Ali FERŞADOĞLU
Eleştiri, adalet, sandığa saygı ve özür




Nemrut ateşi yakar ve İbrahim Peygamberi (as) ateşe atmak için hazırlıklarını yapar. Bu arada bir karınca, ağzına su almış, canhıraş bir şekilde var gücüyle koşuşturmaktadır. Arkadaşları ve diğer hayvanlar karıncaya sorarlar: “Nedir bu hal, ne oldu, nereye gidiyorsun böyle?”
Karınca der ki; “Nemrut zalimi, İbrahim Peygamberi yakmak için ateşi tutuşturmuş, ben de ateşi söndürmek için ağzımla su taşıyorum oraya.”
Bu sözü duyan diğer karıncalar ve hayvanlar gülüşürler ve “Yahu senin taşıdığın sudan ne olacak, bu ateşi söndürmeye hiç kâr etmez ki!”
Bunun üstüne karınca şu cevabı verir: “Ben de biliyorum, işe yaramayacağını, ancak görevimi yapıyorum. Bu arada safım da belli olur.”
Yaklaşık iki ay boyunca akıldan ziyade hislerin galip olduğu, siyasetin hassas, netâmeli yönlerini ele almaya çalıştık. Belki de kimi zaman, dozajı aşan şiddetli eleştirilere yöneldik. Kimi zaman haklı, kimi zaman da haksız, şiddetli olumsuz eleştiriler de aldık; olumlu tepkiler ve tebrikler de…
Meselâ, Muhammed A. isimli muhterem bir okuyucumuz; “Ali kardeş, bugünkü mevzuna 10 üzerinden 10 veriyorum; tebrik ve duâ ediyorum. Kimseyle uğraşmak ve akıl vermek—hele Risâle-i Nur şakirtlerine—hakkım ve haddim değil. Madem yazmışsın ve bir yaramıza parmak başmıssın, bu vesile ile sizinle derdimi paylaşayım” diyerek gerekçeler sıralıyor, Risâle-i Nur’dan örnekler veriyor, tecrübelerini aktarıyor.
Kezâ, Yeni Asya’yı yıllardan beri dikkatle takip eden Yusuf C. şöyle diyor: “Sizlerin ve diğer yazar kardeşlerimizin sürdürmüş olduğu yayın politikasını ve çizginizi büyük bir iftiharla takip ediyoruz. Sizleri cân-ı gönülden destekliyor ve tebrik ediyoruz. Sizlerin şerefli ve tutarlı bir şekilde ortaya koymuş olduğunuz bu isabetli tutumunuzdan rahatsız olanlar olabilir… İnşallah onlar da, hata yaptıklarını geçen zaman içinde anlayacaklardır. Aynı şevk, gayret ve heyecanla yolunuza devam etmenizi diliyor, Allah yardımcımız olsun diyorum.”
Gerek e-mail, gerekse telefonla olumsuz tepki gösterenler daha ziyade “Yazma, niye yazıyorsun, böyle yazılır mı, doğruyu sadece siz mi biliyorsunuz, söylediklerin doğru ama her yerde söylenmez, bu konulara girme!” diyor, çok azı gerekçelerini sıralıyordu.
Elbette bir köşe yazarının herkesi memnun etmesi imkânsız. Böyle bir vazifesi de olmaması gerekir. Aksi halde, düşünce üretilebilir, ilerleme sağlanabilir mi? Ali Dayı veya Nasreddin Hoca’nın oğlu ve işleği hikâyesine döneriz: Biliyorsunuz, teker teker işleğe binince bir grup; yaşlı adamı “Şefkatsiz!”, çocuğu “Saygısız!”; ikisi binince, ikisine de “Zalim, merhametsiz”, hiçbiri binmeyince “Enayi!” demişler. Onlar işleği (eşeği) omuzlayınca, herkes gülmüş!
Öyle ise kendimizi kime göre ayarlayacağız, mihengimiz nedir? Biz kendi kafa fenerimizle hareket etmemeye; yorumlarımızı dahi delillendirmeye, belgelemeye çalıştık. Beşeriz, hata yapabiliriz. Elbette, bizim eleştirme hakkımız olduğu gibi, başkalarının da bizi eleştirme hakları vardır. Haklı, gerekçeli, isabetli, aklî, mantıkî eleştirilerden ders almaya mecburuz.
Ama, önce “Hakkın hatırı âlîdir/yüksektir, hiçbir hatıra feda edilmemek gerekir!” vecizesince, “Ey imân edenler! Adalet üzere olun ve Allah için şahidlik edin. Kendi aleyhinize veya anne ve babanızla akrabalarınızın aleyhine olsa bile. Hakkında şahidlik ettiğiniz kişi, zengin de olsa, fakir de olsa doğruluktan ayrılmayın. Çünkü ikisini de Allah sizden daha iyi gözetir”1 meâlindeki âyet mucibince söz, fiil ve değerlendirmelerimizde de âdil olmakla, hakkın hatırını gözetmekle mükellefiz. Şu temel noktayı unutmamaya çalıştık:
* Hepimiz her halimizle imtihandayız. Çeşitli ve şiddetli eleklerden geçiriliyoruz. Birbirimizle imtihan oluyoruz.
* Bir mücadele içindeyiz: Başta nefsimizle, deccalizmle, müstebit sistemle, dessas zalimlerle, insî ve cinnî şeytanlarla!.. Elbette, bu dehşetli ve karmaşık devirde, silâhların mukabil olmadığı cihadda kusurlar olur, kalbimiz incinir, duygularımız yaralanır! Kaderin payını unutmamalıyız.
Daha önce iki sefer yine yazdık: 22 Temmuz seçimlerinde, öyle veya böyle AKP yüzde 46.7 oy alarak birinci parti oldu. Halkın iradesi böyle tecellî etti. Sandığa saygı duymak, hepimizin boynunun borcu. İktidarın başarılı olabilmesi için duâ etmeli ve teşvikçi olmalıyız. Ancak, eleştiri de görevimizdir. Zira, insaflı ve ölçülü, olumlu tenkidin dayanağı Kur’ân’dır. Orijinal ifâdesi, “emr-i bi’l-ma’rûf, nehy-i ani’l-münker”dir. Bilindiği gibi “ma’ruf”, iyiliği emretme, öğütleme, yayma; “münker”, kötülükten alıkoyma, çirkinliği yasaklama, eksiği tamamlama, yanlıştan sakındırma, fenâlığı menetme anlamlarındadır. Dolayısıyla “eleştiri”, hem mükellefiyet, hem ibâdettir: “Sizden iyiye, güzele çağıran, doğruyu emreden ve yanlışı engelleyen bir topluluk/grup olsun. İşte başarıya ulaşan yalnız onlardır.”2 Âyetteki, “başarıya ulaşan yalnız onlardır” cümlesinden de, “başarı ve verimin” tahkik, araştırma ve tenkide/eleştiriye bağlı olduğuna hükmedebiliriz.
Kimsenin şahsî kusurlarını, özel hallerini sergilemedik. Bununla birlikte, üslûpta, zamanlamada, değerlendirmede bazı hatalar ve kusurlar işlemiş olabiliriz. Ancak, kastetmediğim, yanlış anlaşılabilecek ifadelerim olmuşsa, nazar-ı müsamaha ile değerlendirmenizi istirham ediyorum. Umarım, “Nefsini itham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiâze eder (Allah’a sığınır.) İstiâze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse, affa müstehak olur”3 prensibince muâmele edersiniz.

Dipnotlar:
1- Nisâ Sûresi: 135; 2- A.g.e., Âl-i İmrân, 110; 3- Lem’alar, s. 91.

03.08.2007

E-Posta: afersadoglu@hotmail.com fersadoglu@yeniasya.com.tr