“Bayrama özel bir önem veren Allah Resûlü (a.s.m.) ve sahabeler onu en güzel şekilde kutlarlardı. İşte Asr-ı Saadet’ten birkaç bayram tablosu:
Allah Resûlü (a.s.m.) bayram olunca bütün halkı bayram yerine çağırırdı. Amr b. Âs anlatıyor:
“Bayram günü Mescid-i Nebevî’de Allah Resûlü (a.s.m.) ile birlikteydim.
– Medinelilerin reislerini ve Übey b. Ka’b’ı yanıma çağır! buyurdu. Übey b. Ka’b gelince ona:
– Bâkî’deki namazgâha git! Oranın süpürülüp temizlenmesini emret! Sonra halka oraya gelmesini söyle! buyurdu. Übey:
– Tamam, diyerek kapıya yöneldi. Tam çıkacakken geri döndü.
– Kadınlar da mı Yâ Resûlallah? diye sordu.
– Genç kızlar, hatta hayız gören kadınlar halkla birlikte gelip duaya iştirak etsinler, buyurdu.[1]
Allah Resûlü (a.s.m.) çoğu zaman Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Fadl, kardeşi Abdullah b. Abbas, Üsâme, kardeşi Ey­men ve babası Zeyd ile birlikte bayram yerine giderdi. Efen­­dimiz ve yanındakiler namaz kılınacak yere gidinceye kadar yol boyunca “Allahu ekber, Allahu ekber” diyerek yüksek sesle tekbir getirirdi.[2]
Bayramlar genç sahabelerden Semure b. Cündüb’ü çok heyecanlandırırdı. Bunun için bayramın gelmesini özlemle bekler, büyük bir sevinçle bayram namazına koşardı. Se­mu­re, Allah Resûlü (a.s.m.) ile kıldığı Ramazan ve Kurban bayram­­larında Efendimiz’in “Sebbihisme rabikel a’la” ve “Hel etâ­ke hadîsü’l-Ğâşiye” sûrelerini okuduğunu söyler.[3]
Namazlarını Allah Resûlü (a.s.m.) ile kılan Câbir b. Se­mu­re, Cuma ve bayram namazlarına çok önem verir, o saatlerde Efendimiz (a.s.m.) ile olmaktan ayrı bir haz duyardı. Her zaman olduğu gibi namaz kıldığı vakitlerde de iyi bir gözlemciydi. Sorulduğu zaman o saadet anlarını şöyle anlatırdı:
“Namaz vakti olunca Allah Resûlü’nün (a.s.m.) müezzini ezan okur kamet getirmez, onu görünceye kadar bekler, onu görünce kalkıp kamet getirirdi.
Allah Resûlü (a.s.m.) namaza başlanacağı zaman:
– Meleklerin, Rableri katında saf tuttuğu gibi saf tutun! buyurur, sahabeler:
– Melekler nasıl saf tutarlar Ya Resûlallah? diye sorar
– Ön safları tamamlar, sonra safları dümdüz ederler, buyururdu.[4]
Enes b. Mâlik (r.a.):
“Allah Resûlü (a.s.m.) Ramazan’dan sonra bayram namazına gitmeden önce mutlaka birkaç hurma yerdi.” der.[5]
Abdullah b. Abbas (r.a.) bir bayram anısını şöyle anlatır:
Bir adam yanıma gelerek bana:
– Allah Resûlü’ne (a.s.m.) yetişebildin mi? diye sordu.
– Evet, ona yetiştiğimde henüz çocuktum, diyerek onunla geçirdiğim bir anı anlattım.
“Allah Resûlü (a.s.m.) bayramların gelmesini çok isterdi. Bayram gelince Kesîr b. Sâlit’in evinin bulunduğu yere gider, asasını oraya diker, orada toplanmış olan insanlara vaaz ederdi. Kur’ân’dan ayetler okuyarak sahabeleri zekât vermeye teşvik ederdi. Ardından ezan ve kamet okunmaksızın bayram namazını kıldırır, namazdan sonra Bilâl-i Habeşî’ye daya­narak kalkar, takvayı ve Allah’a itaati emreden, Allah’ın emir ve yasaklarını hatırlatarak insanlara nasihat eden bir hutbe okurdu. Şu an Allah Resûlü’nün (a.s.m.) hutbeden inip insanlara önünde oturmalarını emrettiğini görür gibiyim.
Bir süre onlarla oturduktan sonra aralarından geçti, Bilâl ile birlikte hanımların bulunduğu yere gitti. Onlara:
“Ey Peygamber! İnanmış kadınlar Allah’a hiçbir şey ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında uydurdukları iftira ile gelmemek, iyi işlerde sana isyan etmemek konusunda biat etmeye geldikleri zaman, biatlerini kabul et ve onlar için af dile! Şüphesiz ki Allah, Gafûr ve Rahîm’dir.”[6] ayetini okudu. Sonra:
– Bütün bunlar üzerine biat eder misiniz? diye sordu. İçlerinden biri:
– Evet Yâ Resûlallah! dedi. Allah Resûlü (a.s.m.):
– Sadaka verin! buyurarak onları zekât vermeye teşvik etti. Onu dinleyen hanımlar kulaklarındaki küpeleri, kollarındaki bilezikleri çıkarıp ne kadar yüzük gerdanlık varsa onları çıkardılar. Bilâl-i Habeşî elbisesini yere serdi:
– Anam babam size feda olsun bağışlarınızı getirin diye seslendi. Hanımlar bileziklerini, küpelerini, yüzüklerini Bilâl-i Habeşî’nin elbisesinin üzerine koymaya başladılar. Elbise takılarla doldu. Allah Resûlü (a.s.m.) bayram bittikten sonra orada durmayıp evine ailesinin yanına döndü.”[7]
Bir başka güzel anı anlatan Hz. Âişe şöyle der:
“Bir bayram günü siyahîler kalkan ve mızrakları ile gösteri yapıyorlardı. Allah Resûlü’ne (a.s.m.) gösteriyi seyretmeyi ben mi rica ettim, yoksa kendisi mi bana:
– Seyretmek ister misin? dedi, tam hatırlamıyorum, Ben:
– Evet deyince beni arkasında ayakta durdurdu. Yanağımı onun yanağına yaslayarak öylece siyahîleri seyrettim. Bu sırada Allah Resûlü (a.s.m.) siyahîlere seslenerek:
– Göreyim sizi ey Erfideoğulları! diye teşvik ediyordu. Bıkıncaya kadar seyrettim. Bıktığımı fark edince,
– Yeter mi? diye sordu.
– Evet, deyince,
– Gidebilirsin, buyurdu.”[8]
Hz. Âişe bir başka anıyı şöyle anlatıyor:
“Bir bayram günü Allah Resûlü (a.s.m.) eve geldiğinde yanımda iki cariye vardı. Def çalıp, Medinelilerin yaptıkları Buas Savaşı’nı anlatan şiirler söylüyorlardı. Cariyeleri gördüğü halde hiçbir şey söylemeden bir örtüye bürünüp yattı ve sırtını bize döndü. Biraz sonra babam Hz. Ebû Bekir geldi.
– Allah Resûlü’nün (a.s.m.) yanında şeytanın çalgısı ha! diye kızdı. Allah Resûlü (a.s.m.) yüzünü açarak ona döndü:
– Onları kendi hallerine bırak Ey Ebû Bekir! Her milletin bir bayramı vardır, bu gün de bizim bayramımız, buyurdu. Allah Resûlü (a.s.m.) korumak için ridasını üzerime örttü. Babam yüzünü başka tarafa çevirince oynayan cariyelere hemen çıkmalarını işaret ettim. İşaretimi görünce def çalmayı bırakıp dışarı çıktılar.[9]
Ümmü Atiyye (r.anha) anlatıyor:
“Allah Resûlü (a.s.m.) Ramazan ve Kurban bayramlarında genç kızların, örtülerini üzerlerine alan hanımların, hayız olan kadınların bayram namazına götürülmelerini emrederdi. Hatta hayız gören hanımlar bayrama iştirak eder, safların hemen arkasında durur, namaza katılanlarla birlikte tekbir getirir, hutbeyi dinler, onlarla birlikte dua ederdi. O günün feyiz ve bereketi ile manevî olarak arınmış bir halde evlerine dönerlerdi.
– Yâ Resûlallah! Bazı hanımların üzerine örtecek örtüsü yok. Onlar ne yapsınlar? diye sordum.
– Kardeşlerinden biri örtüsü ile örtüsü olmayanı örtsün! buyurdu.”[10]
Tabiinin âlim hanımlarından Hafsa binti Sîrîn (r.anha) anlatır:
“Bizler henüz buluğa ermemiş genç kızlarımızı bayram namazlarına götürmezdik. İçimizden bir hanım bir gün Halfoğullarına uğrayarak onların konaklarına misafir olmuştu. Orada eşi Allah Resûlü (a.s.m.) ile on iki kez cihada giden bir sahabenin kız kardeşine rastlamış, bir vesile ile bu durumu ona sormuş. Onu duyunca ben de aynı sahabe ile tam altı kez cihada katılmış olan kız kardeşime, bu konudaki bilgisini sordum. O bana yaşadıkları anları şöyle anlattı:
– O günlerde biz yaralıları tedavi eder, hastalara bakardık. Bir gün Allah Resûlü’ne (a.s.m.):
– Bizden örtüsü olmayan bir hanımın bayram namazına gelmemesinde bir sakınca olur mu? diye sordum.
– Arkadaşının örtüsüne bürünüp hayra ve Müslümanların duasına iştirak etsin! buyurdu. Daha sonraki günlerde Üm­mü Atiyye (r.anha) bizim bulunduğumuz yere gelince, hemen yanına gidip ona durumu anlattık.
– Bu konuda bir şey duydun mu? diye sorduk.
– Anam-babam ona feda olsun! Evet, onun: ‘Henüz bulûğa ermeyen kızlarınız, genç kızlarınız, âdet gören hanımlar, hayra ve Müminlerin dualarına katılsınlar. Âdet görenler saflardan ayrılarak biraz daha geriden bayrama iştirak etsinler,’ buyurduğunu duydum, dedi.
– Âdet görenler de mi? diye hayretle sorunca;
– Onlar hacda Arafat’ta bulunmuyorlar mı? Şurada, şurada bulunmuyorlar mı? diyerek beni aydınlattı.[11]
Bayram, nefsin kötülüklere dönüşü değil iyilikleri devam ettirme kararlığının sevincidir. Bunun için Allah Resûlü (a.s.m.):
“Kim bayram geceleri kalkıp karşılığını Allah’tan bekleyerek namaz kılar, geceyi ihya ederse, kalplerin öldüğü o günde kalbi ölmez.” buyurur.[12]


[1] Heysemî, Mecma’uz-Zevâid, 2/203.

[2] Şâmî, Sübülü’l-Hüdâ, 8/313.

[3] Müsned, 5/7; Taberânî, el-Mu`cemü’l-Kebîr, 7/219.

[4] Ebu Nu’aym, Hilyetü’l-Evliyâ, 8/120.

[5] İbn Mâce, Sıyâm, 49.

[6] Mümtehine Sûresi, 60/12.

[7] Buhârî, İydeyn, 19; Müslim, Salâtu’l-İyd, 1-4.

[8] Buhârî, İydeyn, 2; Müslim, Salâtu’l-İydeyn, 19.

[9] Buhârî, İydeyn, 2; Müslim, Salâtü’l-İydeyn, 17, 19.

[10] Buhârî, İydeyn, 12; Müslim, Salâtü’l-İydeyn, 12.

[11] Buhârî, Hayz, 23; Tirmizî; Cemaat, 36.

[12] İbn Mâce, Sıyâm, 68.

Kaynak: Asr-ı Saadette Ramazan (Abdullah Kara, Nesil Yayınları)