+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6

Konu: Allah Resulünden Dokuz Büyük Tavsiye

  1. #1
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart Allah Resulünden Dokuz Büyük Tavsiye

    Hz. Ebu'd-Derdâ, Peygamber'in (s.a.s.) kendisine dokuz önemli şey tavsiye ettiğini bildirir:

    “1) Parça parça doğransan veya ateşte pişirilsen biile, Allah'a hiç bir şeyi ortak etme.

    2) Kasden (özür olmaksızın) farz namazı asla terk etme; onu kasden terk edenden Allah'ın himayesi kalkmış olur.

    3) Asla şarap içme; çünkü o, her kötülüğün anahtarıdır.

    4) Ana-babana itaat et.

    5) Yerinden çıkmanı emrederlerse (çıkmana izin verirlerse), onların rızasını kazanmak için çık.

    6) Kendini haklı zannetsen bile, başındaki idarecilerle çekişme (onlara, Müslüman oldukları sürece karşı çıkma).

    7) Arkadaşların kaçsa ve helak dahi olacak olsan, sen muharebeden kaçma.

    8) Zenginliğinden ailene yedir ve harca.

    9) Ailene kırbacını kaldırma; onları Aziz ve Celîl olan Allah hakkı için korkut.”
    ((Buhari, el-Edebü’l-müfred, 9)

    Hadîs-i şerîfteki dokuz tavsiye kısaca şöyle açıklanır:

    1- Küfürden, imansızlıktan, Allah'a ortak koşma günahından daha büyük bir günah olmadığından ve böyle bir cinayet üzere ölmüş bulunan kimse, ebedî olarak cehennemde kalacağından, ne pahasına olursa olsun böyle bir günahı işlememek icâb eder. Kalben ve arzu ile bu günahın irtikâbına yol yoktur. Ancak kat'î bir ölüm tehlikesi karşısında kalben değil de, yalnız lisan ile küfür kelimesi söylenebilir. Söylemeden öldürülse, şehid olur. İşte ebedî hüsrana düşmemek için Hazreti Peygamber en çetin şartlar altında dahi küfre varmamayı tavsiye buyuruyor.

    2- Farz namazlar, ibadetlerin esası olup, fenalıklardan alıkoydukları cihetle bunlara devamın önemi aşikârdır. Unutma ve ağır hastalık gibi özürler dışında farz namazlar terk edilmez. Farzı, hiçbir mazereti yokken bile bile terk edenden Allah'ın rahmeti ve himayesi kalkar.

    3- Şarap her fenalığın anası olarak gösterilmiştir. Şarabın Arapça’sı “Hamır”dır ki, aklı gideren şey demektir. Bu itibarla aklı gideren, insanı sarhoş eden her içki şarap hükmündedir. Her hayırlı iş akıl sayesinde meydana getirildiğinden, aklın yok olması halinde de her fenalığa kapı açılmış olur. Bu bakımdan şerefli bir mevkii olan hem aklı korumak, hem de cemiyet içerisinde fenalıklara sebebiyet vermemek için Peygamberimiz asla şarap içmemeyi tavsiye etmişlerdir.

    4- Ana-babaya itaat etmek ve onlara iyilikte bulunmak, rıza ve dualarını kazanmak gerekir. Abdullah b. Mes'ud anlatmış ve şöyle demiştir: “Peygamber (sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e sordum ki, amellerin hangisi, şanı aziz ve yüce olan Allah'a daha sevgilidir?

    Buyurdular ki: (Müstahab olan) vaktinde namaz kılmak. Sonra hangisidir? dedim. Sonra, ana-babaya iyilik etmek, dedi. Sonra hangisidir? dedim. Sonra, Allah yolunda cihad etmektir, dedi. (bk. Müslim, İman, 13, 138)

    Namazın hakkını koruyan, ana-babaya da saygıda bulunur, onlara iyilik eder. Ana-babanın evlâd üzerindeki büyük haklarına karşılıkta bulunmayan kimse, başkalarına çok az iyilik ve itaat eder.

    “Biz, insana, ana-babasına iyilik etmesini emrettik. Bununla beraber, hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için sana emir verirlerse, artık onlara (bu hususta) itaat etme. Akıbet banadır dönüşünüz. Ben de işlemiş olduğunuz amelleri size haber vereceğim. (iyi-kötü karşılığını göreceksiniz).” (Ankebut: 8)

    Bu âyet-i kerîme, Allah'a isyan olmayan şeylerde ana-babaya itaati ve onlara iyilik yapmayı kesin olarak emrediyor. Ana-babaya itaatin zıddı, onlara fenalık yapmaktır ki, bu haramdır ve büyük günahlardan sayılmıştır. Ana ve baba, çocuklarını terbiye ederler ve yetiştirirler, ihtiyaçlarını karşılarlar ve onları yedirir içirirler. Bir mükâfat ve karşılık beklemeksizin bin bir çeşit selâmete çıkarmak için didinirler, her türlü fedakârlığa katlanırlar. Bu hal karşısında evlâd, eğer onların hizmetinde bulunmaz, hürmet ve içten gelen sevgi ile onlara iyilik etmezse, Allah'ın emretmiş olduğu vazifeyi yapmış olmaz.

    5- Ana-babanın izni olmadıkça başka memlekete göç etmek, sefere çıkmak doğru değildir. Hatta anne ve babanın şiddetli bir ihtiyaç ve ızdırap çekecekleri bir durum varken, hacca gitmekten evlâdlarını alıkorlarsa, günahkâr olmazlar. Tehlike olmadığı takdirde izinsiz ilim tahsiline de gidilebilir.

    6- İslâm kaidelerine aykırılığı gerçek olan bir kötü iş görmedikçe idarecilerle çekişmeyi, memuriyet için çırpınmayı, idarecilere karşı çıkmayı Peygamberimiz yasaklamışlardır. Fakat Islâmî bir gerçek ihlâl edildiği takdirde, hakkı söylemek bir vazifedir. Güç miktarınca da, küfür hali üzerinde bulunanlara karşı çıkılır.

    7- Muharebeden kaçmanın İslâm'a ve Müslümanlara çok büyük zararı dokunduğundan büyük günahlardan sayılmıştır. (Buhari, el-Edebü’l-müfred, 4) Bozgun ve paniğe sebebiyet vermekle işi mağlûbiyete kadar götürür. İslâm'ın İzzet ve şevketini kırar. İslâm için zillet ve perişanlık vesilesi olan muharebeden kaçmak fiili de böylece yasaklanmıştır.

    8- Bir insan, ailesine, çoluk-çocuğuna sahip olduğu zenginlikten harcamalıdır. İsraf olmayacak şekilde, terbiyelerine, yiyip içmelerine ve giyimlerine harcamalı, onları dar durumda bırakmamalıdır. Cenab-ı Hak, bir kuluna vermiş olduğu nimetin eserini, onun üzerinde görmek ister. İmkânlar nispetinde cimrilik göstermeden ve israf yapmadan ehline harcamalıdır.

    9- Bu hadîs-i şerifte aileye karşı kırbacı kaldırmamayı, yani zevce, evlâd ve hizmetçileri dövmemeyi Peygamberimiz tavsiye buyuruyor. Bazı rivayetlerde de “Ailenizden kırbacı kaldırmayın” çeklinde ifade vardır. Her iki halde de izahı mümkündür. Birinci rivayete göre, haklı bir sebepten dolayı olsa bile aile efradını dövmek hayırlı ve iyi bir iş değildir. İşin akıbetinden korkutmak ve bağışlamak en doğru bir yoldur. İkinci rivayete göre, zarar vermeden dövmenin cevazı bahis konusu olur. En son çare olarak dövme olabilir ve ailedeki otorite bu yol ile sağlanabilir. Burada da hududu aşmamak gerekir. (1)

    Ayrıca Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Rabbim bana dokuz şey emretti:

    * Gizli halde de aleni halde de Allah'tan korkma(mı),

    * Öfke ve rıza halinde de adaletli söz (söylememi),

    * Fakirlikte de zenginlikte de iktisad (yapmamı),

    * Benden kopana da sıla-ı rahm yapmamı,

    * Beni mahrum edene de vermemi,

    * Bana zulmedeni affetmemi,

    * Susma halimin tefekkür olmasını,

    * Konuşma halimin zikir olmasını,

    * Bakışımın da ibret olmasını,

    * Ma'rufu (doğru ve güzel olanı) emretmemi." (2)

    Kaynak:


    1- Bk. A. Fikri YAVUZ, İmam Buhari’nin Derlediği Ahlak Hadisleri (Edeb-ül Müfred), Sönmez Neşriyat: 1/26-27)

    2- Bu rivayeti Rezin el Abderi tahric etmiştir. Bk. Kütüb-i Sitte Muhtasarı ve Şerhi, 16/317.

  2. #2
    Ehil Üye YıldızMisal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Yaş
    37
    Mesajlar
    2.694

    Standart

    Allah razı olsun kardeşim..
    Arasırada uğrasan heyben dolu geliyorsun maşaAllah

  3. #3
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart

    Alıntı YıldızMisal Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Allah razı olsun kardeşim..
    Arasırada uğrasan heyben dolu geliyorsun maşaAllah
    Allah senden de razı olsun abla,teşekkür ederim.Vaktimizce gelmeye çalışıyoruz..

  4. #4
    Ehil Üye YıldızMisal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Yaş
    37
    Mesajlar
    2.694

    Standart

    9- Bu hadîs-i şerifte aileye karşı kırbacı kaldırmamayı, yani zevce, evlâd ve hizmetçileri dövmemeyi Peygamberimiz tavsiye buyuruyor. Bazı rivayetlerde de “Ailenizden kırbacı kaldırmayın” çeklinde ifade vardır. Her iki halde de izahı mümkündür. Birinci rivayete göre, haklı bir sebepten dolayı olsa bile aile efradını dövmek hayırlı ve iyi bir iş değildir. İşin akıbetinden korkutmak ve bağışlamak en doğru bir yoldur. İkinci rivayete göre, zarar vermeden dövmenin cevazı bahis konusu olur. En son çare olarak dövme olabilir ve ailedeki otorite bu yol ile sağlanabilir. Burada da hududu aşmamak gerekir. (1)
    bu maddeyi biraz daha açsanız..
    dövme derken kast edilen nedir?
    sınırları nedir?
    nedenleri nedir?
    (malum kadınlar günündeymişizzzzzz)

  5. #5
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart

    Erkeklerin aile içindeki yetkileri, kadınların da bu yetki karşısındaki durum ve tutumları konusu şu âyetlerde açıklanmıştır:

    "Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılmasına bağlı olarak ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler, kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. Sâliha kadınlar Allah'a itaatkârdır. Allah'ın korumasına uygun olarak, kimsenin görmediği durumlarda da kendilerini korurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara ögüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve onları dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür. Eğer karı kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin; düzeltmek isterlerse Allah aralarını bulur; şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır" (Nisa: 4/34-35).

    Şimdi bu iki âyeti tefsir ederek konuyu anlamaya çalışalım:

    34. Âyette, yalnızca kocaların değil, bütün erkeklerin koruyucu ve yönetici (kavvâmûn) olmaları iki gerekçeye dayandırılmıştır:

    a) Allah insanların bir kısmına diğerlerinden üstün kabiliyetler vermiştir, bu cümleden olarak koruma ve yönetme bakımından erkekler, kadınlardan daha uygun özelliklerle donatılmışlardır.

    b) Erkekler aile geçimini ve diğer malî yükümlülükleri üslenmişlerdir. Bazı müfessirlere göre bu iki gerekçeden birincisi insan tabiatının değişmez özelliğidir; genel olarak erkeklerde akıl ve mantık ön plandadır, kadınlarda ise duygu öne çıkar. Koruma bakımından fizik güç önemlidir ve erkekler bu yönden daha güçlüdürler.

    İkinci gerekçe ise yaratılıştan değil, kültür ve medeniyet şartlarına bağlı alışkanlıklar, âdetler, tutumlardan kaynaklanmaktadır. İslâm'ın geldiği çağda daha yoğun, günümüzde ise önemli ölçüde olmak üzere erkeklerin bu fonksiyonları da devam etmektedir.

    İslâm hukuk kurallarına göre erkek hem -geniş mânada- ailenin geçiminden tek başına sorumludur, hem de mehir, diyet, cihad/askerlik gibi malî tarafı olan yükümlülükleri vardır.

    Erkeğin "kavvâm" olması hangi yetkileri ve vazifeleri ihtiva etmektedir?

    Bu soruya verilen cevaplar eskiden yeniye değişik olabilmiştir. Yalnızca âyet ve hadislerin lafızlarını değil, bunların yanında uygulamayı ve dolayısıyla örf ve âdeti de göz önüne alan müctehid ve müfessirler, sözlük mânası "bir şeyin üzerinde duran, hâkim olan, özen gösteren, onunla yakından ilgilenen" demek olan kavvamlığa, "reislik, yöneticilik, eğitim, koruma, savunma, ıslah, kazanma, üretme" mânalarını yüklemişlerdir.

    Tarih boyunca erkekler bu işleri ve sıfatları, fiilen kadınlardan daha ziyade yüklenmişlerdir. Çağımızda kelimeye yüklenen hâkim mâna ise "aile reisliği"dir.

    Âyetten erkeklerin yönetim, savunma ve koruma bakımlarından genel olarak önde oldukları anlaşılmakla beraber, takip eden cümleler göz önüne alındığında burada, aile kurumunda hâkimiyet ve yöneticilik mânasının ağır bastığı görülecektir.

    Ailede kurucu unsur karı kocadır. Bu temel kurumu oluşturan, yöneten, yönlendiren dinî, ahlâkî, hukukî kurallar vardır. Kurallara uyulduğu müddetçe mesele yoktur. Taraflar kuralları bozar, hakları çiğnerse düzeni sağlamak ve adaleti gerçekleştirmek üzere çeşitli tedbirler ve müeyyideler devreye girecektir.

    Bu âyette karının, aynı sûrenin 128. âyetinde ise kocanın hukuku çiğnemesi ve düzene baş kaldırması (nüşûz) ele alınmıştır. Aile hayatı içinde kadın, kurallara göre rolünü ifa edip etmemesi yönünden iki sıfatla nitelendirilmiştir:

    Sâliha ve nâşize. Sâliha kadınlar hem kocalarının ve diğer aile fertlerinin yanında (açıkta, zâhirde) hem de onların bulunmadıklar yerlerde (gaybda) vazifelerini hakkıyla yerine getirir, Allah'ın koyduğu, toplumun benimsediği kuralların dışına çıkmaz, aileye ihanet etmez, şerefine leke sürmezler.

    Bazı davranış ve tavırları sebebiyle yoldan çıkma, hukuka baş kaldırma (nüşûz) belirtileri gösteren, böylece nâşize olması ihtimali beliren kadınlara karşı ne yaplacak, aile düzeni ve hukuku nasıl korunacaktır?

    İşte bu noktada Kur'ân-ı Kerîm vazifeyi ailenin reisi sıfatıyla önce kocaya vermektedir. Öngörülen tedbirlere başvurmasına rağmen koca düzeni sağlayamazsa ve ailenin dağılmasından korkulursa sıra hakemlere gelecektir.

    Âyette hukuka baş kaldıran, meşrû aile düzenini bozmaya kalkışan (nâşize) kadına karşı erkeğin yapabileceği şeyler:

    Öğüt vermek, yatakta yalnız bırakmak ve dövmek şeklinde sıralanmıştır. Öğüt vermek ve yatakta yalnız bırakmak, küsmek gibi tedbirler problem teşkil etmemiştir, ancak dövme tedbiri özellikle çağımızda, kadın hakları ve insanlık haysiyeti yönlerinden önemli bir tartışma konusu olmuştur.

    Esasen tefsir ve hadis kitaplarına bakıldığında kadının baş kaldırma durumunda bile kocası tarafından dövülmesini, eski tefsirciler arasında da farklı yorumlayanların, bunun câiz olmadığını ileri sürenlerin bulunduğu aşağıdaki alıntılarda görülmektedir.

    Dövme tedbiri ve hükmünün -bu âyet dışında- en önemli dayanağı ilgili hadislerdir. Bu hadislerin, aksini söyleyen rivayetlere nisbetle daha sahih ve sağlam olanlarında:

    Peygamberimiz (s.a.) kadınların dövülmesini menetmekte, karılarını dövenlere "hayırsız" demektedir.

    "Gündüz karısını köle gibi kırbaçlayan birisi akşam onunla aynı yatağa nasıl girecek?" diye sormaktadır. (Buhârî, "Nikâh", 93; Ebû Dâvûd, "Nikâh", 60).

    Eski tefsircilerin, bu âyetin geliş sebebi olarak zikrettikleri bir vak'a, Araplar'da âdet haline gelmiş bulunan "kadını dövme" eylemine Hz. Peygamber'in bakışı ve bunu ortadan kaldırma iradesi bakımından ilgi çekicidir.

    Ensardan Sa'd b. Rebî', nâşize olan karısına bir tokat vurmuş, kayınpederi de damadını, Hz. Peygamber'e şikâyet etmişti.

    Peygamberimiz "Kadın da aynı şekilde kocasına vursun" buyurdu, fakat daha emir yerine getirilmeden açıklamakta olduğumuz âyet geldi, bu durumda kocanın karısına vurabileceği anlaşıldı ve emir geri alındı (Cessâs, 188; İbnü'l-Arabî, 415).

    Dövmenin şekli ve miktarı üzerinde durulmuş, kadına zarar vermemesi, iz bırakmaması, yüze vurulmaması genel olarak kaydedilmiştir. Bazı tefsircilere göre vurma tamamen semboliktir, meselâ müfessir Atâ'ya göre misvak (dişlerin temizlendiği, fırça büyüklüğündeki özel, yumuşak ağaç dalı) gibi bir şeyle yapılacaktır (Cessâs, 189; İbn Atıyye, 48).

    İkinci nesil âlimlerinden Atâ, hukuku çiğneyen kadına uygulanacak müeyyide ile genel olarak kadın dövme konusundaki hadisleri birlikte değerlendirmiş ve şu sonuca varmıştır:

    Erkek, namusu lekeleyecek bir davranışta (fahişe) bulunmayan, yalnızca nâşize olan karsını dövemez, ancak ona karşı öfkesini ortaya koyabilir. Atâ'nn bu anlayışını açıklayan -biri eski, diğeri çağdaş- iki tefsir âlimi farklı dayanaklardan hareket etmişlerdir.

    Bunlardan Ebû Bekir İbnü'l-Arabî'ye göre Atâ, âyette geçen dövmenin ibâha (serbest bırakma) ifade ettiğini, genel olarak karı dövmeyi yasaklayan hadislerin ise kerahet (mekruh ve çirkin görme) hükmü getirdiğini tesbit etmiş ve sonuç olarak;

    "Koca, karısını dövemez" demiştir (Ahkâm, 420). Çağdaş tefsircilerden İbn Âşûr'a göre Atâ, âyet ve hadislerin farklı durumlara göre farklı hükümler getirdiğini anlamış, öğüt ve küsmenin kocaya, tecavüzün şiddetine göre sopa vb. müeyyide uygulamanın ise kısmen kocaya, genel olarak da yönetim ve yargıya (ülü'l-emre) ait bulunduğu sonucuna varmıştır.

    Koca iyi niyetle (ıslah etmek ve aileyi korumak maksadıyla) ve sınır aşmadan, kadına zarar vermeden -nâşize olan eşine- birkaç sopa vurursa buna izin verilecektir, sınır aşılır, bu izin kötüye kullanılırsa ülü'l-emr kocaların eşlerini sopalamasını kesin olarak yasaklayabilecektir (V, 43-44).

    Fuhuş sebebiyle değil de yalnızca kocasına baş kaldırdığı, aile hukukunu çiğnediği, uzun zaman sevdiği ve kabullendiği kocasını istemez olduğu için karının, kocası tarafından -belli ölçüler içinde- dövülebileceği hükmüne tarihîlik açısından da bakılmıştır.

    İbn Âşûr'a göre dövme izni bazı toplulukların veya toplum tabakalarının örf, âdet ve ruh hallerine riayet edilerek verilmiştir, her zamanda ve her durumda geçerli değildir.

    Nüşûz durumunda kocanın karısını dövebilmesi için aralarında yaşadıkları toplumda bu davranışın ayıp, anormal, aşağılayıcı, zarar verici, hukuka aykırı telakki edilmemesi, kocanın öfkesinin karısı tarafından ancak bu vasıta ile hissedilir olması gerekir, izin böyle topluluklar ve durumlar için geçerlidir.

    Hz. Ömer'in Mekke halkı ile Medine halkını, kadınlara hâkimiyet bakımından karşılaştırdığı şu sözleri de toplum değiştikçe ilişki ve davranışların da değişebileceğini göstermektedir:

    "Biz muhacirler kadınlarımıza hâkimdik, sözümüzden çıkmazlardı, Medine'ye gelince gördük ki, Medine'nin yerli kadınları kocalarına hâkim durumdalar, bu defa bizim kadınlarımız da onlara benzemeye, onlar gibi davranmaya başladılar." (Buhârî, "Nikâh", 83; İbn Âşûr, V, 412).

    Bize göre kadının aile hukukunu çiğnemesi halinde bir ıslah tedbiri olarak ve içinde yaşanılan topluluğun örf ve âdetine uyularak serbest bırakılan "kocanın karısını dövmesi" eylemi, Hz. Peygamber (s.a.) tarafından toplum ıslah edilerek, insanın ve özellikle zevcenin dövülemeyeceği ifade ve telkin edilerek ortadan kaldırılmış, "iyi bir kocanın karısını dövemeyeceği" kaidesi bu yakışıksız davranışın önüne bir set olarak konmuştur. Burada sünnet (Resûlullah'ın sözleri ve uygulaması) âyeti neshetmemiş, tarihîliğini, yerelliğini ve kültürel bağlamını açıklamıştır.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet Editör

  6. #6
    Ehil Üye YıldızMisal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Yaş
    37
    Mesajlar
    2.694

    Standart

    velhasıl..kadın iffetini muhafaza etmeli..
    erkeğin haklı olduğu islamın izin vermediği hususlarda nefse uyup sınırları zorlamamalı..
    yaradılıştan fıtratına dercedilen yumuşaklığı,duygusallığı yuvasının cennetten bir köşe olabilmesi için fiiliyata dökmeli..
    ve erkek..o da kendinden daha naif olan eşini kendisine verilen güç ile ezmemeli..
    en ufak bir sorunda da olsun daha sıkıntılı konularda da olsun çözüm için uğraşmadan bu fiili gerçekleştirmekten Allah'a sığınsın..
    Zira her iki tarafta düşünmelidir ki bu bir kul hakkıdır..
    Kadın; erkeğin kaburgasından yaratıldı..
    Ayaklarından yaratılmadı..Öyle olsaydı ezilirdi..
    Üstün olsun diye başından da yaratılmadı..
    Ama göğsünden yaratıldı,eşi olsun diye..
    Kolun biraz altında, korunsun diye..
    Kalp hizasında sevilsin diye..

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. CENAB'I ALLAH'IN en sevdiği ve en büyük belaları def eden zikir.
    By vertyucek in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 01.06.14, 10:53
  2. Dokuz Ahlak
    By Muntesip in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 19.11.09, 00:36
  3. Dokuz Canlı Bir Hiç...
    By m_safiturk in forum Edebiyat
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 13.10.09, 20:40
  4. Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 08.04.09, 18:51
  5. Allah'ı Zikretmekten de Daha Büyük Olan Nedir?
    By hasretdenizi in forum Hadis-i Şerifler
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 02.10.08, 07:17

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0