Temmuz 2011 Yıl : 2011 Sayı : 415
Zafer Araştırma Grubu

Hadis Notları
Hadis
Notları
‘HAYIRLI GENÇLER’E NASIL YAKLAŞMALI?
“Size hayırlı gençleri tavsiye ederim. Çünkü, onların kalbi daha incedir. Allah beni doğrulukla ve müsamahayla gönderdi. Bana gençler yanaştı, ihtiyarlar muhâlefet etti.

Risalet ve tebliğ ile birlikte yol ikiye ayrılmıştı. Ya karanlığın ya aydınlığın peşinden gidilecekti. Lakin, Arap yarımadasında yüzyıllardır biriken cahiliye tortusu, ihtiyarlamış akıl ve kalpleri son derece katılaştırmıştı. Uzun süren susuzluk, çoğu yaşlı ruhta tedaviye kabiliyeti kalmamış çoraklaşmalara yol açmıştı. Pek çoğu Mekke’nin söz sahibi liderleri durumunda olan ihtiyarlar, yaşayışlarını ve alışkanlıklarını değiştirme eşiğinden adım atamamakta, eski halin devamına çalışmayı neredeyse ilâhî bir görev saymaktaydı. Tek istedikleri, nasıl geldiyse öyle gitsindi.
Fakat öte tarafta hakikatin ışığına duyarlı gençler İslamiyet güneşine sinelerini alabildiğine açtılar. Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran Allah, yüzünü cehenneme dönmüş kimselerin gövdelerinden cennet çiçekleri açtırdı. Gençler, Allah Resulü’nün etrafında, ışığa koşan pervaneler gibi toplandılar ve cahiliyenin henüz üzerlerine sinmemiş kokusundan ve tortusundan bütün bütün arındılar.
Gençlerin İslâm’a böylesine çarçabuk ve sağlam bir şekilde intibak etmesi, selim fıtratlarından ileri geliyordu. Efendimizin (a.s.m.) buyurduğu gibi, onların kalbi inceydi.
Ama iş sadece bununla bitmiyordu. Kalbi ince olan bu ‘hayırlı’ gençlere doğru bir tarzda yaklaşmak da gerekiyordu. Gençleri cezbeden şey hem doğruluk hem de kendilerine müsamahayla yaklaşılmasıydı. Bunlar da Efendimiz de fazlasıyla vardı.
Çünkü o, hakikati bir bütün olarak yaşayan, inandığını sadece konuşan değil, aynı zamanda yaşayan biriydi. Sözünde yalan, sesinde tereddüt yoktu. Küçük hesaplar peşinde olmadığı, bir ücret talep etmeyişinden ve kendisine teklif edilen en yüksek payeleri hiç tereddütsüz reddetmesinden belliydi. Kendisine yönelen yüz, kime ait olursa olsun, aynı dikkat ve önemseme duygusu içinde yaklaşıyordu.
Özellikle çocukları ve gençleri masum bildiği için, onları hiçbir konuda suçlamıyor ve yargılamıyordu. Temel eğitim anlayışında, kınama yoktu; sadece güzel örnek olmak, hatırlatmak ve takip etmek vardı.
Gençler onda engin bir şefkat, müsamaha ve sonsuz bir cesaret örneği görüyordu. Hz. Peygamber (a.s.m.) onlara hem hakikatle geliyor, hem hürriyet tanıyor, hem hatalarına müsamahayla yaklaşıyor, hem istikâmet kazandırıyor, hem cesaret aşılıyor, hem de ebedî bir hayat vaad ediyordu. İşte, cahiliye bataklığından, Saadet Çağı’na varılan yol, bu yoldu.
Dolayısıyla, hangi zamanda yaşarsa yaşasın, bu örneğe bakan Müslümanlar gayet iyi bilir ki, hiçbir toplum sonsuza kadar karanlıkta kalamaz. Kişiler için olduğu kadar toplumlar için de daima umut vardır. Önemli olan, o toplumun genÇlerine doğru bir şekilde yaklaşabilmektir.
Yalnız, hadîsteki ‘hayırlı genÇler’ ifadesine de dikkat edilmelidir. Buradan, genÇlerin tamamının hayırlı olmadığı kadar, yaşlıların tamamının da hayırsız olmadığı sonucu Çıkarılabilir. Dolayısıyla, bu bağlamda toptancı bir yaklaşım doğru olmaz. 
CENNETE EN SON GİRECEK ADAM
“En son cennete girecek kimse, kâh yürüyerek, kâh yüzü üstü sürünerek, kâh da ateş yüzünü yalayarak geÇecek. (...) Derken, önüne bir ağaÇ Çıkartılacak. Bunun üzerine şöyle diyecek:
“Ya Rabbi! Beni o ağaca yaklaştır da gölgesinde gölgeleneyim, altından fışkıran sudan iÇeyim. (Müslim)

Kaderin garip cilvesine bakın ki, insanın Cennet’ten Çıkışı da, en son yine Cennet’e girişi de ağacın vesilesiyle gerÇekleşecek.
En son cennete girecek kimse, kah yürüyerek, kah yüzü üstü sürünerek, kah da ateş yüzünü yalayarak geÇecek. Ateşi geÇtiği zaman geriye dönüp şöyle diyecek: “Beni senden kurtaran Allah ne yücedir! Allah bana öncekilerden ve sonrakilerden kimseye vermediğini vermiştir. Derken önüne bir ağaÇ Çıkartılacak. Bunun üzerine şöyle diyecek: “Ya Rabbi! Beni o ağaca yaklaştır da gölgesinde gölgeleneyim, altından fışkıran sudan iÇeyim. Allah da şöyle buyuracak:
“Bunu sana verirsem, benden başkasını istemezsin değil mi?”
“Hayır ya Rabbi, istemem!” deyip, başkasını istemeyeceğine dair söz verecek. Allah da onun sabrı olmadığını gördüğü ve bildiği iÇin mazur görecektir. Nihayet onu o ağaca yaklaştıracak, gölgesinde gölgelenip suyundan da iÇtikten sonra, ona ondan daha iyi bir ağaÇ gösterilecek, bu defa: “Ya Rabbi! Beni o ağaca yaklaştır da gölgesinde gölgeleneyim, suyundan da iÇeyim, Senden ondan başka bir şey istemem” diyecek.
Allah şöyle buyuracak: “Ey Âdemoğlu! Daha önce evvelkinden başkasını istemeyeceğine dair bana söz vermemiş miydin? Halbuki şimdi başkasını istiyorsun. Onu sana verirsem belki bir başkasını isteyeceksin. O’na, ondan başkasını istemeyeceğine dair söz verir.
Allah onun sabredemeyeceğini bildiği iÇin onu mazur görecektir. Ağacı ona yaklaştıracak. Gölgesinde gölgelenecek ve suyundan da iÇecek.
Sonra tam cennetin kapısının yanında ilk ikisinden daha güzel olan bir ağaç gösterilecek. Bunun üzerine, “Ya Rabbi! Beni bu ağaca yaklaştır da onun gölgesinde gölgeleneyim, suyundan da iÇeyim, artık ondan başkasını istemem” diyecek. Bunun üzerine Allah:
“Ey Âdemoğlu! Daha önce de böyle söylemiştin. Şimdi yine istekte bulunuyorsun” diyecek.
“Evet Rabbim! Sana bundan başkasını istemeyeceğime dair söz vermiştim. Ancak sabredemiyorum, Senden bunu da istiyorum. Artık bu son, bundan başka istemeyeceğim” diyecek. Onun sabredemeyeceğini gördüğü iÇin Rabbi onu mazur görecek ve onu o ağaca yaklaştıracak. Onu oraya yaklaştırınca, cennetliklerin seslerini duyacak. “Ey Rabbim, ne olur beni oraya (cennete) koy!” diye yalvaracak. Allah şöyle buyuracak:
“Ey Âdemoğlu! Beni senden kurtaracak olan nedir? Dünya ve mislini sana versem hoşnut olur musun?”
“Rabbim! Sen Âlemlerin Rabbi olduğun halde benimle alay mı ediyorsun” diyecek. Allah da ona: “Seninle alay etmiyorum, ama Ben dilediğimi yapmaya kâdirim” diyecek. Rivayetlerde son kısmı anlatırken Hz. Peygamber’in (a.s.m.) güldüğü haberi aktarılır.
Bu hadîste en Çok dikkati Çeken husus, hangi şartlarda olursa olsun Allah’tan daima istemek gerektiğidir. Allah’ın zaten vermek istediği, sürekli Cennet’in daha yakınında birbirinden güzel ağaÇlar yaratmasından bellidir. O halde kul isteyecek ki, Allah da versin!
Öte yandan, cennete son giren adamın aslında iman sahibi olduğu, ama sabırlı biri olmadığı iÇin günaha düştüğü ve ardından cezaya uğradığı anlaşılıyor. Sabrın önemini de böylece anlamış oluyoruz.
Son olarak, Allah’ın vermesi ve lütfu o kadar geniş ki, söz verdiği halde sürekli isteyen (arsız diyebileceğimiz) bir adamın bile, O’nun verdiği karşısında şüpheye düşerek “Ya Rabbi! Sen benimle alay mı ediyorsun?” demesine yol açıyor.