A. Güzel Örnek Ya Da Model Şahsiyet:

Eğitim safhasında model şahsiyetin, çocuk psikolojisi üzerinde büyük tesiri vardır. Çünkü çocuk genellikle ana babasını taklit eder. Hatta "...Ana babası çocuğu yahudî, mecusi veya hıristiyan yapar" hadi­sinden, onların bu hususta en etkili faktör oldukları anlaşılmaktadır. Bu yüzden Allah'ın Rasûlü, çocuklara muamele esnasında ana babanın, doğruluk ahlâkı konusunda güzel örnek olmalarını teşvik etmiştir.

Ebû Hüryere'den (r.a) rivayet edildiğine göre Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Kim bir çocuğa, gel sana birşey vereceğim der de sonra vermezse, bu yaptığı bir yalandır."[4]

Abdullah b. Âmir anlatıyor: Birgün beni anam çağırdı. Rasûlüllah (s.a.v.) da evimizde oturuyordu. Anam:

"Gel de sana birşey vereyim!" dedi. Rasûlüllah (s.a.v.) anama:

"Ona ne vermeyi düşünmüştün? " diye sorunca, anam:

"Ona bir hurma vermek istemiştim, " cevabını verdi. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.v.):

"Bil ki, eğer sen ona birşey vermeseydin, sana bir yalan günahı yazılırdı, " buyurdu,[5]

Çocuklar, büyüklerin tavır ve davranışlarını yakından izlemek suretiyle onları taklit ederler. Mesela, ana babalarının doğru ve dürüst olduklarını gören çocuklar, aynı ahlâkî yapı ve olgunluk içinde büyüyüp gelişeceklerdir.

Daha önce de örnek olarak verildiği üzere, daha bir çocuk olan Abdullah b. Abbas önünde gece namazı kılan yüce Rasûlü gördüğünde hemen onu taklit etmeye başlamıştır. Kendisi anlatıyor: Bir gece tey­zem Meymûne'nin yanında kalmıştım. Gece bir ara Rasûlüllah (s.a.v.) kalkarak asılı bulunan su tulumundan çabucak bir abdest aldı ve sonra namaza durdu. Ben de derhal kalkarak O'nun gibi abdest aldım. Sonra yanına gelerek soluna durdum. Hemen beni sağ taraftna aldı. Sonra Allah'ın dilediği kadar namaz kıldı.

Burada açıkça belirtildiği gibi, çocuk gördüğü şekilde abdest almış ve sonra model aldığı şahısla birlikte namaza durmuştur, işte güzel örnek çocukta bu kadar etkili olmaktadır.

Ana babanın güzel örnek olmaları durumunda çocuk, onların söz ve hareketlerini kontrol ve denetime tabi tutacak, neden ve nasıl soru­suna cevap isteyecektir. Bu aşamada çocuğa verilecek cevap hayırlı olursa sonuç da hayırlı olacak ve onun üzerinde olumlu iz bırakacaktır. İşte henüz bir çocuk olan Ebû Bekre'nin oğlu Abdullah... Babasının yaptığı duâları dikkatle takip ediyor ve mahiyetini sorması üzerine ba­bası ona delil ve mesnedini söylüyordu. Abdullah anlatıyor: Dedim ki babama:

"Babacığım, her sabah senin "Allahım! Kulağıma sıhhat ve afiyet ver, Allah'ım! Gözüme sıhhat ve afiyet ver. Senden başka ilah yoktur!" dediğini işitiyor ve bunu sabah-akşam üçer defa tekrarladığını görüyorum!" Bunun üzerine babam:

"Yavrucuğum! Ben Rasûlüllah'ın (s.a.v.) bu şekilde duâ yaptığını duydum. Onun sünnetini tatbik etmeyi ben seviyorum, " cevabını verdi.[6]

O halde ana baba, Allah ye Rasûlünün emir ve tavsiyelerini haya­ta geçirmek suretiyle güçleri nisbetinde bunları arttırmak durumun­dadır. Çocukların onlardan beklentisi budur. Çünkü onlar ana baba­larını sabah-akşam her zaman sürekli kontrol altında tutmaktadır. Böyle olunca, bilinçli veya bilinçsiz çocuğun algılama gücü, bizim nor­malde zannettiğimizin çok daha üstündedir. Oysa biz ona, kavramayan-anlamayan küçük bir varlık gözüyle bakıyoruz.[7]

B. Çocuğu Yönlendirmek İçin Uygun Zaman Gözlemek:


Çocuklarını arzu ettikleri istikamete yönlendirmek isteyen ana baba, bunun için uygun bir zaman kollamalıdır. Yapılan nasihatin mey­vesini vermesi hususunda bu, önemli ve aktif rol oynar. Çocuğu etkile­yecek uygun bir zamanın seçilmesi, eğitim faaliyetini kolaylaştırır ve meşakatini azaltır. Çünkü akıl ve zihin bazan açık olmaz ve yapılan nasihat karşısında kayıtsız kalır, işte ana baba nasihat için mümkün olduğu kadar çocuğun kalp, akıl ve zihin itibariyle müsait olduğu za­manı yakalayabilirlerde, eğitim işinde büyük bir başarı göstermiş ola­caklardır.

Çocuk eğitiminde sözkonusu başarıyı gerçekleştirebilmek için, uy­gun zamanın gözlenmesi konusunda Peygamberin (s.a.v.) çok dikkatli olduğunu görmekteyiz. O, bu hususta önümüze üç uygun zaman veya mekan koymuştur:

1. Gezinti, yol ve binit:

İbn Abbâs başta olmak üzere bazı sahâbîlerin "Birgün ben Peygamber'in (8.a.v.) arkasında idim. O bana "Yavrum..." diyerek başlarından geçen hadiseyi anlatması, bu nebevi talimatın yolda yaya yürürken veya binek üzerinde giderken yapıldğını göstermektedir. Böyle bir ifade tarzı ve talimat, belli bir odada değil, açık havada çocuk psikolojisinin algılamaya daha müsait ve öğütleri benimsemeye daha yatkın olduğu mekanda sözkonusu edilebilir.

Şu rivayet, talimatın binek üzerinde verildiğini desteklemektedir: İbn Abbâs anlatıyor: Peygamber'e (s.a.v.) bir katır hediye edilmişti. Onu Kisrâ hediye etmişti. Birgün Peygamber (s.a.v.), kıldan örülmüş bir iple/yularla ona bindi. Sonra beni arkasında aldı. Bir süre beni götürdükten sonra bana yönelerek:

"Yavrum, " dedi. Ben:

"Buyur, ya Rasûlallah! " dedim. O:

"Allah'ı gözet ki O da seni gözetsin, " buyurdu.[8] Peygamber'in (s.a.v.) bazan yolda, saklamak üzere çocuğa sır ver­diği de olmuştur. Şüphesiz bu, o vakitte çocuğun algılama gücünün faz­la olması ile izah edilebilir.


2. Yemek vakti:

Yemek vaktinde çocuk, huy ve tabiatına göre hareket etmeye çalışır. Yemek iştihâsı karşısında zayıf kalarak âdap ve görgü kural­larına aykırı davranışta bulunabilir. Yemek esnasında ana baba de­vamlı çocukla beraber oturmaz ve yanlışlarını düzeltmezse, çocuk ilerde insanı nefret ettiren kötü alışkanlıkların pençesinden kurtulamaz. Yemek yerken çocukla beraber oturmamakla ana baba, eğitim açısından uygun bir zamanı kaybetmiş olur.
Peygamber (s.a.v.) çocuklarla beraber yemek yemiş, onlan seyretmiş, onların akıl ve ruh dünyalarını harekete geçirecek şekilde canlı bir üslupla yanlışlarını düzeltmiştir.

Ömer b. Ebî Seleme anlatıyor: Ben, Rasûlüllah'ın (s.a.v.) eğitim ve gözetimi altında henüz bir çocuktum. Elim yemek kabının içinde dolaşıyordu. Bunun üzerine bana:

"Ey çocuk! Besmele çek, sağ elinle ve önünden ye!" buyurdu. Artık ondan sonra ben hep öyle yedim.[10]

Başka bir sahih rivayette sofrada "yaklaş, yavrucuğum!..."[11] diyerek bütün yumuşaklığıyla çocuğa yemek usûl ve âdabını göstermiştir.

Sahabe nesli, yanlarına çocuklarını alarak özellikle Rasûlüllah'ın (s.a.v.) bulunduğu ziyafet ve düğün yemeklerine iştirak ederdi. Oralar­da çocuklar genel âdap ve faydalı bilgiler öğrenirler ve böylece yavaş yavaş olgunlaşırlardı.

3. Hastalık vakti:

Hastalık hali, katı yürekli yaşlıları yumuşatır ve kalplerini rikk­ate yetirir. Kalpleri devamlı yumuşak ve yufka yürekli çocukların has­talık halini artık siz düşünün! Çocuk hastalandığı zaman, amelî hattâ itikadî hatalarının düzeltilmesini kolaylaştıracak iki önemli seciyeyi aynı anda taşımış olur. iki seciyeden birisi çocukluk fıtratı, diğeri ise hastalık esnasındaki ruh ve kalbin rikkatidir. Bu nazik zamanın değerlendirilmesi konusunda Rasûlüllah (s.a.v.) bize rehberlik etmiş, hasta yahudi bir çocuğu ziyaret ederek onu İslâm'a davet etmiştir. Gerçekten bu ziyaret o çocuğa aydınlık yolu açan bir anahtar olmuştu. Enes (r.a) anlatıyor: Peygamber'e (s.a.v.) hizmet eden yahudi bir çocuk vardı. Derken birgün hastalandı. Ziyaret etmek üzere Peygamber (s.a.v.) ona gitti. Başucunda oturan Peygamber (s.a.v.) ona:

"Müslüman ol! " dedi. Çocuk hemen yanındaki babasına baktı ve babası:

"Ebû'l-Kâsım'a itaat et!" dedi. Çocuk derhal İslâm'ı kabul etti. Peygamber (s.a.v.) de çıkarken:

"Onu ateşten kurtaran Allah'a hamdolsun! " diyordu.[12]

Görüldüğü üzere Peygamber (s.a.v.) kendisine hizmet eden çocuğu hemen İslâm'a davet etmemiş, bunun için uygun zaman gözlemiş ve nihayet ziyaretine giderek ona İslâm'ı telkin etmiştir. Bugün de müslümanlar olarak, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) davet metodunu uygula­mak; semerisini görebilmek için sabır ve yumuşaklıkla uygun zaman, mekan ve ortam gözleyerek iman tohumunu atmak durumundayız.

Üç madde halinde sıraladığımız sözkonusu uygun zaman, mekan ve ortamın dışında, çocukları için ana babanın münasip gördüğü başka platform ve şartlar da değerlendirilmelidir.[13]

Muhammed Nûr Süveyd, Peygamberimizin Sünnetinde Çocuk Eğitimi