Efendimiz, tasavvur edilemeyecek kadar bir infâk sahi­bi idi. Düşünülemeyecek derecede infâk zevki yaşardı. Hiçbir şeyi bir dostuyla paylaşmadan yemezdi. O kadar maruf olmuştu ki, bir tek hurma gelse, "Bir mü'min gelse de hurmayı paylaşarak yesek" derdi. Tek başına yemek yemeyi kendisine ve dostlarına yasaklamıştı. Bu infâkın basit gibi görünen, ama önemli bir ilkesidir. Onun ardın­dan Efendimizin devamlı tebessümü vardır. Fahr-i Kâinat Efendimiz yüksek sesle gülmezdi, ama tebessümünü bir an için terk etmezdi. Bunu Efendimizin genel infâk hadi­sesi içerisinde mütalaa etmemiz lazım. Ama, asıl mühimi Efendimizin bütün malını infâk etmesidir. Hz. Hatice'den Efendimize intikal eden servet bugünün değeriyle eşsiz bir servetti. Efendimiz bu serveti sırf Mekke çölüne sürü­len yetmiş-seksen kadar mü'min kardeşimize karaborsa­dan su ve ekmek almak için harcadı ve bu harcama o ka­dar şiddetli oldu ki, Hz. Hatice Annemiz dünyasını değiş­mesinden sonra aşağı yukarı bu servet sıfırlanmış oldu. Yani Efendimizin infâk tarzı tasavvurun çok ötesinde bir dağıtıştır.

Efendimiz, gözbebeği olan Hz. Fâtıma'yı Medine'de ev­lendirirken, bir düğün yemeği hazırlayacak kadar maddi gücünün "Olmaması sıkıntısını yaşamıştır. Hayır zevk ya­ratmıştır. Çünkü o infâk zevkini dağıtarak yaşamıştır. O infâk, Efendimizin kalbinin bütün evrenlere açılma tarzı­dır. Onun için infâk, Efendimizin en büyük özelliğidir ve insanların infâk yaparak Efendimize benzeme çabası da en kıymetli çabadır. Çünkü Efendimizin Kur'an ayetinde emredilen, "O sizden hiçbir gayb sırrını gizlemedi" sırrı çok önemlidir. Bu gaybdaki sırlan yalnız insanlara değil, meleklere, cinlere kadar Allah'tan aldığının tümünü var­lıklara yansıttı. Eğer Fahr-i Kâinat Efendimiz, Cenab-ı Haktan aldığını yansıtmamış olsaydı, insanlar hiçbir şey öğrenemez, bilemezlerdi.

Onun için Efendimiz bir anlamda zevklerini, gönlünde­ki Allah sevgisini bütün kainata infâk etmiştir. Miraçta Allah, "Benden ne istiyorsun?" dediği zaman, "Bana ver­diğin bu nimeti salih olan mü'minlere de ver" demiştir. Binaenaleyh Fahr-i Kainat Efendimizin huyu, kalb-i Mu­hammediyi kainatın merkezine koyup bütün varlıklara ve evrenlere infâk etmektir.

Efendimizin sırrı içerisinde Cenab-ı Hak bir kula ba­karken, onda meziyet aramak için Efendimize benzeyişi arar, bu benzeyişi bulmak için infakta paralellik şarttır. Hiç kimse Efendimiz gibi infak edemez. Ne gönlünü infak edebilir, ne malını infak edebilir. Efendimizin infak sırrını taklit ederek ancak bir çıkış noktasına varabiliriz. Aksi takdirde kulluğun ezikliğini, dünyaya bağlılığın pisliğini atamazlar. İnfak bu bakımdan hem süper bir kurtuluş çaresi, hem de insanları tasnif eden büyük bir laboratuvardır. İnsanların infaklarıyla ancak hesaplar görülür.


Onk. Dr. Haluk Nurbaki | Peygamber Çizgisinde Yaşamak