli ağ?zlardan tarif edilmiştir. Bunlar aras?nda gerçeği en iyi yans?tan Hz. Ali'nin tarifleridir:

    «Ne uzun, ne de k?sa boylu idi. O, herkesten ayr?lan bir orta boylu idi.

    El ve ayak parmaklar? irice, baş? büyükçe idi.

    Omuzlar?, dizleri ve bilekleri kemikli idi.

    Göğsünde, göbeğine kadar çizgi hâlinde uzanan ince tüyler vard?.

    Yürürken ayaklar?n? sürümez, ad?mlar?n? canl? ve uzun atar, sanki yüksekten iner gibi önüne doğru eğilirdi.

    Saç?, ne öyle k?v?rc?k, ne de düzdü. (Hâreli idi).

    Yüzü, çok yuvarlak değildi.

    Teni, k?rm?z? ve kar?ş?k beyazd?.

    Gözleri büyükçe idi. Göz bebeklerinin siyah?, pek siyaht?. Kirpikleri s?k ve uzundu.

    Kendisi, ne zay?f ne de şişmand?.

    Bakmak istediği tarafa, bütün vücudu ile dönerek bakard?.

    O'nu, birden bire görenler, mânevi vakar ve heybetinden sars?l?rlar; kendisini yak?ndan tan?y?nca da, O'na en derin sevgi ile bağlan?rlard?.»

    Fât?ma annemiz bir beyitinde Efendimizin güzelliği için:

    «O'ndaki güzelliği Züleyha'n?n arkadaşlar? görselerdi ellerini kesecekleri yerde yüreklerini parçalarlard?,» buyurur.

    Allah, gönlünde Efendimiz sevdas?n? yaşatan tüm okuyucular?ma, evrenin en güzel sîmas?n? görmek nasip etsin.

    Efendimizin k?rk yaş?na kadar olan döneminde ar?nma, ahlâk ve fazilet timsali olan hayat?n?, gönül penceresinden bir nebze olsun seyrettik. Bu noktada ?slâm düşmanlar?n?n hâinlik dolu yalanlar?na siz k?ymetli kardeşlerimin iltifat etmeyecekleri aşikârd?r. Ancak, bu yanl?ş bilgilerin fark edilmeden yeni kuşaklara intikal etmesini engellemek için, tarih ilminin haysiyeti ad?na baz? noktalar? aç?klamak istiyorum:

    1-) Efendimiz bu y?llar?nda tek bir sat?r şiir yazmad?, ya da metafizik beyanda bulunmad?.

    2-) Yine Efendimiz bu devirde, hiçbir kimseden din bilgisi ya da felsefe bilgisi edinmedi. Zaten ümmîliğin en önemli hikmeti de budur. Fahr-i Kâinat Efendimizin bu y?llar?nda, bu konularla ilgili tek sohbeti de olmad?. Bunun, en gerçek şahidi Hatice annemiz taraf?ndan beyan? şöyledir:

    — O’na ilk vahiy geldiği zaman, bu konularda en ufak bir bilgisi olmad?ğ? için, bana gelip heyecanla olanlar? anlatt?. Ben dahi, daha önceki peygamberlere gelen vahiyleri işitmiştim, fakat bu konuda sevgili peygamberimizin en ufak bir ön düşüncesi yoktu. Nitekim, ben kendisine bunun bir peygamberlik olduğunu söylediğim zaman bile hayretle karş?lad?.

    3-) Yine bu devirde Efendimiz, Mekke zenginlerinde âdet olan şiir sohbetleri ve benzeri ilmî toplant?lara kesinlikle kat?lmam?şt?r. Bunu şâhidi de bizzat Ebû Süfyan'd?r. Nitekim, peygamberlik geldiği zaman Ebû Süfyan:

    — O böyle konular? ne bilir, bir kez olsun bizim toplant?lar?m?za gelmezdi, diye yad?rgam?şt?.

    Efendimizin hayat?ndaki bu ar?nm?şl?k devrinde ait gerçekler bu kadar aç?k iken, tarih ilmine göz göre göre ihânet eden baz? Bat?l? ?slâm düşmanlar?, Efendimizin bu devirde kendini yetiştirdiğini iddia etmek gibi, yalanlara tevessül etmektedirler. Fakat unutmay?n?z ki, Bat?da da pek çok haysiyetli tarihçi yukar?da üç madde hâlinde sayd?ğ?m?z gerçekleri tek bir noktada bile tereddüt etmeden kabul etmektedirler.

    Allah, sevgisinin madde dünyas?ndaki hayat hikâyesinin her çizgisini kendi haz?rlam?ş, ilk k?rk y?l?n ak?l almaz ahlâk ve kalp ar?nmas? hikmetini tamamlad?ktan sonra, Kur'ân s?rr? ile kâinat?n gelmiş geçmiş ve gelecek bütün ilmini O'na aktar?vermiştir.


    Onk.Dr.Haluk Nurbaki
    .............................
    'Hakiki alimler,zalim hükümdarlara karşı hak ve hakikati pervasızca söyleyen alimlerdir.' İşte biz,ancak böyle ve müttaki bir allamenin söz ve eserlerine itimad edebiliriz

  3. #3
    Gayyur Erkan Taşçı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Bulunduğu yer
    bursa
    Mesajlar
    50

    Standart

    ya arkadaşlar paylaş?m için teşekkür ederim ? ama şunuda değinmeden edemicem bu al?nt?lar? hangi kaynaklardan ald?n?z onlar?da bi yazarsan?z sevinirim.teşekkürler herşey için allah raz? olsun...

  4. #4
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    Alıntı xerkan78 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    ya arkadaşlar paylaşım için teşekkür ederim ? ama şunuda değinmeden edemicem bu alıntıları hangi kaynaklardan aldınız onlarıda bi yazarsanız sevinirim.teşekkürler herşey için allah razı olsun...
    Merhum Haluk Nurbaki'ye ait olması lazım...
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Dünyayı anlaşılır kıl bize..
    By gamze-i_dilruzum in forum Dualar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 18.02.14, 12:06
  2. Cemaat dünyayı ele geçirecek !
    By fezapilotu in forum Beyin Fırtınaları
    Cevaplar: 16
    Son Mesaj: 14.06.12, 12:11
  3. Unutsak Dünyayı, Amâ Olsak...
    By Garip_Maznun in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.01.09, 23:58
  4. Dünyayı Kurtaracak Tek Ayet..
    By insirah in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26.05.07, 11:48
  5. Dünyayı Ağlatan Karikatür
    By m@xipower in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 06.09.06, 13:24

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0