19.Mektub / 6.Nükteli İşaret'ten

Nakl-i sahih ile- Feth-i Mekke vaktinde, Hazret-i Bilâl-i Habeşî, Kâ'be damına çıkıp ezan okumuş. Rüesa-yı Kureyş'ten Ebî Süfyan, Attab İbn-i Esid ve Hâris İbn-i Hişam oturup konuştular.

Nakl-i sahih: Sahih nakil, doğru bildirme ve aktarma.
Feth-i Mekke: Mekke'nin fethi.
Bilâl-i Habeşî: Hz. Peygamber'in müezzini olan, güzel sesiyle bilinen meşhur sahabe. İlk müslüman köle olan Bilâl-i Habeşî, müslüman olmasından sonra çeşitli işkenceler görmüş, Hz. Ebû Bekir'in kendisini satın almasıyla hürriyetine kavuşmuştur. Bütün gazalara katılan Bilâl-i Habeşî h. 20'de vefat etti.
Rüesa-yı Kureyş: Kureyş reisleri, Kureyş'in ileri gelenleri.

Attab dedi: "Pederim Esid bahtiyar idi ki, bugünü görmedi."

Haris dedi ki: "Muhammed, bu siyah kargadan başka adam bulmadı mı ki müezzin yapsın?" Hazret-i Bilâl-i Habeşî'yi tezyif etti.
Tezyif: Küçük düşürme, küçümseme.

Ebî Süfyan dedi: "Ben korkarım, birşey demeyeceğim; kimse olmasa da şu Batha'nın taşları, ona haber verecek, o bilecek."
Batha: Mekke'de Mescid-i Haram'ın bulunduğu bölgenin ismi.

Hakikaten bir parça sonra Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onlara rast geldi, harfiyen konuştuklarını söyledi. O vakit Attab ile Haris şehadet getirdiler, müslüman oldular.
Resul-i Ekrem: En değerli ve en üstün , en şerefli peygamber (Hz. Muhammed(asm)).

İşte ey bîçare mülhid! Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ı tanımayan kalbsiz adam! Bak, Kureyş'in iki muannid büyükleri, bir tek ihbar-ı gaybî ile imana geldiler. Ne kadar kalbin bozulmuş ki; manevî tevatürle, bu ihbar-ı gaybî gibi binler mu'cizatı işitiyorsun, yine kanaat-ı tâmmen gelmiyor!..
Bîçare: Çaresiz.
Mülhid: Dinsiz, imansız.
Aleyhissalâtü Vesselâm: Salât ve selâm O'nun üzerine olsun.
Kureyş: Kökü Hz. İbrâhim'e dayanan Peygamberimiz Hz. Muhammed'in mensup olduğu meşhur Arap kabilesi.
Muannid: İnatçı, direnen.
İhbar-ı gaybî: Gayba ait haber, geçmiş veya gelecek zamana ait haber.
Tevatür: Bir Hadis-i şerif'in, yalan söylemelerini aklın kabullenemeyeceği kadar sayı ve sağlamlıktaki bir topluluk tarafından aktarılması, rivayet edilmesi.
Mu'cizat: Mucizeler.
Kanaat-ı tâmmen: Tam kanaatın (inancın).


Said Nursi