+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 7 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 64

Konu: Mevzu Hadisler

  1. #1
    Yasaklı Üye emre-koc - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar
    6

    Standart Mevzu Hadisler

    UYDURMA HADİSLER



    Allah herkesi kuru iftiradan sakındırsın . Bilmem başınıza geldi mi ama , hiç haberdar ve ilginizin olmadığı bir konuda iftiraya hatta kuru iftiraya maruz kaldınız mı ? İnsan ne kötü olur değil mi ? Ne diyeceğinizi şaşırır ,olanca güç , telaş ve sözlerinizle bu kuruiftirayı bertaraf etmeye çalışırsınız . Tüm deliller , görgü şahidleri , yazılar , belgeler vs gerekli tüm dökümanlarla olayın aslını ispat derdine düşersiniz .
    Birde buna müdahale etmediğinizi edemediğinizi düşünün . Arkanızdan , sırf çıkarlarına öyle geldiği için sizin adınıza öyle konuşulduğunu düşünün . Üstelik cevap vererek kendinizi de savunamıyorsanız ? İşiniz artık huzur-u ilahiye kalmıştır . Müfterilerinizle Rabbin huzurunda hesaplaşmayı arzu edersiniz değil mi ? Ya da bu müfterilerin bir an önce bu ğaliz iftiradan vazgeçip tevbe ederek Hakk'a teslim olmalarını arzu edersiniz. Aslında bu müslümanın istediği en iyi yoldur.
    Şimdi biz de Rasulullahın arkasından yapılan iftiraların bir kısmını ve alimlerin bu iftiralar ( zayıf ve uydurma sözler) hakkındaki açıklamalarını burada teşhir edeceğiz.
    Bu konuda sahih hadis delilleri olanların ispatlarını buraya koymalarını kendilerine kul hakkı önemiyle istiyorum.
    Aksi taktirde bile bile yanlışta kalmak , buradaki delilleri gördüğü halde hala sahih hadis diye kurulara tutunmak kendi sorumluluklarındadır . Şimdi sırayla bakıyoruz :



    ben gizli bir hazineydim ve ben bilinmeyi diliyordum bundan dolayı ben yaratılmış olanı (insanoğlunu) yarattım sonra kendimi onlara bildirdim ve onlar beni tanıdı”. sözü


    Sehavi (905 , İbni Hacer El-Askalani’nin öğrencisi) dedi ki “İbni Teymiyye derki ‘bu Peygamberin (SAV) hadislerinden değildir ve sahih yada zayıf oluşuna dair bilinen hiç bir isnad yoktur.’ Zerkaşi ve Şeyhimiz (İbni Hacer) onu (bu kararında) desteklemiştir.” ( Sehavi, el-Makasıdu’l-hasene, no. 838 )


    Suyuti (911) dediki “bunun aslı yoktur” (Suyuti, Durural Muntasar, no. 330 )

    El-Acluni (1162) dediki “bu söylem genellikle ona itimat eden ve bazı temellerini onun üzerine kuran sufilerde vuku bulur.” (El-Acluni, Keşfu’l-hafa, no. 2016)

    el-Elbani derki “bu hadisin aslı yoktur” (Muhammed Nasiruddin El-Elbani, Silsile El-Zayıf, 1/166 )



    "kuntu kenzen mahfiyye" diye başlayan bu gizli hazine uyduruk hadisi de bir benzeri gibi "men arafe nefsehu fe kad arafe rabbehu" yani "kim kendini bilirse rabbini de bilir" rivayeti gibi "gizli kardeşlik" tarafından uydurulmuş bir sözdür. Bu tarz sözleri uydurmanın amacı vahdeti vücüd akidesine sözde islami dayanak hazırlamaktır.
    Buna göre güya allahu teala gizli bir hazineyken kendisinden bir parçayı yani kainatı yaratıp kendisini açığa vurmuştur. Buna göre kainat allahtan sudur etmiştir, doğmuştur.(sudur teorisi)
    Alemlerin rabbini sofilerin bu tarz iftiralarından tenzih ederiz.

    zariyat 56- Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.
    kehf 7- Biz yeryüzündeki şeyleri kendisine süs olsun diye yarattık ki, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim.

    Allahın mahlukatı ne için yarattığı ayetle sabittir !!!







    Kim nefsini bilirse Rabbini de bilmiştir


    Bu sözün aslı yoktur.

    Hafız Es-Sehâvî şöyle der: « Ebû Muzaffer b. Sem’âni der ki: ‘Bu söz merfû olarak bilinmez, bilakis Yahya b. Muâz er-Razi’nin sözü olarak hikâye edilir.’ » (Makâsıd, s.198) Nevevi de buna benzer olarak bu söz için ‘kanıtlanmamıştır’ demiştir.” ( El-Mukasıd El-Hasene sy.491, no.1149 ) en-Nevevi : rivayetin sabit olmadığını söyler.
    Suyûtî (Zeyl el-Muduât, s.203)de buna katılır. Bu hadisin Sahih olmadığını söyler ( Haavi lil Fetaavi 2/351)


    Şeyh Aliyyu’l-Kâri, (Mevduât, s.83)İbn Teymiyye’nin rivayet hakkında uydurma dediğini nakleder. (El-Esrar El-Merfuat 83)
    Kamûs’un sahibi Fiyruz Abâdî ise şöyle der: « Bu Nebevî hadislerden değildir, çoğu insanlar bunu Nebi (s.a.s.)’in hadislerinden sayarlar. Ancak aslı yoktur, bilâkis İsrailiyattandır: Yani Yahudi kültüründe ‘Ey insanoğlu! Kendini bil ve böylece Rabbinide bilirsin’ diye bilinir.” (El-Red Ala El-Mutaridin 2\37)
    ElBani “Bunun aslı yoktur” demektedir ( Silsile El-Zayifa’ 1/165 no/66 )


    ‘Ey insan nefsini bil ki; Rabbini tanıyasın’.»

    İhtisas ehlinin hadis hakkındaki hükmü budur.







    Vatan sevgisi imandandır [es-Sagâni, el-Ehadîsu’l-Mevdua sayfa.7]
    Uydurmadır.

    حب الوطن من الإيمان

    Es-Sagânî ve diğer muhaddislerde uydurma olduğunu beyan ederler. Rivâyet, mana olarak ta doğru bir manaya sahib değildir. Çünkü vatan sevgisi nefis ve mal mülk sevgisi gibi doğuştan gelmektedir, yani içgüdüseldir. Dolayısıyla bunlara olan sevgiden dolayı kişi övülmez, hele hele imanın gereklerinden hiçte değildir. Özellikle insanlar bu sevgide ortaktırlar, bunda mümin ile kafir arasında bir fark yoktur.
    Nice vatanını seven dinsiz , ateist , müşrik kafirler vardır ! Yunanistanlı bir müslüman yunanistanı sevmiyor diye imansız denilemez ! Seven kafirlere de imanlı denilemez.






    "ÜMMETİMİN İHTİLÂFI RAHMETTİR."


    ("Ümmetimin ihtilâfı rahmettir." el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1:64; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 1:210-212.)

    Ali el-Karî bu hadis (söz) hakkında diyor ki:
    İmamların çoğu bunun aslının olmadığını zannettiler. Fakat, Hattabî bunu Garibu’l-Hadis’te istitraden zikretti ve kendi kanaatına göre aslının olduğunu bildirdi.

    Suyutî Camiu’s-Sağir”inde şöyle demiştir: Nasr el-Makdisî Hücce’sinde onu tahriç etti ve Beyhakî Risaletu’l-Eş'ariyye’de senetsiz olarak zikretti, ayrıca Huleymi, Kadı Hüseyin, İmamu’l-Harameyn ve diğerleri de hadisi zikrettiler.
    Münavi, suyuti’nin şu sözüne bağlı olarak şöyle demiştir: “Sübki şöyle demiştir... (ve ondan zikrettiğimiz sözünü nakletti). Sonra da Münavi şöyle dedi: Hafız el-Iraki, bunun senedinin zayıf olduğunu söylemişdir(Münavi, Feyzu’l-Kadir I, 212-213)
    Bu hadis, hafızların bizim ulaşamadığımız bazı kitaplarında olabilir, Allahu a‘lem, dedi.
    Suyutî’nin bu sözü tartışmalıdır. Nitekim, âlimlerin bu konuda açıklamaları vardır:

    Bu asrın muhaddisi üstadı, şeyh Muhammed Nasuruddin el-Elbani ise şöyle demişdir:
    Bu hadisin aslı yoktur. ibni Hazm’dan nakledildiğine göre, o bu hadis batıl ve mekzuptur, demiştir (Elbani, Silsiletü’l-ahadisü’d-daife ve’l-mevzu’a, 76.)
    Buna göre, hadis sahih değildir veya çok zayıftır ki bunun gibisiyle delil getirilmez. Delil getirmeye elverişli de değildir.

    Subkî de: Bu, muhaddislerce bilinen bir hadis değildir. Ben ne sahih, ne zayıf ve ne de mevzu bir senetle bu hadise rastladım, aslının olduğunu zannetmiyorum diyor. ( Sabbâğ, Tahkīk ve Ta‘lik, 109, 6. dipnot.)
    Ancak bu bir kimsenin sözü olabilir. Belki de birisi “ümmetimin ihtilafı rahmettir” deyip, bazıları da onu alarak, hadis zannetmiş ve peygamberin sözü saymıştır. Hala inanıyorum ki, bu hadisin aslı yoktur. Bunun asılsız olduğuna rahmetin ihtilaf etmemeyi gerektirdiğini bildiren ayet ve sahih hadislerle delil getirilmiştir (Alusi,Tefsir, IV, 24)

    İbn Hazm, İhkâm’da: Bu, hadis değildir; bilâkis o, batıldır, mevzudur. Çünkü, eğer ihtilâf rahmet olsaydı, ittifak gazap olurdu. Bu ise, hiçbir Müslümanın söyleyemeyeceği bir şeydir, diyor.
    ( Muhammed b. Cemil, Fırka-i Nâciye (Kurtulan Toplum), çev. Mehmed Alptekin, Saff Yayınları,1989, 115.)


    Zaten, aslonan da iddianın ispatıdır. Âlimlerce senedi bile bulunamayan bir sözün Hz. Peygambere isnat edilmesi doğru değildir.
    Allah, Abdullah b. Mübarek’e rahmet etsin, şöyle demiştir:
    "İsnat dindendir. İsnat olmasaydı, muhakkak ki, her isteyen istediğini söylerdi." ( Müslim, Mukaddime, 5.)
    Yine demiştir ki:
    "Bizimle (hadis nakleden) şu kavim arasında ayaklar, yani isnat vardır." ( Müslim, aynı yer.)

    Onun bu sözünü Nevevî şöyle açıklıyor:
    Bunun manası, eğer sahih bir isnat getirirse hadisini kabul ederiz, yoksa terk ederiz, demektir. İsnatsız hadisi ayakta duramayan hayvana benzetti. Nikekim, ayakları olmayan hayvan da ayakta duramaz. (Mehmed Sofuoğlu, Sahîh-i Muslim ve Tercemesi, İrfan Yayınevi, İstanbul 1972, 1/39.)

    Ümmetimin ihtilafı rahmettir" hadisinin kaynaklarda merfu/sahih bir senedi yoktur.

    el-Beyhakî, İmam el-Eş'arî'yi müdafaa maksadıyla kaleme aldığı er-Risâletu'l-Eş'ariyye'sinde [İbn Asâkir, Tebyînu Kezibi'l-Müfterî, 100 vd.] bu hadisi senetsiz olarak nakletmiştir.(İbn Asâkir, Tebyînu Kezibi'l-Müfterî, 106)

    Bu hadisi (sözü)bu lafızla zikreden kaynakların hiç birisinde sened zikredilmemiştir. Hatta es-Sübkî, "Muhaddisler tarafından bilinmemektedir. Bu rivayetin ne sahih, ne hasen, ne de mevzu bir senedine rastlamadım" demiştir.[ el-Münâvî, Feydu'l-Kadîr, I, 212.]
    Yaygın olarak zikredilmesi dolayısıyla es-Süyûtî, "Belki önceki Hadis alimlerinin eserlerinde senedli olarak zikredilmiştir de, onların eserleri bizlere ulaşmamıştır" demiştir.[ el-Câmi'u's-Sağîr, I, 210.]

    Bu rivayeti senetsiz olarak veren kaynaklar es-Sehâvî, el-Aclûnî ve daha birçok alim tarafından zikredilmiştir. [ el-Makâsıdu'l-Hasene, 26-7; Keşfu'l-Hafâ, I, 66-7.]

    ibni Dibağ eş-şeybani de şöyle demiştir: Alimlerin çoğu bu hadisin aslının olmadığını söylemiştir. Fakat Hattabi bunu Ğaribü’l-Hadis’inde istidraden (dolaylı olarak) zikrederek kendisine göre aslının olduğunu hissettirmiştir.( İbn Dibağ eş-Şeybani, Temyizu’t-tayyib mine’l-hadis, 85.)


    Hasılı "Ümmetimin ihtilafı rahmettir" hadisinin aslı (senedi) bulunamamıştır. Bu sebeple onu Efendimiz (s.a.v)'e izafe ederek nakletmek doğru değildir.


    "ÜMMETİMİN İHTİLÂFI RAHMETTİR." uyduruk sözünü sahih hadis kabul eden rasul iftiracaılarına aşağıya koyacağım ümmetin ihtilafıyla ilgili hadisi değerlendirmeye davet ediyorum .

    "Andolsun ki siz, kendinizden önceki milletlerin yoluna kulacı kulacına, arşını arşınına ve karışı karışına muhakkak tıpatıp uyacaksınız. Hatta onlar daracık bir keler deliğine girseler bile, siz de muhakkak o deliğe gireceksiniz."

    Ashâb-ı kiram: "Yâ Rasulellah! O milletler yahudiler ve hıristiyanlar mı?"

    "Bunlar olmayınca başka kimler olur?" buyurdu. (İbn-i Mâce: 3994)



    _İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir."

    "Bu fırka hangisidir?" diye soruldu.

    "Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!" buyurdular."


    Tirmizi, İman 18, (2643). kutub-i sitte 4743


    - Hz. Muaviye radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün) aramızda doğrulup buyurdular ki:

    "Haberiniz olsun! Sizden önce Ehl-i kitap, yetmişiki millete (dine) bölündüler. Bu ümmet ise yetmişüç fırkaya bölünecek. Bunlardan yetmişikisi ateşte, sadece biri cennettedir. Bu da (Ehl-i Sünnet ve'l) cemaattir."

    Ebu Davud, Sünnet 1, (4597). kutub-i sitte 4742









    ‘Sen olmasaydın Ya Muhammed! evreni yaratmazdım’


    ''Hz Adem günah işlediğinde şöyle dua etti: Ya Rabb! Muhammed'in hakkı için benim günahımı bağışlamanı diliyorum. Allahu Teala dediki: Ey Adem! Sen Muhammed'i nereden biliyorsun, ben onu daha yaratmadım. Adem: Ey Rabbim, Sen beni yarattığında ve ruhundan bana üflediğinde başımı kaldırdım ve arşın sütunları üzerinde 'Lailahe İllallah Muhammedun Rasulullah' yazılı olduğunu gördüm. Ve bildim ki, Sen kendi adının yanına ancak en çok sevdiğin kişinin ismini ilave edersin. Allahu Teala dediki: Doğru söylüyorsun ey Adem, o (Hz. Muhammed sav) benim en sevdiğim kulumdur. Sen Benden onun (Hz Muhammed sav) hakkı için istedin, Ben seni bağışladım. Muhammed olmasaydı Ben seni yaratmazdım.'' (Hakim Müstedrek 2/615 Hz Ömer (ra)'dan merfu olarak ;İbn Asâkir (2/323), el-Beyhâki, Delâil’un-Nübuvve (5/488) )



    Uydurmadır.
    Râvilerinden olan Abdurrahm an b. Zeyd b. Eslem hakkında İbn Hibbân şöyle der: «Hadis uydurmakla itham olunmuş, Leys, Malik ve İbn Lehi’a üzerine hadisler uydurmuştur. Dolayısıyla imâm ez-Zehebî rivâyet hakkında uydurma ve batıl derken, İbn Hacer el-Askalânî de ona katılır.
    Zehebi, bu hadis hakkında: ''Hadis uydurmadır. Abdurrahman yalancıdır. Ve Abdullah İbni Meslem el-Fahri'nin kim olduğunu bilmiyorum'' demektedir.

    Mizan'ul-İtidal'de bu hadis için ''batıl bir haberdir'' denilmektedir.

    Beyhaki Delail Nübüvve'de ''Abdurrahman İbni Zeyd İbni Eslem zayıf ravilerdendir'' der.

    El-Elbani bu hadisi aktardıktan sonra '' Sonuç olarak ben derim ki: Bu hadisin Peygamber (sav)'den aslı yoktur. Bu hadise iki muhterem hafız -Askalani ve Zehebi- batıl hükmü vermiştir.( Zayıf Hadisler Silsilesi 1/hadis no 25) diyerek hadisi eleştirmektedir.


    Şeyhul İslam İbni Teymiyye (ra): ''Hakim bu rivayeti sahihi sakimden (zayıf) ayırma babının girişinde aktarmakta ve Abdurrahman İbni Zeyd İbni Eslem'in babasından rivayet ettiği hadisler uydurmadır'' demektedir.


    El-Sagani uydurulmuş” dedi.( El-Sagani El-Hadis El-Mevzuat sy.7) Elbanide aynı şeyi söylemiştir.( Silsile el-Zayif 1/450 no 282)
    El Acluni Uydurma olduğunu söylemiştir ( el-Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, II, 214.)

    Şeyh Molla Aliyyul Kari ’Zayıftır ama anlamı doğrudur…” (Aliyyul Kari El-Esrar El-Merfuat sy 67-68) der ve şu iki hadisi bu görüşüne delil getirir:

    a. İbn Esakir tarafından nakledilen hadis ”sen olmasaydın dünya yaratılmazdı.” İbni Cevzi bunu nakletti ve şöyle dedi ”uydurulmuştur” (İbni Cevzi El-Mevzuat 1/288) ve Suyuti’de aynı şeyi söylemiştir. (Suyuti El-Laai 1/272)

    b. Deylemi’den nakledilen bir hadis ”Ya Muhammed! Sen olmasaydın Bahce (cennet) yaratılmış olmazdı ve Sen olmasaydın ateş (cehennem) yaratılmış olmazdı.”
    ElBani derki ”Deylemi’den hadisin sahih olduğunu ortaya koymadan gerçekliğini onaylamak doğru olmaz ki Hiç bir alimin bu konu üzerinde durmuş olmasına rastlamış değilim… Deylemi’nin bunu aktaran tek kişi olması benim için bu hadisin zayıf olduğuna inanmak için yeterlidir, dahası Musned’inde (Deylemi Müsned 1/41/2) rastladığımda zayıf olduğuna inandım.
    (El Elbani Silsile El-Zayıf 1/451 no.282)

    Yukarıdaki sözün uydurma olduğuna bir delil de yine başka bir rivayetten ! Akıl sahiplerini çelişkiyi görmeye davet ediyorum :

    Adem (a.s.)’ın Nebî (s.a.s.)’i, kendi yaratılışından sonra cennette iken yer yüzüne inmesinden bilmesidir. Halbuki zayıf, ancak daha iyi bir senedle gelen başka rivayette:
    ( Adem (a.s.) Hindistana iner ve yanlızlık hisseder, bunun üzerine Cebrâil inerek; Allâhu Ekber, Allâhu Ekber, Eşhedu En Lâ İlâhe İllallâh (iki defa), Eşhedu Enne Muhammeden Resûlullâh (iki defa) deyip ezan okur. Adem şöyle der: «Muhammed de kim»? Cebrâil: «Peygamberlerden son oğlundur» der.)
    İbn Asâkir (1/323/2).

    Râvilerinden Ali b. Behrâm bilinmemekte, diğer bir râvi olan Muhammed b. Abdullâh b. Süleyman aynı şekilde bilinmemektedir.
    Bir önceki rivâyette Âdem (a.s.) daha cennette iken Peygamber (s.a.s.)’i tanıyordu, bu ikinci rivayette ise, Âdem (a.s.) yer yüzüne indiği halde Muhammed (s.a.s.)’i tanımamıştır.
    Menfaatları için birbirinden habersizce Panik halinde hadis peydahlayanların düştüğü bu trajikomik durum tam ibretlik !






    "ALLAH’IN İLK YARATTIĞI ŞEY NURUMDUR."


    Allah’ın ilk olarak Peygamber Efendimizin (s.a.v.) nurunu yaratmış olduğu, sabit bir gerçek olmadığı gibi, bunu belirten hiçbir sahih rivayet de yoktur. Bilâkis, Allah’ın ilk yarattığı şeyin "kalem" olduğuna dair hadisler vardır. Ebu Davud’un Sünen’inde

    Ubade b. Samit’ten naklen Rasulullahın şu hadisi zikredilir:
    "Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir. Kaleme 'Yaz!' dedi.
    Kalem: 'Ya Rabbi, ne yazayım?' dedi.
    Allah: 'Kıyamet kopuncaya kadar olacak her şeyin kaderini yaz!' buyurdu." ( Ebû Dâvud, Sünnet, 17/4700.)
    Hadisin son kısmı Tirmizî’de:
    "Kaderi, olanı ve ebede kadar olacak olanı yaz!" şeklindedir. ( Tirmizî, Kader, 16/2244; Tefsîr, 66/3537. Tirmizî, hadis için "hasen-sahîh-garîbtir" demiştir.)

    İlk yaratılan şeyin "akıl" olduğu yönünde rivayetler varsa da, bunların hepsi asılsız, yalan ve uydurmadır.
    ( Aliyyu'l-Karî, Esrâru’l-Merfû‘a, 143-144; 154-155, Suyûtî, Leâli’l-Masnû‘a, 1/129-130.)




    "ÜMMETİMİN ALİMLERİ BENİ İSRAİL’İN PEYGAMBERLERİ GİBİDİR."

    Hadis (söz) için Demirî ve Askalânî; Aslı yoktur, dediler.
    Zerkeşî de böyle sükut etmiştir.
    ( Aliyyu’l-Karî, Esrâru’l-Merfû‘a, 247; Şevkânî, Fevâidu’l-Mecmû‘a, 286. )
    es-Sehâvî şöyle der: "Hocamız (İbn Hacer) ve ondan önce de ed-Demîrî ve ez-Zerkeşî, "Aslı yoktur" demişlerdir. Bazıları buna, "Herhangi bir muteber kitapta mevcudiyeti bilinmemektedir" ifadesini de eklemiştir."[ es-Sehâvî, el-Makâsıdu'l-Hasene, 286; krş. a.mlf. el-Ecvibetu'l-Mardıyye, I, 248; ez-Zerkeşî, et-Tezkire, 167; el-Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, II, 83.]

    _Said Nursî, bu hadisi de diğerleri gibi kaynak vermeden kitabına koymustur ((Şuâlar, 80, Altıncı Şua/İkinci Suâl/Birinci Cihet; 486, Onbeşinci Şua/Elhüccetü’z-Zehra/Üçüncü Medrese-i Yûsufiye’nin Tek Bir Dersinin Üçüncü Kısmı/Dokuzuncusu;
    Kastamonu Lâhikası, 9, Yirmiyedinci Mektubdan/ Azîz, Sıddık Kardeşlerim ve Hizmet-i Kur'aniyede Kuvvetli, Dirayetli Arkadaşlarım; Barla Lâhikası, 385,Yirmiyedinci Mektubdan/Risale-i Nur’un ehemmiyetli bir şâkirdi olan Yusuf’un bir fıkrasıdır.) )

    Hadisin aslı olmadığından haberi de yoktur. Hadis, sadece sika imamların kitaplarından alınır. Hangi hadisin zayıf, hangisinin merdut, hangisinin makbul olduğu kendisine müracaat edilen alınır.
    Bu imamların koydukları kaidelerden birisi şöyledir: Bir hadis rivayet açıkça belirtmek ya da kim tahriç etmişse ona isnat etmek zorundadır. (Ebû Şehbe, Sünnet Müdafaası, 1/190.)


    _Peygambere iftira atmanın dehşetini bilmeyen kimseler arasında bu tür uydurma sözler hadis diye oldukça yaygındır . Kaynağa itibar etmeyen kimseler olduklarından dolayı ; kendi aralarında bu tür sözlerin senedi , ravi zinciri , muhaddislerin bu söz hakkında hükümlerinin pek kıymeti harbiyesi yoktur. Çünkü bunları kabul etmek işlerine gelmektedir. Böylece alim bildiklerini kutsamış , alim bilinenler ise kendilerini peygamber seviyesinde kabul ettirebildiklerinden dolayı her türlü talimatları ve emirlerine körü körüne itaat ettirebileceklerdir. Bu tür kişilerden delil sorulduğunda kınanırsınız. Onlar Allah dostlarıdır ! denilerek hatadan münezzeh itibarı verilmek istenerek söylemlerinin sıhhat derecesi sahih ! olduğu vurgulanmak istenir . Fakat ehli sünnet için delil edille-i şeriyyedir. Bu tür safsatalara itibar edilmez . Bakınız aşağıdaki iki hadis sahihtir

    _Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor:
    "Rasulullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: "Benim hakkımda yalan söylemeyin. Zira benim üzerime yalan uyduran cehenneme girer."Buhâri ,İlm38;Müslim, Mukaddime1, (1); Tirmizi, İlm 8, (2662)Kutub-i sitte:5176

    _Muğire İbnu Şu'be radıyallahu anh anlatıyor:
    "Rasulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
    "Benim üzerime söylenen yalan, bir başkası üzerine söylenen yalan gibi değildir. Öyleyse kim bile bile bana yalan nisbet ederse cehennemdeki yerini hazırlasın!"
    Buhâri, Cenâiz 34;Müslim, Mukaddime 4, (4); Tirmizi, İlm 9,(2664). Kutub-i sitte :5178



    " Alimlerin mürekkebi şehidlerin kanından daha faziletlidir" sözü

    el-Mekasıd'da , bunun el-Hasan el-Basri'nin sözü olduğu söylenir.
    İbn Abdilberr bunu , Ebu'd-Derda'dan merfu olarak şu lafızıla rivayet eder : "Kıyamet günü alimlerin mürekkebi , şehidlerin kanıyla tartılır".

    el-Hatib bunu , İbn Ömer'den şöyle rivayet eder: "Alimlerin mürekkebi , şehidlerin kanıyla tartılır ve alimlerin kanı ondan ağır gelir." İsnadında hadis uydurmakla suçlanan biri vardır. ez-Zeyl'de bu hadis "uydurma"dır denilmiştir.
    Senedinde İsmail İbn Muhammed İbn Ziyad vardır. O İsmail İbn Müslim'dir. Musul Kadısı'dır , yalancıdır.

    (İmam Şevkani ; El-Fevaid El-Mecmua Fi'l-Ehadis El-Mevdua -MEVZU HADİSLER, sayfa 405, Medarik yayınları)




    NEFİSLE CİHAD EN BÜYÜK CİHADDIR (sözü)


    Rasulullah (s.av) bir gazveden dönüyordu.Rasulullah (s.a.v) onlara şöyle dedi:
    “ Hayırlı bir yerden döndünüz, küçük cihaddan büyük cihada döndünüz”
    “Büyük cihad nedir ? Ey Allah’ın Rasulü? “ dediler.
    “Kulun nefsiyle mücadelesidir.” dedi (Hatib-i Bağdadi -Tehzibu’t-Tenzib:11-261-262)

    Senedinde Halef b. Muhammed b.İsmail el Hayyam var.

    Hakimonun hadisi sakıttır” derken , Ebu’l Yala el Halil’de “o karıştırmış , o çok zayıftır,bilinmeyen metinleri rivayet etmiş “ demiştir. İmam-ı Ahmed "o yalancıdır, hadis uydurur" derken, Amr b. Ali, Nesai ve Darekutni de "hadisleri metruktür" derler. (Tehzibu't-Tenzib: 11-261-262.)


    İmam İbn Teymiye şöyle der:
    Bazılarının Tebük seferi dönüşünde , Rasulullah’ın ; “ küçük cihaddan büyük cihada döndük” şeklinde söylediğini rivayet ettikleri hadisin aslı yoktur.Nebi’nin (s.a.v) söz ve fiillerini bilen hiç kimse bunu rivayet etmemiştir.Kafirlerle cihad ,amellerin en büyüğü , hatta insanın yapacağı en büyük iyiliklerdendir.Tüm bunlardan sonra sonra hadisin mevzu olduğu hususunda şüphe edecek değilim
    (El Farku Beyne Evliya-i Rahman ve Evliya-i Şeytan s. 44-45)

    Aynı hadisin ! başka varyantında ise şöyle geçer ;

    Az güvenilir ve tabii olan İbrahim b. Ebi Able’den şöyle rivayet edilmiştir:
    Gazadan dönenlere (rasulullah) şöyle demiştir:
    “ Şüphesiz küçük cihaddan döndünüz, bundan sonra büyük cihada , kalp cihadına ne yapacaksınız?” (Siyer-ü Alamü’n Nübela: 6/324 )

    Darekutni der ki : “İbrahim b. Ebi Able kendi nefsinde güvenilirdir.Ona giden yollar safi değildir.
    “Derim ki , bu sözü bu imama sözün zayıflığını beyan etmeden isnad etmek caiz değildir” diye düşünüyorum.

    lrakî (806/1403)'nin verdiği bilgiye göre, Beyhakî (458/1066) onu "Kitabu'z'Zühd" adlı eserinde "zayıf bir senedle rivayet etmiştir. İkinci ve farklı bir tespit de, îbn Hacer (852/1448)'e aittir. O da "Tesdîdu'l-Kavs" adlı,eserinde, sözün hadis değil, ibrahim b. Able'ye ait, dillerde dolaşan bir söz olduğunu söylemiştir. îbn Hacer'in bu tespitine bir çok ilim adamı eserinde yer vermiştir.

    Beyrûti (1276/1859) ve Elbânî ona "zayıf kaydı düşerlerken" îbn Teymiyye (728/1328), hadisin aslının olmadığını söylemiştir. Bu konudaki görüşünü ayetler ve başka hadislerle destekleme yoluna giden alim, hadisin, anlam bakımından bu ayet ve hadislere aykırı olduğuna dikkat çekerek, hiç bir kimsenin, onu rivayet etmediğini söylemiştir.

    Bunun ondan geldiğinin sıhhatini varsaydığımızda dahi o bir beşerdir ; doğru da yapar , yanlış ta. Mücahidlere hitab etmesine rağmen masum değildir.Kafirlerle savaştıklarında kalple olan cihada ne yapacaklarını soruyorlar? Çünkü nefis hayatta kalabilmek mücahidi firara yöneltebilir, yahut bunun dışında bir şeye , mesela infak etmemeye sevk edebilir. O takdirde kafirlerle mücadele ettiği bir esnada , nefsiyle de mücadele eder. İbrahim’in görüşünde büyük ve küçük cihad , kafirlerle mücadelededir. Aynı anda iki cihadı bir araya getirdiğinden dolayı büyük cihad demiş olabilir.Bunun itibara alınması ihtimali vardır.Ancak kendi ibadethanelerinde oturup , , insanlardan el- etek çeken kişi aslında ne büyük ne de küçük cihad içerisindedir.Hakikatte o nefsinin arzusuna tabidir.Çünkü nefsi ona bunu sevdirmiştir.Şeytan da ona bunu süslemiştir. Sonra eğer bu büyük cihad ise , o zaman , insanlardan ayrı olarak hayatlarını ağaç yapraklarını yemekle idame eden rahipler sınıfı ile hayatlarını oruç ve kulluğa veren Budistlerin yaptıkları bu işle , dünyanın en mutlu ve bahtiyar insanları olmaları gerekir.Halbuki bunu hiçbir akıllı söyleyemez.




    Dikkat ederseniz yukarıdaki uyduruk söz , ne kütüb-i sitte de , ne sahih buhari , müslim , ebu Davud ,tirmizi , nesai , ibn mace , Ahmed bin halbelin müsnedinde ne de İmam Malikin Muvattası vs. gibi hiç bir sahih hadislerde yoktur !!

    Tüm bunlar zayıf ve mevzu hadislerin hayırsızlığındandır.Bu hadis uydurmacısının İslam ve ehline karşı kindar oluşundan şüphemiz yoktur. Sofular bunu rahatlıkla aldılar.Allah hepimizi bağışlasın.Sonra bu alçalış ve gerileme döneminde o kültüre mensup bazı kişiler bunu kabul etmiş ve risaleler halinde de İslami kitab evlerine sürmüşlerdir.Kitaplarında bu hadisi savunup , onu zayıf gören veya derecesini az görenlere körü körüne saldırıyorlar. Allah (c.c.)bizleri ve onları doğrı yola hidayet etsin. Allah yolunda cihada denk gelecek hiçbir şey yoktur.Bu delil itirazlara yeter.

    Şimdi Allah yolunda canla-malla cihad etmenin önemini bahseden birkaç hadis okuyalım :

    Ebu Hureyre’den (r.a) rivayetle Nebi’ye (s.a.v) soruldu:
    Allah yolunda cihad etmeye denk ne var?”
    “Güç yetiremezsiniz” dedi. Üçüncüsünde :

    “Allah yolunda cihad edenin misali , Allah yolunda cihad edenin , evine dönünceye kadar gündüzleri oruçla , geceleri de ibadet ve kıyamla geçiren adamın misali gibidir” dedi.
    (Müslim, İmare: 29 ; Tirmizi , Cihad : 1)

    Ebu Hureyre’den (r.a) rivayetle Nebi’ye (s.a.v) bir adam sordu :
    Ey Allah’ın Rasulü! Cihada denk gelebilecek bir ameli bana göster “ dedi .Rasulullah (s.a.v) :
    “Bulamıyorum” dedi .Sonra şöyle devam etti: "Mücâhid sefere çıktığı zaman sen mescide girip de (o geriye dönünceye kadar) hiç gevşemeden devamlı namaz kılmaya; hiç iftar etmeden devamlı oruç tutmaya gücün yeter mi?" buyurdu.
    “ (Adam) : “Kim bunu yapabilir?” dedi.
    (Buhari ,Cihad: 2)

    Ebû Hüreyre'den: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Eğer ümmetime meşakkat yüklemiş olmasaydım Allah yolunda hiç bir seriyyeden geri kalmazdım. Fakat onları bindirecek bineJk bulamadım, onlar da bundan sonra binecek vasıta bulamaz. Benden sonra benim gibi her sefere çıkamamak onlara ağır gelir. Halbuki Allah yolunda savaşıp öldürülmeyi, sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi, sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi ne kadar çok isterdim.»
    (Buharı, Cihad, 56/119; Müslim, İmaret, 33/103- 106. Muvatta ; cihad :40)



    Fukaha cihadın önce işgaledeilen topraklarda yaşayan muslumanlara farz oldugu , savaşlar birkaç günden fazla sürerse daha sonra tedrici olarak halkanın genişleyecegi görüşünde dir.
    Ebu Davud'un rivayet ettiğ bir hadisinde “ savaş , Allah ın beni rasul olarak göndermesinden ümmetimin deccalla savaşmasına kadar devam eder. .Onu ne zalimin zulmu , nede adilin adaleti ortadan kaldır. (mucemul-feteva.28/506-508)


    Bir hadisde rasul s.a.v Zeyd bin Eslem babasından rivayet ediyor. Rasulullah s.a.v buyurdu:
    ''Gökten yağmur yağdıkça cihad tatlı ve hoştur. İnsanlar üzerine Kur'anı çokça okuyanların,''Bu zaman cihad zamanı değildir'' dedikleri bir zaman gelecektir. Kim bu zamana ulaşırsa, bilin ki bu ne güzel cihad zamanıdır.''
    Dediler ki;''Ya Rasulallah bunu söyleyecek kimse var mı dır?'
    'Rasulullah s.a.v buyurdu ki,''Evet bu kimse Allah'ın ,meleklerin ve bütün insanlığın lanetlediği kimsedir. ''
    ( İmam Nevevi;Tagribul Tezhib,Şifa-i Essudur,Meşariul Eşvag ila Mesari El Uşşag )



    _ Ebu Hureyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
    Ümmetime zor gelmeyeceğini bilsem hiçbir müfrezeden geri kalmazdım fakat ümmetim savaş için binit bulamıyorlar, Ben de onları bindirecek binit bulamıyorum. Hem benden ayrı kalmak ta onlara güç geliyor. Allah yolunda şehid olup tekrar dirilmeyi tekrar şehid olup tekrar dirilmeyi ve üçüncü sefer tekrar şehid olmayı çok isterim.”
    (Buhârî, Cihad ve Siyer: 7; Muvatta', Cihad: 14 , sunen-i Nesai :3100)

    - Ebu Hüreyre (r.a) şöyle demiştir:
    Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Canım elinde olan Allah’a yemin olsun ki mü’minlerden bir kısmının benden ayrı kalmalarına üzülmeyeceklerini bilsem ve onları bindirebilecek binitler temin edebileceğimi bir bilsem. Allah yolunda savaşa giden hiçbir müfrezeden geri kalmazdım. Canım elinde olan Allah’a yemin olsun ki Allah yolunda ölüp dirilmeyi sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi ve yine öldürülmeyi isterdim.”
    (Buhârî, Cihad ve Siyer: 7 , sunen-i Nesai :3101)

    - İbn Ebî Amîra (r.a)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
    Müslümanlar arasında hiçbir Müslüman yoktur ki Rabbi onun ruhunu aldıktan sonra tekrar size geri dönmek istemez, dünya ve içindekilerin hepsi kendisine verilse bile… Ama şehid böyle değildir.” (O tekrar dirilip yine tekrar şehid olmak ister) İbn Ebî Amîra diyor ki: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah yolunda şehid olmayı göçebe ve yerleşik hayat yaşayanların elde ettikleri her şeye tercih ederim.” (Müsned: 17221 , sunen-i Nesai :3102)



    İbn Hasasise'den [O Beşir b. Mabet'tir. Onun Zeyd b. Mabed es-Sedusi olduğu da söylenmiştir. İbn Hasasiye olarak meşhur olmuş] Rasulullah'a (s.a.v.) İslam üzerine biat etmek için geldim. Bana Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in onun kulu ve Rasulü olduğuna şahidlik etmeyi, beş vakit namaz kılmayı, ramazan orucunu tutmayı, zekat vermeyi, hac etmeyi ve Allah yolunda cihad etmeyi şart koştu.
    Ey Allah'ın Rasulü! İkisine gelince, ben onlara güç getiremem. Benim malım on tane devedir. Onlar da çoluk çocuğumun sütü ve merkebidir. Dolayısıyla zekatı veremem. Cihada gelince, arkasını dönenin Allah'ın gazabına uğrayacağını söylüyorlar. Bu nedenle savaşa girdiğimde ölümü istememekten ve nefsimin korkmasından korkuyorum.
    " Rasulullah ellerini açıp hareket ettirdi ve:Sadaka yok, cihad da yok, o zaman ne ile Cennete gireceksin?"
    Sahabi dedi ki "Ey Allah'ın Rasulü sana biat ediyorum." Bunun üzerine tüm onlar üzerine benden biat aldı.
    ( Sünen'ül-Kübra Kitabu's-Siyer Babu Asli Farzı '1 Cihadi: 9/20.)
    Beyhaki Süneni Kübra'sında Abdullah b. Cafer , o da Ubeydullah b. Amr , o da Zeyd b. Enise'den, o da Cebele b. Suhaym'den ona da Ebu'l Musni el-Abidi ibn Hasasiye'den işittiği ve hadisi rivayet etmiş.




    Seleme b. Nufeyl'den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir. Der ki:
    Ben Rasulullah (s.a.v.) ile otururken bir adam girip şöyle dedi:
    Ey Allah'ın Rasulü! Atlar salıverilmiş ve silah bırakılmış. Bazıları savaşın artık olmayacağını, savaşın bittiğini iddia ediyorlar."
    Rasulullah (s.a.v.) dedi ki: Yalan söylüyorlar. İşte şimdi savaş zamanı geldi. Ümmetim bir grup Allah yolunda cihad etmeye devam edecektir. Muhalif olanlar, onlara zarar vermez. Allah onlarla bir kavmin kalplerini kaydırır ki, onlarla onları rızıklandırsın. Kıyamet kopuncaya kadar savaşırlar. İyilik daha atların kaküllerine Kıyamet gününe, savaş bitinceye ve Yecuc ve Mecuc çıkıncaya dek bağlıdır.
    [Nesai rivayet etmiş. Nesai benzerleriyle hasen bir isnad ile rivayet etmiş. Kitabu'1-Hayl (Atlar): 1, Ahmed: 4/104.]

    İbn Hibban Cubeyr b. Nefir, Nevvas b. Seman tarikiyle rivayet etmiş. Der ki;Rasulullah'a bir fetih nasip oldu. Ona varıp dedim ki:Ey Allah'ın Rasulü! Atlar salıverildi... hadisi.Nesai'nin rivayetine benzer bir şekilde rivayet etmiş. Mevarid'uz-Zeman, el-Cihad Babu devami'I-Cihad s. 389-90. Bu rivayetle Seleme'nin rivayetinde geçen müphem adamın Nevvas olduğunu da öğrendik.Konudaki hadise Cabir'in rivayeti de şahidlik etmektedir.Ümmetimden bir grup kıyamete dek hak üzere savaşacaktır.
    (Müslim İmare: 53.)


    _Ebu Said el Hudri (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:
    Tebük savaşı olduğu yıl Rasûlullah (s.a.v), sırtını devesine dayayıp insanlara bir konuşma yaparak şöyle buyurdu: “Size insanların en hayırlısı ile en şerlisini haber vereyim mi? En hayırlı kimse ölünceye kadar atının veya devesinin sırtında veya yaya olarak Allah yolunda gayret eden kimsedir. En şerli kimse ise; Allah’ın Kitab’ını okuyup da gerekenleri yerine getirmeyen kimsedir.” (Müsned: 11124 , sünen-i Nesai 3055)

    - Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    Allah’ın azabından korkarak gözyaşı döken bir kimse süt memeye tekrar girinceye kadar ateş o kimseyi yakmaz. Allah’ın dinini yeryüzünde hâkim kılmak için gayret eden kimsenin çıkardığı toz ile Cehennem dumanı bir araya gelmez.”
    (Tirmizî, Fedailül Cihad: 8; Dârimi, Cihad: 8 ,sünen-i Nesai 3057 )

    Yine Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    Bir kafiri öldürüp sonra da Müslümanca yaşamaya devam edip, Müslümanca ölen kimse; o kafirle beraber Cehennemde olmaz. Allah yolunda gayret ederken çıkarılan toz ile Cehennem ateşi bir araya toplanmaz. Kulun kalbinde iman ile hased bir arada olamaz.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 8; Dârimi, Cihad: 8 ,sünen-i Nesai 3058)

    "Her ümmetin ruhbanlığı vardır , benim ümmetimin ruhbanlığı cihaddır"
    (Ahmed bin Hanbel)


    Rasulullah’ın (s.a.v) ashabından bir kişi tatlı su kaynaklarının bulunduğu bir vadiden geçti.
    “İnsanlardan el etek çekip bu vadide kalsam ? Ancak Rasulullah’tan (s.a.v) izin almadan bu işi yapmam” diye düşündü. Bunu Rasulullah’a (s.a.v) söyleyince , Rasulullah (s.av) :

    “Yapma ! Şüphesiz Allah yolundaki birinizin (yaptığı cihad) fazileti , evindeki yetmiş yıl namazından daha efdaldir. Allah’ın sizi bağışlamasını ve cennetine koymasını istemez misiniz? Allah yolunda cihad ediniz .Devenin iki süt arası müddeti kadar Allah yolunda savaşanlara cennet vacib olmuştur
    (Tirmizi ,Cihad:17)

    Bu son hadiste , cihadı ekber iddialarını tamamen çürütmektedir.Çünkü bu sahabe Rasulullah’tan (s.a.v) insanlardan ayrılıp nefsiyle cihad etmek için istekte bulunmuş, Rasulullah onu bundan men etmiş ve ondan daha iyisine irşad etmiştir.Sonra bu hadiste dikkat edilmesi gereken başka bir espiri de var.Rasulullah’ın (s.a.v):
    Kim devenin iki süt arası kadar Allah yolunda cihad ederse Cennet ona vacip olur..” sözünün genelinden hareketle , Allah yolunda cihad edenler , öldürülse de , öldürülmese de cennetle müjdelenmiştir.
    Hadiste geçen “fukava nakati” ,iki süt arası dönem veya sütün sağılıp tekrar sütün memelere dönünceye kadar ki zamandır.
    (El-Misbahul Münir s. 484)

    Bununla bahsedilen o hadisin mana ve sened bakımından batıl olduğunu öğrendik.Ondan başka ibadete layık ilah olmayan Allah’a hamd oldun. Klavyeyi bırakmadan önce şunu söylemek istiyorum.Bu düşünce (nefis ile cihad) tamamıyla sofuca bir düşüncedir.Kökeni İslam düşmanlarına dayanmaktadır.Onu bırakıp arkamıza atmalıyız.Nebi’nizin (s.a.v) nasihatine dönünüz:
    Cihad , şüphesiz ona hiçbir şey denk gelemez.”
    Bu nasihatta , sizin için tüm kötülükleri isteyen (bu kötülükler ona dönsün) komplocu düşmanınızın ithal düşüncelerinden sizleri müstağni kılacak güzellikler var.
    Dolayısıyla cihad hususunda yazılmış eserlerde çağdaş bazı yazarların bu hadisten etkilenerek yaptıkları gibi “büyük cihad” ya da “nefsle cihad” diye isimlendirmelerinden etkilenmemek gerekir.

    Buradan benim nefisle mücadeleyi inkar ettiğim veya ona değer vermediğim kesinlikle anlaşılmasın. Aksine bu konu cihada teşvik , Allah yolunda ölme sevgisine has olup , iki şey arasında zihni bulandırmaktan uzak tutmak gerekir.Onu cihadın iki çeşidini söylediğimizde, sanki onlardan birini seçme serbestliğini veriyoruz.Acaba birini diğerine tercih ettiğimizde durum ne olur?

    __________________

  2. #2
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Standart

    http://www.risaleara.com/oku.asp?id=297&a=mevzu%20hadis

    ?lgili konuya buradan ulaşabilirsiniz kardeşim..Sayfa sayfa takib edebilirsiniz..Bilmediğiniz kelimelerin üzerini çift t?klay?n...
    Konu Müellif-e tarafından (28.04.08 Saat 17:56 ) değiştirilmiştir.



  3. #3
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Standart

    [quote=emre-koc;166294]









    ‘Sen olmasayd?n Ya Muhammed! evreni yaratmazd?m’


    ''Hz Adem günah işlediğinde şöyle dua etti: Ya Rabb! Muhammed'in hakk? için benim günah?m? bağ?şlaman? diliyorum. Allahu Teala dediki: Ey Adem! Sen Muhammed'i nereden biliyorsun, ben onu daha yaratmad?m. Adem: Ey Rabbim, Sen beni yaratt?ğ?nda ve ruhundan bana üflediğinde baş?m? kald?rd?m ve arş?n sütunlar? üzerinde 'Lailahe ?llallah Muhammedun Rasulullah' yaz?l? olduğunu gördüm. Ve bildim ki, Sen kendi ad?n?n yan?na ancak en çok sevdiğin kişinin ismini ilave edersin. Allahu Teala dediki: Doğru söylüyorsun ey Adem, o (Hz. Muhammed sav) benim en sevdiğim kulumdur. Sen Benden onun (Hz Muhammed sav) hakk? için istedin, Ben seni bağ?şlad?m. Muhammed olmasayd? Ben seni yaratmazd?m.'' (Hakim Müstedrek 2/615 Hz Ömer (ra)'dan merfu olarak ;?bn Asâkir (2/323), el-Beyhâki, Delâil’un-Nübuvve (5/488) )




    Evet, bahar?m?zda yeryüzünü bir mahşer eden, yüz bin haşir numunelerini icâd eden Kadîr-i Mutlaka, Cennetin icâd? nas?l ağ?r olabilir?

    Demek, nas?l ki onun risâleti, şu dâr-? imtihan?n aç?lmas?na sebebiyet verdi, -1- s?rr?na mazhar oldu. Onun gibi, ubûdiyeti dahi, öteki dâr-? saadetin aç?lmas?na sebebiyet verdi. Acaba hiç mümkün müdür ki, bütün ak?llar? hayrette b?rakan şu intizam-? âlem ve geniş rahmet içinde kusursuz hüsn-ü san'at, misilsiz Cemâl-i Rubûbiyet, o duâya icâbet etmemekle, böyle bir çirkinliği, böyle bir merhametsizliği, böyle bir intizams?zl?ğ? kabul etsin? Yani, en cüzî, en ehemmiyetsiz arzular?, sesleri ehemmiyetle işitip ifâ etsin, yerine getirsin; en ehemmiyetli, lüzumlu arzular? ehemmiyetsiz görüp işitmesin, anlamas?n, yapmas?n; hâşâ ve kellâ! Yüz bin defa hâşâ! Böyle bir Cemâl, böyle bir çirkinliği kabul edip çirkin olamaz.Haşiye Demek, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, risâletiyle dünyan?n kap?s?n? açt?ğ? gibi, ubûdiyetiyle de âhiretin kap?s?n? açar.
    -2-


    1- Eğer sen olmasayd?n, kâinat? yaratmazd?m. (Hadîs-i kudsî: Keşfü'l-Hafâ, 2:164.)

    2- Rahmân'?n dünya ve Cennetler dolusu salât ve selâm? onun üzerine olsun. Allah?m! Kulun ve resûlün olan, iki cihan?n efendisi, iki âlemin medâr-? iftihar?, iki dünyan?n hayat vesîlesi, dünya ve âhiret saadetinin sebebi, peygamberlik ve kulluk olmak üzere iki mânevî kanad?n sahibi, ins ve cinnin peygamberi olan Habîbine, onun bütün âl ve ashâb?na, kardeşleri olan diğer peygamber ve resûllere salât ve selâm eyle. Âmin.


  4. #4
    Ehil Üye alanyali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Alanya
    Mesajlar
    2.491

    Standart

    kılavuzu karga olanın, burnu ...diyorum..

    yazıda, İbn-i teymiyeden ,Elbaniden nakiller yapmışlar..Halbuki, ehl-i sünnet alimlerince bu kişiler kötülenmiş..

    "İbn-i teymiyye,Allahü teâlânın, sapıtmasına ilmini sebep ettiği kimsedir." [İbni Hacer-i Mekki - Fetava-yı hadisiyye]

    İbni Teymiye, Kitab-ül Arş isimli eserinde, “Allah Arş'ın üzerinde oturur, kendisi ile beraber oturması için Resulullaha da yer bırakır” diyor. Essırat-ul-müstekim kitabında da, ibni Abbas gibi büyük sahabilere kâfir demiştir. (Keşfüzzunun)

    İbn-i Abbas gibi büyük sahabelere dil uzatan bir şahsı kaynak olarak vermek mi ilimle bağdaşıyor sormak lazım ? İlmin ölçüsü bu mu yani?
    o zaman kim en çok sahabeye dil uzatırsa siz O'nun peşinden gidersiniz Allah bilir..

    "ÜMMETİMİN ALİMLERİ BENİ İSRAİL’İN PEYGAMBERLERİ GİBİDİR."

    "Said Nursî, bu hadisi de diğerleri gibi kaynak vermeden kitabına koymustur ((Şuâlar, 80, ""


    Yuh artık, İmam-ı Rabbani, İmam-ı Yafi ve Abdülgani Nablusi gibi alim ve evliya zatların kitaplarına aldıkları hadis-i şerife dil uzatmak cahillikten öte bir şey değildir..



    Hadis-i şeriflere dil uzatmak için, sapık alimlerin bile görüşüne başvuruluyor..

    Ehl-i sünnet alimlerinin kitaplarında uydurma hadis yoktur, ehl-i sünnet alimlerinin hepsi bu ümmetin bekçileridir..
    Uydurma hadis'i İbni teymiyye gibi bir sapığın kitabına almadığını iddia ediyorsanız, İbni Teymiyeden kat ve kat üstün olan ve takva konusunda Ümmetin önderleri olan ehl-i sünnet alimleri hiç kitaplarına alır mı?
    Büyük sahabelere dil uzatan Sapık İbn-i TEymiye'nin Allah korkusu var da, ehl-i sünnet alimlerinin yok mu ?




    cehennem ağzını açmış, bekliyor; cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış, gözlüyor.

  5. #5
    Müdakkik Üye Gül-ihamra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    810

    Standart

    Üçüncü Esas: Vehhâbilerin azîm imamlar?ndan ve acîb dehâlar? taş?yan meşhur lbni Teymiye ve lbni Kay?me'l-Cevzî gibi zâtlar Muhyiddîn-i Arab (k.s.) gibi azîm evliyâya karş? fazla hücum ettikleri ve güyâ mezheb-i Ehl-i Sünneti Şîalara karş? Hazret-i Ebû Bekir'in (r.a.) Hazret-i Ali'den (r.a.) efdaliyetini müdâfaa ediyorum diyerek, Hazret-i Ali'nin (r.a.) k?ymetini çok düşürüyorlar. Hârika fazîletlerini âdileştiriyorlar. Muhyiddîn-i Arab (k.s.) çok evliyây? inkâr ve tekfir ediyorlar.
    Hem, Vehhâbiler kendilerini Ahmed ?bni Hanbel mezhebinde sayd?klar? için, Ahmed ?bni Hanbel Hazretleri bir milyon hadîsin hâf?z? ve râvîsi; ve şiddetli olan Hanbelî mezhebinin reisi ve halk? Kur'ân meselesinde cihanpesendâne salâbet ve metânet sahibi bir zât olduğundan, onun bir derece zâhirî ve mutaass?bâne ve Alevîlere muhâlefetkârâne mezhebinden din nâm?na istifade edip, bir k?s?m evliyân?n türbelerini tahrip ediyorlar ve kendilerini hakl? zan ediyorlar. Halbuki, bir dirhem haklar? varsa, bazen on dirhem ilâve ediyorlar.
    Bir dilenci gelse kapıma onu bu cüz'i şefkatimle geri çevirmiyeceğim.Rabbim! Bana vermiş olduğun şefkatinin yüzde biri,o dilenciyi kapımdan boş çevirtmiyorsa,ben ümitvarım ki;
    o yüzde doksan dokuz şefkatin beni senin kapından boş çevirmiyecek

  6. #6
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    Risalelerde hangi eserden alinti bu yazi ?

    Alıntı şakirdim Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Üçüncü Esas: Vehhâbilerin azîm imamlarından ve acîb dehâları taşıyan meşhur lbni Teymiye ve lbni Kayıme'l-Cevzî gibi zâtlar Muhyiddîn-i Arab (k.s.) gibi azîm evliyâya karşı fazla hücum ettikleri ve güyâ mezheb-i Ehl-i Sünneti Şîalara karşı Hazret-i Ebû Bekir'in (r.a.) Hazret-i Ali'den (r.a.) efdaliyetini müdâfaa ediyorum diyerek, Hazret-i Ali'nin (r.a.) kıymetini çok düşürüyorlar. Hârika fazîletlerini âdileştiriyorlar. Muhyiddîn-i Arab (k.s.) çok evliyâyı inkâr ve tekfir ediyorlar.
    Hem, Vehhâbiler kendilerini Ahmed İbni Hanbel mezhebinde saydıkları için, Ahmed İbni Hanbel Hazretleri bir milyon hadîsin hâfızı ve râvîsi; ve şiddetli olan Hanbelî mezhebinin reisi ve halkı Kur'ân meselesinde cihanpesendâne salâbet ve metânet sahibi bir zât olduğundan, onun bir derece zâhirî ve mutaassıbâne ve Alevîlere muhâlefetkârâne mezhebinden din nâmına istifade edip, bir kısım evliyânın türbelerini tahrip ediyorlar ve kendilerini haklı zan ediyorlar. Halbuki, bir dirhem hakları varsa, bazen on dirhem ilâve ediyorlar.

  7. #7
    Müdakkik Üye Gül-ihamra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    810

    Standart

    28.mektupta geciyor(mektubat)
    Bir dilenci gelse kapıma onu bu cüz'i şefkatimle geri çevirmiyeceğim.Rabbim! Bana vermiş olduğun şefkatinin yüzde biri,o dilenciyi kapımdan boş çevirtmiyorsa,ben ümitvarım ki;
    o yüzde doksan dokuz şefkatin beni senin kapından boş çevirmiyecek

  8. #8
    Yasaklı Üye abdussamedfani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    kayseri
    Yaş
    45
    Mesajlar
    1.195

    Standart

    emre kardeşin "mevzu hadisler" konusundaki emeğinden dolayı tebrik ediyorum.

    peygamberimiz, kendisine ait olmayan bir sözü, kendisi söylemiş gibi rivayet edenlerin, cehennemdeki yerlerini hazırlamasını söylemiştir. başta sahabeler olmak üzere bütün ümmet, uydurma hadis rivayetinden çok kokmuş ve çekinmiştir. hatta, bu yüzden sahih de olsa bir hadisi rivayet ettikten sonra "ev kema kal" demişler; yani "peygamberimiz nasıl demişse öyledir" diyerek o vebalden kaçınmışlar.

    ibn-i teymiye konusunda yazılanlar hakkında bir iki kelam edeceğim.

    ibn-i teymiye, çok büyük bir hadis alimidir. onun, itikad alanındaki bazı yanlış görüşleri vardır. fakat, bir insan, bir konuda yanlış fikirlere sahip olsa da, başka bir alanda çok kıymetli bir alim olabilir. her alimi, kendi uzman olduğu alanda değerlendirmek gerekir. İbn-i teymiyeyinin bazı meselelerde ciddi hatalar yapması, onun hadis alanındaki ilmine bir halel getirmez.

    imam buhariyi hepimiz biliriz, hürmet ederiz. hatta ehl-i sünnet alimleri der ki; "kurandan sonra en muteber kitap, imam-ı buhari'nin kitabıdır." peki, imam buharinin, ebu hanife hakkında neler yazdığını bilenimiz var mı ? imam buharinin çok ağır sözleri var ebu hanife hakkında. bu sözleri söyledi diye, asla imam buhari hakkında ve yazdığı eser hakkında tereddüte düşmeyiz. Çünki biz onu "hadis" alanında imam biliriz.
    bu örnekten de anlaşılacağı üzere, her alimi kendi uzman olduğu konu hakkında değerlendirmek lazımdır. aksi takdirde çok yanlışlar yaparız.

    kaş yaparken, göz çıkaran arkadaşlar bu uyarımı dikkate alsınlar.

    hadislerin senet yönünden tahlili işinde ehl-i ihtisas olanlar "hadis alimleri" dir. bu alanda söz onlarındır.

    halk arasında yapılan ikinci bir yanlış ise; bir hadis "zayıf" veya "mevzu" ise, hemen o hadisin ifade ettiği sözünde "yanlış" olduğu zannıdır. Halbuki, "mevzu" olan bir rivayet, "yanlış" olmak zorunda değildir. o söz, çok doğru bir mana içerebilir. ancak o söz "hadis değildir" denilir.

    imam gazali, imam rabbani ve daha pek çok muteber ehl-i sünnet aliminin kitaplarında, hadis alimleri tarafından "mevzu" veya "zayıf" diye isimlendirilen hadisler vardır. fakat o sözlerin manaları yanlış değildir. eğer yanlış olsaydı, o muteber alimler o sözlere kitaplarında yer vermezlerdi.

    yani, şöyle bir hataya düşmemeliyiz: o muteber alimleri; kitaplarında "zayıf,mevzu" hadis yazdıkları için reddedemeyiz. aynı zamanda, o hadislere "mevzudur" diye reddeden hadis alimlerini de tenkit edemeyiz.

    her alimi, kendi ihtisas sahasında değerlendirmeli, sap ile samanı birbirine karıştırmamalıyız. vesselam.

  9. #9
    Gayyur ersen64 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesajlar
    75

    Standart Mevzuu, mevzuu yapmamak gerektir...

    • Bu konuda üstadımız ne diyor...
    • Netice-i Kelâm: Ey insafsız ve dikkatsiz ve imânı zayıf, felsefesi kavî, hodbîn, münekkid adam! Şu "On Asıl"ı nazara al. Sonra sen, hilâf-ı hakikat ve katî muhâlif-i vâki' gördüğün bir rivâyeti bahane ederek, ehâdîs-i şerifeye ve dolayısıyla Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın mertebe-i ismetine halel verecek îtiraz parmağını uzatma! Zîrâ, evvelâ o "On Asıl"ın on dairesi seni inkârdan vazgeçirir. "Hakiki bir kusur varsa, bize âittir" derler, hadîse râcî olamaz. "Eğer hakiki değilse senin sû-i fehmine âittir" derler.

    • Elhâsıl, inkâr ve redde gitmek için, şu "On Asıl"ı tekzib ve iptal etmek lâzım gelir. Şimdi insafın varsa, bu on usûlü kemâl-i dikkatle düşündükten sonra, o aklın hilâf-ı hakikat gördüğü bir hadîsin inkârına kalkışma. "Ya bir tefsiri, ya bir tevili, ya bir tâbiri vardır" de, ilişme.

    • İttihad, imtizac-ı efkârdır. İmtizâc-ı efkâr, mârifetin şua-ı elektriğiyle olur.
    • ALLAH'A TEVEKKÜL EDENE, ALLAH KAFİDİR.


  10. #10
    Ehil Üye alanyali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Alanya
    Mesajlar
    2.491

    Standart

    Alıntı abdussamedfani Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    ibn-i teymiye, çok büyük bir hadis alimidir. .
    kime göre çok büyük bir hadis alimi? Vehhabilere göre öyle..

    Her fırka kendi imamını büyük bilir elbet..bir alim Şiilere göre büyük bir hadis alimi ise, biz de mi öyle kabul edeceğiz ?

    Evet, İbn Teymiye hadis alimidir,itikad konusunda fikirleri vardır ama ehl-i sünnet alimleri İbn Teymiye'nin dalalete düştüğünü beyan etmişlerdir..Ben demiyorum..Ehl-i sünnet alimleri diyor..

    İslam âlimleri buyuruyor ki:
    (Allahü teâlânın, sapıtmasına ilmini sebep ettiği kimsedir.) [İbni Hacer-i Mekki - Fetava-yı hadisiyye]

    (İbni Teymiye öyle bir kimsedir ki, bozuk sözlerine ve çürük vesikalarına, büyük âlimler cevap vermişler ve düşüncelerinin çirkinliğini ortaya koymuşlardır. [Şam, Mısır ve Kudüs’de kadılık yapmış olan şafii fıkıh ve hadis âlimlerinden Muhammed] İzzibni Cemaa, onun için, Allahü teâlânın dalalete sürüklediği, azdırdığı ve zillet gömleği giydirdiği kimsedir. İslam âlimlerine ve bilhassa Hulefa-i raşidine karşı ahmakça itirazlarda bulunmuştur demiştir.) [İbni Hacer-i Mekki - El-cevher-ül-munzam]

    (İbni Teymiye’nin sözlerinin kıymeti yoktur. O, dalalettedir ve Müslümanları dalalete sürüklemektedir. Müslümanların icmasından ayrılmış, bid’at yolunu tutmuştur. İslam âlimleri, onun dalalette [sapık] olduğunu, sözbirliği ile bildirdi. Kutbüd-Berdiri, Şerhi Muhtasarda, bunu uzun yazmaktadır.) [Tahir Muhammed Süleyman - Zahiretül-fıkhil-kübra]

    (Kitab-ül Arş onun en çirkin kitaplarındandır. Ona Şeyh-ül-İslam diyenin kâfir olacağını söyleyen âlimler vardır.) [İmam-ı Sübki]

    İbni Teymiye, Kitab-ül Arş isimli eserinde, “Allah Arş'ın üzerinde oturur, kendisi ile beraber oturması için Resulullaha da yer bırakır” diyor. Essırat-ul-müstekim kitabında da, ibni Abbas gibi büyük sahabilere kâfir demiştir. (Keşfüzzunun)

    (Resulullah(sav)'ın gözbebeği hulefa-i raşidin'e dil uzatsın, büyük sahabelere çirkin sözler etsin, sonra "büyük hadis alimi" diyelim..o zaman haber vereyim, rafiziler içinde çok sözde "büyük hadis alimi" çok var..Onlar da, sahabeye dil uzatıyorlar..)

    (Arş kadimdir) diyor. (Akaid-i Adudiyye şerhi)

    (Hangi hadis alimi sıfatını hakeden kişi, kadimlik sıfatını Allahü teala'dan başkasına verebilir..Böyle bir kişiye, alim denmez..İbni Sina da ruh için kadimdir demişti, İbni Sina'nın bu sözünün çok büyük bir dalalet olduğu ortada, İbn Teymiye de aynı dalalete yakalanmış.Böyle bir kişinin hadis alimliğine ihtiyaç mı var, büyük ehl-i sünnet alimleri dururken, İbn Teymiyeden fayda beklemek, elinde güzel bir elma olup da yemeyen, karşıdaki çürük elmalara hayran hayran bakan kişiye benzer..)


    (Şam camiinin minberinden inerken “Allah gökten yere, benim indiğim gibi iner” dedi.) [İbni Battuta -Tuhfetünnüzzar tarihi]

    Sadreddin-i Konevi, İbni Arabi hazretleri gibi tasavvuf büyüklerine de saldırmıştır. “Gazali’nin kitapları uydurma hadis ile dolu” derdi. (Hadika)

    İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:
    (İbni Teymiye, tasavvufu inkâr eder, evliyaya, ariflere dil uzatırdı. Kitaplarını okumaktan, yırtıcı hayvandan kaçar gibi kaçmalıdır.) [Tabakat-ül-kübra]

    İmam-ı Süyuti hazretleri buyuruyor ki:
    (İbni Teymiye kibirliydi. Kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek, büyüklerle alay etmek âdeti idi.) [Kam-ul Muarıd]
    (böyle bir kişi hadis alimi olsa ne olur, olmasa ne olur)


    İbni Hacer-i Askalani hazretleri buyuruyor ki:
    (İbni Teymiye; “Kabri Nebeviyi ziyaret için sefere çıkmak haramdır. [Hazret-i] Ali iman ettiği zaman çocuk olduğu için Müslümanlığı sahih olmadı. [Hazret-i] Osman malı çok severdi” diyerek eshab-ı kiramın büyüklerine dil uzattı.) [Ed-Dürer-ül-Kamine]
    (Nasıl da dil uzatıyor çekinmeden, hadis alimi ilk önce, Resulullah(sav)'a sevgide ve saygıda kusur etmez, Resulullah(sav)'ın ashabına saldırmak ,Resulullah(sav)'a sevgi midir, saygı mıdır? Kuran-ı Kerimde övülen, cennetle müjdelenen sahabelere dil uzatan'a "büyük alim" diyorsanız, pes doğrusu)



    İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki:
    (İbni Teymiye, Peygamberlerin masumiyetini (günahtan korunmuş olduklarını) reddetmiştir. Halbuki, masumiyet Peygamberlerin sıfatlarındandır.
    Başta Peygamber efendimizin kabri şerifleri olmak üzere eshab-ı kiramın, velilerin, âlimlerin ve salih Müslümanların kabirlerinin ziyaret edilmesine karşı çıkmış, bunları şefaate vesile kılmayı da haram saymıştır.) [Fetava-i Hadisiyye]

    evet, görüldüğü gibi İbni Teymiyye çok "büyük bir hadis alimi" imiş..Yerseniz tabi..


    cehennem ağzını açmış, bekliyor; cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış, gözlüyor.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Risale-i Nur'da Hiçbir Mevzu Hadis Yoktur...
    By İbrahim in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 12.05.09, 20:52
  2. Kelam Noksan Kalıyor Mevzu Sen Olunca...
    By havf_reca in forum Şiirler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30.07.08, 12:07
  3. Bu Mevzu Hakkında Yorumunuz...
    By visal in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 02.12.07, 15:07
  4. Hassas Bir Mevzu
    By delailinnur in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 27.10.07, 21:30

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0