Allah elçisinin en önemli tebliğ metotlarından biri de Allah tarafından gelen emir ve yasakları önce kendisinde uygulaması, şayet bunları kendi şahsında uygulama imkânı yoksa veya böyle bir imkân bulamamışsa, o emir ve yasakları en yakın akrabasında uygulaması idi. Zira o, insanları bir tarağın dişleri gibi eşit kabul ediyordu. Ona göre, Allah korkusu ve takvadan başka hiç bir faktör insanlara ayrıcalık getirmemeliydi. Nitekim Kur'ân bu konuda; Allah katında en şerefliniz, takvaca en ileri olanınızdır" (el-Hucurât, 49/13) diyordu. Buna göre Câhiliyye döneminden beri devam edip gelen imtiyazlı sınıf hakimiyeti ortadan kalkmalıydı. İslâm toplumu, eşitlik ve adalet üzerine kurulmalıydı. Bunun için de en hassas konulardan biri olan evlilikle bu iş gerçekleşmeliydi. Medine'ye hicret eden halasının kızı ve Abdullah b. Cahş'ın kız kardeşi olan Zeyneb, bu iş için bulunmaz bir fırsattı.

Zeyneb'in evliliğinden söz edildiği bir günde eski ve kötü âdetin kaldırılma zamanının geldiğine hüküm ederek Zeyneb'i evlatlığı Zeyd için istedi. Fakat ne Zeyneb ne de kardeşi Abdullah, soylu ve hür bir kadının azad da edilmiş olsa bir köle ile evlenme teklifini hoş karşılamadılar. İkisi de dayızadeleri olan Allah'ın elçisine böyle birinin kendileri için uygun olup olmayacağını sordular. Onlara göre eşraftan birinin kızı azad edilmiş bir köle ile evlenemezdi. Zeyneb daha da ileri giderek kendisinin böyle biri ile evlenemeyeceğini söylüyordu.

Rasûlüllah, Zeyd'in İslâm'daki ve kendi yanındaki değerini onlara anlatıp onun ana ve baba tarafından da soylu bir kimse olduğunu söyledi. Ancak onlar, Allah elçisine olan derin sevgi ve muhabbetlerine ve ona itaat etme konusunda son derece titiz davranmalarına rağmen bu evliliğin gerçekleşmesini istemiyorlardı. Bunun üzerine;

"Âllah ve Rasûlü bir işe karar verip hükmettiği zaman, mü'min bir erkekle, mü'min bir kadın için işlerinde muhayyerlik (seçme hakları) yoktur. Kim, Allah ve Rasûlüne isyan ederse, muhakkak ki o, apaçık bir sapıklık etmiş olur" (el-Ahzâb, 33/36) âyet-i kerimesi nâzil oldu.

Bunun üzerine Zeyneb, Allah ve Rasulünün emrine itaat etmek için Zeyd ile olan evliliğe razı oldu. Fakat bu evlilik pek iyi işleyen bir seyir takib etmedi. Bu sebeple ancak bir sene kadar devam etti. Bununla beraber, İslâm'ın yerleştirmek istediği eşitlik ve adalet anlayışı artık kök salmış ve örnek bulmuş oluyordu. Bununla beraber bu evlilik hayatı, ikisine de mutluluk getirmedi. (Bu evlilik esnasındaki olaylar ve Zeyd'in durumu hakkında geniş bilgi için bk. Ziya Kazıcı, Hz. Muhammed'in Eşleri ve Aile Hayatı, İstanbul 1991, 233-235) Çünkü, Zeyneb, dindar ve Allah'tan korkan bir kadın olmasına rağmen sülalesi, güzelliği ve asaleti ile iftihar ediyor, azadlı bir köle olan kocasına iğneleyici sözler söyleyip tepeden bakıyordu. O, akrabasının evine bir köle olarak giren bir azadlının nikahı altında bulunmayı bir türlü hazmedemiyordu. Bu sebeple de her fırsatta kocasının kalbini kırıyordu.

Zeyd artık buna dayanamadı. Hz. Peygambere müracaatla karısını boşamak istediğini bildirdi. Rasûlüllah, bu durumdan çok müteessir oldu. Çünkü evlenmelerini bizzat kendisi istemişti. Bu sebeple her defasında Âllah'tan kork, karını boşama" (el-Ahzab, 33/37) diyordu. Bununla beraber bu evlilik yürümedi ve Zeyd, karısını boşamak zorunda kaldı. Böylece Zeyneb binti Cahş serbest kalmış oldu.

Aradan bir süre geçtikten sonra bu defa sıra başka bir kötü âdedin kaldırılmasına gelmişti. Bu ise evlatlıkların hanımlarının öz evladın hanımı kabul edilip öz gelin muamelesine tabi tutulması idi. Bu sırada İslâm hukukî bakımından evlatlık müessesesini temelden değiştirmiş ve bir kişinin sadece öz babasına nisbet edilebileceğini ilkesini getirmişti. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de bu anlamda şöyle denilmektedir:

"Onları (evlatlıklarınızı) babalarının ismiyle çağırın. Bu, Allah katında daha doğrudur. Eğer babalarını bilmiyorsanız o halde (onlar) din kardeşleriniz ve dostlarınızdır" (el-Ahzab, 33/5). Bunun üzerine Hz. Peygamberin evlatlığı olan Zeyd de, Zeyd b. Hârise diye çağırılmaya ve daha sonraki nesillerce de bu isimle anılmaya başlandı (Ahmed b. Abdullah et-Taberî, es-Simtu's-emin, 106). Zeyd, Hz. Peygamberin evlatlığı idi. Buna göre onun hanımı olan Zeyneb de Rasûlüllah'ın öz gelini değildi. Evlatlık müessesesinin Kur'ân'ın emri ile kaldırılmasından sonra bunun bir kalıntısı olan "evlatlık hanımlarının, evlad edinenler tarafından alınmayacağı" anlayışının da kaldırılması gerekiyordu. Uygulamadaki prensibe göre bu âdetin kaldırılmasında en uygun durumda olan ise bu defa Hz. Peygamberdi. Hz. Peygamber de bunu biliyordu. Ancak ortaya çıkacak fitne ve dedikodular onu korkutuyordu. Ama İslâm'ın getirdiği bu prensip, kesinlikle kendisi üzerinde uygulanacaktı. Nitekim bu husus Kur'ân'da şöyle ifade edilir:

"Âllah'ın açığa çıkarıcı olduğu şeyi kalbinde gizliyordun. Ve halktan korkuyordun. Halbuki korkulmaya en ziyade layık olan Allah'tır. Zeyd, o kadından alakasını kesince biz onu sana zevce (eş) yaptık ki, mü'minlere evlatlıklarının kendilerinden alakalarını kestikleri (boşadıkları) zevcelerini almakta bir müşkülat olmasın. Allah'ın emri yerine gelecektir" (el-Ahzab, 38/37)

Kur'ân âyeti ile meydana gelen bu evlilik, Câhiliyye döneminin kötü bir âdetini daha ortadan kaldırmış oluyordu. Böylece Hz. Peygamber, hem Zeyneb'in hem de akrabalarının ilk arzuları doğrultusunda onunla nikahlandı.

Hz. Peygamber Zeyneb'le evlenince münafıklar dedikodu yapmaya başladılar. Onlar, işi o kadar ileriye götürdüler ki, "Muhammed oğlun karısının babaya haram olduğunu bildiği halde kendisi oğlunun hanımını nikahladı" dediler. Bunun üzerine Allah Teâlâ el-Ahzab süresinin kırkıncı âyetini indirdi. Burada meâlen: "Muhammed, erkeklerinizden birinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın rasûlü ve peygamberlerin sonuncusudur" (el-Ahzab, 33/40) denilmektedir.
Kur'ân-ı Kerîm'in yapmak istediği ıslâh, İslâm'ın bu defa evlilik yasakları mevzuunda, evlad edinilmiş (evlatlık) ile öz evladı aynı gören âdet hakkında idi. Bir şahsın evlatlığından boşanan veya dul kalan kadını, ebedî olarak böyle bir baba ile evlenemiyordu. Bu âdet o kadar köklü bir şekilde yerleşmişti ki, müslümanlar arasında bile hiç kimse böyle bir evliliği düşünemezdi.

Gerçekten, bu kadar basit ve bazı reformların yapılmasına yönelik olan bu izdivacı, bilhassa islâm düşmanları ve Batının müteassıb yazarları dillerine dolayarak bu konuda çeşitli senaryolar hazırladılar. Buna göre, Hz. Peygamber, Zeyd'in evde bulunmadığı bir sırada onu aramaya gelmiş, evde Zeyneb'i görmüş ve ona hayran olmuştur. Bunun üzerine Zeyd, hanımını boşamıştır. Bu şekilde düşünenlerin tamamının gözden kaçırdıkları bazı önemli noktalar bulunmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, bu noktaları bilmeyerek değil, kasıtlı olarak gözden uzak tutmaya çalışmışlardır. Bunlar, Zeyneb'in Hz. Peygamberin yakın akrabası olduğunu, onun Medine'ye hicret eden ilk müslümanlar arasında bulunduğunu, Rasûl-i Ekrem'in Zeyd ile evlenmeden önce Rasûlüllah'a varmak istediğini kabul ediyorlar. Sonra da ilk münafıkların yaptığı gibi iftirada bulunmaktan da çekinmiyorlar.

Şayet Hz. Peygamber, Zeyneb'i almaya istekli olsaydı onu bakire iken almasına kim mani olabilirdi? Acaba Hz. Peygamber daha önce halasının kızı olan Zeyneb'i görmemiş miydi? Bunu söylemeye imkân var mıdır? Hz. Peygamberin Zeyneb'le olan evliliğinden önce kadınlar tesettüre (örtünmeye) riayet etmiyorlardı. Çünkü bu dönemde tesettürle ilgili emirler henüz gelmemişti. Zeyneb'in gerek Zeyd, gerekse Hz. Peygamber ile evlenmesi hicâb (örtünme) âyetlerinden önce idi. Buharî ve diğer sahih hadis kaynaklarında hicâb âyetinin inmesi ile ilgili bilgiler bulunmaktadır. Buna göre bunların inmesi, Hz. Peygamberin Zeyneb'le evlenmesinden sonra olmuştur (Bu konuda daha geniş bilgi için bk. Buharî, Tefsiru'l-Kur'ân (33) 8; Kazıcı, a.g.e., 239-241).

Hz. Zeyneb, Rasûlüllah'ın diğer hanımlarına karşı övünür ve "Sizi Peygamberle aileleriniz evlendirdi. Halbuki beni yedi kat göklerin üstünden Yüce Allah evlendirdi" diyordu. İbn Kesir'in naklettiği bir habere göre Zeyneb, Hz. Peygambere "Diğer hanımlarının sana karşı nazlanamayacağı üç şeyle nazlanabilirim" demiş. Bunlar:

1- Senin dedenle benim dedem aynı kişi (Abdülmuttâlib)dir.

2- Beni sana nikâhlayan Allah'tır.

3- Aradaki elçi Cebrail aleyhisselâmdır (İbn Kesir, el-Bidaye ve'n Nihaye, IV, 148). Hz. Zeyneb'in bu şekilde övünmeye de hakkı vardı. Zira o, hem güzel, hem Hz. Peygamberin akrabası hem de nikahı Allah tarafından kıyılmıştı. Hz. Aişe bu sebeple onu kıskanmaktan kendini alamamıştır. Hatta "Allah'ın ona yaptığı ikramdan dolayı bize karşı üstünlük taslar demiştim" diyen Hz. Aişe, bu hareket ve davranışında yanılmamış görünmektedir (İbn Hacer, el-İsâbe, IV, 307). Zira bizzat Zeyneb, Hz. Peygamber'in huzurunda: "Ya Rasûlüllah! Allah'a yemin ederim ki ben, senin diğer eşlerinden biri gibi değilim. Onları, babaları, kardeşleri veya aileleri evlendirdi. Benden başka, Allah'ın gökte seninle evlendirdiği var mıdır?" diye soruyordu (İbn Sa'd et-Tabakat, VIII, 102-103; İbn Hacer, el-İsâbe, IV, 307).

Ümmü Seleme dedi ki: "Peygamber onu severdi. O, saliha, çokça namaz kılan, oruç tutan ve sadaka veren bir kadındı" (İbn Sa'd, et-Tabakat, VIII, 103).

Sorularlaislamiyet.com