Bazı kitaplarda rivayet edildiğine göre, ezanı işiten kimse, birinci “Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah” denilince:

“Sallallahu aleyke ya Resûlallah = Allah sana salât etsin, ey Allah’ın Peygamberi!” der.

İkinci defa, “Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah” denilirken de

“Karret aynî bike, ya Resûlallah = Gözüm seninle aydın oldu/olsun, ey Allah’ın Peygamberi!” der.



Bunları söylerken de, başparmaklarının uçlarını öperek gözlerine sürer ki, bunun müstahab olduğu ifade edilir. Gözüm seninle aydın oldu… ne güzel bir söz. Hani, Türkçemizde “göz aydınlığı” tabirini kullanırız.. Çocuğu doğana, oğlu askerden gelene, evladını evlendirene… hep “gözünüz aydın olsun” deriz ya!.

İşte “Karret aynî bike yâ Resûlallah” sözünün karşılığı da aynı manadır. Yani, onun nam-ı celilinin her ilan edilişinde âdetâ yeni bir viladete, yeni bir vuslata ve bambaşka bir şeb-i arûsa şahit oluyor gibi “Yâ Resûlallah, Seninle gözümüz aydın oldu” deriz: Sen geldin her şey karanlıktan kurtuldu, her varlık ışığa gark oldu. Sen geldin, gözlerimizin içi aydınlandı, kalbimiz aydınlandı, dünya aydınlandı, ukbaya giden yollar aydınlandı. Sen geldin, yürüdüğümüz yollar nurlandı, adımımızı atacağımız, ayağımızı basacağımız yerler aydınlandı.

Ezan bitince, bu defa da ezan duasıyla vefa borcumuzu eda etmeye çalışır, Efendimiz’e bir nevi salât u selam getirir ve O’nun Makam-ı Mahmûd’a nâil olması için dua ederiz. Sonra ikâmet getirilir, orada da bir kere daha nâm-ı celil-i Muhammedî’yi zikrederiz.

Evet, şuurlu ya da şuursuz, ama keyfiyeti nasıl olursa olsun bu vefa borcumuzu ve şükran hissimizi ezanla, ikametle, namazla, teşehhüd ve tahiyyatla.. bir şekilde ifade ediyoruz. Keşke, şeker-şerbeti kuvve-i zâika ile tattığımız ve tatlarını tam aldığımız gibi, bu kelimelerin hepsini de zihnî ve ruhî zâika sistemlerimizle duysak, her kelimenin tadını tam alabilsek.


Zaman