+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 11

Konu: Resûlullah’in (asm) Gayb'tan Haber Verme Mucizeleri

  1. #1
    Yasaklı Üye Ab-ihayaT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    Adıyaman
    Yaş
    39
    Mesajlar
    199

    Standart Resûlullah’in (asm) Gayb'tan Haber Verme Mucizeleri

    RESÛLULLAH’IN (ASM) GAYBDAN HABER VERME MUCİZELERİ-1


    HZ. HASAN İLE HZ. MUÂVİYE’NİN SULH ETMESİ
    1-Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, nakl-i sahih ile ve mütevatir bir derecede bize vâsıl olmuş ki; minber üstünde, cemaat-ı Sahabe içinde ferman etmiş ki: [اِبْنِى حَسَنٌ هٰذَا سَيِّدٌ سَيُصْلِحُ اللّٰهُ بِهِ بَيْنَ فِئَتَيْنِ عَظِيمَتَيْنِ]İşte kırk sene sonra İslâmın en büyük iki ordusu karşı karşıya geldiği vakit, Hazret-i Hasan Radıyallâhü Anhü, Hazret-i Muaviye (R.A.) ile musalaha edip, cedd-i emcedinin mu'cize-i gaybiyesini tasdik etmiştir.



    CEMEL, SIFFÎN, HÂRİCİLER
    2- Nakl-i sahih ile Hazret-i Ali'ye demiş: [سَتُقَاتِلُ النَّاكِثِينَ وَالْقَاسِطِينَ وَالْمَارِقِينَ] Hem Vak'a-i Cemel, hem Vak'a-i Sıffîn, hem Vak'a-i Havariç hâdiselerini haber vermiş.


    HZ. ALİ VE HZ. ZÜBEYR’İN HARBİ
    3- Hem Hazret-i Ali Hazret-i Zübeyr ile seviştiği bir zaman dedi: "Bu sana karşı muharebe edecek, fakat haksızdır."


    HZ. ÂİŞE’NİN CEMEL VAKIASINDAKİ DURUMU
    4- Hem Ezvac-ı Tahiratına demiş: "İçinizde birisi, mühim bir fitnenin başına geçecek ve etrafında çoklar katledilecek." [وَتَنْبَحُ عَلَيْهَا كِلاَبُ الْحَوْئَبِ]İşte şu sahih, kat'î hadîsler; otuz sene sonra Hazret-i Ali'nin Hazret-i Âişe ve Zübeyr ve Talha'ya karşı Vak'a-i Cemel'de.. ve Muaviye'ye karşı Sıffîn'de.. ve Havaric'e karşı Harevra'da ve Nehrüvan'da muharebesi, o ihbar-ı gaybiyenin bir tasdik-i fiilîsidir.



    HZ. ALİ’NİN ŞEHÂDETİ
    5- Hem Hazret-i Ali'ye: "Senin sakalını senin başın kanıyla ıslattıracak bir âdemi" ihbar etmiş. Hazret-i Ali o âdemi tanırmış; o da Abdurrahman İbn-i Mülcem-ül Haricî'dir.


    HÂRİCİLER
    6- Hem Haricîlerin içinde Züssedye denilen bir âdemi, garib bir nişan alâmet olarak haber vermiştir ki; Havariçlerin maktulleri içinde o âdem bulunmuş; Hazret-i Ali, onu hakkaniyetine hüccet göstermiş. Hem mu'cize-i Nebeviyeyi ilân etmiş.


    KERBELÂ
    7- Hem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm; Ümm-i Seleme'nin, daha diğerlerin rivâyet-i sahihi ile haber vermiş ki: Hazret-i Hüseyin, [Taff] yani Kerbelâ'da katledilecektir." Elli sene sonra, aynı vak'a-i ciğersûz vukua gelip, o ihbar-ı gaybîyi tasdik etmiş.



    ÂL-İ BEYT’İN ZULME UĞRAMASI
    8- Hem mükerreren ihbar etmiş ki: "Benim Âl-i Beytim, benden sonra [يَلْقَوْنَ قَتْلاً وَ تَشْرِيدًا]yani; katle ve belaya ve nefye maruz kalacaklar." Ve bir derece izah etmiş, aynen öyle çıkmıştır.



    HAYBER, ŞAM, IRAK, İRAN VE KUDÜS’ÜN FETHİ
    9- İşte -nakl-i sahih-i kat'î ile- ashabına haber vermiş ki: "Siz umum düşmanlarınıza galebe edeceksiniz; hem Feth-i Mekke, hem Feth-i Hayber, hem Feth-i Şam, hem Feth-i Irak, hem Feth-i İran, hem Feth-i Beyt-ül Makdis'e muvaffak olacaksınız.


    İRAN VE RUM PADİŞAHLARININ HAZİNELERİ
    10- Hem o zamanın en büyük devletleri olan İran ve Rum padişahlarının hazinelerini beyninizde taksim edeceksiniz!.." Haber vermiş, hem "Tahminim böyle veya zannederim" dememiş. Belki görür gibi kat'î ihbar etmiş, haber verdiği gibi çıkmış. Halbuki haber verdiği vakit, hicrete mecbur olmuş. Sahabeleri az, Medine etrafı ve bütün dünya düşmandı.



    HZ. EBÛBEKİR İLE HZ. ÖMER’İN HİLÂFETLERİ
    11- Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- çok defa ferman etmiş: [عَلَيْكُم بِسِيرَةِ الَّذَيْنِ مِنْ بَعْدِى اَبِى بَكْرٍ وَ عُمَرَ]deyip, Ebu Bekir ve Ömer kendinden sonraya kalacaklar, hem halife olacaklar, hem mükemmel bir surette ve rıza-i İlahî ve marzî-i Nebevî dairesinde hareket edecekler. Hem Ebu Bekir az kalacak, Ömer çok kalacak ve pek çok fütuhat yapacak


  2. #2
    Yasaklı Üye Ab-ihayaT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    Adıyaman
    Yaş
    39
    Mesajlar
    199

    Standart

    RESÛLULLAH’IN (ASM) GAYBDAN HABER VERME MUCİZELERİ-2




    ÜMMETİN MUVAFFAKİYETİ
    1- Hem ferman etmiş ki [زُوِيَتْ لِىَ الْاَرْضُ فَاُرِيتُ مَشَارِقَهَا وَمَغَارِبَهَا وَسَيَبْلُغُ مُلْكُ اُمَّتِى مَا زُوِىَ لِى مِنْهَا]deyip: "Şarktan garba kadar benim ümmetimin eline geçecektir. Hiç bir ümmet, o kadar mülk zabtetmemiş." Haber verdiği gibi çıkmış.


    KUREYŞ REİSLERİNİN KATLEDİLECEĞİ YERLER
    2- Hem -nakl-i sahih ve kat'î ile- Gazâ-i Bedir'den evvel ferman etmiş: [هٰذَا مَصْرَعُ اَبِى جَهْلٍ ، هٰذَا مَصْرَعُ عُتْبَةَ ، هٰذَا مَصْرَعُ اُمَيَّةَ ، هٰذَا مَصْرَعُ فُلاَنٍ وَ فُلاَنٍ]deyip, müşrik Kureyş reislerinin herbiri nerede katledileceğini göstermiş ve demiş: "Ben kendi elimle Übeyy İbn-i Halef'i öldüreceğim." Haber verdiği gibi çıkmış.


    MÛTE SAVAŞI
    3- Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- bir ay uzak mesafede Şam etrafında, Mûte nam mevkideki gazve-i meşhurede muharebe eden sahabelerini görür gibi ferman etmiş: [اَخَذَ الرَّايَةَ زَيْدٌ فَاُصِيبَ ، ثُمَّ اَخَذَهَا اِبْنُ رَوَاحَةَ فَاُصِيبَ ، ثُمَّ اَخَذَهَا جَعْفَرُ فَاُصِيبَ ، ثُمَّ اَخَذَهَا سَيْفٌ مِنْ سُيُوفِ اللّٰهِ] deyip, birer birer hâdisatı ashabına haber vermiş. İki-üç hafta sonra Ya'lâ İbn-i Münebbih meydan-ı harbden geldi; daha söylemeden Muhbir-i Sadık (A.S.M.) harbin tafsilâtını beyan etti. Ya'lâ kasem etti: "Dediğin gibi aynen öyle oldu."


    HİLÂFETİN SALTANATA DÖNÜŞMESİ
    4- Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- ferman etmiş: اِنَّ الْخِلاَفَةَ بَعْدِى ثَلاَثُونَ سَنَةً ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا عَضُوضًا وَاِنَّ هٰذَا الْاَمْرَ بَدَاَ نُبُوَّةً وَرَحْمَةً ثُمَّ يَكُونُ رَحْمَةً وَخِلاَفَةً ثُمَّ يَكُونُ مُلْكًا عَضُوضًا ثُمَّ يَكُونُ عُتُوا وَ جَبَرُوتًاdeyip, Hazret-i Hasan'ın altı ay hilafetiyle; Cihar-ı Yâr-ı Güzin'in Hulefa-yı Raşidîn'in zaman-ı hilafetlerini ve onlardan sonra saltanat şekline girmesini, sonra o saltanattan ceberut ve fesad-ı ümmet olacağını haber vermiş. Haber verdiği gibi çıkmış.


    HZ. OSMAN (RA)
    5- Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- ferman etmiş: [يُقْتَلُ عُثْمَانُ وَهُوَ يَقْرَاُ الْمُصْحَفَ وَاِنَّ اللّٰهَ عَسَى اَنْ يُلْبِسَهُ قَمِيصًا وَاِنَّهُمْ يُرِيدُونَ خَلْعَهُ]deyip, Hazret-i Osman halife olacağını ve hal'i istenileceğini ve mazlum olarak Kur’ân okurken katledileceğini haber vermiş. Haber verdiği gibi çıkmış.


    ABDULLAH İBN-İ ZÜBEYR’İN ŞEHÂDETİ
    6- Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- hacamat edip mübarek kanını Abdullah İbn-i Zübeyr teberrüken şerbet gibi içtiği zaman ferman etmiş: [وَيْلٌ لِلنَّاسِ مِنْكَ وَ وَيْلٌ لَكَ مِنَ النَّاسِ] deyip, hârika bir şecaatle ümmetin başına geçeceğini ve müdhiş hücumlara maruz kalacaklarını ve insanlar onun yüzünden dehşetli hâdiselere giriftar olacaklarını haber vermiş. Haber verdiği gibi çıkmış. Abdullah İbn-i Zübeyr, Emevîler zamanında hilafetini Mekke'de ilân ederek kahramanane çok müsademe etmiş; nihâyet Haccac-ı Zâlim büyük bir ordu ile üzerine hücum ederek, şiddetli müsademeden sonra o kahraman-ı âlişan şehid edilmiş.


    EMEVİLER VE ABBASİLER
    7- Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- Emeviye Devleti'nin zuhurunu ve onların padişahlarının çoğu zâlim olacağını ve içlerinde Yezid ve Velid bulunacağını ve Hazret-i Muaviye ümmetin başına geçeceğini, [وَاِذَا مَلَكْتَ فَاَسْجِحْ] fermanıyla, rıfk ve adaleti tavsiye etmiş. Ve Emeviye'den sonra [يَخْرُجُ وَلَدُ الْعَبَّاسِ بِالرَّايَاتِ السُّودِ وَ يَمْلِكُونَ اَضْعَافَ مَا مَلَكُوا] deyip, Devlet-i Abbasiye'nin zuhurunu ve uzun müddet devam edeceğini haber vermiş. Haber verdiği gibi çıkmış.


    CENGİZ VE HÜLÂGÜ FİTNELERİ
    8- Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- ferman etmiş: [وَيْلٌ لِلْعَرَبِ مِن شَرٍّ قَدِ اقْتَرَبَ] deyip, Cengiz ve Hülâgu'nun dehşetli fitnelerini ve Arab Devlet-i Abbasiyesini mahvedeceklerini haber vermiş. Haber verdiği gibi çıkmış.


    SA’D BİN EBÎ VAKKAS (RA)
    9- Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- Sa'd İbn-i Vakkas gâyet ağır hasta iken ona ferman etmiş: [لَعَلَّكَ تُخَلَّفُ حَتَّى يَنْتَفِعَ بِكَ اَقْوَامٌ وَيَسْتَضِرَّ بِكَ آخَرُونَ] deyip, ileride büyük bir kumandan olacağını, çok fütuhat yapacağını, çok milletler ve kavimler ondan menfaat görüp, yani İslâm olup ve çoklar zarar görecek, yani devletleri onun eliyle harab olacağını haber vermiş. Haber verdiği gibi çıkmış. Hazret-i Sa'd ordu-yu İslâm başına geçti, Devlet-i İraniye'yi zîr ü zeber etti; çok kavimlerin daire-i İslâma ve hidâyete girmelerine sebeb oldu.


    NECÂŞİ’NİN VEFÂTI
    10- Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- imana gelen Habeş Meliki olan Necaşî, Hicretin yedinci senesinde vefat ettiği gün ashabına haber vermiş, hattâ cenaze namazını kılmış. Bir hafta sonra cevab geldi ki, aynı günde vefat etmiş.


    HZ. ÖMER, HZ. OSMAN VE HZ. ALİ’NİN ŞEHÂDETİ
    11- Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- Cihar-ı Yâr-ı Güzin ile beraber Uhud veya Hira Dağı'nın başında iken dağ titredi, zelzelelendi. Dağa ferman etti ki: [اُثْبُتْ فَاِنَّمَا عَلَيْكَ نَبِى وَ صِدِّيقٌ وَ شَهِيدٌ] deyip, Hazret-i Ömer ve Osman ve Ali'nin şehid olacaklarını haber vermiş. Haber verdiği gibi çıkmış.




  3. #3
    Yasaklı Üye Ab-ihayaT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    Adıyaman
    Yaş
    39
    Mesajlar
    199

    Standart

    RESÛLULLAH’IN (ASM) GAYBDAN HABER VERME MUCİZELERİ-3

    HZ. FÂTIMA’NIN VEFÂTI
    1- Nakl-i sahih-i kat'î ile- Hazret-i Fatıma'ya (R.A.) ferman etmiş ki: [اَنْتِ اَوَّلُ اَهْلِ بَيْتِى لُحُوقًا بِى] deyip, "Âl-i Beytimden herkesten evvel vefat edip, bana iltihak edeceksin." diye söylemiş. Altı ay sonra haber verdiği gibi aynen zuhur etmiş.


    EBÛ ZER (RA)
    2- Hem Eba Zer'e ferman etmiş: [سَتُخْرَجُ مِنْ هُنَا وَتَعِيشُ وَحْدَكَ وَتَمُوتُ وَحْدَكَ] deyip, Medine'den nefyedilip, yalnız hayat geçirip yalnız bir sahrada vefat edeceğini haber vermiş. Yirmi sene sonra haber verdiği gibi çıkmış.


    KIBRIS’IN FETHİ
    3- Hem Enes İbn-i Mâlik'in halası olan Ümm-i Haram'ın hanesinde uykudan kalkmış, tebessüm edip ferman etmiş: [رَاَيْتُ اُمَّتِى يَغْزُونَ فِى الْبَحْرِ كَالْمُلُوِ عَلَى الْاَسِرَّةِ] Ümm-i Haram niyaz etmiş: "Dua ediniz, ben de onlarla beraber olayım." Ferman etmiş: "Beraber olacaksın." Kırk sene sonra, zevci olan Ubade İbn-i Sâmit refakatıyla Kıbrıs'ın fethine gitmiş; Kıbrıs'ta vefat edip, mezarı ziyaretgâh olmuş. Haber verdiği gibi aynen zuhur etmiş.


    SAKİF KABİLESİNDEN ÇIKAN YALANCI PEYGAMBER VE ZÂLİM
    4- Hem -nakl-i sahih ile- ferman etmiş ki: [يَخْرُجُ مِنْ ثَقِيفَ كَذَّابٌ وَ مُبِيرٌ] yani: "Sakif Kabilesinden biri dava-yı nübüvvet edecek; ve biri, hunhar zâlim zuhur edecek." deyip, nübüvvet dava eden meşhur Muhtar'ı ve yüzbin âdem öldüren Haccac-ı Zâlim'i haber vermiş.


    İSTANBUL’UN FETHİ
    5- Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile-
    [سَتُفْتَحُ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَنِعْمَ الْاَمِيرُ اَمِيرُهَا وَنِعْمَ الْجَيْشُ جَيْشُهَا] deyip, İstanbul'un İslâm eliyle fetholacağını ve Hazret-i Sultan Mehmed Fatih'i yüksek bir mertebe sahibi olduğunu haber vermiş. Haber verdiği gibi zuhur etmiş.


    EBÛ HANİFE VE İRAN’DA YETİŞEN ÂLİMLER
    6- Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- ferman etmiş ki: [اِنَّ الدِّينَ لَوْ كَانَ مَنُوطًا بِالثُّرَيَّا لَنَا لَهُ رِجَالٌ مِنْ اَبْنَاءِ فَارِسَ] deyip, başta Ebu Hanife olarak İran'ın emsalsiz bir surette yetiştirdiği ülema ve evliyaya işaret ediyor, haber veriyor.



    İMAM-I ŞÂFÎ HAZRETLERİ
    7- Hem ferman etmiş ki: [عَالِمُ قُرَيْشٍ يَمْلَئُ طِبَاَ الْاَرْضِ عِلْمًا] deyip, İmam-ı Şafiî'ye işaret edip haber veriyor.


    ÜMMETİN YETMİŞ ÜÇ FIRKAYA AYRILMASI
    8- Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- ferman etmiş ki: [سَتَفْتَرِقُ اُمَّتِى ثَلاَثًا وَ سَبْعِينَ فِرْقَةً اَلنَّاجِيَةُ وَاحِدَةٌ مِنْهَا قِيلَ مَنْ هُمْ قَالَ مَا اَنَا عَلَيْهِ وَ اَصْحَابِى] deyip, ümmeti yetmişüç fırkaya inkısam edeceğini ve içinde fırka-i naciye-i kâmile, Ehl-i Sünnet ve Cemaat olduğunu haber veriyor.


    KADERİYE TÂİFESİ
    9- Hem ferman etmiş ki: [اَلْقَدَرِيَّةُ مَجُوسُ هٰذِهِ الْاُمَّةِ]deyip, çok şubelere inkısam eden ve kaderi inkâr eden Kaderiye taifesini haber vermiş. Hem çok şubelere inkısam eden Râfızîleri haber vermiş.


    ŞİA VE HÂRİCİLER
    10- Hem -nakl-i sahih ile- İmam-ı Ali'ye (R.A.) demiş: Sende Hazret-i İsa (Aleyhisselam) gibi iki kısım insan helâkete gider. Birisi, ifrat-ı muhabbet; diğeri, ifrat-ı adavet ile. Hazret-i İsa'ya Nasrani muhabbetinden hadd-i meşru'dan tecavüz ile hâşâ "İbnullah" dediler. Yahudi, adavetinden çok tecavüz ettiler, nübüvvetini ve kemalini inkâr ettiler. Senin hakkında da bir kısım, hadd-i meşru'dan tecavüz edecek, muhabbetinden helâkete gidecektir. [لَهُمْ نَبْزٌ يُقَاُ لَهُمُ الرَّافِضِيَّةُ]demiş. Bir kısmı, senin adavetinden çok ileri gidecekler, onlar da Havariç'tir ve Emevîlerin müfrit bir kısım tarafdarlarıdır ki, onlara Nasibe denilir.


    FARS VE RUM KIZLARI FİTNESİ
    11- Hem -nakl-i sahih ile- ferman etmiş ki: اِذَا مَشَوُا الْمُطَيْطَاءَ وَخَدَمَتْهُمْ بَنَاتُ فَارِسَ وَالرُّومِ * رَدَّ اللّٰهُ بَاْسَهُمْ بَيْنَهُمْ وَسَلَّطَ شِرَارَهُمْ عَلَى خِيَارِهِمْ deyip, "Ne vakit size Fars ve Rum kızları hizmet etti; o vakit belanız, fitneniz içinize girecek, harbiniz dâhilî olacak; şerirleriniz başa geçip, hayırlılar ve iyilerinize musallat olacaklar!" haber vermiş. Otuz sene sonra haber verdiği gibi çıkmış.


  4. #4
    Yasaklı Üye Ab-ihayaT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    Adıyaman
    Yaş
    39
    Mesajlar
    199

    Standart

    RESÛLULLAH’IN (ASM) GAYBDAN HABER VERME MUCİZELERİ-4

    HAYBER’İN HZ. ALİ ELİYLE FETHİ
    1- Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- ferman etmiş ki: [وَتُفْتَحُ خَيْبَرُ عَلَى يَدَىْ عَلِىٍّ]deyip, "Hayber Kal'asının fethi, Ali'nin eliyle olacak." Me'mulün pek fevkinde ikinci gün bir mu'cize-i Nebeviye olarak Hayber Kal'asının kapısını Hazret-i Ali çekip kalkan gibi istimal ederek, fethe muvaffak olduktan sonra kapıyı yere atmış; sekiz kuvvetli âdem, o kapıyı yerden kaldıramamış; bir rivâyette kırk âdem kaldıramamış.


    SIFFÎN VÂKIASI
    2- Hem ferman etmiş ki: [لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَقْتَتِلَ فِئَتَانِ دَعْوَاهُمَا وَاحِدَةٌ]diye, Sıffîn'de Hazret-i Ali ile Muaviye'nin harbini haber vermiş.


    AMMAR BİN YÂSİR’İN ŞEHÎD EDİLMESİ
    3- Hem ferman etmiş ki: [اِنَّ عَمَّارًا تَقْتُلُهُ الْفِئَةُ الْبَاغِيَةُ]diye, "Bâgî bir taife, Ammar'ı katledecek." Sonra, Sıffîn Harbi'nde katledildi. Hazret-i Ali, onu Muaviye'nin taraftarları bâgî olduklarına hüccet gösterdi. Fakat Muaviye tevil etti. Amr İbn-ül Âs dedi: "Bâgî yalnız onun katilleridir, umumumuz değiliz."


    HZ. ÖMER’İN ADÂLET VE DİRÂYETİ
    4- Hem ferman etmiş ki: [اِنَّ الْفِتَنَ لاَ تَظْهَرُ مَا دَامَ عُمَرُ حَيا]diye, "Hazret-i Ömer sağ kaldıkça, içinizde fitneler zuhur etmez!" haber vermiş, öyle de olmuş.


    SEHL İBN-İ AMR’IN BÜYÜK HİZMETİ
    5- Hem Sehl İbn-i Amr daha imana gelmeden esir olmuş. Hazret-i Ömer, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a demiş ki: "İzin ver, ben bunun dişlerini çekeceğim. Çünki o fesahatıyla küffar-ı Kureyş'i harbimize teşvik ediyordu." Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş ki: [وَعَسَى اَنْ يَقُومَ مَقَامًا يَسُرُّكَ يَا عُمَرُ]diye, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın vefatı hengâmında olan dehşet-engiz ve sabırsûz hâdisede, Hazret-i Ebu Bekir-is Sıddık nasılki Medine-i Münevvere'de kemal-i metanetle herkese teselli verip mühim bir hutbe ile sahabeleri teskin etmiş.. aynen onun gibi: Şu Sehl o hengâmda, Mekke-i Mükerreme'de aynı Ebu Bekir-is Sıddık gibi sahabeye teskin ve teselli verip, malûm fesahatıyla Ebu Bekir-is Sıddık'ın aynı hutbesinin mealinde bir nutuk söylemiş. Hattâ iki hutbenin kelimeleri birbirine benzer.


    SÜRÂKA’YA MÜJDE!
    6- Hem Süraka'ya ferman etmiş ki: [كَيْفَ بِكَ اِذَا اُلْبِسْتَ سُوَارَىْ كِسْرَى]diye, "Kisra'nın iki bileziğini giyeceksin! Hazret-i Ömer zamanında Kisra mahvedildi, zînetleri ve şahane bilezikleri geldi; Hazret-i Ömer Süraka'ya giydirdi. Dedi: [اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِى سَلَبَهُمَا كِسْرَى وَاَلْبَسَهُمَا سُرَاقَةَ], ihbar-ı Nebevîyi tasdik ettirdi.


    SON KİSRA
    7- Hem ferman etmiş ki: [اِذَا ذَهَبَ كِسْرَى فَلاَ كِسْرَى بَعْدَهُ]diye, "Kisra-yı Fars gittikten sonra, daha kisra çıkmayacak!" haber vermiş, hem aynen öyle olmuş. Hem Kisra elçisine demiş: "Şimdi Kisra'nın oğlu Şirveyh Perviz, Kisra'yı öldürdü." O elçi tahkik etmiş, aynı vakitte öyle olmuş; o da İslâm olmuş. Bazı ehadîste, o elçinin adı Firuz'dur.


    HÂTIB İBN-İ BELTEA’NIN MEKTUBU
    8- Hem -nakl-i sahih ile- Hâtıb İbn-i Beltea'nın, gizli Kureyş'e gönderdiği mektubu haber vermiş. Hazret-i Ali ile Mikdad'ı göndermiş. "Filan mevkide bir şahısta şöyle bir mektub var. Alınız, getiriniz!" Gittiler, aynı yerde aynı mektubu getirdiler. Hâtıb'ıcelbetti. "Neden yaptın?" demiş; o da özür beyan etmiş, özrünü kabul etmiş.


    UTBE İBN-İ EBÎ LEHEB’İN ÂKIBETİ
    9- Hem -nakl-i sahih ile- Utbe İbn-i Ebî Leheb hakkında ferman etmiş ki: [يَاْكُلُهُ كَلْبُ اللّٰهِ] diye, Utbe'nin akibet-i feciasını haber vermiş. Sonra Yemen tarafına giderken bir arslan gelip onu yemiş. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın hem bedduasını, hem haberini tasdik etmiş.


    MEKKE’NİN FETHİ’NDE HZ. BİLÂLALEYHİNDE KONUŞAN MÜŞRİKLER
    10- Hem -nakl-i sahih ile- Feth-i Mekke vaktinde, Hazret-i Bilâl-i Habeşî, Kâ'be damına çıkıp ezan okumuş. Rüesa-yı Kureyş'ten Ebî Süfyan, Attab İbn-i Esid ve Hâris İbn-i Hişam oturup konuştular. Attab dedi: "Pederim Esid bahtiyar idi ki, bugünü görmedi." Haris dedi ki: "Muhammed (A.S.M.), bu siyah kargadan başka âdem bulmadı mı ki müezzin yapsın?" Hazret-i Bilâl-i Habeşî'yi tezyif etti. Ebî Süfyan dedi: "Ben korkarım, birşey demeyeceğim; kimse olmasa da şu Batha'nın taşları, ona haber verecek, o bilecek." Hakikaten bir parça sonra Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onlara rast geldi, harfiyen konuştuklarını söyledi. O vakit Attab ile Haris şehadet getirdiler, müslüman oldular.


    HZ. ABBAS’DAN İSTENİLEN FİDYE
    11- Hem -nakl-i sahih ile- Gazve-i Bedir'de, Hazret-i Abbas sahabelerin eline esir düştüğü vakitte, fidye-i necat istenilmiş. O da demiş: "Param yok." Hazret-i Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş ki: "Zevcen Ümm-i Fadl yanında bu kadar parayı filan yere bırakmışsın." demiş. Hazret-i Abbas tasdik edip, "İkimizden başka kimsenin bilmediği bir sır idi." O vakit kemal-i imanı kazanıp İslâm olmuş.


  5. #5
    Yasaklı Üye Ab-ihayaT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    Adıyaman
    Yaş
    39
    Mesajlar
    199

    Standart

    RESÛLULLAH’IN (ASM) GAYBDAN HABER VERME MUCİZELERİ-5

    RESÛLULLAH’A (ASM) YAPILAN SİHİR
    1- Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- muzır bir sahir olan Lebid-i Yahudi; Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ı rencide etmek için acib ve müessir bir sihir yapmış. Bir tarağa saçları sarmış, üstünde sihir yapmış, bir kuyuya atmış. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Ali'ye ve sahabelere ferman etmiş: "Gidiniz, filan kuyuda bu çeşit sihrin âletlerini bulup getiriniz!" Gitmişler, aynen öyle bulup getirmişler. Her bir ipi açıldıkça, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm dahi rahatsızlığından hıffet buluyordu.


    BİR ŞAHSIN DİNDEN ÇIKMASI
    2- Hem -nakl-i sahih ile- Ebu Hüreyre ve Huzeyfe gibi mühim zâtlar bulunduğu bir heyette, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş ki: [ضِرْسُ اَحَدِكُمْ فِى النَّارِ اَعْظَمُ مِنْ اُحُدٍ] diye, birinin irtidadıyla müdhiş akibetini haber vermiş. Ebu Hüreyre dedi: "O heyetten, ben bir âdemle ikimiz kaldık; ben korktum. Sonra öteki âdem, Yemame Harbi'nde Müseylime tarafında bulunup, mürted olarak katledildi." İhbar-ı Nebevînin hakikatı çıktı.


    UMEYR’İN MACERASI
    3- Hem -nakl-i sahih ile- Umeyr ve Safvan müslüman olmadan evvel, mühim bir mala mukabil, Peygamber'in (Aleyhisselatü Vesselam) katline karar verip; Umeyr ise Peygamber'in (Aleyhisselatü Vesselam) katlini niyet ederek Medine'ye gelmiş. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Umeyr'i gördü, yanına çağırdı. Dedi: "Safvan ile maceranız budur!" Elini Umeyr'in göğsüne koydu; Umeyr "Evet" dedi, müslüman oldu.


    HZ. HÂLİD’İN ZAFERİ
    4- Hem -nakl-i sahih ile- Hazret-i Hâlid'i, harb için Düvmet-ül Cendel Reisi olan Ükeydir'e gönderdiği vakit ferman etmiş ki: [اِنَّكَ تَجِدُهُ يَصِيدُ الْبَقَرَ]diye, bakar-ı vahşi avında bulacağını, kavgasız esir edileceğini ihbar etmiş. Hazret-i Hâlid gitmiş, aynen öyle bulmuş, esir etmiş getirmiş.


    MÜŞRİKLERİN KÂBE’DEKİ LEVHALARI
    5- Hem -nakl-i sahih ile- Kureyş, Benî Hâşimî aleyhinde yazdıkları ve Kâ'be'nin sakfına astıkları sahife hakkında ferman etmiş ki: "Kurtlar yazılarınızı yemiş, yalnız sahifedeki Esma-i İlahiyeye ilişmemişler!" haber vermiş. Sonra sahifeye bakmışlar, aynen öyle olmuş.


    KUDÜS’ÜN FETHİNDEN SONRA ÇIKAN TÂUN
    6- Hem -nakl-i sahih ile- "Beyt-ül Makdis'in fethinde büyük bir taun çıkacak." ferman etmişti. Hazret-i Ömer zamanında Beyt-ül Makdis fetholundu. Ve öyle bir taun çıktı ki, üç günde yetmiş bin vefiyat oldu.


    BASRA VE BAĞDAT’IN DOĞUŞU
    7- Hem -nakl-i sahih ile- o zamanda vücudu olmayan Basra ve Bağdad'ın vücuda geleceklerini ve Bağdad'a dünya hazinelerinin gireceğini ve Türkler ve Bahr-i Hazar etrafındaki milletler ile Arablar muharebe edeceklerini ve sonra onlar çoklukla İslâmiyete girecek, Arablara Arablar içinde hâkim olacaklarını haber vermiş. Demiş ki: [يُوشِكُ اَنْ يَكْثُرَ فِيكُمُ الْعَجَمُ يَاْكُلُونَ فَيْئَكُمْ وَيَضْرِبُونَ رِقَابَكُمْ]


    YEZİD VE VELİD’İN FESÂDI
    8- Hem ferman etmiş ki: [هَلاَكُ اُمَّتِى عَلَى يَدِ اُغَيْلِمَةٍ مِنْ قُرَيْشٍ]diye, Emeviye'nin Yezid ve Velid gibi şerir reislerinin fesadını haber vermiş. Hem Yemame gibi bir kısım yerlerde, irtidad vuku bulacağını haber vermiş.


    MÜDÂFAADAN HÜCUMA GEÇİŞ
    9- Hem Gazve-i Meşhure-i Hendek'te ferman etmiş ki: [اِنَّ قُرَيْشًا وَالْاَحْزَابَ لاَ يَغْزُونِى اَبَدًا وَاَنَا اَغْزُوهُمْ]diye, "Bundan sonra onlar bana değil, belki ben onlara hücum edeceğim!" haber vermiş, haber verdiği gibi çıkmış.


    RESÛLULLAH’IN (ASM) VEFÂTI
    10- Hem -nakl-i sahih ile- vefatından bir-iki ay evvel ferman etmiş ki: [اِنَّ عَبْدًا خُيِّرَ فَاخْتَارَ مَا عِنْدَ اللّٰهِ]diye, vefatını haber vermiş.


    ZEYD İBN-İ SUVAHAN’IN BİR UZVUNUN ŞEHÂDETİ
    11- Hem Zeyd İbn-i Suvahan hakkında ferman etmiş ki: [يَسْبِقُ عُضْوٌ مِنْهُ اِلَى الْجَنَّةِ]diye Zeyd'den evvel, bir uzvu şehid edileceğini haber vermiş. Bir zaman sonra, Nihavend Harbi'nde bir eli kesilmiş. Demek en evvel o el şehid olup, manen Cennet'e gitmiş


  6. #6
    Yasaklı Üye Ab-ihayaT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    Adıyaman
    Yaş
    39
    Mesajlar
    199

    Standart

    Yemeklerin bereketlenmesi ile ilgili mucizeler


    İKİ AVUÇ HURMA İLE ÜÇ YÜZ KİŞİNİN DOYMASI
    1- Başta Buharî ve Müslim, Kütüb-i Sitte-i Sahiha müttefikan haber veriyorlar ki; Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın Hazret-i Zeyneb ile tezevvücü velîmesinde, Hazret-i Enes'in vâlidesi Ümm-i Süleym, bir-iki avuç hurma yağ ile kavurarak bir kaba koyup Hazret-i Enes'le Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'a gönderdi. Enes'e ferman etti ki: "Filan, filanı çağır. Hem kime tesadüf etsen davet et." Enes de kime rast geldiyse çağırdı. Üçyüz kadar sahabe gelip, Suffe ve Hücre-i Saadeti doldurdular. Ferman etti: [تَحَلَّقُوا عَشَرَةً عَشَرَةً]Yani: "Onar onar halka olunuz!" Sonra mübarek elini o az taam üzerine koydu, dua etti, buyurun dedi. Bütün o üçyüz âdem yediler, tok olup kalktılar. Enes'e ferman etmiş: "Kaldır!" Enes demiş ki: "Bilmedim, taam kabını koyduğum vakit mi taam çoktu, yoksa kaldırdığım vakit mi çoktu farkedemedim."



    İKİ KİŞİLİK YEMEĞİN YÜZ ATMIŞ KİŞİYİ DOYURMASI
    2- Mihmandar-ı Nebevî Ebu Eyyub-il Ensarî hanesine teşrif-i Nebevî hengâmında Ebu Eyyub der ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ve Ebu Bekir-i Sıddık'a kâfi gelecek iki kişilik yemek yaptım. Ona ferman etti: [اُدْعُ ثَلاَثِينَ مِنْ اَشْرَافِ الْاَنْصَارِ]Otuz âdem geldiler, yediler. Sonra ferman etti: [اُدْعُ سِتِّينَ]Altmış daha davet ettim; geldiler, yediler. Sonra ferman etti: [اُدْعُ سَبْعِينَ]Yetmiş daha davet ettim; geldiler, yediler. Kablarda yemek daha kaldı. Bütün gelenler o mu'cize karşısında İslâmiyete girip, biat ettiler. O iki kişilik taamdan yüzseksen âdem yediler.



    AÇ KALAN ORDUNUN MAZHAR OLDUĞU MU’CİZE
    3- Hazret-i Ömer İbn-il Hattab ve Ebu Hüreyre ve Seleme İbn-il Ekva' ve Ebu Amrat-el Ensarî gibi, müteaddid tarîklerle diyorlar ki: Bir gazvede ordu aç kaldı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a müracaat ettiler. Ferman etti ki: "Heybelerinizde kalan bâkiye-i erzakı toplayınız!" Herkes azar birer parça hurma getirdi. En çok getiren dört avuç getirebildi. Bir kilime koydular. Seleme der ki: "Mecmuunu ben tahmin ettim, oturmuş bir keçi kadar ancak vardı." Sonra Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bereketle dua edip, ferman etti: "Herkes kabını getirsin!" Koşuştular, geldiler. O ordu içinde hiçbir kap kalmadı, hepsini doldurdular. Hem fazla kaldı. Sahabeden bir râvi demiş: "O bereketin gidişatından anladım; eğer ehl-i Arz gelseydi, onlara dahi kâfi gelecekti."


    YÜZ OTUZ SAHABENİN MAZHAR OLDUĞU BEREKET MU’CİZESİ
    4- Başta Buharî ve Müslim, Kütüb-i Sahiha beyan ediyorlar ki: Abdurrahman İbn-i Ebî Bekir-i Sıddık der: Biz yüz otuz sahabe, bir seferde Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ile beraberdik. Dört avuç mikdarı olan bir sa' ekmek için, hamur yapıldı. Bir keçi dahi kesildi, pişirildi; yalnız ciğer ve böbrekleri kebap yapıldı. Kasem ederim, o kebaptan yüzotuz sahabeden herbirisine bir parça kesti, verdi. Sonra Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, pişmiş eti iki kâseye koydu. Biz umumumuz tok oluncaya kadar yedik, fazla kaldı. Ben fazlasını deveye yükledim.


    HENDEK SAVAŞI’NDA BİN KİŞİNİN ŞÂHİT OLDUĞU MU’CİZE
    5- Kütüb-i sahiha kat'iyetle beyan ediyorlar ki: Gazve-i Garra-i Ahzab'da, meşhur Yevm-ül Hendek'te, Hazret-i Câbir-ül Ensarî kasem ile ilân ediyor: O günde, dört avuç olan bir sa' arpa ekmeğinden, bir senelik bir keçi oğlağından bin âdem yediler ve öylece kaldı. Hazret-i Câbir der ki: "O gün yemek, hanemde pişirildi; bütün bin âdem o sa'dan, o oğlaktan yediler, gittiler. Daha tenceremiz dolu kaynıyor, daha hamurumuz ekmek yapılıyor. O hamura, o tencereye mübarek ağzının suyunu koyup, bereketle dua etmişti. İşte şu mu'cize-i bereket, bin zâtın huzurunda, onları alâkadar göstererek Hazret-i Câbir kasemle ilân ediyor. Demek şu hâdise, bin âdem rivâyet etmiş gibi kat'î denilebilir.


    SEKSEN KİŞİNİN DOYDUĞU BİR PARÇA ARPA EKMEĞİ
    6- Nakl-i sahih-i kat'î ile- hâdim-i Nebevî Hazret-i Enes'in amucası meşhur Ebu Talha der ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm; yetmiş seksen âdemi, Enes'in koltuğu altında getirdiği az arpa ekmeğinden tok oluncaya kadar yedirdi. "O az ekmekleri parça parça ediniz!" emretti ve bereketle dua etti. Menzil dar olduğundan, onar onar gelip yediler, tok olarak gittiler.


    "EĞER KİLE İLE TECRÜBE ETMESEYDİNİZ, HAYATINIZCA SİZE YETERDİ."
    7- Nakl-i sahih-i kat'î ile- Şifa-i Şerif ve Müslim gibi kütüb-i sahiha beyan ederler ki: Hazret-i Câbir-ül Ensarî diyor: Bir zât, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'dan iyali için taam istedi. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, yarım yük arpa verdi. Çok zaman o âdem iyali ile ve misafirleriyle o arpadan yediler. Bakıyorlar, bitmiyor. Noksaniyetini anlamak için ölçtüler. Sonra bereket dahi kalktı, noksan olmağa başladı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a geldi, vak'ayı beyan etti. Ona cevaben ferman etti: [لَوْ لَمْ تَكِلْهُ لَاَكَلْتُمْ مِنْهُ وَلَقَامَ بِكُمْ] Yani: "Eğer kile ile tecrübe etmeseydiniz, hayatınızca size yeterdi."


    FEVC FEVC İNSANALARIN BİR KÂSE ETTEN YİYİP DOYMASI
    8- Tirmizî ve Nesaî ve Beyhakî ve Şifa-i Şerif gibi kütüb-i sahiha beyan ediyorlar ki: Hazret-i Semure ibn-i Cündüb der: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a bir kâse et geldi. Sabahtan akşama kadar fevc fevc âdemler geldiler, yediler. İşte mukaddimede beyan ettiğimiz sırra binaen; şu vakıa-i bereket, yalnız Semure'nin rivâyeti değil, belki Semure, o yemeği yiyen cemaatlerin mümessili gibi, onların namına ve tasdiklerine binaen ilân ediyor.


    ASHÂB-I SUFFA’NIN MAZHAR OLDUĞU BEREKET MU’CİZESİ
    9- Şifa-i Şerif sahibi ve meşhur İbn-i Ebî Şeybe ve Taberanî gibi mevsuk ve sahih muhakkikler rivâyetiyle, Hazret-i Ebu Hüreyreye der: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bana emretti: "Mescid-i Şerif'in suffesini mesken ittihaz eden yüzden ziyade fukara-yı muhacirîni davet et!" Ben dahi onları aradım, topladım. Umumumuza bir tabla taam konuldu. Biz, istediğimiz kadar yedik, kalktık. O kâse konulduğu vakit nasıl idi, yine öyle dolu kaldı; yalnız parmakların izi taamda görünüyordu. İşte Hazret-i Ebu Hüreyre, umum kâmilîn-i ehl-i Suffe tasdikine istinaden, onlar namına haber verir. Demek, manen umum Ehl-i Suffe rivâyet etmiş gibi kat'îdir. Hem hiç mümkün müdür ki, o haber hak ve doğru olmasa, o sadık ve kâmil zâtlar sükût edip, tekzib etmesinler.

    BENÎ ABDÜLMUTTALİB'İN MAZHAR OLDUĞU MU’CİZE
    10- Nakl-i sahih-i kat'î ile- Hazret-i İmam-ı Ali der: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Benî Abdülmuttalib'i cem'etti. Onlar kırk âdem idiler. Onlardan bazıları bir deve yavrusunu yerdi ve dört kıye süt içerdi. Halbuki umum onlara, bir avuç kadar bir yemek yaptı; umum yeyip tok oldular. Yemek eskisi gibi kaldı. Sonra üç-dört âdeme ancak kâfi gelir ağaçtan bir kap içinde süt getirdi. Umumen içtiler, doydular. İçilmemiş gibi bâki kaldı. İşte Hazret-i Ali'nin şecaatı ve sadakatı kat'iyetinde bir mu'cize-i bereket!..


    HZ. FÂTIMA’NIN DÜĞÜNÜNDE MAZHAR OLUNAN MU’CİZE
    11- Nakl-i sahih ile- Hazret-i Ali ve Fatımat-üz Zehra velîmesinde, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Bilâl-i Habeşî'ye emretti: "Dört-beş avuç un ekmek yapılsın ve bir deve yavrusu kesilsin." Hazret-i Bilâl der: Ben taamı getirdim, mübarek elini üstüne vurdu; sonra taife taife sahabeler geldiler, yediler, gittiler. O yemekten bâki kalan miktara yine bereketle dua etti, bütün Ezvac-ı Tahirat'a herbirine birer kâse gönderildi. Emretti ki: "Hem yesinler, hem yanlarına gelenlere yedirsinler." Evet böyle mübarek bir izdivacda, elbette böyle bir bereket lâzımdır ve vukuu da kat'îdir!..


    HZ. FÂTIMA’NIN MAZHAR OLDUĞU BEREKET MU’CİZE
    12- Hazret-i İmam-ı Cafer-i Sadık, pederleri İmam-ı Muhammed-ül Bâkır'dan, o da pederi İmam-ı Zeynelâbidîn'den, o dahi İmam-ı Ali'den nakleder ki: Fatımat-üz Zehra, yalnız ikisine kâfi gelecek bir yemek pişirdi. Sonra Ali'yi gönderdi; tâ Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm gelsin, beraber yesinler. Teşrif etti ve emretti ki: O yemekten her bir ezvacına birer kâse gönderildi. Sonra kendine, hem Ali'ye, hem Fatıma ve evlâdlarına birer kâse ayrıldıktan sonra, Hazret-i Fatıma der: "Tenceremizi kaldırdık, daha dolu olup taşıyordu. Meşiet-i İlahiye ile, hayli zaman o yemekten yedik." Acaba bu nuranî, yüksek silsile-i rivâyetten gelen şu mu'cize-i berekete, gözün ile görmüş gibi inanmıyorsun? Evet buna karşı şeytan dahi bahane bulamaz.


    DÖRT YÜZ ATLININ MAZHAR OLDUĞU BEREKET MU’CİZESİ
    13- Ebu Davud ve Ahmed İbn-i Hanbel ve İmam-ı Beyhakî gibi sadûk imamlar, Dükeyn-ül Ahmesî İbn-i Said-il Müzenî'den, hem altı kardeş ile beraber sohbete müşerref ve sahabelerden olan Nu'man İbn-i Mukarrin-il Ahmesiyy-il Müzenî'den, hem Cerir'den naklederek, müteaddid tarîklerle Hazret-i Ömer İbn-il Hattab'dan naklediyorlar ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Ömer'e emretti: "Ahmesî Kabilesinden gelen dört yüz atlıya yolculuk için zâd ü zahîre ver!" Hazret-i Ömer dedi: "Yâ Resulallah! Mevcud zahîre, birkaç sa'dır. Kümesi, oturmuş bir deve yavrusu kadardır." Ferman etti: "Git ver!" O da gitti, yarım yük hurmadan, dört yüz süvariye kifâyet derecesinde zâd ü zahîre verdi. Ve dedi: Hiç noksan olmamış gibi eski halinde kaldı. İşte şu mu'cize-i bereket, dört yüz âdemle ve bahusus Hazret-i Ömer ile münasebetdar bir surette vukua gelmiştir. Rivâyetlerin arkasında bunlar var. Bunların sükûtu, tasdiktir. İki-üç haber-i vâhid deyip geçme! Böyle hâdiseler haber-i vâhid dahi olsa, tevatür-i manevî hükmünde kanaat verir.


    HZ. CÂBİR’İN MAZHAR OLDUĞU BEREKET MU’CİZESİ
    14- Başta Buharî ve Müslim, kütüb-i sahiha haber veriyorlar ki: Hazret-i Câbir'in pederi vefat eder; borcu çok, ziyade medyun. Borç sahibleri de Yahudiler. Câbir, pederinin asıl malını guremaya verdi, kabul etmediler. Halbuki bağındaki meyveleri, kaç senede deynine kâfi gelmeyecek. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti: "Bağın meyvelerini koparınız, harman ediniz!" Öyle yaptılar. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm harman içinde gezdi, dua etti. Sonra Câbir harmandan pederinin bütün guremasının borçlarını verdikten sonra, yine bir senede bağdan gelen mahsulât kadar harmanda kaldı. Bir rivâyette, bütün guremaya verdiği kadar kaldı. O hâdiseden borç sahibleri olan Yahudiler, çok taaccüb edip hayrette kaldılar. İşte şu mu'cize-i bahire-i bereket, yalnız Hazret-i Câbir gibi birkaç râvilerin haberi değil, belki manevî tevatür hükmünde, o hâdise ile münasebetdar, hadd-i tevatür derecesinde çok âdemleri temsil ederek rivâyet etmişler.


    TEBÜK GAZVESİNDE İHSAN EDİLEN BEREKET MU’CİZESİ
    15- Başta Tirmizî ve İmam-ı Beyhakî gibi muhakkikler, Hazret-i Ebu Hüreyre'den nakl-i sahih ile haber veriyorlar ki: Ebu Hüreyre demiş ki: Bir gazvede ve -başka bir rivâyette Gazve-i Tebük'te- ordu aç kaldı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm
    ferman etti: [هَلْ مِن شَيْئ] "Bir şey var mı?" diye emretti. Ben dedim: "Heybede bir parça hurma var." (Bir rivâyette, onbeş tane imiş.) Dedi: "Getir!" Getirdim. Mübarek elini soktu, bir kabza çıkardı, bir kaba bıraktı; bereketle dua buyurdular. Sonra onar onar askeri çağırdı, umumen yediler. Sonra ferman etti: [خُذْ مَا جِئْتَ بِهِ وَاقْبِضْ عَلَيْهِ وَلاَ تَكُبَّهُ]Ben aldım, elimi o heybeye soktum. Evvel getirdiğim kadar elime geçti. Sonra Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hayatında, Ebu Bekir ve Ömer ve Osman hayatında, o hurmalardan yedim. Başka bir tarîkte rivâyet edilmiş ki: O hurmalardan kaç yük, fîsebilillah sarfettim. Sonra Hazret-i Osman'ın katlinde, o hurma kabı ile nehb ü garat edildi, gitti. İşte Hoca-i Kâinat olan Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın kudsî medresesi ve tekyesi olan Suffe'nin demirbaş bir mühim talebesi ve müridi ve kuvve-i hâfızanın ziyadesi için dua-yı Nebeviyeye mazhar olan Hazret-i Ebu Hüreyre, Gazve-i Tebük gibi bir mecma-i nâsta vukuunu haber verdiği şu mu'cize-i bereket; manen bir ordu sözü kadar kat'î ve kuvvetli olmak gerektir.


    EBÛ HUREYRE’NİN ŞÂHİD OLDUĞU SÜTÜN BEREKETLENMESİ MU’CİZESİ
    16- Başta Buharî, kütüb-i sahiha -nakl-i kat'î ile- beyan ediyorlar ki: Hazret-i Ebu Hüreyre aç olmuş, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın arkasından gidip, menzil-i saadete gitmişler. Bakarlar ki bir kadeh süt, oraya hediye getirilmiş. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm emretti ki: "Ehl-i Suffe'yi çağır!" Ben kalbimde dedim ki: "Bu sütün bütününü ben içebilirim. Ben daha ziyade muhtacım." Fakat emr-i Nebevî için onları topladım, getirdim. Yüzü mütecaviz idiler. Ferman etti: "Onlara içir!" Ben de o kadehteki sütü birer birer verdim. Her birisi doyuncaya kadar içer, diğerine veririm. Böyle birer birer içirerek, bütün Ehl-i Suffe o sâfi sütten içtiler. Sonra ferman etti ki: [بَقِىَ اَنَا وَاَنْتَ فَاشْرَبْ]Ben içtim. "İçtikçe, iç!" ferman eder; tâ ben dedim: "Seni hak ile irsal eden Zât-ı Zülcelal'e kasem ederim, yer kalmadı ki içeyim." Sonra kendisi aldı. Bismillah deyip hamdederek bâkiyesini içti. Yüzbin âfiyet olsun.


  7. #7
    Yasaklı Üye Ab-ihayaT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    Adıyaman
    Yaş
    39
    Mesajlar
    199

    Standart Resûlullah’in (asm)hem Dua Hem De Temas Ile Ilgili Mucizeleri

    RESÛLULLAH’IN (ASM)HEM DUA HEM DE TEMAS İLE İLGİLİ MUCİZELERİ

    1- Hazret-i Hâlid İbn-i Velid'e Seyfullah'a birkaç saçını verip, nusretine dua etmiş. Hazret-i Hâlid, o saçları külâhında hıfzetmiş. İşte o saç ve duanın bereketi hürmetine, hiçbir harbe girmemiş illâ muzaffer çıkmış.
    2- Selman-ı Farisî, evvelce Yahudilerin abdi imiş. Onun seyyidleri, onu âzad etmek için çok şeyler istediler. "Üçyüz hurma fidanını dikip meyve verdikten sonra, kırk okıye altun vermekle âzad edilirsin" dediler. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a geldi, beyan-ı hâl etti. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm kendi eliyle, Medine civarında üçyüz fidanı dikti. Yalnız bir tanesini başkası dikti. O sene zarfında, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın diktiği bütün fidanlar meyve verdi. Yalnız bir tek başkası dikmişti, o tek meyve vermedi. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onu çıkardı, yeniden dikti. O da meyve verdi. Hem tavuk yumurtası kadar bir altunu, ağzının tükürüğünü ona sürdü, dua etti, Selman'a verdi. Dedi: "Git Yahudilere ver." Selman-ı Farisî gidip o altundan kırk okıyeyi onlara verdi; o tavuk yumurtası kadar olan altun, eskisi gibi bâki kaldı. İşte şu vakıa, Hazret-i Selman-ı Pâk'in sergüzeşte-i hayatının en mühim bir hâdise-i mu'cizekâranesidir. Muteber ve mevsuk imamlar haber vermişler.
    3- Ümm-i Mâlik isminde bir sahabiye, "ukke" denilen küçük bir yağ tulumbasından, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a yağ hediye ederdi. Bir defa Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ona dua edip ukkeyi vermiş; ferman etmiş ki: "Onu boşaltıp sıkmayınız." Ümm-i Mâlik ukkeyi almış. Ne vakit evlâdları yağ isterlerse, bereket-i dua-yı Nebevî ile ukkede yağ bulurlardı. Hayli zaman devam etti. Sonra sıktılar, bereket kesildi.



    Hem dua hem temas ile suların tatlılaşması ve güzel kokması


    1- İmam-ı Beyhakî başta, ehl-i hadîs haber veriyorlar ki: Bi'r-i Kubâ denilen kuyunun suyu bazı kesiliyordu. Yani bitiyordu. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm abdest suyunu içine koyup dua ettikten sonra, kesretle devam etti, daha hiç kesilmedi.
    2- Başta Ebu Nuaym Delail-i Nübüvvet'te, ehl-i hadîs haber veriyorlar ki: Enes'in evindeki kuyuya, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm tükürüğünü içine atıp dua etmiş, Medine-i Münevvere'de en tatlı su o olmuş.
    3- İbn-i Mâce haber veriyor ki: Mâ-i Zemzem'den bir kova su, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a getirdiler. Bir parça ağzına aldı, kovaya boşalttı. Kova misk gibi râyiha verdi.
    4- İmam-ı Ahmed İbn-i Hanbel haber veriyor ki: Bir kuyudan, bir kova su çıkardılar. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm içine ağzının suyunu akıtıp kuyuya boşalttıktan sonra, misk gibi râyiha vermeğe başladı.
    5- Ricalullahtan ve İmam-ı Müslim ve ülema-i Mağrib'in mutemedi ve makbulü olan Hammad’a İbn-i Seleme haber veriyor ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm deriden bir tuluğa su doldurup ağzına üflemiş, dua etmiş. Bağladı, bir kısım sahabeye verdi. "Ağzını açmayınız! Yalnız abdest aldığınız vakit açınız." demiş. Gitmişler, abdest almak vaktinde ağzını açmışlar. Görüyorlar ki, hâlis bir süt, ağzında da kaymak yağ.

    Dua ve temas ile sütsüz keçilerin sütlenmesi

    1- Ehl-i Siyer'in bütün muteber kitabları haber veriyorlar ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Ebu Bekir-is Sıddık ile beraber hicret ederken, Âtiket Bint-il Huzaiye denilen Ümm-i Mabed hanesine gelmişler. Gâyet zaîf, sütsüz, kısır bir keçi orada vardı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Ümm-i Mabed'e ferman etti: "Bunda süt yok mudur?" Ümm-i Mabed demiş ki: "Bunun vücudunda kan yoktur, nereden süt verecek?" Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm gidip o keçinin beline elini sürmüş, memesini de meshetmiş, dua etmiş. Sonra demiş: "Kap getiriniz, sağınız!" Sağdılar. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Ebu Bekir-is Sıddık ile içtikten sonra, o hane halkı da doyuncaya kadar içmişler. O keçi kuvvetlenmiş, öyle de mübarek kalmış.
    2- Şât-ı İbn-i Mes'ud'un meşhur kıssasıdır ki: İbn-i Mes'ud İslâm olmadan evvel, bazıların çobanı idi. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Ebu Bekir-is Sıddık ile beraber, İbn-i Mes'ud'un keçileriyle bulunduğu yere gitmişler. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, İbn-i Mes'ud'dan süt istemiş. O da demiş: "Keçiler benim değil, başkasının malıdırlar." Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm demiş: "Kısır, sütsüz bir keçi bana getir." O da
    iki senedir teke görmemiş bir keçi getirdi. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm eliyle onun memesine meshedip dua etmiş. Sonra sağmışlar, hâlis bir süt almışlar, içmişler. İbn-i Mes'ud bu mu'cizeyi gördükten sonra iman etmiş.
    3- Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın murdiası yani süt annesi olan Halime-i Sa'diye'nin keçilerinin kıssa-i meşhuresidir ki; o kabilede bir derece kahtlık vardı. Hayvanat zaîf ve sütsüz oluyordular ve tok oluncaya kadar yemiyorlardı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm oraya, süt annesinin yanına gönderildiği zaman, onun bereketiyle, Halime-i Sa'diye'nin keçileri, akşam vakti başkalarının hilafına olarak, hem tok ve memeleri dolu olarak geliyorlardı.



    Dua ve temas ile zahir olan diğer mucizeler



    1- Ömer İbn-i Sa'd'ın başına elini sürmüş, dua etmiş. Seksen yaşında o âdem, o duanın bereketiyle öldüğü vakit başında beyaz yoktu.
    2- Kays İbn-i Zeyd'in başına elini koyup, meshedip dua etmiş. O duanın bereketiyle, yüz yaşına girdiği vakit, meshin tesiriyle, bütün başı beyaz, yalnız Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın elini koyduğu yer simsiyah olarak kalmış.
    3- Abdurrahman İbn-i Zeyd İbn-il Hattab hem küçük, hem çirkin idi. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm eli ile başını meshedip dua etmiş. O duanın bereketiyle; kametçe en bâlâ kamet ve suretçe en güzel bir surete girmiş.
    4- Âiz İbn-i Amr'ın Gazve-i Huneyn'de yüzü yaralanmış. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, eliyle yüzündeki kanı silmiş. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın elinin temas ettiği yer, parlak bir nuraniyet vermiş ki, muhaddisler[كَغُرَّةِ الْفَرَسِ] tabir etmişler. Yani, doru atın alnındaki beyaz gibi, temas yeri öyle parlıyordu.
    5- Katade bin Selman'ın yüzüne elini sürmüş, dua etmiş. Katade'nin yüzü âyine gibi parlamağa başlamış.
    6- Ümm-ül Mü'minîn Ümm-i Seleme'nin kızı ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın üvey kızı Zeyneb'e, küçükken Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onun yüzüne abdest suyu atıp taltif etmiş. O suyun temasından sonra, Zeyneb'in hüsn ü cemali acib suret almış, bedi'-ül cemal olmuş.


  8. #8
    Yasaklı Üye Ab-ihayaT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    Adıyaman
    Yaş
    39
    Mesajlar
    199

    Standart “Ağlayan Kütük” mucizesi

    “Ağlayan Kütük” mucizesi

    Meşhur Hasan-ı Basrî, şu hâdise-i mu'cizeyi şakirdlerine ders verdiği vakit, ağlardı ve der idi ki: "Ağaç, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a meyl ve iştiyak gösteriyor.. sizler daha ziyade iştiyaka, meyle müstehaksınız." Biz de deriz ki: Evet hem ona iştiyak ve meyl ve muhabbet, onun Sünnet-i Seniyesine ve Şeriat-ı Garrasına ittiba' iledir.


    Evet Mescid-i Şerif-i Nebevîde kuru direğin büyük bir cemaat içinde, muvakkaten firak-ı Ahmedîden ağlaması; beyan ettiğimiz mu'cize-i şeceriyenin misallerini hem teyid eder, hem kuvvet verir. Çünki o da ağaçtır, cinsi birdir. Fakat şunun şahsı mütevatirdir, öteki kısımlar herbirinin nev'i mütevatirdir. Cüz'iyatları, misalleri çoğu sarih tevatür derecesine çıkmıyor.
    Evet Mescid-i Şerifte hurma ağacından olan kuru direk, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hutbe okurken ona dayanıyordu. Sonra minber-i şerif yapıldığı vakit, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm minbere çıkıp hutbeye başladı. Okurken, direk deve gibi enin edip ağladı; bütün cemaat işitti. Tâ Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm yanına geldi, elini üstüne koydu. Onunla konuştu, teselli verdi; sonra durdu. Şu mu'cize-i Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm pek çok tarîklerle, tevatür derecesinde nakledilmiştir. Evet [hanin-ül ciz'] mu'cizesi çok münteşir ve meşhur ve hakikî mütevatirdir. Sahabelerin bir cemaat-ı âlîsinden, onbeş tarîk ile gelip, Tâbiînin yüzer imamları o mu'cizeyi, o tarîkler ile arkadaki asırlara haber vermişler. Sahabenin o cemaatinden ülema-i sahabe namdarları ve rivâyet-i hadîsin reislerinden Hazret-i Enes İbn-i Mâlik hâdim-i Nebevî, Hazret-i Câbir Bin Abdullah-il Ensarî hâdim-i Nebevî, Hazret-i Abdullah İbn-i Ömer, Hazret-i Abdullah Bin Abbas, Hazret-i Sehl Bin Sa'd, Hazret-i Ebu Said-il Hudrî, Hazret-i Übeyy İbn-il Kâ'b, Hazret-i Büreyde, Hazret-i Ümm-ül Mü'minîn Ümm-i Seleme gibi meşahir-i ülema-i sahabe ve rivâyet-i hadîsin rüesaları gibi, herbiri bir tarîkın başında, aynı mu'cizeyi ümmete haber vermişler. Başta Buharî, Müslim, kütüb-i sahiha; arkalarındaki asırlara, o mütevatir mu'cize-i kübrayı tarîkleriyle haber vermişler.
    İşte Hazret-i Câbir tarîkında der ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hutbe okurken, Mescid-i Şerifteجِذْعُ النَّخْلِdenilen kuru direğe dayanıp, okurdu. Minber-i şerif yapıldıktan sonra, minbere geçtiği vakit; direk tahammül edemeyerek, hamile deve gibi ses verip inleyerek ağladı. Hazret-i Enes tarîkında der ki: Camus gibi ağladı, mescidi lerzeye getirdi. Süheyl İbn-i Sa'd tarîkında der: Hem onun ağlaması üzerine, halklarda ağlamak çoğaldı. Hazret-i Übeyy İbn-il Kâ'b tarîkında diyor: Hem öyle ağladı ki, inşikak etti. Diğer bir tarîkta, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti: [اِنَّ هٰذَا بَكَى لِمَا فَقَدَ مِنَ الذِّكْرِ]Yani: "Onun mevkiinde okunan zikir ve hutbedeki zikr-i İlahînin iftirakındandır ağlaması." Diğer bir tarîkte ferman etmiş: [لَوْ لَمْ اَلْتَزِمْهُ لَمْ يَزَلْ هٰكَذَا اِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ]
    [تَحَزُّنًا عَلَى رَسُوِ اللّٰهِ]Yani: "Ben onu kucaklayıp teselli vermeseydim, Resulullah'ın iftirakından kıyamete kadar böyle ağlaması devam edecekti." Hazret-i Büreyde tarîkında der ki: Ciz' ağladıktan sonra, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, elini üstüne koyup ferman etti:اِنْ شِئْتَ اَرُدُّكَ اِلَى الْحَاءِطِ الَّذِى كُنْتَ فِيهِ تَنْبُتُ لَكَعُرُوقُكَ وَيَكْمُلُ خَلْقُكَ وَيُجَدَّدُ خُوصُكَ وَثَمَرُكَ وَاِنْ شِئْتَ اَغْرِسُكَ فِى الْجَنَّةِ يَاْكُلُ اَوْلِيَاءُ اللّٰهِ مِنْ ثَمَرِكَSonra, o ciz'i dinledi ne söylüyor; ciz' söyledi, arkadaki âdemler da işitti: [اِغْرِسْنِى فِى الْجَنَّةِ يَاْكُلُ مِنِّى اَوْلِيَاءُ اللّٰهِ فِى مَكَانٍ لاَ يَبْلَى]Yani: "Cennet'te beni dik ki; benim meyvelerimden Cenab-ı Hakk'ın sevgili kulları yesin. Hem bir mekân ki, orada beka bulup, çürümek yoktur." Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti: [قَدْ فَعَلْتُ]Sonra ferman etti. [اِخْتَارَ دَارَ الْبَقَاءِ عَلَى دَارِ الْفَنَاءِ]İlm-i Kelâm'ın büyük imamlarından meşhur Ebu İshak-ı İsferanî naklediyor ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm direğin yanına gitmedi; belki direk onun emriyle, onun yanına geldi. Sonra emretti, yerine döndü. Hazret-i Übeyy İbn-i Kâ'b der ki: Şu hâdise-i hârikadan sonra Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm emretti ki: "Direk, minberin altına konulsun." Minberin altına konuldu, tâ mescid-i şerifin tamiri için hedmedilinceye kadar. O vakit Hazret-i Übeyy İbn-il Kâ'b yanına aldı, çürüyünceye kadar muhafaza edildi. Meşhur Hasan-ı Basrî, şu hâdise-i mu'cizeyi şakirdlerine ders verdiği vakit, ağlardı ve der idi ki: "Ağaç, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a meyl ve iştiyak gösteriyor.. sizler daha ziyade iştiyaka, meyle müstehaksınız." Biz de deriz ki: Evet hem ona iştiyak ve meyl ve muhabbet, onun Sünnet-i Seniyesine ve Şeriat-ı Garrasına ittiba' iledir.


  9. #9
    Yasaklı Üye TURKUAZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    628

    Standart

    bu konu okadar çok istismar ediliyor ki artık beşerin hakkını beşere, Allahın hakkını Allaha has kılamayan, beşeriyetle uluhiyetin sınırlarında girişimler oluşturan bir zihniyetin sahiplerinin tevhidi bir inanca ulaşamayacakları kanaatini taşımaktayım,gaybın mutlak sahibi ve alimi olan Allahın, dilediği takdirde, dilediği kimselere gaybını bildirmesi aklen mümkün ve caizdir, ama Allahın bildirdiği gayb haberlerinin dışında geçmişe dair vasıtasız hiçbir bilgiye sahip bulunmadığı gibi, bu kabil haberleri bilme sorumluluğu ve konuşma yetkisi de yoktur
    aeo

  10. #10
    gaze
    Guest gaze - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Hak razı olsun

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Dünyaya Ehemmiyet Verme!
    By Şahide in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 22.11.09, 04:56
  2. Çongar: Emir Verme Hesap Ver Başbuğ!
    By Alâ Nur in forum Gündem
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 16.10.08, 08:34
  3. Alem-i Gayb..
    By Cennetâsâ in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 15
    Son Mesaj: 18.07.08, 08:45
  4. Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 08.01.08, 08:36
  5. Resûlullah Rükûda O’nu Bekledi
    By ab_ı hayat in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 04.09.07, 20:49

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0