RESULLAH (S.A.V.) EFENDİMİZİN TEBLİĞ METODU



Kovulmuş olan şeytanın, insanlardan ve cinlerden insanların gönlüne vesvese veren o sinsi vesvesecilerin, bastırdığı zaman gecenin karanlığının, düğümlere üfleyen büyücülerin ve haset ettiği zaman hasetçilerin şerrinden feleklerin ( tan yerini ağartan) rabbine, insanların rabbine, insanların melikine ve insanların ilahına sığınırım.


Esirgeyen, bağışlayan, acıyan, sonsuz rahmet ve merhamet sahibi, Rahman ve Rahim olan ALLAH ’ın (c.c.) adıyla başlarım.

Hamd ü Sena, bütün övgüler, bütün güzellikler, bütün iyilikler, bütün niyazlar, yalvarışlar, yakarışlar, dualar, yönelişler, sığınışlar, bütün ibadetler, taatler, bütün yaşamlar ve ölümler kısaca yüceltmeye, yönelmeye, sığınmaya yönelik her şey âlemlerin rabbi, sonsuz ve rahmet ve merhamet sahibi ve din gününün maliki olan ALLAH ’a aittir. O’nun içindir.


O ALLAH ki, bizleri yok iken var eyledi, bizleri en güzel bir şekilde tasvir eyledi, şekillendirdi, suretlendirdi. Bizler hakir bir su, atılmış bir meni iken, annelerimizin rahimlerinde, bize şekil ve suret vermek suretiyle bizleri değerli eyledi.


O ALLAH ki, bizlere ruh vermek suretiyle bizi Ahsen – i Takvim üzere var eyledi, sonra bizlere nefis vermek suretiyle bizi Esfele Safilin yani aşağıların aşağısı kıldı. Sonra buradan Ahsen – i Takvime yeniden yükselmek için bir yol var eyledi. Bu yola sırat – ı müstakim adını verdi. Ve bu yolu sadece kendisine nimet verdiği kimselere bahş eyledi. Sapmışları ise nefisleri ve şeytanları ile baş başa bıraktı.


O ALLAH ki, bir ve tektir. Hiçbir konuda dengi, benzeri, eşi ve ortağı yoktur. Kendisinden başka bir ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır. Mülkün yegâne sahibidir. Mülkünde dilediği gibi tasarruf sahibidir. Mülkünde dilediği gibi hüküm sürmektedir. O yegâne güç ve kudret sahibidir. Kendisinden başka güç ve kudret sahibi yoktur. Yani O, hâkimdir, her şeye gücü yetendir. Her şeyin O’nun kontrolünde ve gözetimindedir. O’nun izni ve dilemesi olmaksızın hiçbir şeyin hareket etmesi dahi mümkün değildir. O, her şeyi ilmiyle, kudretiyle, iradesi, kontrol ve denetimiyle kuşatmıştır. O, her an diri ve kaim, her an gözetleyen, işiten, her an yaratan ve öldürendir. O yaşam kaynağıdır. O, hayatların sebebidir. Her şey ve herkes yaşamını O’na borçludur. Eğer O olmasaydı hiçbir şey olmazdı. O vacibü’l- vücuttur. O her şeyin üstündedir. O var oluş gayemizdir. Yarattığı her şeyi belli bir gayeyle yaratandır. Her şeyi belli bir miktara göre tayin edendir.

O ALLAH ki, gizli bir hazine idi. Bilinmek, keşfedilmek, sanatını ve kudretini ortaya çıkarmak istedi. Ezeli ilmi, sonsuz kudreti ve maharetiyle yerleri ve gökleri ve bu ikisi arasında bulunanları halk eyledi. Yarattıklarını kendisine kul eyledi. İnsanı kendisine halife eyledi. Onu akıl, ilim ve hikmetle donattı. Ona düşünme, üretme, oluşturma, yapıp yıkma gibi üstün özellikler, büyük nimetler bahş etti. Ondan kendisini tanımasını, kendisine yönelmesini, kendisine kulluk etmesini istedi.


O ALLAH ki, insanı beş duyu üzerine halk eyledi. Bunlar; görmek, işitmek, tatmak, koklamak, hissetmek. İnsanın bütün bilgileri, algıları bu beş duyu üzerine kurguludur. İnsan duyu alanına girmeyen şeyleri birileri kendine bildirmediği müddetçe bilemez. Tabi şunu da ifade etmek gerekir ki, beş duyu ile algılanmayan şeyler sadece inanç mesabesinde kalır. Şüphe ve zan içerir. Kesinlik ve eminlik içermez.


İşte yine O ALLAH ki, duyuların ötesindedir. Hiçbir şey O’nu tam anlamıyla kavrayamaz, kuşatamaz. O bütün anlayışların ve algılayışların ötesindedir. Dolayısıyla eğer O bize kendisini bildirmeseydi, biz O’nu asla bilemez ve tanıyamazdık. O’na ait bütün bilgilerimiz O’nun kendisini bize bildirdiği kadardır. Herkesin O’nu bilmesi ve dolayısıyla inancı O’nunla ilgili bilgisi kadardır. O’nu ne kadar bilir ne kadar tanırsanız o kadar inanırsınız ve hareketlerinizde inancınız ölçüsündedir.


İşte şanı yüce olan ALLAH u Teala, bizlere kendisini bildirmek için peygamberlik yolunu seçmiştir. O, insanlar arasından seçtiği birisine kendisini bildirmiş, bu kişiyi özel yeteneklerle ve mucizelerle desteklemiş, insanlar arasında seçkin kılmış ve onu kendisini ve hükümlerini insanlara anlatmakla görevlendirmiştir.


Peygamber ALLAH ’ın elçisidir. Görevi, ALLAH ’dan aldığını olduğu gibi insanlara aktarmak, açıklanması gereken yerleri insanlara açıklamak ve en önemlisi anlatmış olduğunu yaşayarak insanlara örnek olmaktır.


Bu anlamda peygamberin kendisine ait hiçbir şeyi yoktur. O bu görevi almak için her hangi bir çaba sarf etmemiştir. ALLAH onu ta çocukluğundan itibaren seçmiş, terbiye eylemiş, onu her türlü kötülükten korumuştur. Peygamber her haliyle ALLAH ’ı ispatlamaktadır. Çünkü hiç kimse kendi başına bu kadar farklı özelliklere sahip olamaz. Mucizeler gösteremez. Bu olsa olsa yüce bir kudretin işidir ki, bu kudret âlemlerin rabbi olan ALLAH u Teala’dır.


İşte bizler bu eserimizde peygamberlik müessesesini, peygamberlerin tebliğ metotlarını, karşılaştıkları durumları, peygamberlerin en sonuncusu, en faziletlisi ve en yücesi olan, kâinatın efendisi, cihan – ı kevneyn ( âlemin var oluş sebebi ), resul – i sakaleyn ( insanların ve cinlerin peygamberi), iki cihan güneşi, sevgi, şefkat ve merhamet peygamberi olan Muhammet Mustafa (sav.) efendimizi anlatarak sizlere tanıtmaya çalışacağız.


Kitabımızda efendilerin efendisini ta çocukluğundan başlamak üzere ele alacak, karşılaştığı her durumu tarihsel verilerin sunduğu bilgiler içerisinde, objektif bir bakış açısıyla en doğru bir şekilde sizlere aktarmaya çalışacağız.


Eserimizde aktardığımız bilgilerin çoğunluğu bu konudaki otoriterliğinden asla şüphe duymayacağız, efendimizin hayatına oldukça hâkim, bu konudaki kaynakların neredeyse tamamını taramış olan Diyanet İşleri Müşavere ve Dini Eserler İnceleme Kurulu Aza Muavinliğinden emekli olan değerli hocamız M. Asım Köksal beyefendinin “ İslam Tarihi, Hz. Muhammet ve İslamiyet” isimli İstanbul 1981 yılı basımlı eserine aittir.


Efendimizin hayatı ile ilgili ayrıntılı bilgi isteyen her müslümana bu eseri okumasını tavsiye ederiz. Eser, efendimizin (sav.) hayatını her yönüyle ve bütün rivayetleriyle incelemektedir. Dolayısıyla bu eser her müslümanın kütüphanesinde bulunması gereken bir eserdir.


Bizim amacımız fazla ayrıntıya inmeden genel anlamda efendimizin karşılaştığı olaylardan günümüz insanlarının ihtiyaç duyduğu mesajları çıkarabilmek, onlara efendimizi en doğru bir şekilde tanıtıp onları efendimize yönlendirmektir.


Eserimizi üç cilt halinde sunmayı tasarlıyoruz. Şu an okuyacağınız birinci ciltte tarihsel anlamda ta doğumundan öncesinden başlayarak müşriklerle savaşına kadar ki süreci işleyeceğiz.


Efendimizin (sav.), nesebini, soyunu, doğumundan önce meydana gelenleri, doğumuyla ilgili gelişmeleri, çocukluğunu, gençliğini, evliliğini, peygamberlik öncesi hallerini, peygamberliğini, Mekke dönemindeki tebliğini, çektiği eziyetleri, ilk Müslümanların fedakârlıklarını, hicretlerini, efendimizin miracını, hicretini ve Medine dönemi faaliyetlerini, kurduğu devleti, oluşturduğu anayasayı, efendimizin siyasi yönünü, yazı işlerini, ticari faaliyete yön veren ilkelerini, hanımları, ehl –i beyti ve ashab – suffasını, ilmi faaliyetlerini, ilmi yöntemlerini ve en sonunda da beşeri münasebetlerini, günümüz oayları ile ilişkilendirerek günümüzde bize ışık ve örnek olabilecek noktakarını tespit ederek fazla detaya inmeden işin özünü ve vermek istediğimizi mesajı ortaya koyarak anlatacağız.


Şimdi kitapta ifade etmek istediklerimizi özetle ifadelendirecek olursak; yukarıda kısmen değindiğimiz gibi, ALLAH u Teala, lutfunun ve merhametinin bir eseri olarak, bizlere kendini ve hükümlerini bildirmek, bizleri huzura ve saadete eriştirecek ilkeleri içeren doğru yolunu, sırat – ı müstakimini bizlere tanıtmak için, bizlere kendi içimizden, ALLAH ’ın ayetlerini okuyan, bizlere kitap ve hikmeti öğretip, bizleri temizleyen bir elçi, bir peygamber göndermiştir.


Göndereceği bu peygamberini âlemlere rahmet olarak göndermiştir. O bu yönüyle ALLAH ’ın merhametinin, şefkatinin lütfunun genişliğini ispatlayacaktır. Yüce ALLAH onu, o kutlu nebiyi asırlarca önceden müjdelemiştir. Ondan önce gelen her peygamber, ondan ve onun vasıflarından bahs etmiştir. Onun yolunu hazırlamıştır. Hatta İsa Mesih’in (a.s.) geliş sebebi onu müjdelemek olmuştur. İncil müjde demektir. İsa’nın müjdesi Ahmet ismindeki kurtarıcıdır. İncil’de Baraklit kelimesi ile ifade edilen bu kişi efendimizden (sav.) başkası değildir.


Bu bildirmeler, müjdeler, hem bunları haber veren peygamberlerin doğruluğunu ortaya koymaktadır. Hem efendimizin (sav.) ta asırlar önceden seçilmiş olduğunu dolayısıyla peygamberliğin çalışma ile değil ancak ALLAH ’ın belirlemesi ile olduğunu hem de, en önemlisi ALLAH ’ın varlığını ispatlamaktadır. Çünkü gaybi geleceği ALLAH ’tan hiç kimsenin bilme imkânı yoktur. Peygamberler ancak ALLAH ’ın bildirmesiyle bilebilirler yoksa kendi başlarına böyle bir marifete erişmek hiçbir insanın başarabileceği bir iş değildir.


Evet, o vasıflarıyla asırlar önce haber verilmiştir. Onu gönderen, onu ne maksatla göndereceğini ta asırlar önce haber vermiştir. O her şeyiyle ve her yönüyle ALLAH için vardır. ALLAH onu kendisi için seçmiştir. Onunla kendini anlatma, hükmünü kemale erdirme, kıyamete kadar sürecek hükmünü bildirme gibi şeyleri açığa çıkarmıştır.


Onu kıyamete kadar gelecek bütün insanlığa bir örnek olarak indirmiştir. O bir şahittir, yani ALLAH ’a tanıktır. O’nu bizzat görmüş, onunla doğrudan görüşmüştür. Delili; Necm Suresindeki şu ayetlerdir:


“Ona, çetin kuvvetlere sahip olan öğretti. Güzel görünümlü… Hemen doğruldu. Ve en yüksek ufukta idi. Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi. Aradaki mesafe iki yay boyu oldu, ya da daha az, kuluna verdiği vahyini verdi. Gözün gördüğünü kalp yalanlamadı. Kasem olsun ki, o onu başka bir inişinde de gördü; sidretü’l – münteha’nın yanında, me’va cenneti de onun yanındadır.” ( Necm: 5 – 15)

O ALLAH ’ın varlığı, birliği ve sahip olduğu özelliklere şahitlik yapmaktadır. Dolayısıyla peygamberi kabul eden bir kişi otomatikmen onu göndereni de kabul etmektedir. Onun, O’ndan getirdiklerini de kabul etmektedir. Bunun için kanaatimizce imanın ilk şartı peygambere imandır. Her ne kadar sıra ve öncelikten ötürü ALLAH ’a iman öne alınmışsada, işin özünde iman, peygamberedir.

Çünkü insanlar doğrudan peygamberle muhatap olmuşlardır. Bütün bildiklerini ondan öğrenmişlerdir. Elimizdeki kitabımız Kuran, ALLAH adına bütün bilgilerimiz, din namına bütün inançlarımız onun ağzından çıkmıştır. Dolayısıyla onun tanıklığını, elçiliğini kabul etmeyen aynı zamanda ALLAH ve din namına da hiçbir şeyi kabul etmiyor demektir. Dinin sıhhati peygamberin doğruluğuna bağlıdır.