+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 7 ve 7

Konu: Engellilik Toplumsal Sorumluluğa Engel Midir?

  1. #1
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart Engellilik Toplumsal Sorumluluğa Engel Midir?

    Hz. Peygamber Engellilere Nasıl Davranırdı?

    Tarih boyunca her toplumda engelliler var olduğu gibi, Hz. Peygamber'in yaşadığı toplumda da belli oranda engelliler olmuştur. Bütün insanlığa rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber, engellilerle insani ilişkiler içerisinde olmuş, onlarla ilgilenmiş, onlara değer vermiş, sorunlarını çözümlemiş, gerektiğinde onları teselli etmiştir.

    Abese sûresinin ilk âyetlerinde bahsedilen olay bunun en iyi örneğidir: Kureyş'in ileri gelen*lerine İslam'ı anlatırken gözleri görmeyen Abdullah b. Ümmi Mektum yanına gelerek Hz. Peygamber'den kendisini İslam konusunda aydınlatmasını ve bilgi vermesini istemişti. Onun bu tutumu Hz. Peygamber'in hoşuna gitmemiş, sözünün kesilmesini istememiş, bundan dolayı ona karşı ilgisiz davranarak isteklerine cevap vermemiş ve yüzünü çevirmişti.1

    Yüce Allah, bu olay akabinde O'nun bu tavrını şöyle tenkit etmiştir: "(Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve geri döndü. Ne bilirsin, belki o temizlenecek? Veya öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek. Kendini muhtaç görmeyene gelince, Sen ona yöneliyorsun. Oysa ki onun temizlenip arınmamasından Sen sorumlu değilsin. Fakat Sen, koşarak ve (Allah'tan) korkarak Sana gelenle de ilgilenmiyorsun."2

    Ayette geçen ifadelerden anlaşılacağı üzere Hz. Peygamber, olay esnasında Mekkelilerin önde gelen*lerine İslam'ı tebliğe fazlaca kendini kaptırmıştı. Çünkü O, kendi*lerine dini tebliğ ettiği kişilerin Müslüman olacaklarını umuyor ve Müslümanların güçlenmesini arzu ediyordu.

    Görme engelli olan Abdullah b. Ümmi Mektum'un ihmal edilmesi, onunla ilgilenilmemesi Allah tarafından hoş karşılan*mamıştır.3

    Olaydan sonra Hz. Peygamber, Abdullah b. Ümmi Mektum'un yanına her gelişinde ona "Ey hakkında Rabbimin Beni itab ettiği (uyardığı) zat merhaba!" der ve urbasını altına sererdi.4

    Ayette Peygamber uyarıldığı gibi, aynı zamanda âmâ olan Abdullah b. Ümmi Mektum da gözü gören kimselere nasip olmayacak bir şerefle taltif edilmiştir.5

    Ortopedik özürlü bir sahabi olan Amr b. el-Cemûh, yükümlü olmadığı halde azimet yolunu tercih ederek Hz. Peygamber'den savaşa katılma iznini almış ve şehit olmuştur. Hz. Pey*gamber, savaş esnasında onu görmüş ve ona şöyle demiştir: "Ben sanki seni cennette bu ayağın iyileşmiş bir vaziyette yürürken görüyor gibiyim. "6

    Kamusal Alanda Engelliler

    Hz. Peygamber'in, engellilere önem ve değer verdiğinin en gü*zel örneği onlara kamu alanında görev vermiş olmasıdır. Böylece onları topluma kazandırmaya çalışmış, onları toplumun üretken olmayan bir kesimi olarak görmemiştir.7

    Hz. Peygamber, görme engelli olan ve hicretten ön*ce Medine'de Kur'ân öğreticisi olarak görev yapan Abdullah b. Ümmi Mektum'u, Mescid-i Nebevî'de müezzin olarak görevlendirdiği gibi,8 Veda haccına ve Uhud savaşına gidişi de dahil, çeşitli zamanlarda Medine dışına çıktığında 13 defa Medine'de kendi yerine vekil bırakmış, namazları o kıldırmıştır.9

    Abdullah b. Ümmi Mektum, Tebûk gazvesinden sonra nazil olan ve savaşa fiilen katılanların, geride kalanlardan üstün olduğunu, ancak öz*rü olanların bu hükmün dışında tutulduğunu bildiren âyete rağmen o günden sonra yapılacak savaşlara katılacağını söyleyip, sancağın kendisine verilmesini istemiştir.

    İslam'da engellilerle ilgili çeşitli hükümlerin belirlenmesi, Abdullah b. Ümmi Mektum vesilesiyle mümkün olmuş, onların vekil bırakılmaları, imamlık yapmaları, savaşa iştirak etmeleri, farz namazlara katılmaları, korunma amacıyla köpek beslemeleri gibi konular açıklık kazanmıştır. Hz. Peygamber, namazlarda İbn Mektum ve daha başka görme özürlülerin imamlık yapmalarına izin vermiştir.10

    Hz. Peygamber'in, önde gelen sahabilerden Muaz b. Cebel'i ortopedik özrü olmasına rağmen Yemen'e vali olarak göndermiş olması 11 kayda değer bir olaydır. Hz. Peygamber'in görme engelli sahabilerin cemaate de*vam etmelerini ısrarla istemesinde, onların toplumdan tecrid edilmemeleri, yeteneklerine uygun alanlarda istihdam edilerek üretici bireyler olmaları, ideallerini gerçekleştirmelerine engel olmama ve onların kişiliklerini gerçekleştirmelerine yardımcı olma gibi hikmetli bir espri yatmaktadır.

    Engellilere İnsanca Muamele Edilmesi:

    Hz. Peygamber, engelli/engelsiz ayırımı yapmadan insanlara insanca yaklaşılmasını istemektedir. Mekke fethedildiğinde, Hz. Ebû Bekir, yaşlı ve âmâ olan babası Ebû Kuhafe'yi sırtına yüklenerek Hz. Peygamber'in huzuruna getirmişti. Bu durumdan rahatsız olan Hz. Peygamber, "Bu ihtiyarı evde koysaydın da, onun yanına biz gitseydik ya?!" diyerek saygı ve nezaket göstermiş12, böylece yaşlı/engelli birisine karşı sergilenmesi gereken tavrı bizlere öğretmiştir.

    Sahabeden Abdurrahman b. Ka'b b. Malik (ra), babası gözlerini kaybedince, ona rehberlik yaptığını ve cuma günü olunca da namaza götürdüğünü bildirir.13

    Hadislerde görme engelli bir kimseye yol göstermenin, sağır ve dilsizle ilgilenmenin, on*lara yardımcı olmanın sadaka olduğu belirtilir ve bu tür olumlu davranışlar kişiye sevap kazandırır.14

    "Âmâya rehberlik etmen, sağır ve dilsize anlayacakları bir şekilde anlatman, ihtiyacı olanın ihtiyacını gi*dermesi için ona rehberlik etmen, derman arayan dertliye yardım için koşuşturman, koluna girip güçsüze yardım etmen, konuşmakta güçlük çekenin meramını ifade edivermen, bütün bunlar sadaka çeşitlerindendir..."15

    Hz. Peygamber herhangi bir âmânın yoluna engel olanları kınamış16, onları yoldan saptıranları, kasten yan*lış yola yönlendirenleri lanetliler içerisinde telakki etmiştir.17

    Hz. Peygamber'den gelen bu uyarılar dikkate alınması gereken ciddi uyarılardır.

    Başkalarına zarar verici, onları incitici hatta sakatlayıcı konumunda olan şeylerin bertaraf edilmesi, bu tür şeylere karşı ilgisiz kalınmaması da hadislerde istenmektedir: "Gelip geçenlere eziyet veren şeyleri yoldan gidermen bir sadakadır."18 "İman yetmiş (veya altmış) küsur şubedir. En üstünü Lâilâhe illallah kelimesidir. En aşağısı ise yoldan eziyet verecek şeyleri gidermektir."19

    Hz. Peygamber, hadislerinde insanın hastalık, sakatlık, bedensel-ruhsal olarak kendisine isa*bet eden her türlü sıkıntıya düşmesi, günahları için bir bağış*lanma ve ahirette ecir almaya bir sebep olacağını ifade etmektedir: "Bir Müslümana isabet etmiş herhangi bir hastalık, dert, hü*zün ve hatta gam yoktur ki, Allah (cc) bunu onun hataları için keffaret kılmış olmasın!"20Görme özürlü olan bir kişi, bu sıkıntısına katlanır ve sab*rederse kendisine hadislerde cennet vaad edilmekte*dir. "Mükafatın büyüklüğünün belanın şiddetine göre" olduğunu söy*leyen Hz. Peygamber21, kendisinden nakledilen kudsî bir hadiste Yüce Allah'ın şöyle buyurduğunu ifade etmiştir: "Ben kulumu -iki gözünü kastederek- iki sevgilisiyle imtihan ettiğimde o buna sabrederse, iki göze bedel olarak ona cenneti veririm. "22

    Allah katında kimin kimden daha üstün olduğu her zaman bilinmez. "Size cennetlikleri bildireyim mi? Onlar hem zayıf oldukları hem de halk tarafından zayıf görüldükleri için kimsenin önemsemediği ve fakat şöyle olacak diye yemin etseler, isteklerini Allah'ın gerçekleştireceği kimselerdir."23

    http://www.sonpeygamber.info/tr/tr/insan-iliskileri/engellilik-toplumsal-sorumluluga-engel-midir.html

  2. #2
    Ehil Üye HüZnÜ HaZan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2008
    Mesajlar
    4.454

    Standart

    Engellilik ve engelliler konusunda yaptığı çalışmalarla tanınan Prof. Dr. Ali Seyyar farklı bir eseri kütüphanelere kazandırdı. Yıldızlar Engel Tanımaz - Bedensel Özürlü Sahâbilerin Hayatı başlıklı kitabında Prof. Seyyar bedensel engelli sahabelerin örnek yaşamlarından kesitler sunuyor.
    -Arka Kapaktan-
    Sevgili Efendimiz, Allah'ın selamı onun ve ailesinin üzerine olsun, çok nazik bir insandı. Biz, onun hayatını çoğu kez yaşadığı meşekkatli hatıralar eşliğinde, mücadeleden yılmayan iradesi ve savaşları, yaşadığı tecrit, yoklukla dolu zorlu günleriyle okuyoruz. Ama onun hayatı, insana has pek çok detayı, hem de hiç atlanmamış yanlarıyla beşeri pek çok ayrıntıyı da birlikte barındırır...
    O, güzel olanı severdi. Sevdiği her şey güzel olurdu. Zahirden batına, dıştan içe yürüyen bir yol ise sevmek, bu işler hep onun güzellik adetlerindendir. Suretin güzelliğine her daim şükreden ama surette takılıp kalmayarak, hemen her sureti de içteki güzelliğine bağlayan, dışı içe çevirip, uzağı yakın kılan bir sevgi büyüteciydi onun güzel gözleri... O, bakan değil, görendi... Prof. Dr. Ali Seyyar, biri kadın olmak üzere 28 engelli sahâbinin hayatını ve Peygamberimiz'in onlara yaklaşım biçimini "Yıldızlar Engel Tanımaz - Bedensel Özürlü Sahâbilerin Hayatı" isimli kitabında bir araya getirdi. Onun, tüm insanlara karşı merhametli olduğunu çok okumuşuzdur. Fakat özel gruplara, mesela çocuklara, hastalara, yetimlere ve engellilere çok daha hususi inceliklerle yaklaştığını pek de kaleme alan çıkmamıştır. Kitabın ismi yıldızlardan geçiyor bir kere... Sahabeleri ve onların Rasûlullah'a (s.a.v) bağlı, bağıtlı hayatlarının her birimize birer yıldız haritası gibi yol gösterdiğinden hareketle, kitabın ismini çok manidar bulduğumu söylemeliyim. Yıldızların, pırıltı ve yol göstericilik konusunda engel tanımazlığı ile sahabelerin engelsizlikleri arasında çok güzel bir anlam bağı kurmuş...
    Zahir isimli sahabe mesela... "Zahir bizim çölümüzdür, biz onun şehriyiz" dediği kişisi Efendimiz'in (s.a.v). "Birinin kişisi" olmak kadar yakınlık arz eden bir ifade olamaz, hele ki söz konusu Kâinatın Efendisi ise, onun şehri olabilmek mesela, nasıl bir yakınlıktır?
    Hz. Zahir, bedenî kusurları yüzünden insanları kaçındırmamak adına, çöle sığınmış, insanlardan kaçan, zahir olan isminin tersine hep saklayan, şehirleri değil, kuytuları tercih eden bir münzevidir aslında... Kimbilir neler yaşamış, hangi kırıcı tecritlere maruz kalmış da insanlardan sürekli kaçınmayı ve dağların-tepelerin, kum yığınlarının, çöl harabelerinin ardında kalmayı seçmiştir?
    Kitabın Künyesi

    Adı: Yıldızlar Engel Tanımaz-Bedensel Özürlü Sahâbilerin Hayatı
    Yazar: Prof. Dr. Ali Seyyar
    Yayınevi: Aşiyan Yayınları
    Yayın Yılı: 2007
    Sayfa: 282


    Hur bajo,Kur bajo
    Ga mêşine...








    Kendini tevil et!...






  3. #3
    Ehil Üye HüZnÜ HaZan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2008
    Mesajlar
    4.454

    Standart Müddesir: örtünen utanır!

    Senai Demirci

    Niye örtüsüne bürünüp de saklanmak ister ki bir insan? "Yâ eyyühel Müddessir!" hitabını hak eden bir Peygamber özellikle niye resmedilir ki? "Kalk, ey örtüsüne bürünen!" "Kalk da, uyar!" diyor göklü söz vahyin yeni muhatabı Muhammed-i Arabî (sav)'ye. Demek ki, kalkıp da uyarmak ve örtüye bürünüp saklanmak arasında, bir Müddessir diye bileceğimiz ebedî bir söz kadar mesafe var. Peygamber büründüğü örtüsünden çıkmalı, kalkmalı ve uyarmalı. Yerinden kalkamayacak kadar büyük bir ağırlığın altında kalmış bir insan seziyorum bu sözün ardında. Ayrıca, uyarmaya hakkı olduğunu düşünemeyecek kadar mahcup bir hal saklanır örtünün altında.
    Bu hali anlamak için azıcık çocukluğumuzun saf örtülerine doğru gitmeli, masanın altına saklanmış korkuyla, mahcubiyetle titreyen bir çocuğun yüreğinin odacıklarına doğru akmalıyız. Ürkmeden, üşenmeden kalbimizi o kalbin içine sarkıtmalıyız.
    Neden saklanır çocuk? Utanır da ondan! Utanır çocuk. Utanır çocuklar. Çünkü, hiç beklentisizdirler. Hiç hesapsızdırlar. Bir şeyi hak ettiklerini düşünmezler. "Nasılsa ben kazandım!" edasında olamazlar. Kendilerine verileni sıradan bilmezler. Sonsuz bir minnettarlık göğünde ağırlandıklarını dillendiremeseler de derinden hissederler. Sevinç eşikleri o kadar düşüktür ki, ne taşarsa oradan sınırsız bir tebessüme bürünürler, lekesiz bir mutlulukla gülerler.
    İşte kırklı yaşlarında bir insan. Sadece şükür telaşında. Hiç bitmez teşekkürler derdinde. Ayaklarını çekinerek basıyor yere. Gözlerini utanarak gezdiriyor göklerde. Her nefesi eşsiz ve sessiz bir hediye bilerek ağırlıyor göğsünde. Kalbinin kıpırtısının bile kendisine duyurulmamasını sonsuz bir cömertliğin dokunuşu olarak okuyor. Verirken, verdiğini bile unutturacak denli sessizce ve teklifsizce verenden utanıyor o titreyen çocuk kalbi. Yağmur tanelerini misafir ediyor saçlarında, göğsünde. Diyor ki, "Onlar henüz Rabblerine verdikleri sözü unutmadılar!" Yağmur yağmur sevinç olup yağıyor üzerimize. Bir damla bile taşırmaya yetiyor ağzına kadar dolu minnet bardağını.
    Sadece minnetini ifadeye ayırıyor vaktini. Tam mesai kullukta. Kulluğun ötesi peygamberlik olabilir mi? O ötesini düşünmüyor minnettarlık duygusunun yamaçlarını canhıraş tırmanmaya çalışırken. Yalnızca şükür kaygısında. Şükrün karşılığı "En Sevgili" olarak el üstünde tutulmak mı? Karşılığını hesap ettirmiyor içine sığdıramadığı sonsuz memnuniyetler.
    Çocuklar da öyle değil midir? Büyüklerin alışverişlerindeki karşılıklılık ve dengeyi aramaz onlar. Öğrenememişlerdir bir şeyi hak edeceklerini. Akıllarına getirmezler bir iyiliğin altından kalkabilecek bir karşılıkta bulunabilecekleri.
    Ümmî O. Saf bir teşekkür dili. Duru bir şükür ırmağı. "Peygamberlik gelecekse benim gibi şerefli birine gelmeli!" diye bir an bile geçirmiyor içinden. "Bana ‘emin' diyorlar madem, lider ben olmalıyım!" türü hesapların noktasına dokunmuyor aklı.
    Akıyor sadece. Aktığını bilmeyen bir ırmak gibi. Çağlıyor sadece. Denize yaklaştığını hesap etmeyen bir çağlayan gibi. Dallanıp budaklanıyor sadece. Güneşe uzandığının farkında olmayan bir ağaç gibi. Büyüyor sadece. Büyüdüğünü bilmeyen bir çocuk gibi. Hacmini artırdıkça, genleşip sınırlarını zorladıkça çeliği bile parçaladığını fark etmeyen su gibi.. Övülmeyi en çok hak ettiği halde, övünmeye vakit ayıramıyor. Övülmeye değer işler yaptığının hesabına koyulmuyor. Övülesi olduğunu bilmiyor. Ümmî kalıyor.
    Ümmîdir O. "Peki ya sonra.." demeye fırsat bulamayacak kadar önceliyor minnettarlığını. "Hani ya benim ödülüm!" diyememecesine sevincinin içinde kayboluyor, dilsizleşiyor. Hâliyle, varlığıyla, edasıyla, tavrıyla, duruşuyla, susuşuyla dil oluyor. Keskin bir dil. "Hamd" oluyor baştan ayağa, tepeden tırnağa. Ete kemiğe bürünüyor "hamd"; "Muhammed" diye görünüyor. Öyle ki, Muhammed (sav)'den hamd'i çıkarsan geriye bir şey artmıyor. Hamd olmayan bir hali yok. Varedildi diye utanmadan geçirdiği bir an yok. Kendisine istemeden verildi diye mahcup olmaksızın durduğu bir yer yok.
    Elçiliğe lâyık görüldüğü halde, beklemediği bir makama oturtulmuş birinin mahcubiyetiyle çocuklar gibi masa altına saklanıyor. "Örtünüyor." Vahye muhatap olduğunda, Cebrail'le yüzleştiğinde, hiç hak etmediğini düşündüğü ödülün utancıyla yüzünü perde arkasında tutuyor. Utanıyor.
    Her birimiz üzerinde titreyen, kılımıza zarar gelsin istemeyen o ana yürekli "ümmi"nin titrek kalbinin nabızlarını göğsümüzde yeniden hissetmek için masa altına saklanan beklentisiz çocuk masumiyetini titreyen kalbimizle keşfetmemiz gerek. Kur'ân'ı güya saygı adına örtüp duvara asıp kendimizden saklamak yerine, "Nasıl oldu da Rabbim beni adam yerine koydu?" şaşkınlığıyla, mahcubiyetiyle "örtünen"lerden olmamız gerek. Kabuk bağlamış duyarsızlığımızın altında kanayıp duran o kutlu sevgilinin utanmasıyla yeniden örtünmeliyiz. Masa altına saklanan çocuklar gibi...


    Hur bajo,Kur bajo
    Ga mêşine...








    Kendini tevil et!...






  4. #4
    Ehil Üye HüZnÜ HaZan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2008
    Mesajlar
    4.454

    Standart

    Senai Demirci
    Sen ki, kâinat kitabının Fâtiha'sısın.
    Varlığa katılma müsaademizin parolası "Bismillahirrahmanirrahîm"in ilk söyleyicisi, ilk öğreticisisin.
    Allah'ı Rahman diye bildik yüzünden; yağmurumuz oldun dünya çölünün ateşinde.
    Allah'ı Rahîm diye bildik sözünden; umudumuz oldun hesap gününün telaşında
    Sen ki, ezelî hitabın ete kemiğe bürünmüş hâlisin.
    "Elhamdülillah" sözüyle dillenen sonsuz minnettarlığımızın en açık temsilcisisin.
    "Allah'a, Rabbi diye âlemlerin" en çok teşekkür edenimizsin.
    En iyi hamd edenimizsin; Muhammed'imizsin.
    "Şükreden bir kul olmayayım mı?" mahcubiyetini hücre hücre taşıyansın.
    Rahman'ın vechine aşina eyleyerek sevdirdin yüzlerimizi; sonsuz merhamet gördüğümüzü haber verdin.
    Rahîm'in teveccühüyle sevindirdin gönüllerimizi; hüzün ve korkularımızın biteceğini müjdeledin.
    "Din gününün Mâliki"ne göre yaşama inceliğini sevdirdin bize.
    Hesabı verilebilir günler yaşama sorumluluğunu hatırlattın vicdanımıza.
    Sen "yalnız Sana kulluk ederiz" hitabımızın ebedî yankısısın.
    "Âlemlerin Rabbi"ne en mükemmel ubudiyetinle karşılık verenimizsin.
    Sen "yalnız Senden yardım dileriz" yakarışımızın biricik kefilisin.
    "Rahman ve Rahim" olan Allah'a kusursuz tevekkülünle sığınanımızsın.
    Sayende "bizi hidayet eyle sırât-ı müstakîme" diyebilecek hidayetin şereflileriyiz.
    "Üzerlerine nimet indirilenlerin yolu"nda en başta yürüyen Sensin.
    Sen ki bize Raûf ve Rahimsin, üzerimize titrersin.
    "Üzerlerine gazab indirilenlerin yoluna değil" gidişimiz; merhamet eyle ey Sevgili.
    Sen ki hidayetimiz için çok hırslısın, ümmetine kıl kadar zarar gelsin istemezsin.
    "Dalalete sapanların yoluna değil" yürüyüşümüz; şefaat eyle ey Nebî.
    (Âmin)



    Hur bajo,Kur bajo
    Ga mêşine...








    Kendini tevil et!...






  5. #5
    Ehil Üye HüZnÜ HaZan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2008
    Mesajlar
    4.454

    Standart Yeryüzü mescidinde mütebessim bir müjdeci...

    Senai Demirci
    Yıldızların dağılabileceğini, dağların yerlerinden oynayabileceğini hatırlattı.
    Güneşin yörüngesinde hep itaat içre akıp gittiğini söyledi.
    Varlığı “oku”du.
    Taşların da emre karşı yumuşak olduğunu, ateşin de emirle yandığını, itaatle tutuştuğunu haber verdi.
    Dağın da kul olduğunu, denizin de itaat ettiğini O söyledi
    Varlığın secdesini görünür kıldı gözümüze ve gönlümüze.
    Teslimiyetin gölgesinde söndürdü göğüslerimizde yanıp duran hırs alevlerini.
    Secdenin gölüne gül eyledi alnımızı.
    Tevekkülün sonsuz ve sessiz çayırlarına eriştirdi kanayan çıplak ayaklarımızı.
    “Sana, yalnız Sana ibadet ederiz.” diye öğrettiğinden beri, hücre hücre eğilişlerimizi izzetli bir kulluğa çevirdi.
    Rahman’ın sofrasına çağırdı bizi.
    “Senden, yalnız Senden yardım isteriz.” diye bildirdiğinden beri, gece gündüz muhtaçlıklarımızı şerefli bir yakarışa çevirdi.
    Rahim’in dergâhında ağırladı bizi.
    Secdelerimizi en gölgesiz, en dolaysız, en lekesiz, en şüphesiz yakınlığımız eyledi.
    Yeryüzünü mescid eyledi.


    Hur bajo,Kur bajo
    Ga mêşine...








    Kendini tevil et!...






  6. #6
    Ehil Üye HüZnÜ HaZan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2008
    Mesajlar
    4.454

    Standart

    Senai Demirci

    "Zayi olmaz gül temennâsıyla vermek hâre su"
    -Fuzuli

    Gül yüzü buluşma yeridir,
    En temel kavuşmalar gül yüzünde gerçekleşir.
    Çünkü gül yüzler bakışı aşka dönüştürür.
    Bakış ki, aşıkın maşuka dönüşüdür;
    İlk tanışma ve son ayrılıktır.
    Sonra mayelenir bakış;
    Bakış aşk olur, bakış vuslat olur.
    Aşık ve maşuk tanışmaktan öte geçerler,
    Geri döner ve sanki birbirlerini hatırlamış olurlar.
    İlk bakışma sonsuz beklemelerin durulduğu bir göl olur.
    Güzellik gül yaprağında beklemiştir aşkı.
    Aşk gül yüzünde güzelle buluşur.
    Aşk gül tenlerde görünür kılar kendini.
    Ve güzellik aşkın bakışında seyre dalar kendini.
    ***

    O yüzden, gülden yüz çeviremeyiz.
    Güle uzak duramayız.
    Aşk ateşi örseler yüreğimizi.
    Kızıl kanlar gibi dolaşır tenimizi aşk.
    Ve kızıl utançlarla alevlenir yüzümüz
    Güle döneriz, Sevgili'ye döneriz.
    Sevgili yüzü olmadan edemeyiz.
    ***

    Meğer gül, yüzüne Nazar Eden olduğu için gül'müş.
    Herşeyi ve herkesi Varedenin teveccühüyle gülmüş.
    Önce Teveccüh Eden varmış.
    Yokluğa yönelmiş Ebedi Güzellik Sahibi.
    Bilinmek dilemiş, sevilmek irade etmiş.
    Gizliden açığa çıkmış "Mahfi Hazine"
    Hiçlik şafağı kızıla boyanmış.
    Varlık güzel yüzlü bir gül olmuş.
    Varedilen her şey bir gül yüzünde taçlanmış.
    ***

    Yoksa biz dikenler idik,
    Yalnız bir gül hatırına bu bahçeye vardık.
    Varlık gülşeninde bir gül yüzünde ihyalandık.
    Ab-ı hayat öylece dolandı yüreğimizi,
    Tenimizde öylece kızıl utanç gülleri açtı.
    Edebi, iffeti gül yüzünde belledik,
    Tebessümü gül yaprağından dudağımıza devşirdik.
    Gülün son yaprağının sonrasına hayranlığımızı ekledik.
    Beğenimizle kuşattık gülü;
    Aşklarımızı gül yanağına devirdik.
    Gülün yüzünde güldük, güle baktık güle yazdık.
    Güller olduk, güldük.
    Güller açıldı, güle döndük.
    Gül yüzünde varedilen herşeyle yüzleştik.
    Varedilmişler gül yüzünden gün yüzüne çıktı.
    Öylece, gülün yüzünde buluştuk.
    Gül yüzünden tanış olduk.
    Sonra herkesi ve herşeyi oraya çağırdık.
    Herşeyi elimize aldık, herkese elimizi verdik.
    Gülün yüzüne vardık.
    Bildik ki,
    Aslında biz sadece gül yüzünden vardık.
    ***
    Ebedî Sevgili'nin teveccühüdür gülü güldüren.
    Kalbimize aşkı salan Sevgili'nin nazarıdır.
    Ki bu kalb Sevgili'nin vechesinden başkasına dönmez.
    "Batan şeyleri sevmez"
    Yitip gidenlere gönül vermez.
    O'nun vechinden başkasına kanmaz aşk.
    Aşk O'nun teveccühü ile var oldu.
    Güzellerin güzel yüzlerinde güzelliği O halkeyledi.
    Aşıkların bakışlarında sevgiyi O tasvir eyledi.
    ***
    Ve güzellerin en güzelini Mahbubu eyledi.
    O'na muhabbet eyledi, O'nu Muhammed eyledi.
    Ebedi teveccühünü O'nun vechinde kristalleştirdi.
    Cümle halka O'nun yüzünü gül eyledi.
    Değil mi ki, önceleri hiçbirşey yoktu
    Ve illâ O'nun ebedi teveccühü vardı.
    Değil mi ki, varedilmişler O'nun yönelmesiyle
    Varlığa yüz buldu.
    Öyleyse bu varlık gülşenine önce O Mahbub'un gül yüzü düştü.
    ***

    Biz dikenlerdik aslında.
    Yalnız bir gül hatırına bu bahçeye vardık.
    Gül-ü Muhammed'in (sav) yüzünde buluştuk.
    Gül-ü Muhammed (sav) yüzünde tanış olduk.
    Sonra herkesi ve herşeyi yüreğimize çağırdık.
    Herşeyi elimize aldık. Herkese elimizi verdik.
    Gülün yüzüne vardık
    Gül yüzünden var olduk.
    ***
    Sevgili'nin teveccühünü yüzüne devşiren Gül'e,
    Yüzümüzü Sevgili'nin vechine çeviren Gül'e
    Güllerce salât, yüz'lerce selâm ettik.


    Hur bajo,Kur bajo
    Ga mêşine...








    Kendini tevil et!...






  7. #7
    Ehil Üye YıldızMisal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Yaş
    37
    Mesajlar
    2.694

    Standart

    Hz. Peygamber herhangi bir âmânın yoluna engel olanları kınamış16, onları yoldan saptıranları, kasten yan*lış yola yönlendirenleri lanetliler içerisinde telakki etmiştir.17

    görme engellisi bir arkadaşım,diğer uzuvlarının kabiliyetlerini daha iyi kuvvetlendirebilmek amacıyla bir rehabilitasyon merkezine gitmişti.bir hafta geçmeden psikolojisi bozuldu.çünkü eğitmenler ''sizin hatanız ne idiki siz dünyaya diğer insanlar gibi gelmediniz''nevinden moral bozucu,isyana sevkettirecek ikilemlere düşürmüşler...

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. İnsanoğlu Allah'a Şahit midir Delil midir...?
    By HüZnÜ HaZan in forum Beyin Fırtınaları
    Cevaplar: 26
    Son Mesaj: 03.03.09, 15:23
  2. Toplumsal ve Şahsi Olarak Yaralandığımız Bir Cihaz-ı Manevimiz...
    By MuM in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22.10.08, 14:38
  3. Sosyal Fobili Olmak Evliliğe Engel midir???
    By Mehmet.B.C in forum İslam'a Göre Kadın ve Aile
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 03.09.08, 00:51
  4. Panel: Toplumsal Barış İçin Sevgi
    By terennüm in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 18.03.07, 07:11
  5. Ahirete İmanın Kişisel ve Toplumsal Yararları
    By Meyvenin Zeyli in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09.09.06, 20:11

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0