Kendini aşmış, sabahlara kadar hıçkırıklarla ümmeti için inleyen “O” idi.

Dünyaya geldiği zaman annesinin şahitliğiyle “ümmeti, ümmeti” diyen,
mahşerin dehşetinden herkes hatta peygamberler bile “nefsi, nefsi”
diyecekleri zaman yine ümmeti ümmeti diyecek olan “O” idi.

Geceleri iniltileriyle kendini insanlık için yiyip bitirmesine karşılık “Sana
indirilene inanmıyorlar diye kendini helak mı edeceksin” diye uyarılan “O”
idi.

“Sen olmasaydın Kâinatı yaratmazdım” hitabı ilahisine “Bende senin için
her şeyi terk ve feda ettim” cevabını veren “O” idi.

İnsanlar içinde sözleri, davranışları en çok kaydedilip bilinen “O” idi.

Buna rağmen onun iç âlemindeki o engin biliş ve sezişlerinden en az
haberdar olduğumuzda yine “O” idi.

Kendisine her türlü eziyeti reva görenleri güç eline geçtiği zaman affeden
“O” idi.

Sahabelere her şeyimiz sana feda olsun dedirten “O” idi.

Onu çeşit çeşit rüşvet teklifleri ile davasından vazgeçirmeye çalışanlara

“Bir elime Ayı bir elime Güneşi verseniz de davamdan vazgeçmem” diyen
“O” idi.

Güneşin hareketini bir saat geciktirerek sözünü doğrulatmak istediği zat
“O” idi.

Lisanı ile Kuranın Ayetlerini aleme duyururken, hali, tavırları ve ahlakıyla
da onun manasını neşr edip, hal dili ile de Kuranı okuyan “O” idi.

Allahın bütün isimlerini en yüksek derecede ayine olarak kendinde
sergileyen “O” idi.

Haramı-Helali, ölüm ötesi yolculuğu, yaratıcının vasıflarını, marzi-i ilahiyi
bize kemaliyle bildiren “O” idi.

“Lailahe İllallah” bayrağını açıp dünyanın her tarafında yankılatan “O” idi.

Düşmanlarının bile faziletini takdir ettiği zat “O” idi.

Muhammed-ül Emin, Cevami-ül Kelim, Habibi Rabbül Alemin “O” idi.

Haris ismi ile serfiraz olarak insanlığın kurtuluşu için çırpınarak hırs
gösteren “O” idi.

Varlık ağacının çekirdeği olup sonunda da en mükemmel meyve elbisesi
giyen “O” idi.

Akıllara muallim, nefislere mürebbi, ruhlara sultan olan “O” idi

Her an Âlemlerin Rabbiyle oluşunu; Her hareket ve davranışında dua dua
yalvarmaları ile gösteren “O” idi.

Allah’ı en iyi bilip, en çok korkanınız benim diyerek aynı zamanda Rabbinin
sevgisini kaybetmekten en çok korkan olduğunu gösteren “O” idi.

Taifde taşlanmasından sonra gelen meleğin, istersen şu dağı üstlerine
devireyim deyişine “belki bunların soyundan iman edenler çıkar” diyerek
rahmet peygamberi olduğunu gösteren “O” idi.

Mirac gecesinde Refref'e binip, Cebrail'i arkada bırakıp, Kab-ı Kavseyn'e
koşup giden Zat-ı Nurani “O” idi.

Evet kitaplar dolusu “O” idi diye anlatılabilecek ruhumuzun ruhu,

Canımızın canı, sertacımız efendimiz Hz MUHAMMED (a.s.m) dır.

Ve bugün “Lailahe İllallah” diyorsak “Muhammed Resulullah” vesilesiyle olduğunu bilmeliyiz.

Rabbim cümlemizi Habibinin şefaatine nail olanlardan eylesin!

AMİN,AMİN...

SELAM VE DUA İLE...