İlmi İle Amel Etmemek

Müslim ve diğerlerinin rivayetinde Resûl-i Ekrem,
Allah'ım, fayda vermeyen ilimden, huşûu olmayan gönülden, doymayan nefisden ve kabul olmayan duadan sana sığınırım.[501] buyurmuştur.

Yine Buhârî ile Müslim'in rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Kıyamet gününde bir adam getirilip cehenneme atılır da ce*hennemde onun bağırsakları derhal karnından dışarı çıkar. Sonra o adam (bağırsakları etrafında) değirmen merkebinin değirmende döndüğü gibi döner. Bunun üzerine cehennem halkı bunun etrafını çevirir ve:

“Ey filân, hal ve şânın nedir? Sen bize dünyada iyilikle emre*dip kötülükten nehyeden birisi değil mi idin?” derler. O da:

(Evet, ben öyle idim. Fakat) Ben size iyilikle emrederdim, hal*buki kendim yapmazdım. Yine ben sizi kötülükten nehyederdim de kendim işlerdim, diye cevap verir.”[502], buyurmuştur.

Taberâni'nin ve Ebû Nuaym'ın rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Zebaniler, putperestlerden önce fasık okuyucuları yakalarlar. Fasıklar buna itiraz ederek:

“Puta tapanlardan önce bizi alıyorlar?” derler. Onlara:

“Elbet, bilenlerle bilmeyenler bir olmaz.” denir.”[503], buyurmuştur.

Hafız el-Münzirî:

“Bu hadis garip olmakla beraber, sıhhatine delâlet eden şahidi vardır. O da riya bölümünde rivayet edilen hadistir. Orada, “İlk çağırılacak olan, “Ne güzel okuyor” desinler için Kur'an'ı ezberleyen hafızlardır.”, denilmektedir. Hadîsin sonunda, “İşte kıyamet günü ilk cehenneme girecek olan, bu üç kişidir.”[504], buyurulmasıdır.

İsnadının kuvvetli olmadığını söylemekle beraber Tirmizî'nin ri*vayetinde Resûl-i Ekrem:

“Haramını helâl kabul eden kimse, Kur'an’a inanmamıştır.” buyurmuştur.

Yine Tirmizi'nin Sahih ve hasen olduğunu söylediği bir rivayet*te Resül-i Ekrem:

“Kişi kıyamet günü (beş şeyden) ömrünü nerede tükettiğinden, ilmi ile ne amel ettiğinden, malını nerden kazanıp nereye sarfettiğinden, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça adım atamaz.”[505], buyurmuştur.

Tirmizi'nin Sahih sened ile yine bu mealde bir rivayeti daha vardır.

Taberânî'nin “Kebir”inde rivayetine göre Resûl-i Ekrem:

“Cennet halkından birtakım kimseler, cehennemlerden bazılarının yanına giderek:

“Niçin cehenneme girdiniz. Vallahi, biz cennete ancak sizden öğrendiklerimiz sayesinde girdik,” derler. Onlar:

Biz söylerdik fakat söylediğimizi yapmazdık, diye cevap verirler.”[506], buyurmuştur.

İbn Ebi'd-Dünyâ, ayrıca ceyyid isnad ile Beyhakî'nin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

Her kim bir hutbe okursa, Allahu Teâlâ onu, hutbesinden sorumlu tutar, sanırım, hutbeden neyi kasdettiğini kendisinden sorar.” buyurmuştur.

Cafer'in anlattığına göre, Mâlik b. Dinar bu hadîsi rivayet ettiği vakit, yaşı tükenlnceye kadar ağlardı ve, “Gözümün, sözümü ikrar ettiğini mi sanıyorsunuz? Ben bilirim ki, Allahu Teâlâ, kıyamet günü ona da niçin ağladığından soracaktır.” derdi.

Bezzar'ın garip olan bir rivayetinde Muâz İbn Cebel (r.a.) den şöyle demiştir:

“Resûl-i Ekrem Kabe'yi tavaf ederken onu aradım buldum ve:

“ Ey Allah'ın, Resulü, insanların hangisi daha kötüdür?” diye sordum, Resûl-i Ekrem:

“Allah'ım, onu bağışla. Sen hayırdan sor, serden sorma; İnsanların kötüsü, âlimlerin kötüsüdür[507], buyurdu.

Taberânî'nin hasen sened ile rivayetinde Resûl-i Ekrem:

İnsanlara hayrı (iyiliği) öğretip kendini unutan, başkalarına ışık verip kendisini yakan kandil gibidir.”[508], buyurmuştur.

İbn Hibbân'ın, râvisi üzerinde durduğu diğer bir rivayetinde de,

Her ilim sahibine vebaldir, ancak ilmiyle amel eden bu vebalden kurtulmuştur.” [509]

Taberâni ve Beyhaki'nin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

Kıyamet gününde İnsanların en şiddetli azaba uğrayacak olanı, ilmi kendisine fayda vermeyen âlimdir.”[510]

Bezzâr ve Taberânî'nin Ammar b. Yâsir (r.a.) den rivayetlerinde, şöyle demiştir: Resûl-i Ekrem beni, kendilerine Islâmi hükümleri öğretmek için Beni Kays Kabilesinden bir aileye gönderdi. Gittim baktım ki, vahşi develer gibi insanlar. Gözleri havada, deve ve koyundan başka bir şey düşünmüyorlar. Hemen geri döndüm. Resûl-i Ekrem bana:

“Ey Ammar, ne yaptın, anlat bakalım,” buyurdu. Ben gördüklerimi ve onların hatalı düşünce ve hareketlerini anlattım.

Resûl-i Ekrem:

“Ey Ammar, bunlardan daha kötülerini sana bildireyim mi? Onlar öyle kimselerdir ki, bilmediklerini bildikleri halde yine bunlar gibi hatalara düşerler” buyurdu.[511]

Râvileri arasında, İbn Hibbân ye diğerlerinin, mevsuktur, dediği Aver'in de bulunduğu Taberânî'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem:

Ben ümmetim üzerine mü’minden ve müşrikten korkmam. Mü'mini, imanı kötülüklerden alıkor. Müşrike gelince, onu da küfrü kahreder, hor ve hakir kılar. Ancak sizin için korktuğum, bilerek ve güzel konuşan münafıktır. Çünkü o, sizin bilip kabul ettiğinizi söyler ve fakat inkâr ettiğini yapar.”[512], buyurdu.

Yine Sahih bir rivayette Resûl-i Ekrem:

Benden sonra sizin için en çok korktuğum, bilerek konuşan münafıktır.”[513], buyurmuştur.

Yine İbn Mesûd (r.a.) den gelen Sahih bir rivayette Resûl-i Ekrem:

Öyle zannederim ki, sizden biriniz ilmi öğrendiği gibi de unutur. Çünkü ilmi ile hatalı işlerde bulunmuştur.” buyurmuştur.[514]

Ahmed ve Beyhakî Zâzânî'nin oğlu Mansûr'dan tahriçlerinde, diyor ki:

“Cehenneme atılan bazı kimselerin kokusundan cehennem halkı bunalır. Bunlara:

Ey kimseler! Yazıklar olsun size. Dünyadaki günahınız ne idi ki, bizim cezamız bize sanki yetmiyormuş gibi, bir de sizin kokunu*zun cezasını çekiyoruz” derler. Onlar da:

Evet, biz, ilmi kendilerine fayda vermeyn alimleriz,” derler.”[515]

Tembih: İlmiyle amel etmemenin büyük günahlardan olduğu, bu hadislerin zâhirindeki şiddetli veidlerden anlaşılmıştır. Şayet bu şiddet, mendup ve mekruhla olsun, yalnız ilmiyle amel etmediğinden değil, vacipleri terkedip haram olan şeyleri irtikâb ettiğindendir. Böyle olunca, yine bu rivayetler, ilmiyle amel etmemenin büyük günahlardan olduğunu sarahaten ifade ediyorlarsa da bunları namaz gibi farzların terkinden ayrı mütalaa etmek doğru olmaz, dersen,

Derim ki, her ne kadar sarahaten görmedimse de, bunu, ilim ile isyanın, bilgisiz yapılan günahtan daha şiddetli olduğuna hamletmek yerinde olur. Nitekim hadisler de bunu açıkça ifade etmektedirler. Bunun benzeri, ilerde anlatılacak olan isyan gibidir. Yani o mekânın şerefi, küçük de olsa isyanın daha büyük cezasını gerektirir. Âlim de böyledir; o, küçük günahta fuhşa vardığı vakit, kendini, haramlar şöyle dursun, mekruhlardan bile uzaklaştırması gereken ilmi sebebiyle o küçük günahın büyük yazılması mümkündür.[516]

[501] Sünenü İbn Mâce, 1/92.
[502] Sahihul-Buhâri, Kİtabu Bedi'1-Halk; Sahihu Müslim, 4/2291.
[503] et-Tergib ve't-Terhib, 1/124 (Taberâni ve Ebû Nuaym'ın rivayetlerinden naklen.).
[504] Sahihu Müslim, 3/1514; et-Tergib ve't-Terhib, 1/124, 125.
[505] Sünenü’t-Tirmizi, 4/612.
[506] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevâid, 1/186.
[507] Mecmeu'z-Zevaid ve Menbeu'l-Fevaid, 1/185.
[508] Mecmeu'z-Zevaid ve Menbeu’l-Fevaid, 1/184.
[509] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu’l- Fevâid, 1/164.
[510] Mecmeu'z-Zevâİd ve Menbeu'l-Fevâid, 1/185.
[511] Mecmeu'z-Zevaid vo Menbeu'l-Fevâid, 1/185.
[512] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevaid, 1/187.
[513] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 1/187.
[514] et-Tergib ve't-Terhîb, 3/127 (Taberâni’nin rivayetinden naklen.).
[515] et-Tergîb ve't-Terhîb, 1/128 (Ahmed ve Beyhaki'nin rivayetlerinden naklen).
[516] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 238-242.

İbn Hacer El-Heytemi,İslâm'da Helâller Ve Haramlar