+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 13

Konu: Müceddidi Azamın Hadis Yorumlama Hakkındaki Beyanları

  1. #1
    Ehil Üye Ehl-i telvin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.269

    Standart Müceddidi Azamın Hadis Yorumlama Hakkındaki Beyanları

    Hususi ile asrımızda dindar müslümanlar arasında oldukça ehemmiyetli bir yer teşkil eden bu hususta Sahibuzzaman Efendimiz Üstadımız Hazretlerinin Risale i Nurdaki ölçülerini işlemeyi uygun ve elzem gördüm Rabbi Müteal istifadeye medar eylesin..




    Evvelen:Bu çeşit mesâili(Hadisi Şerifler hakkındaki) münakaşa etmenin
    birinci şartı, insafla, hakkı bulmak niyetiyle, inatsız bir surette, ehil olanların mabeyninde, sû-i telâkkiye sebep olmadan müzakeresi caiz olabilir.

    O müzakere hak için olduğuna delil şudur ki:
    Eğer hak, muarızın elinde zâhir olsa, müteessir olmasın, belki memnun olsun. Çünkü bilmediği şeyi öğrendi. Eğer kendi elinde zâhir olsa, fazla bir şey öğrenmedi; belki gurura düşmek ihtimali var.

    Saniyen: Sebeb-i münakaşa, eğer hadis ise,
    *hadisin merâtibini ve
    *vahy-i zımnînin derecâtını ve
    *tekellümât-ı Nebeviyenin aksâmını bilmek lâzım.
    Avam içinde müşkülât-ı hadisiyeyi münakaşa etmek, izhar-ı fazl suretinde, avukat gibi kendi sözünü doğru göstermek ve enaniyetini hakka ve insafa tercih etmek suretinde deliller aramak caiz değildir.

    ...........(avam) müteşabih hadisleri aklına sığıştıramadığı için, eğer inkâr etse, dehşetli bir kapı açar; yani küçücük aklına sığışmayan katî hadisleri dahi inkâra yol açar. Eğer zâhir-i hadisin mânâsını tutarak öyle kabul edip neşretse, ehl-i dalâletin itirâzâtına ve "Hurafattır" demelerine yol açar.
    .................(Müteşabih) hadisler çok varid olmuş. Elbette şüpheleri izale edecek bir hakikati beyan etmek lâzım gelir.

  2. #2
    Ehil Üye Ehl-i telvin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.269

    Standart

    Yirmi Dördüncü Söz Üçüncü Dal


    Kıyâmet alâmetlerinden ve âhir zaman vukuâtından ve bâzı amâlin fazîlet ve sevaplarından bahseden ehâdîs-i şerîfe güzelce anlaşılmadığından, akıllarına güvenen bir kısım ehl-i ilim, onların bir kısmına zayıf veya mevzu demişler. İmânı zayıf ve enâniyeti kavî bir kısım da, inkâra kadar gitmişler..

    Birinci Asıl:ileride herkese göz ile görülecek vukuâtı öyle bir tarzda bahsedecek ki, ne bütün bütün meçhûl kalsın, ne de bedihî olup, herkes ister istemez tasdike mecbur kalsın. Akla kapı açacak, ihtiyârı elinden almayacak. Zîrâ, eğer tamamen bedâhet derecesinde bir alâmet-i Kıyâmet görülse, herkes tasdike muztar olsa, o vakit kömür gibi bir istidad, elmas gibi bir istidad ile beraber kalır. Sırr-ı teklif ve netice-i imtihan zâyi olur.
    İkinci Asıl:mesâil-i fer'iye veya vukuât-ı zamâniyenin herbirinde bir iz'ân-ı yakîn ile bir bürhan-ı katî istenilmez. Belki, yalnız reddetmemek ve teslimiyetle ilişmemektir.

    Üçüncü Asıl: Zaman-ı Sahabede benî İsrâil ve Nasarâ ulemâlarından çoğu İslâmiyete girdiler. Eski mâlûmâtları dahi onlarla beraber Müslüman oldu. Bâzı hilâf-ı vâki' mâlûmât-ı sâbıkaları, İslâmiyetin malı olarak tevehhüm edildi. (anti parantez bişey bu hususta ehli ilim olmadan israiliyattır diye hüküm verilmez bu benim anladığım)

    Dördüncü Asıl: Ehâdîs-i şerîfe râvilerinin bâzı kavilleri veyahut istinbât ettikleri mânâları, metn-i hadîsten telâkkî ediliyordu. Halbuki, insan hatâdan hâlî olmadığı için, hilâf-ı vâki' bâzı istinbâtları veya kavilleri hadîs zannedilerek, zaafına hükmedilmiş.

  3. #3
    Ehil Üye Ehl-i telvin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.269

    Standart

    Beşinci Asıl:bâzı ehl-i keşif ve ehl-i velâyet olan muhaddisîn-i muhaddesîn ilhamlarıyla gelen bâzı maânî, hadîs telâkkî edilmiş. Halbuki, ilham-ı evliyâ-bâzı ârızalarla-hatâ olabilir. İşte bu nev'den, bir kısım hilâf-ı hakikat çıkabilir.

    Altıncı Asıl: Beynennâs(insanlar arası) iştihar bulmuş bâzı hikâyeler bulunuyor ki, durûb-u emsâl hükmüne geçer. Hakiki mânâsına bakılmaz; ne maksad için sevk edilir, ona bakılır. İşte bu nev'den beynennâs teârüf etmiş bâzı kıssa ve hikâyâtı, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, bir maksad-ı irşâdî için temsil ve kinâye nev'inden zikredivermiş. Şu nevi meselelerin mânâ-i hakikisinde kusur varsa, örf ve âdât-ı nâsa âittir ve teârüf ve tesâmû-u umumîye râcîdir

  4. #4
    Ehil Üye Ehl-i telvin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.269

    Standart

    Yedinci Asıl: Şek çok teşbih ve temsiller bulunuyor ki, mürûr-u zamanla veya ilmin elinden cehlin eline geçmesiyle hakikat-i maddiye telâkkî ediliyor. Hatâya düşer. Meselâ, "Sevr" ve "Hûd" isminde ve âlem-i misâlde sevr ve hûd timsâlinde berrî ve bahrî hayvanât nâzırlarından iki melâiketullah, âdetâ bir koca öküz ve cismânî bir balık zannedilerek, hadîse ilişilmiş.

    Hem meselâ, bir vakit huzur-u Nebevîde derin bir ses işitildi. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti ki: "Bu gürültü, yetmiş senedir yuvarlanıp, tâ ancak bu dakika Cehennemin dibine düşen bir taşın gürültüsüdür." * İşte bu hadîsi işiten, hakikate vâsıl olmayan, inkâra sapar. Halbuki, yirmi dakika-o hadîsten-sonra, katiyen sabittir ki, biri geldi, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma dedi ki: "Meşhur münâfık, yirmi dakika evvel öldü." Yetmiş yaşına giren o münâfık Cehennemin bir taşı olarak bütün müddet-i ömrü tedennîde, esfel-i sâfilîne, küfre sukuttan ibâret olduğunu gayet belîğâne bir sûrette, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm beyân etmiştir. Cenâb-ı Hak, o vefât dakikasında o sesi işittirip, ona alâmet etmiştir.

  5. #5
    Ehil Üye Ehl-i telvin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.269

    Standart

    Sekizinci Asıl:............................(tamamı için müracaat edilsin 24.söz 3.dal 8.asıl)
    Mehdî gibi eşhâsın hakkındaki rivâyâtın ihtilâfâtı ve sırrı şudur ki: Ehâdisi tefsir edenler, metn-i ehâdisi tefsirlerine ve istinbâtlarına tatbik etmişler....(
    Meselâ, merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medîne'de olduğundan, vukuât-ı Mehdiye ve Süfyâniyeyi merkez-i saltanat civârında olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler.)


    Dokuzuncu Asıl:Amellerin fazîlet ve sevâbına dâir ehâdîs-i şerifenin bir kısmı, terğib ve terhibe münâsip bir tesir vermek için, belâgatlı bir üslûbda geldiğinden, dikkatsiz insanlar onları mübâlâğalı zannetmişler. Halbuki, bütün onlar ayn-ı hak ve mahz-ı hakikat olduklarından, mücâzefe ve mübâlâğa, içlerinde yoktur. (misal:

    ev kemâ kâl. Meâl-i şerifi: "Dünyanın Cenâb-ı Hakkın yanında bir sinek kanadı kadar kıymeti olsa idi, kâfirler bir yudum suyu ondan içmeyecek idiler." Hakikati şudur ki: İndAllah" tâbiri, "âlem-i bekâdan" demektir. Evet, âlem-i bekâdan bir sinek kanadı kadar bir nur, mâdem ebedîdir, yeryüzünü dolduracak muvakkat bir nurdan daha çoktur.......)

  6. #6
    Ehil Üye Ehl-i telvin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.269

    Standart

    Onuncu Asıl:Onuncu Asıl: Ekser tâife-i mahlûkatta olduğu gibi, ef'âl ve a'mâl-i beşeriyede bâzı hârika ferdler bulunur. O ferdler, eğer iyilikte ileri gitmişse, o nevilerin medâr-ı fahrlarıdır; yoksa, medâr-ı şeâmetleridir. Hem, gizleniyorlar; âdetâ birer şahs-ı mânevî, birer gâye-i hayal hükmüne geçerler. Sâir ferdlerin her birisi o olmaya çalışır ve o olmak ihtimâli var. Demek o mükemmel hârika ferd, mutlak, mübhem bulunup, her yerde bulunması mümkün. Şu ibhâm itibâriyle, mantıkça kazıye-i mümkine sûretinde külliyetine hükmedilebilir. Yani, her bir amel şöyle bir netice verebilmesi mümkündür.

    Meselâ, "Kim iki rekât namazı filân vakitte kılsa, bir hac kadardır." İşte iki rekât namaz bâzı vakitte bir hacca mukabil geldiği hakikattir. Her bir iki rekât namazda bu mânâ külliyet ile mümkündür.

    Demek şu nev'deki rivâyetler, vukuu bilfiil dâimî ve küllî değil.
    Zîrâ, kabulün mâdem şartları vardır; külliyet ve dâimîlikten çıkar. Belki, ya bilfiil muvakkattır, mutlaktır; veyahut mümkinedir, külliyedir. Demek şu nevi ehâdisteki külliyet ise, imkân itibâriyledir.
    (devamı için müracaat edilsin)

  7. #7
    Ehil Üye Ehl-i telvin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.269

    Standart

    On Birinci Asıl: Nasıl Kur'ân-ı Hakîmin müteşâbihâtı var; tevile muhtaçtır veyahut mutlak teslim istiyor; ehâdisin de Kur'ân'ın müteşâbihâtı gibi müşkülâtı vardır. Bâzan çok dikkatli tefsire ve tâbire muhtaçtır.

    On İkinci Asıl: Nazar-ı nübüvvet ve tevhid ve imân; vahdete, âhirete, Ulûhiyete baktığı için, hakâikı ona göre görür. Ehl-i felsefe ve hikmetin nazarı, kesrete, esbâba, tabiata bakar, ona göre görür. Nokta-i nazar birbirinden çok uzaktır. Ehl-i felsefenin en büyük bir maksadı, ehl-i usûlü'd-din ve ulemâ-i ilm-i kelâmın makâsıdı içinde görünmeyecek bir derecede küçük ve ehemmiyetsizdir

    Ayrıntılar için müracaat edilsin....24.söz 3.dal

  8. #8
    Ehil Üye Bilal-i Sivasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Bulunduğu yer
    İzmir
    Mesajlar
    1.298

    Standart

    ?kinci Esas: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, hem beşerdir, beşeriyet itibar?yla beşer gibi muamele eder; hem resuldür, risalet itibar?yla Cenâb-? Hakk?n tercüman?d?r, elçisidir. Risaleti, vahye istinad eder. Vahiy iki k?s?md?r:
    Biri vahy-i sarihîdir ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onda s?rf bir tercümand?r, mübelliğdir, müdahalesi yoktur: Kur'ân ve baz? ehâdis-i kudsiye gibi.
    ?kinci k?s?m, vahy-i z?mnîdir. Şu k?sm?n mücmel ve hülâsas?, vahye ve ilhama istinad eder; fakat tafsilât? ve tasvirât? Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma aittir. O vahiyden gelen mücmel hadiseyi tafsil ve tasvirde, zât-? Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, bazen yine ilhama, ya vahye istinad edip beyan eder, veyahut kendi ferasetiyle beyan eder. Ve kendi içtihad?yla yapt?ğ? tafsilât ve tasvirât? ya vazife-i risalet noktas?nda ulvî kuvve-i kudsiye ile beyan eder, veyahut örf ve âdet ve efkâr-? âmme seviyesine göre, beşeriyeti noktas?nda beyan eder.
    ?şte, her hadiste, bütün tafsilât?na vahy-i mahz noktas?yla bak?lmaz. Beşeriyetin muktezas? olan efkâr ve muamelât?nda, risaletin ulvî âsâr? aran?lmaz. Madem baz? hadiseler mücmel olarak, mutlak bir surette ona vahyen gelir, o da kendi ferasetiyle ve tearüf-ü umumî cihetiyle tasvir eder. Şu tasvirdeki müteşabihâta ve müşkülâta bazen tefsir lâz?m geliyor, hattâ tabir lâz?m geliyor. Çünkü, baz? hakikatler var ki, temsille fehme takrib edilir.

    Nas?l ki, bir vakit huzur-u Nebevîde derince bir gürültü işitildi. Ferman etti ki: "Şu gürültü, yetmiş senedir yuvarlan?p şimdi Cehennemin dibine düşmüş bir taş?n gürültüsüdür." Bir saat sonra cevap geldi ki, "Yetmiş yaş?na giren meşhur bir münaf?k ölüp Cehenneme gitti." -1- Zât-? Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm?n beliğ bir temsille beyan ettiği hadisenin tevilini gösterdi.
    Üçüncü Esas: Naklolunan haberler, eğer tevatür suretinde olsa, katidir.
    Tevatür iki k?s?md?r: Haşiye Biri sarih tevatür, biri mânevî tevatürdür.
    Ey muhataplarım!
    Ben çok bağırıyorum. Zîra, asr-ı salis-i aşrın, yani on üçüncü asrın minaresinin başında durmuşum,

    sûreten medenî ve
    dinde lakayd ve
    fikren mazinin en derin derelerinde olanları
    camie davet ediyorum.


  9. #9
    Ehil Üye Bilal-i Sivasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Bulunduğu yer
    İzmir
    Mesajlar
    1.298

    Standart

    Mânevî tevatür de iki k?s?md?r. Biri sükûtîdir. Yani, sükût ile kabul gösterilmiş. Meselâ, bir cemaat içinde bir adam, o cemaatin nazar? alt?nda bir hadiseyi haber verse, cemaat onu tekzip etmezse, sükûtla mukabele etse, kabul etmiş gibi olur. Hususan, haber verdiği hadisede cemaat onunla alâkadar olsa, hem tenkide müheyyâ ve hatay? kabul etmez ve yalan? çok çirkin görür bir cemaat olsa, elbette onun sükûtu o hadisenin vukuuna kuvvetli delâlet eder.
    ?kinci k?s?m tevatür-ü mânevî şudur ki: Bir hadisenin vukuuna, meselâ "Bir k?yye taam, iki yüz adam? tok etmiş" denilse, fakat onu haber verenler ayr? ayr? surette haber veriyor. Biri bir çeşit, biri başka bir surette, diğeri başka bir şekilde beyan eder. Fakat umumen, ayn? hadisenin vukuuna müttefiktirler. ?şte, mutlak hadisenin vukuu, mütevatir-i bilmânâd?r, katidir. ?htilâf-? suret ise zarar vermez.
    Hem bazen olur ki, haber-i vahid, baz? şerâit dahilinde tevatür gibi katiyeti ifade eder. Hem bazen olur ki, haber-i vahid, haricî emarelerle katiyeti ifade eder.
    ?şte, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdan bize naklolunan mu'cizât? ve delâil-i nübüvveti, k?sm-? âzam? tevatürledir: ya sarihî, ya mânevî, ya sükûtî. Ve bir k?sm?, çendan haber-i vahidledir. Fakat öyle şerâit dahilinde, nakkad-? muhaddisîn nazar?nda kabule şayan olduktan sonra, tevatür gibi katiyeti ifade etmek lâz?m gelir. Evet, muhaddisînin muhakkikîninden "el-hâf?z" tabir ettikleri zatlar, lâakal yüz bin hadisi h?fz?na alm?ş binler muhakkik muhaddisler, hem elli sene sabah namaz?n? işâ abdestiyle k?lan müttakî muhaddisler ve başta Buharî ve Müslim olarak Kütüb-ü Sitte-i Hadisiye sahipleri olan ilm-i hadis dâhileri, allâmeleri tashih ve kabul ettikleri haber-i vahid, tevatür katiyetinden geri kalmaz.
    Evet, fenn-i hadisin muhakkikleri, nakkadlar? o derece hadisle hususiyet peydâ etmişler ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm?n tarz-? ifadesine ve üslûb-u âlisine ve suret-i ifadesine ünsiyet edip meleke kesb etmişler ki, yüz hadis içinde bir mevzuu görse, "Mevzudur" der. "Bu hadis olmaz ve Peygamberin sözü değildir" der, reddeder. Sarraf gibi, hadisin cevherini tan?r, başka sözü ona iltibas edemez. Yaln?z, ?bn-i Cevzî gibi baz? muhakkikler, tenkitte ifrat edip, baz? ehâdis-i sahihaya da mevzu demişler. Fakat her mevzu şeyin mânâs? yanl?şt?r demek değildir; belki "Bu söz hadis değildir" demektir.
    Ey muhataplarım!
    Ben çok bağırıyorum. Zîra, asr-ı salis-i aşrın, yani on üçüncü asrın minaresinin başında durmuşum,

    sûreten medenî ve
    dinde lakayd ve
    fikren mazinin en derin derelerinde olanları
    camie davet ediyorum.


  10. #10
    Ehil Üye Bilal-i Sivasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Bulunduğu yer
    İzmir
    Mesajlar
    1.298

    Standart

    Sual: Ananeli senedin faydas? nedir ki, lüzumsuz yerde, malûm bir vak?ada, "an filân, an filân" derler?
    Elcevap: Faydalar? çoktur. Ezcümle, bir faydas? şudur ki: Anane ile gösteriliyor ki, ananede dahil olan mevsuk ve hüccetli ve sad?k ehl-i hadisin bir nevi icmâ?n? irae eder ve o senette dahil olan ehl-i tahkikin bir nevi ittifak?n? gösterir. Güya o senette, o ananede dahil olan herbir imam, herbir allâme, o hadisin hükmünü imza ediyor, s?hhatine dair mührünü bas?yor.
    Ey muhataplarım!
    Ben çok bağırıyorum. Zîra, asr-ı salis-i aşrın, yani on üçüncü asrın minaresinin başında durmuşum,

    sûreten medenî ve
    dinde lakayd ve
    fikren mazinin en derin derelerinde olanları
    camie davet ediyorum.


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Öfke Hakkındaki Hadis-i Şerifler ve Devası
    By Ene-Zerre in forum Hadis-i Şerifler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 13.04.09, 20:57
  2. Asrın Müceddidi
    By trader38580 in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 235
    Son Mesaj: 23.11.08, 13:56
  3. İstihare Yorumlama..
    By tevhid in forum Fıkıh
    Cevaplar: 14
    Son Mesaj: 19.08.07, 00:14
  4. Kıskançlık Hakkındaki Hadis-i Şerifler
    By HakanBa in forum Hadis-i Şerifler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 23.05.07, 19:48

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0