BÜYÜKLERİN KALEMİNDEN RASÛLULLAH (A.S.M.)


“BEN RAHMET İÇİN GÖNDERİLDİM”



*“Ben hayatım boyunca Kur’an’ın kölesyim. Muhammed-ül Muhtar (s.a.s.)’ın ayağının tozuyum”
*Şu gördüğün büyük âleme büyük bir kitab nazarıyla bakılırsa, Nur-u Muhammedî (A.S.M.) o kitabın kâtibinin kaleminin mürekkebidir.

Fahreddin Râzi (r.a.), Tefsir-i Kebir’ de şöyle buyuruyor: “O’nun (Hz. Peygamberin) şöhreti semâvatı, arzı ihata etmiş; ismi arş-ı âlânın üzerine yazılmış; Kelime-i Şehadette Hakk’ın ismiyle zikredilmiş; O’nu her müezzin ezanda, her hatip hutbede ve her müellif eserinin başında zikreder. Dua eden dahi, duasının başında ve sonunda O’nu anar ve ancak bu suretle lütfa nail olur.”
Abdülkerim Ciylî (r.a.) İnsan-ı Kâmil isimli eserinde şöyle buyuruyor: “Nerede olursa olsun, insan-ı kamil kelimesinden gayem Seyyidül Vücûd (s.a.v.) Efendimizdir. Zira hiçbir güzel vasıfta O’nun gibisi gelmemiştir.”

İmam-ı Gazalî (r.a.) İhyâ isimli eserinde şöyle buyurmuştur: “Rasûl-i Ekrem (s.a.v.), insanların en halîmi ve en ârifi idi. hayatında nikahlısı olmayan hiçbir kadının eline eli katiyyen değmemiştir. İnsanların en cömerdi idi. elinde para katiyyen sabahlamaz, fakirlere infak ederdi. Allah’ın verdiğinden ancak bir günlüğünü alırdı. Hayâ da insanların en üstünü idi. çok mütevâzi idi, fark gözetmeksizin her insanın davetine giderdi.”

Hakim Tirmizi (r.a.) Şemâl-i Kübra isimli eserinden buyuruyor ki: “Fahr-ı Alem (s.a.v.) gayet ağır, tane tane konuşur, lüzumlu yere konuşmazdı. Nimete saygı gösterir, kimseyi zemmetmez, dünyevi şeyler için kimseye kızmazdı. Bir kimseye döndüğünde mübarek vücuduyla döner, işareti mübarek eliyle yapardı. Tebessümlü bulunur, kahkaha ile gülmezdi.”

İmam-ı Gazali (r.a.) Kimya-ı Saadet isimli kitabında şöyle buyuruyor:. “Ebu Said El Hudrî (r.a.) buyuruyor ki Resulullah (s.a.v.) hizmetçisi ile birlikte yemek yerdi, hizmetçisi yorulunca yardım ederdi... Fakir zengin, büyük küçük kiminle karşılaşırsa önce selam verir;, musafaha yapmak için mübarek elini önce uzatırdı, köleyi-efendiyi, zengini-fakiri, siyahı-beyazı bir tutardı. Herkesle iyi geçinir, iyilik etmesini severdi. Güler yüzlü, tatlı sözlüydü. Söylerken gülmezdi, üzüntülü görünürdü. Nazikti, cömertti, israf etmezdi. Herkese acırdı, kimseden bir şey beklemezdi.”

M. Mesâbih isimli kitapla, Enes b. Malik (r.a.) buyuruyor ki: “Rasulullah’a on sene hizmetçilik ettim. Bana bir kere bile üff demedi. İnsanların en güzel huylusuydu. Hastayı ziyaret eder, cenaze arkasından yürürdü.”
Bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Açı doyurunuz, hastayı ziyaret ediniz, esiri hürriyetine kavuşturunuz.” (250 Hadis, H. No: 47 D.İ. Bşk. Yay.)

Ebu Hureyre (r.a.) buyuruyor ki: “Bir harpte, kafirlerin yok olması için dua buyurmasını söyledik.” Buyurdu ki: “Ben lanet etmek için, insanların azap çekmesi için gönderilmedim. Ben rahmet için (herkese iyilik için, insanların huzura ve kurtulması için) gönderildim.”
Enbiyâ suresi, ayet: 107’de, Yüce Mevlâmız meâlen şöyle buyurur: “(Habibim) biz seni alemlere rahmet (iyilik) için gönderdik.”

Enes (r.a.) buyuruyor ki; “Rasûl (s.a.s.)’den bir şey istenip te, yok dediği işitilmedi.”

Kaside-i Bürde’de Ka’b b. Zübeyr (r.a.) diyor ki; “Allah’ın şerre çektiği kılıçtır O, pırıltısıyla dünya nûr olur yalazında.” Bu beyti okuyan Ka’b’a, Hz.Peygamber (s.a.s.) bir hediye vermek istedi. Yanında bir şey yoktu, üzerindeki hırkayı verdi.

İmam-ı Rabbanî (r.ah), Mektubat’ında şöyle buyuruyor: “Hakikat-i Muhammediye diğer bütün hakikatlerin çekirdeği ve esasıdır.”

Bahâed-din Nakşibend (r.ah.) buyuruyor ki: “Bütün hallerinde ayağını emir ve nehiy seccadesine koyasın. Sünnete bağlanıp, mucibince amel edesin, taviz ve bid’atlerden uzaklaşıp , her an Resûllullah (s.a.s.)’ın hadis-i şeriflerini rehber kabul edesin.”
Zünnun-i Mısrî (r.ah.) şöyle buyuruyor: “Ahlakında fiil ve hareketlerinde Allah’ın Habîbi (s.a.s.)’ın sünnetine uyan kimse, Allah’a olan sevgisini ispat etmiş olur.”

Mevlânâ (r.ah.) şöyle diyor: “Ben hayatım boyunca Kur’an’ın kölesyim. Muhammed-ül Muhtar (s.a.s.)’ın ayağının tozuyum”

Bediüzzaman Hazretleri (r.ah.) Nur-u Muhammedî (s.a.s.) için şöyle diyor: İ'lem Eyyühel-Aziz! Şu gördüğün büyük âleme büyük bir kitab nazarıyla bakılırsa, Nur-u Muhammedî (A.S.M.) o kitabın kâtibinin kaleminin mürekkebidir. Eğer o âlem-i kebir, bir şecere tahayyül edilirse, Nur-u Muhammedî hem çekirdeği, hem semeresi olur. Eğer dünya mücessem bir zîhayat farzedilirse, o nur onun ruhu olur. Eğer büyük bir insan tasavvur edilirse, o nur onun aklı olur. Eğer pek güzel şaşaalı bir cennet bahçesi tahayyül edilirse, Nur-u Muhammedî onun andelibi olur. Eğer pek büyük bir saray farzedilirse, Nur-u Muhammedî o Sultan-ı Ezelî'nin makarr-ı saltanat ve haşmeti ve tecelliyat-ı cemaliyesiyle âsâr-ı san'atını hâvi olan o yüksek saraya nâzır ve münadi ve teşrifatçı olur. Bütün insanları davet ediyor. O sarayda bulunan bütün antika san'atları, hârikaları ve mu'cizeleri tarif ediyor. Halkı o saray sahibine, sâniine iman etmek üzere cazibedar, hayret-efza davet ediyor.



Ahmet Muhsin Meriç


e-mektub: muhsinmeric@yahoo.com