+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Ezelin Sırrı

  1. #1
    Dost schenseditor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    8

    Standart

    Allah, kendi güzelliğini seyretmek, kendi bilinmezliğinin sonsuz bestesindeki ahenkleri duymak için evrenleri yaratt? ve ezel böyle doğdu.
    Melekler, ruhlar, nefsler ve gönül ve bunlar?n dekorunda yaşayan bitmeyen güzellikler... ?şte ezel.

    Cennet hikmetinde seyrettiğimiz sonsuz sevdalar, bin bir ?ş?k, bitmeyen hazlar... ve işte ezel.

    ?ç içe güzelliklerin ilâhi raks?nda birbirini kovalayan aşk­lar?n mekâns?z iklimi... ve işte ezel.


    Ne boyutlar?nda madde kafesi

    Ne düşüncelerde kâbus

    Ne yüreklerde vesvese

    Ne umutlarda sönen zaman kaygusu

    Ne duygularda ayr?l?k korkusu


    ?şte ezel! Taptaze ve serin. Dünyam?z?n derinlerinde esen seher gibi.

    Zaten seher ezelden bir anl?k hat?rad?r bizlere.

    Ezeldeki zevk her zerremize sinen dayan?lmaz bir sevda nağmesidir.

    Ezeldeki boyutlar ve mekân ince bir tül gibi ilâhi rakslar?n peşinde süzülür. Ezelde renkler içi ?çe birbirini kovalayan şark?lar gibi canl?d?r. Her yeni öykü hayallerin ötesinde yeni bir şehrayin sergiler. Her yaşanan güzellik sanki yeni bir ihtişam?n başlang?c?d?r. Yine ezelde ayr?l?k bir güzelden başka bir güzele geçişin türküsüdür. Dünyada, eşyay? esir alan zaman, ezelde zevklere mahkûm.

    Gönüllerdeki sevda nağmeleri hep bu ezelden kaçan sessiz hat?ralard?r. O sonsuzluk dünyas?ndan gelip haf?za band?m?z?n ard?ndaki sevda şark?lar? bu yüzden derinden sarar bizi.

    Evet, Allah kendi güzelliğini seyrediyordu, san'at?n?n sonsuz nak?şlar?nda. ?lâhi sevginin her dalgas?, yeni bir ihtişam? sergiliyor; sonsuz besteye yeni bir cennet sahnesi ekliyordu. Sonsuz zerrelere can veren bu ezel s?rr?, rahman hikmetiyle hep sevdal?, hay s?rr? ile hep taze ve canl?yd?. Duygular?n özünde vedûd cereyan? ile hep aşk besteleri coşkulu. Ve âlâ olan Rabb?n sonsuz güzelliği, bitmeyen gönül secdelerinde serili, Raks ve semâ, hem gönülleri enfüsden, hem varl?klar? âfaktan sarm?ş. Hiç bir ufuk, hiç bir çizgi bu sevda ülkesinde sevenle sevileni bilemezdi.

    Elbette tüm güzellikler Allah'tand?r ve hazlar, sevdalar da O'nun s?rr?.

    ?şte ezelin bu sonsuzluk denizinde bitmeyen ve bitmeyecek olan hikâyesi, gönüllerin ebedi şark?s? gibi yaşar, durur. Kesret, ayr?l?klar hep ondan ötede kal?ş?n bitmez ac?lar?d?r.

    Bu rüyalardan güzel gerçek hayat?n ufkunda, ezelin sinesinde, bir an yeni bir aşk f?rt?nas? doğdu. Her varl?ğ?n en derin noktalar?ndan, özünden, dayan?lmaz bir hazz?n alev alev yakan zevki tüm güzellikleri sar?verdi. Sanki tüm rakslar?n, güzelliklerin her noktas?ndan ?ş?k ?ş?k bir başka senfoni parlay?verdi.

    Bu aşk f?rt?nas? neydi? En derinlerimizden bizi saran bir sedâ m?, bir arzu mu?

    Ve şiddetinden mekâns?z f?rlayan bu muhteşem beste, her zerreye ve sonsuz mesafelere yay?l?verdi. Ezeli her yerinden titreten, nağmelerin en güzeli, sözlerin en muhteşemi... Evet, Allah emrediyordu tüm mekânlar?n özünden:

    — Elestü Birabbiküm (Ben sizin rabbiniz değil mi­yim?).

    Bu aşk f?rt?nas?n?n bestesi, bu muhteşem sedân?n bitmez dalgalar? hâlinde sonsuz zaman ufuklar?na yay?ld?. Yitirdiğimiz hâf?za band? arkas?nda, izlerini gönül ekran?nda sezdiğimiz dayan?lmaz sevda ve cazibe hep bu muhteşem sedâyad?r. Zaman başlar, akar biter, fakat aşk f?rt?nas? bitmez.

    Bilmediğimiz mutluluğu bu yüzden çağlar boyu arar, dururuz. Bu yüzden cennet kokular? âş?klar? sarhoş gibi dolaşt?r?r aram?zda. Ve yüreklerimizde bu yüzden esrarl? bir özleyişin nağmeleri titreşir, durur.

    Bu yüzden güzeli arar, bu yüzden ç?rp?nan yüreğimizin ard?ndan ç?lg?n gibi koşar?z. Bu yüzden aşklar, sevdalar taze bahar?n s?rr?nda nokta nokta dolaş?r dünyam?zda. Ve ezel bu yüzden hep hasrette yaşan?r, tükenmeyen ayr?l?k ac?s? hep bu yüzdendir.

    B) ELEST MECL?S?

    Evet, şimdi ezelin billur sînesinde alev alev yanan, nur nur parlayan ve idraklerin her noktas?nda soluyan bir beste vard?:

    — Elestü Birabbiküm.

    Bütün varl?klar enfüslerinden ve âfaklar?ndan onlar? saran bu müthiş ilâhi sevda bestesi ile sars?l?yordu. Ve herşey sanki sonsuz bir hazz?n doyulmaz ateşinde kavruluyor ve eriyordu.

    Sonra bu haz, müthiş bir haşyete döndü.

    Ve sonra varl?klar?n, boyutlar?n, ruhlar?n sonsuz sahillerinde mecaller tükeniverdi. Dayan?lmaz güzelliklerin mekânlara zerre zerre alevlenmiş gibi bu muhteşem nağmenin s?rr?nda eridi.

    Bu müthiş emir öylesine kudretliydi ki, sanki her varl?ğ?n içinde yeni bir an yarat?yor, sonra da susan her noktay? mekânda siliyordu. Varl?klar?n özünde ?ş?klar tek tek sönüyor, sonsuz yokluklara dönüyordu.

    Düşüncelere mecal veren idraklerin özünde bile yaln?z bu ilâhi sevda emri ç?nl?yordu:

    — Elestü Birabbiküm.

    O ana kadar yaln?z seyredilen ve yaşanan güzellikler, sanki şimdi hayş s?rr? ile canlanm?ş, dile gelmiş, bu ilâhi emir şeklinde yans?m?şt?. Düşünce ve idrâk?n mekânlar?nda her varl?k, ilâhi san'at?n binbir parlay?ş?n? görüyor, seziyor, yaş?yor; fakat o ilâhi emrin dalgalar?na dayanmaya mecâl bulam?yordu.

    Çünkü tüm varl?klar idrak mekânlar?nda bu sedâdan başka dayanacak, tutunacak mecâl bulup, cevap verecek bir nokta bulam?yordu. Her varl?ğ?n özünde, bir ç?k?ş imkân?, esrarl? bir kurtuluş umudu titreşiyor; fakat kimse bu meçhul noktay? bulam?yordu.

    Evren tümüyle bu emrin ihtişam? ile dopdoluydu. Ruhlar bile s?ğ?n?p soluyacak bu meçhul noktay? sezememişti...

    Ve sonra tüm varl?klar mecalsiz kül y?ğ?nlar? gibi solmaya başlad?. Boyutlar cüceleşti, sonra yavaş yavaş dürülmeye başlad?. Mekânlar birbirinden hayal gibi uzaklaş?yordu. Yaln?z gönüllerin en uzak noktalar?nda bir niyaz titreşiyordu. Evet, belki de belli belirsiz bu niyaz d?ş?nda her şey soluyor, tükenip bitiyordu.

    Bu paniğin nedeni, varl?klar?n kendi mekânlar?nda tutunacak bir nokta aramalar? idi. Sanki bu ilâhi emre cevap verebilmek için her eşya nefs perdesinde bir mecale s?ğ?nmak çabas?na düşmüştü. Bu ise gerçekte bir benlik ç?kmaz? idi. Hâlbuki evren, enfüs ve âfak? ile mekân?n her noktas?nda ilâhi güzellik ve kudretle dolu idi. Ve benlik bu andan itibaren kendine ayr? bir mekân aramak, kimlik aramak gafletini temsil edip duruyor.

    Ezelin solgun çehresinde birdenbire bir mûcize doğdu. Sonsuz mekânlarda yeni bir aşk nağmesi raksetti. Yepyeni bir güzelliğin hayat veren câzibesi tutuşuverdi:

    — Belî (evet) Rabbimizsin.

    Bu s?r, Fahr-i Kâinat Efendimizin kalbinden coşup gelivermişti.

    Bu hamd seli, evreni yeniden taptaze bir hazza boğdu. Sanki sonsuz güzelliklerin kapanmaya yüz tutan goncas? yeniden aç?l?verdi.

    Kimdi ezelin sînesinde bu sedâ nakş?, kimdi bu güzeller güzeli?

    Kimdi evrenleri tükenmişlikten kurtaran bu hamd selinin s?rr??

    Hamd ihtişam? içinde kulluğun en muhteşem noktas?nda evreni saran bu niyaz, perde perde gönüllerde titreşen umutlar? alevlendi. Ona en yak?n olanlardan halka halka «belî» niyazlar? yükseldi. Ruhlar, tek tek yeni doğan y?ld?zlar gibi bu ?ş?klardan mecal bulup parlad?lar. Ve evren Fahr-i Kâinat gönlünde bir gonca gibi aç?l?verdi.

    Ve tüm varl?klar kulluğun sonsuz zevkine erdi...

    Mekânlar, renk renk ilâhi güzelliğin s?rr?ndan yeni aşk şark?lar? besteledi.

    Galaksiler, atomlar bu hamdin coşkusu ile semâ ederek kader perdelerinden iniverdiler. Atomlar?n özünde sonsuza dek Allah'? zikreden, birbirinden güzel şark?lar doğdu. Sonsuz ?ş?k dünyalar?nda tükenmeyen ?ş?k şölenleri başlad?.

    Ve cennet perde perde bir gelin gibi ilâhi güzellikleri sonsuz boyutlara sergileyiverdi.

    Şimdi ezelde yepyeni bir can, binbir p?r?lt? raks ediyordu. Ve onlar?n merkezinde, Efendimizin gönlünde hamd niyaz? coşuyordu süresiz.

    Muhammed'in (S.A.V.) hamdinden tüm evrenlere ?ş?k ?ş?k zikirler yay?ld?. Melekler, sonsuz hazlar?n coşkusunu yine mekânlar?n ötesine, yeni âlemlerin s?n?rs?z ufuklar?na yayd?lar.

    Allah, bu büyük bayram gününde Efendimize evrenin en büyük iltifat?n? yapt?:

    — Levlâke levlâk, lemmâ halaktü'ül-eflâk (Sen olmasayd?n âlemleri yaratmazd?m).

    ?şte birinci bölüme temel olan «Ben Allah iken, meleklerimle beraber Peygamberime salât u selâm ederim. Ey insanlar, siz de salât u selâm getirin, ona ileteyim» (1- Enbiyâ Sûresi, âyet: 107) âyeti bu gerçekleri yans?tmaktad?r.

    Âyet-i kerimenin meleklere yönelen hikmeti, hamd niyaz?n?n melekler taraf?ndan sonsuza dek âlemlere yans?t?lmas?n? anlatmaktad?r.

    Şüphesiz ki Allah, bu yeni doğan ezel s?rr? içinde hilkatlere ve sonsuz güzelliklere ilâhi damgas?n? basarken, s?rr-? Muhammedî'nin hamd niyaz?n? her noktada sergilemiştir. Âyetin son cümlesi ise, inananlar?n «Belî» niyaz?nda hayat s?rr? taş?yan bağl?l?klar?n? hat?rlatmaktad?r.
    Konu MuhammedSaid tarafından (25.05.07 Saat 15:01 ) değiştirilmiştir.
    Biz kökten dinciyiz ! Zaten dincilik saptan olmaz, kökten olur.

  2. #2
    Vefakar Üye MuhammedSaid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    32
    Mesajlar
    388

    Standart

    Alıntı schenseditor Nickli Üyeden Alıntı
    Salâvat-? Şerife okuyarak, bütün inananlar, elest meclisinin anlaş?lmas? güç bu hikmetlerini, kaybolmuş haf?za band?n?n ötesinden; gönül penceresinden seyredebilir. Yoksa insan?n kendi baş?na inand?ğ?n? sanmas?, Allah'?n sonsuz hikmetlerini kavrad?m gafletine düşmesi; elestteki paniğin bir parças?d?r. Bu yüzden îman ancak gönüllerde yaşayan bir hikmettir. Elestte Efendimizin gönlünde doğan hamd niyaz?, ancak gönüllere can veren hikmettir. Nefsin perdesinde yaşayanlarsa, Elestteki gafletlerini tekrar ederek, benlik ç?kmaz?nda bocalamaya mahkumdur. Mânâ ilimlerinin bile en zor bölümü olan Elest Meclisi konusunu kitab?m?z?n ilk bölümünde aktarmaya çal?şmam?z?n nedeni, işte yarad?l?ş?n bu temel s?rr?na yaklaşmak içindir.

    Bu tarzda gerçeğe yaklaşmadan, yüce yaradan?m?z?, Kur'ân'? anlay?p imân etmek mümkün değildir.

    Tamamiyle mânâ ilimlerinden açt?ğ?m?z bu pencere yan?nda, şimdi bir başka pencereden hilkatteki hikmetleri izleyerek ayn? noktaya ç?kmaya çal?şacağ?z. Böylece derinlerden daha d?şa doğru kavranmas? nisbeten kolay olan hilkat s?rlar?na hakiki ilmin ?ş?ğ? alt?nda yaklaşacağ?z.

    C) H?LKATIN ÖZÜNDEK? SIR

    Ezel bir başlang?ç değil, hilkat?n ta kendisi ve özüdür. Hilkat, sonsuz güzelliklerin, ilâhi tecellilere sevda f?rt?nas? ile yans?mas?d?r. Ve Efendimizin hamd niyaz? ile bu muhteşem hikmetler, ilâhi san'at?n ak?l almaz zevkinde billurlaşm?şt?r.

    Bu yüzden, ezelin sînesinden f?rlayan her yeni hilkat, kulluk hazz?n? Kalb-i Muhammedî'nin hamd s?rr?ndan al?r. Ve bu yüzden Efendimizin ilk ismi: Muhammed'dir (S.A.V ).

    Yine bu yüzden Fahr-i Kâinat Efendimizin mutlak kulluğu temsil ettiği için; daha doğrusu mutlak kulluğun s?rr?n? bulduğu için ismi yan?nda daima « Abdühû» , yani «kulu» ismini kullan?rd?.

    Elestte tüm varl?klar?n benliğe düşmelerine rağmen, Efendimizin hamd s?rr?na erişebilmesi, Kalb-i Muhammedî'deki benlikten ar?nm?şl?k güzelliğidir. Bu hikmet de ikinci isminde simgelenmiştir: Mustafa'd?r (S.A.V ).

    Bu ana gerçek bilinince, herhangi bir kulun sonsuz güzelliklere hayran kal?p, Allah sevdas?na talip olmas? hâlinde «Muhammed Mustafa» (S.A.V ) s?rr?ndan bir nebze de olsa taş?mas? gerekir. ?şte bu yüzden kulluk hikmetinde hamd niyaz? ve ar?nm?şl?k bir ölçüdür. Fâtiha'n?n evrenleri tarif eden müthiş şifresinde, hilkat?n bu en derin s?rr?, hamd ile başlayarak vurgulanm?şt?r. Bu yüzden bütün varl?klar o s?rr? tan?r ve o s?rra salât u selâm eder.

    Şimdi ilâhi hilkat?n mutluluk çağ?na kadar ulaşan hikâyesini izleyelim:

    Sonsuz hamd raks?n?n dalgalar?nda bitmez güzelliklerin temsilcisi melekler yarat?ld?. Ve sonra evrenin sonsuz boyutlar?nda binbir âlem sergilendi. Melekler p?r?l p?r?l şark?lar?nda hep hamd niyaz?n? bestelediler.

    Allah, boyutlar?n binbir gergefinde âlemlerin iskeleti sonsuz mekânlar? yaratt?. Ve sonra zaman ağ?nda ilâhi murad kader programlar? işledi. Efendimizin hamdinden atomlara besteler indi. Ve bir kudret noktas?ndan galaksiler sonsuz mesafelere sergilendi. Böylece mekânlara ?ş?k ?ş?k, renk renk binbir motif işlendi. Galaksiler cümbüşü öylesine müthiş rakslar peşine düştü ki, hendesenin zihinlerde san'atlaşan tüm görüntüleri, y?ld?z aileleri şeklinde semâlar?n sonsuzluğunda dekorlaş?verdi.

    Bütün bu güzellikler aras?nda bir başka gezegen vard?, toprağ?nda hikmetler coşan, atmosferi sevdal?, huşû içinde kendi güneşi etraf?nda hamd raks?n? bir derviş zevki ile sürdürüyordu. Besbelli güzeller güzeli bir s?rra sahipti. Bu, bizim dünyam?zd?. Ve Allah o toprağ?n s?rr?ndan bir motif işledi. Sonra da kalbine Efendimizin gönlünden bir mânâ cereyan? bağlad?. Ve Âdem'i yaratt?. Sonra onu başka mekânlara, cennet güzelliklerine ?ş?nlad?.

    Acaba, neden toprağa bu s?rr? verip, sonra cennet mekânlar?na yans?tt? Âdem'i?

    Çünkü o toprağ?n atomlar?nda bir hamd niyaz?, aşk şark?s? vard?. Allah, maddenin ölümlü kafesinden bu sevda niyazlar?n? Âdem'in bedeninde edebileştirmek için, cennet mekân?na ?ş?nlad? maddeyi.

    ?şte arz?n hikâyesinde bütün moleküller bu gerçeği bilmekte ve büyük bir aşkla insan bedenine koşmaktad?r. Bak?n nas?l:

    Arzdaki bütün moleküller canl?n?n temel yap? taş? olan DNA molekülüne girme yar?ş?ndad?r. Bu nedenle toprağ?n sonsuz mikrobu havan?n azotunu bitkilere yans?t?r. Onlar da birbirinden lezzetli tadlar?yla, birbirinden kuvvetli vitaminleriyle, hikmet dolu ilaçlar?yla süsledikleri varl?klar? insan yap?s?na katmak isterler.

    Yoğurt bakterisi kendi neslinin z?dd?na, fakat insana ya­rayan binlerce harika enzim ve vitamini bu nedenle insanoğluna haz?rlar.

    Elma bu yüzden terkibine insan?n günlük C vitamini ve iki değerli demir ihtiyac?n? nakşetmiştir. Sonra da bunlar? korumak için meyva asitlerini haz?rlam?ş, insanoğlunun midesini bu asitler tahriş eder diye, harika reçetesine karbonat iyonlar? eklemiştir. Bunun s?rr? çok nettir. O da tüm varl?klar gibi, Fahr-i Kâinat hikmeti olan «hamd»? bir insan bedeninde yaşamaya sevdal?d?r.

    Allah toprağa hay s?rr? verip Âdem'in bedenini yaratt?ğ? an, tüm ruhlara birer isim vererek bedenlerinin şifresini; dolay?s?yla sîmalar?n?n fotoğraflar?n? Âdem'in meni hücresine programlam?şt?r.

    Cennetin sonsuz güzelliklerinde yaşayan ruhlar böylece s?ras? geldikçe beden at?na ak?verdiler. Ve sonra dünya hayat?na milyarlarca öykü s?raland?. Ruhlar bedene ?ş?nland?kça, gönül merkezlerinden insanlar Efendimizin hamd cereyan?na bağlan?yordu.

    Sûre-i Tîn'de geçen ahsen-i takvim hikmeti budur. ?nsanlar?n dünyadaki zaman eylemine bu ahenk içinde ?ş?nlanmas?, beşeriyet tarihini temsil etmektedir. Çağlar?n ahenginde, insanlar?n kaderinde hep elestin s?rr? hakimdir.

    Fahr-i Kâinat Efendimizin âlemlere mecal veren «Belî» hamdine en yak?ndan kat?lanlar, mânâ âleminin kendine has p?r?l p?r?l y?ld?zlar?d?r. Bu yüceler dizisi, insanl?ğ?n şerefi ve övüncüdür. Bu ruhlar zaman düzlemine ?ş?nlan?rken, Efendimizin mutluluk çağ?na hususi surette monte edilmiştir. ?kinci bölümde dünya hayatlar?n? izleyeceğimiz bu ?slâm yüceleri, elestte Efendimize yak?nl?k derecesi aç?s?ndan muhteşem raks halkalar?n? temsil etmektedir. ?ç içe iki dalga hâlinde nakşolan bu yüceleri iki ayr? fazda görürüz.

    Elestte, Efendimize en yak?n niyazlar?n temsilcilerinde, birinci halkada Efendimize s?hriyet yak?nl?ğ? olanlar? görüyoruz.

    Bu ilk halkan?n merkezinden d?şa doğru dizisi Hz. Hatice ve Hz. Fât?ma annemizden başlar. Efendimiz bu diziyi bite tan?tmak için «Âliabâ» formülünü vermiştir. Yani bu iki annemize ilâveten Hz. Ali, Hz. Hüseyin, Hz. Hasan ve Hz. Muhsin. Bu dalgan?n raks devam? Ehl-i Beyt'le devam eder. Efendimize yak?n hamd niyazlar?n?n bir başka halkas? ise ilk yak?n hamd niyazlar?n?n bir başkas? ise ilk Müslümanlar? temsil etmektedir. Bu halkada Hz. Zeyd, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Şeyma, Hz. Bilâl, Hz. Rukaye, Hz. Caferi Tayyar, Hz. Ammar, Hz. Osman, Hz. Hamza, Hz. Âişe, Hz. Sümeyye, Hz. Nesibe, Hz. Veysel Karâni, Hz. Saad ve Hz. D?hye de vard?r. Ve bu halkalar iç içe devam ederek başta Efendimizin muhterem anne ve babalar? Hz. Âmine, Hz. Abdullah olmak üzere diğer ashab-? güzini temsil eder. Sonraki halkalar âş?klar?, velîleri, Peygamberleri s?ralar. Mü'minler de net olarak bu halkalar?n daha sonraki rakslar?nda mevcuttur.

    Kur'ân'?n, Fâtiha dolay?s?yla «hamd» niyaz? ile başlamas?, işte bize elestin bu hikmetlerini yaşamaya davettir. Burada çok özel bir hikmeti de anlatmak istiyorum.

    Elest meclisinde âlemler yeniden doğunca: Fahr-i Kâinat Efendimiz, «Belî» diyen bütün mü'minlere bir hamd namaz? k?ld?rm?şt?. Asl?nda Bayram Namaz? bu muhteşem namaza bir işarettir.

    Elest namaz?nda, Fâtiha'y? Efendimiz okuduğu için, bu sûrenin ak?ş? bir niyaz formu taş?r. Cenab-? Hak Fâtiha'y? sûre şeklinde emir buyurup inzal edince, tüm inananlar işte elestte yaşanan ve motifleri hiç bozulmayan büyük bayram namaz?na davet olmuşlard?r.

    Namaz?n mîraç hikmeti, gerçek mü'minin elest namaz?na ?ş?nlanmas? şeklinde de ifade edilebilir.

    Hilkat?n temel ilkelerinden bir tanesi, sonluluk ile çokluk âlemi aras?nda yasal bağlant?d?r.

    Bir varl?k, yarat?ld?ğ? andan itibaren belli bir mesafede farkl? bir mekân kazanmak zorundad?r. Ancak, bir yandan da bu mesafe ve kişilik artt?kça eşya belli bir sona yaklaş?r. Bir başka deyişle, kişileşme artt?kça yok olmaya doğru sür'atli bir yaklaş?m başlar. Bütün ?ş?nlar, atom çekirdeği, galaksiler bu anayasan?n hükmü alt?ndad?r. Ancak insan çok farkl? ve değişik bir varl?kt?r. Madde at?na yans?yan ruhun bekâ ilgisi, daima teklik s?rr?na bağl?d?r. Hâlbuki nefsin benliği, kişiliğini koruma çabas? içinde devaml? sonluluğa yaklaş?r.

    Ruh, ebediliğine rağmen, bedene hapsolduğundan kişilik ve farkl?l?k kazanm?ş, bu nedenle de bir anlamda fâniliğe mahkûm olmuştur. Hâlbuki Allah insan?n kişilik ve benlikten kurtularak sonsuzluğa yans?mas?n? istemektedir. Nefis, dünyadaki benlik ve ç?kar kavgas?, bir anlamda nefsin elestteki paniğini temsil etmektedir. Çünkü mekânlarda kendine tutunacak bir yer aramakta, bir anlamda kendi varl?ğ?n? müstakil bir eylem sanmaktad?r.

    ?şte, elest meclisinin fevkalâde önemli olan s?rr? bu noktada başlar. Bu mecliste Efendimizin hamd niyaz?na kat?labilenler, nefsin bu yanl?ş f?rt?nas?ndan kurtulabilenlerdir. Ancak, elest meclisinde Efendimizin «Belî» hamd?ndan sonra, s?ra ile bütün insanlar ayakta kalabilmek için bu niyaza mecburen kat?lm?şlard?r. Hâlbuki Cenab-? Hakk'?n insandan istediği, Cenab-? Hakk'? kulluk faz? içinde idrak edip ihlâs ile «Belî» demesidir.

    ?mtihan niteliğindeki dünya hayat?n?n nedeni, işte bu hamd niyaz?nda ihlâs taş?y?p taş?mad?ğ?m?z?n sergilenmesinden ibarettir. Allah yüce kitab?nda elest meclisinden verdiğimiz söze sad?k kalarak mahşere ak yüzle gelmemizi emretmektedir. Demek ki, elest meclisinden genel anlamda bütün varl?klar varl?klar?n? koruyabilmek için geç de olsa «Belî» demişler, bir anlamda demek zorunda kalm?şlard?r. ?hlâs dolu kulluk ise, bu dünyada îman?m?zla ve amelimizle göstereceğimiz zorunlu bir imtihandan sonra ortaya ç?kacakt?r. Efendimizin kulluk konusuna ?srarla önem vermesi, âdeta her imzas?nda kulluğu peygamberlikle yan yana anmas? bu derin hikmete işarettir.

    Dikkat ederseniz, elest meclisindeki panik, varl?klar?n ilâhi güzellik karş?s?nda kulluklar?n? idrak edememelerinden doğmuştur. Yani varl?klar kendi kişiliklerinde tuhaf bir duygu olan benliğe kap?lm?şlar, ezelin her noktas?nda Cenab-? Hakk'?n tecellisinden başka bir hikmet olamayacağ?n? anlayamam?şlard?r. ?şte Efendimizin ezelden ebede yarat?lanlar?n en yücesi olan insanoğluna öğrettiği müthiş s?r budur: ?nsan, ahsen-i takvimden yarat?lm?ş, evrenin bütün alemlerine aç?labilen, yans?yabilen harika bir varl?kt?r. Ama bu harika varl?ğ?n tüm kabiliyetleri Cenab-? Hakk'?n s?fatlar?ndan yans?yan kudretlerden ibarettir. ?nsan?n; kendinde, kendine has hiçbir kişilik kuvveti olamaz. Çünkü o kuldur, yarat?lm?şt?r ve onda var olan her şey ilâhi tecellinin yans?malar?ndan ibarettir. Efendimizin öğrettiği bu fevkalâde önemli hikmet, insan?n edebiyete yans?y?p mutlu olabilmesinin yegâne anahtar?d?r. Bu formül ise Fâtiha'da zarif bir şekilde billurlaşt?r?lm?şt?r.

    Yine bu hikmetler dolay?s?yla Efendimiz her türlü mucize ve olağanüstü davran?şlardan kaç?nm?ş, yaln?z haysiyetli insan?n kulluk hamdi içindeki modelini savunmuştur.

    ?kinci bölümde göreceğimiz gibi, ?slâmiyet'in en soylu mücadelesi Uhud Savaş? bu yüzden gerçek bir zaferdir. Yaln?z yaradan?n sonsuz güzelliğini evrenin her noktas?nda sezmek, bulmak ve onu yaşamak ilkesi, Efendimizin ezelde bulduğu hamd s?rr?n?n kaynağ?d?r.

    Ahlâk-? Muhammedî böylece hilkat?n en hikmetli s?rr? olarak doğmuş, sonra sonsuz bir sevgi dalgas?yla edebileşmiştir.

    D) ÂDEM VE SONRASI

    Ve Allah toprağ?n aşk şark?lar? söyleyen atomlar?ndan Âdem'i yaratt?. Sonra ona ruhu ?ş?nlad? ve onun gönlüne Fahr-i Kâinat nurundan bir ?ş?k yakt?...

    Önce meleklere:

    — Onu gezin, buyurdu.

    Melekler ?ş?ndan yarat?lm?ş şeffaf bedenleriyle, Âdem'in hem mikro dünyas?n?, yani atomlar?n? ve hücrelerini gezdiler. Hem de makro dünyas?n? sezdiler. Onun tüm beden inceliklerini, ruh yap?s?n? ve sonra Âdem'in gönlünde yanan nur-u Muhammedî'yi seyrettiler.

    Sonra da Allah:

    — Ona secde edin, buyurdu.

    Melekler, Âdem'in gönlündeki nur-u Muhammedî'yi sezip, o nurun kendilerini elest meclisinde kurtaran hamd niyaz?ndan yans?d?ğ?n? fark ettiler ve hemen secde ettiler.

    Şeytan ise gururu yüzünden o nuru fark edemedi. Zaten elest meclisinde de çok sonraki fazlarda «Belî» coşkusuna kat?labilmişti.

    Ve şeytan ona isyan etti.

    Sonra bilinen ilâhi tecelliler ard arda yans?d?. Adem arza döndü. Sonra bütün ruhlara Allah bir beden verip insanl?k çağ?n? programlad?.

    ?nsanlar elesti unuttukça, kullukta şaş?rd?kça Efendimizin s?rr?ndan bir peygamber gönderiyordu. Böylece Nur-u Muhammedî'nin ümmet s?rr?, yani milletlerine sahip ç?kma hazz? çağlar boyu devam etti. Peygamberler bu s?r içinde ak?l almaz zorluklara katlanarak insanlar? uyarma hizmetini sürdürdü durdu.

    Yüce kitab?m?z bu yüzden peygamberlere aralar?nda fark gözetmeden sayg? göstermemizi emretmektedir.

    Çeşitli kavimlere tarihin sonsuz derinliklerinde birçok peygamberler gelmiş ve insanlar? kulluğun mutlu çat?s? alt?na çağ?rm?şlard?r. Bu peygamberlere Allah vahiy yolu ile emirlerini göndermiş, bazen suhuflar, bazen de kitaplar vermiştir. Ancak hükümler daima devrinin ve milletlerinin hususiyetleri içinde s?n?rlanm?şt?r. Gerçi peygamberler tebliğlerini tüm insanl?ğa yapm?şt?r. Ancak, sorumluluğu kendinden sonra gelen peygamber çağ?na kadar devam etmiştir. Yüce kitab?m?z Kur'ân ise ilâhi emirlerin tümünü çağlar?n ötesine yans?tm?ş ve değişmezliğini ilân etmiştir. Hemen hemen bütün peygamberler Efendimizin geleceğini önceden bildirmiş, derin sevgilerini dile getirmişlerdir. Bunlardan çok önemli olan iki görüntüyü nakletmek istiyorum:

    a) Hz. ?brahim: Fahr-i Kâinat Efendimizin dünyaya teşrif edeceğini haber al?nca:

    «Ya rabbi, Kâinat?n Fahr-i Edebisini benim sulbümden halk et» diye kesiksiz duaya başlad?. Ve biz, bu yüzden namazda ?brahim'in evlâtlar?na salât-ü selâm ederiz.

    Bu duan?n yüzü suyu hürmetine b?çak Hz. ?smail'i kesmedi, ona diyet olan kurban? şereflendirip kutsallaşt?rd?.

    Yine bu duan?n hikmeti Hz. ?brahim'i Nemrut'un karş?s?nda muvaffak k?ld?. «Selâmetle soğu» emri gelerek, Nemrut'un ateşini rahmetli bir suya çevirdi.

    Bütün bu hikmetler Fahr-i Kâinat Efendimizin s?rr?n? sezmenin müjdeli nimetleridir.

    b) Hz. ?sa: Ruhlar âleminde peygamberler tayin edilince, bütün peygamberler sevinç ve huşû içinde coşmuştur. Yaln?z Hz. ?sa mahzundu. Allah bu hüznün sebebini sorunca, Hz. ?sa:

    — Peygamber olmaktansa Hz. Muhammed'in ümmeti olmay? tercih ederim, dedi.

    Allah da:

    — Ya ?sa, mademki bu zevki sezdin, seni dünyaya ikinci kez göndereceğim, hem de Müslüman olarak, buyurdu.

    Hz. ?sa'n?n ikinci kez dünyaya gelme s?rr? bu hikmetten doğar.

    Hz. ?sa ?ncil okurken «Faraklit» kelimesi geçince (Efendimizin ?ncil'de geçen ismi) parmaklar?n? öper, gözlerine sürerdi.

    Kur'ân'?n Ehl-i kitaba özellik tan?mas? hep Hz. ?sa'n?n Efendimize olan muhabbetindendir. H?ristiyan âleminin, ç?lg?n ve çirkin materyalist ak?mlar karş?s?nda yine ayakta kalabilmesi, hep bu muhabbetin s?rr?ndand?r.

    Hz. Mevlânâ'n?n H?ristiyanlara karş? gösterdiği özellik hep Hz. ?sa'n?n Fahr-i Kâinat Efendimize olan muhabbetinden doğar.

    Ne yaz?k ki, bu hikmeti çok derinden sezen Fatih'in davran?şlar?n? bile çağlar boyu anlay?p uygulayamad?k. Boş yere kavgalar?n, düşmanl?klar?n içinde bocalad?k.

    ?lkel düşünceli haçl? zihniyetini, Hz. Mevlânâ ve Fatih'in dahiyâne sezgileri içinde karş?lamak ve bunu devam ettirmek bütün medeniyete çok şey getirir. Samimi bir ?sevî ile ateist bir marksisti çok iyi ay?rmal? ve Kur'ân hükümlerinin Ehl-i kitaba yönelik ?l?ml? ilgi hikmetini bulmal?y?z.


    Onk.Dr.Haluk Nurbaki
    .........................
    'Hakiki alimler,zalim hükümdarlara karşı hak ve hakikati pervasızca söyleyen alimlerdir.' İşte biz,ancak böyle ve müttaki bir allamenin söz ve eserlerine itimad edebiliriz

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. 90/10 Sırrı
    By said84 in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 11.11.09, 12:41
  2. 1 Doların Sırrı
    By ayine-i samed in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 09.01.09, 20:35
  3. Ney'in Sırrı...
    By Majâz in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 30.10.08, 15:28
  4. Besmelenin 6 Sırrı
    By EnVaR in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 18.10.07, 14:27
  5. Mutluluğun Sırrı ?
    By Abd in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 14.08.07, 21:41

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0