+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 ve 4

Konu: Siyasî Hayatta Ehven-i Şer Kuralı

  1. #1
    Ehil Üye Seha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Mesajlar
    1.626

    Standart Siyasî Hayatta Ehven-i Şer Kuralı

    Sosyal hayatta iyi ve kötü kesin sınırlarla birbirinden ayrılmış değildir. Ortada karmaşık bir durum vardır. Kötü bildiğimiz hadiselerin ve olayların altından iyi sonuçlar çıktığı gibi, iyi olarak gördüğümüz ve bize iyi gözüken pek çok hadiselerin sonuçları kötü olabilmektedir. Sonucu önceden kestirmek güçtür. Bunun için, sosyal hadiseleri değerlendirirken, peşin yargılar insanları çoğu zaman yanıltmaktadır. İki tam sayı arasında sonsuz sayı olduğu gibi, iki renk arasında bile sonsuza yakın farklı tonlar vardır. Gerçekler detaylarda gizlidir. Sosyal hayatta ehven-i şer prensibini uygulamak sosyal hayatı ve bu hayatın girift yönlerini ve detayları iyi bilmeye bağlıdır. Ehven-i şer, bu imtihan dünyasında hayrın ve şerrin karışık olduğu bir âlemde ifrat ve tefrit ortasında maksada götüren vasat bir mertebe ve bir yoldur. Bilhassa hayırlı ve şerli insanların bulunduğu toplumu idare edenlerce, mutlak adalete yol açacak olan ve adaleti sağlayacak olan prensip "ehven-i şer" prensibidir. Adalet-i mahzanın mümkün olmadığı bir vasatta, idarecileri mutlak zulümden koruyacak olan prensip yine ehven-i şer prensibidir. İyi bir idareci, işinde ve idaresinde ehven-i şer prensibi ile hareket eder. Bundan dolayıdır ki, Hz. Ali (ra) "Akıllı hayrı ve şerri bilen değil, ehven-i şerri bilendir" demiştir. Şer ikiye ayrılır: Birincisi mutlak şerdir. Buna, sonuçta şer ile biten, hayırlı gibi görünen iyi işler de dâhildir. İşler sonuçları ile değerlendirilir. Yani şerre götüren ve sonu şer ile biten hayırlı iş de mutlak şerdir. Kötülüklerin çoğu iyi niyetten ve iyi gibi görünen kötü fiillerden çıkar. Şeytanın hayırlı gibi görünerek ibadet etmesi, onu hayırlı yapmadı, bilakis şerrinin çoğalmasına ve başkalarına sirayet etmesine yardımcı oldu. Kendisinin de enaniyetini ve kendine güvenini arttırarak şer işlemeye cesaret verdi. Akıllı insan işin sonunu gören ve hayır gibi görünen işlerin sonucunu anlayarak ondan vazgeçendir. Bediüzzaman "Nice iyiler var ki, iyilik zannı ile kötülük yaparlar" dediği husus bu olsa gerektir. İkincisi ise, ehven-i şerdir. Bu, görünüşte şer gibi de olsa, sonunda hayırla neticelenen ve baştaki zararı kat kat telafi edecek olan iyi sonuçlar doğuran şerdir. Rahatın zahmette ve meşakkatte olması, buna en güzel örnektir. Cihada asker sevk etmek ve kangren olmuş parmağı kesmek de sonu hayırla biten bir şerdir. Kâinatta genellikle �ehven-i şer� kuralı hâkimdir. Her şeyde hayra ve şerre sebep olabilecek unsurlar vardır. Bu unsurlar, genellikle izafî hakikatlerdir. Bunun için bir şey hakkında hayırdır veya şerdir diye kesin hüküm vermek yanlıştır. Neye göre ve kime göre şerdir veya hayırdır deme durumu söz konusudur. Bundan dolayı Bediüzzaman "Ehven-i şer bir adalet-i izafiyedir", demiştir. Kur'ân-ı Kerimin nüzûlü tedricîlik kanunu ile olmuştur. Bunun hikmetlerinden birisi de insanların seciyelerine işlemiş olan kötü alışkanlıklardan ehven-i şer metodu ile yavaş yavaş vazgeçirmektir. Peygamberimizin (asm) aşamalı olarak içkiyi ve faizi yasakladığı, köleliği aşamalı olarak kaldırdığı bir gerçektir. Burada tamamen hayra giden yolda bir müddet ehven-i şer metodunu uyguladığını görmekteyiz. Ehven-i şer sosyal hayatta bir esneklik ve rahatlık sağlar. Az müsaadekâr olmak, nisbî bir hakikattir. Ancak bu, iyi niyetle, hayra yol açmak için uygulanan bir prensiptir. Eğitimde öğretmen öğrenme ortamında öğrencilerin hatalarına göz yumar ve öğrenmeyi sağlamak için yapılan yanlışlara karşı müsamahakâr davranır. İbadet hayatında da mükemmele gitmek, elbette ilk aşamada yapılan yanlışları müsamaha ile karşılamaktan geçer. İnsan yanlış yapa yapa nihayet doğru yapmayı öğrenir. Yanlış yapma korkusu ile hareket edildiği takdirde hiçbir zaman iyiye ulaşamayız. Öğrenme ortamında müsamahanın yeri çok mühimdir. İşte bu aşamada ehven-i şer prensibi ister istemez uygulanmaktadır. Siyasî hayat, toplumu iyiye veya kötüye yönlendirme, tüm toplumu ilgilendiren hususlarda kararlar alma ve kanunlar çıkarma mekanizmasıdır. Bundan dolayı gerçekte çok önemlidir. Alınan yanlış bir karar ve çıkarılan bir kanun, iyi olsun, kötü olsun bireysel sonuçlardan çok, ülkenin tüm insanlarını etkilemektedir. İnsanların arasında hukuk prensiplerinin adil uygulanması ve adil kanunların yapılması çok mühimdir. Toplumda nisbî hakikatler, mutlak hakikatlerden çok fazla olduğu için, adalet-i mahza dediğimiz mutlak adaleti sağlamak çok müşküldür. Bundan dolayı, çoğu zaman bir nevî ehven-i şer olan "adalet-i izafiye" düsturları uygulanmış ve "toplumun selâmeti için fert feda edilir, umumun maslahatı namına ferdin hukuku nazara alınmaz" denilmiştir. Bu prensibin su-i istimalinden pek büyük zulüm ve haksızlıkların kapısı açılmıştır. Ehven-i şer namına "cemaatin selâmeti için fert feda edilir" denilerek pek çok cinayetler işlenmiştir. Saltanat ve monarşinin kendini muhafazaya çalışması, zamanla istibdadı netice vermiştir. İstibdat ise, toplumda ahlâkı bozmuş ve pek çok fesat şebekelerinin oluşmasına, insanların istidat ve kabiliyetlerinin sönmesine sebep olmuş, insanlık cevherinin işleme ve kabiliyetlerini inkişaf ettirme ortamı olan hürriyet ortamını bulamamış olması da terakki yerine tedennîyi netice vermiştir. İnsanlık zamanla monarşinin istibdadından kurtulma çaresini bulmuş ve buna �demokrasi� adını vermiştir. Demokrasi, insanlık cevherinin işlemesine en müsait ortam olan hürriyet ortamını sağlayan bir idarî sistemdir. İnsanlık için esas olan hürriyettir. İnsanlığı maddî ve manevî olarak mahveden ise, her nevi istibdattır. İstibadı netice veren istibdadın devamını sağlayan dayanaklar ise, "birisinin hatası ile başkasını mesul etmek" ve "toplumun selâmeti için ferdi feda eden" zalimâne prensiplerdir. Hâlbuki Peygamberimizin Allah�tan getirdiği ve insanın hürriyetine yol açan temel ölçü ise, "hürriyet-i hakiki" ile "adalet-i mahza" olan "birisinin hatası ile başkası mesul olmaz", "bir ferdin hukuku bütün insanlık için bile olsa feda edilemez" prensipleridir. Kur'ân'ın insanlığa gösterdiği ve Peygamberimizin (asm) insanlığa açtığı ve uyguladığı "adalet-i mahza'nın uygulanması ile insanlığa örnek olarak sunduğu "Asr-ı Saadet" ortamının çok uzağındayız. Peygamberimizin (asm) mübarek sözleri ile "Hilafet otuz sene" olmuş, insanlığa bir saadet dönemi yaşatmış, sonrasında ise, bir nevî adalet-i izafiye ve ehven-i şer olan saltanat dönemine geçilmiş ve surî bir hilafet ile 1300 sene bilfiil padişahlık yönetimi ile toplumlarda kısmî bir adalet sağlanmıştır. 19. asırda saltanat tamamen istibdada ve zulme yönelince, insanlık ona karşı adalet-i izafiye olan ve hürriyet ortamını sağlayarak insanlık hak ve hürriyetlerini temin eden "demokrasi" prensiplerini geliştirmiştir. Böylece demokrasi "adalet-i mahzaya zemin hazırlayan "ehven-i şer" bir sistem özelliği göstermiştir. İstibdadın karşısında demokrasi, ehven-i şer durumuna dönüşmüştür. Bediüzzaman bunun için," Demokratları ehven-i şer olarak desteklemiştir. Burada Bediüzzaman'ın şahıs odaklı değil, fikir odaklı bir siyasî çizgi takip ettiğini görmekteyiz. Bediüzzaman siyasîlere yazdığı mektuplarında hep "Birinin hatası ile bir başkası mesul olmaz", "Bir ferdin hukuku tüm insanlık için de olsa feda edilemez" prensiplerinin tatbikini ister. Demokrasinin temel felsefesi olan "halka hizmet" düsturunu memuriyete kadar genişleterek, Peygamberimizin (asm) "Kavmin efendisi ona hizmet edendir" hadisi çerçevesinde değerlendirmiş ve "Memuriyet ağalık değil, halka hizmettir" şeklinde değerlendirerek, bu şekilde uygulanmasını ve demokratlığın bu prensibe dayanması gerektiğini ders vermiştir. Zamanımızda "hürriyet-i hakikî"ye giden yolun demokrasiden geçtiğini vurgulayan Bediüzzaman, bu zamanda saltanatın zalimâne düsturu olan "Cemaatin selâmeti için ferdin hukuku nazara alınmaz" prensibinin geçerliliğinin kalmadığını açıklar. Demokrasi döneminde, saltanat döneminin ehven-i şer kabul ettiği bu prensibin, geçerliliğini yitirdiğini, zulüm ve haksızlılara sebep olduğunu vurgulayarak, artık ehven-i şerrin bu prensip değil, demokratik prensipler olduğunu vurgulamıştır.

    devam edecek...

    Yeni Asya- M. Ali Kaya
    Sakın, sakın, sakın! Çabuk, bu şimdiye kadar demir gibi kuvvetli tesanüdünüzü tamir ediniz.

  2. #2
    Ehil Üye osmanoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Uşak
    Mesajlar
    1.856

    Standart

    Dünden devam—



    Bediüzzaman, “ehven-i şer” kalkanına sığınarak yapılacak yanlışlara dikkat çekmekle beraber, iman dâvâsını özümseyen bir insanın, sosyal hayatta davranış biçiminin her zaman müspet hareket etmek, asla menfî hareket etmemek olduğunu söyler. Müslümanlar arasında yıkıcı ve karıştırıcı, anarşik ve huzur bozucu menfî hareket olmaz. Toplumsal hayatın köşe taşlarından olan siyasete de, “Madem siyasetçilerin bir kısmı Risâle-i Nur’a zarar vermiyor, az müsaadekârdır; ‘ehven-i şer’ olarak bakınız. Daha ‘âzamü’ş-şer’den kurtulmak için, onlara zararınız dokunmasın, onlara faydanız dokunsun” (Emirdağ Lâhikası, s. 458) şeklinde bir ölçü getirir.
    Burada “az müsaadekâr olmak”, nisbî hakikati içeren bir tutumdur. Buna karşı çıkıldığı takdirde, daha büyük olumlu tutumlardan mahrum kalınır. Bize bir adım yaklaşanlara en azından zararımız dokunmamalıdır. Mesleğimiz de tecavüz değil, her zaman müdafaadır. Günümüzde, Risâle-i Nur kültürünü özümseyenlerin en önemli görevi de, muhabbet fedailiğidir; husumet değil. Bediüzzaman, dâhildeki cihada da, sosyal hayata uyum anlamında, “Hem dâhildeki cihad-ı mânevî, mânevî tahribata karşı çalışmaktır ki, maddî değil, mânevî hizmetler lâzımdır. Onun için, ehl-i siyasete karışmadığımız gibi, ehl-i siyaset de bizimle meşgul olmaya hiçbir hakları yok...” diyerek farklı bir yaklaşım sergiler. Günümüzde inançlı insanların çok yönlü düşünüp toplumun ve insanlığın huzur ve güveni için asla anarşiye girmemeye ve toplumun huzurunu bozacak davranışlardan kaçınmak için “müspet hareket etme”ye çağırır. (Emirdağ Lâhikası, s. 458) Bu bakış açısından değerlendirildiğinde, “ehven-i şer” yaklaşımı, sosyal barışa katkı sağlayan önemli bir kuraldır.
    Bediüzzaman’ın siyasî partilere yaklaşımı şahıs odaklı değil fikir odaklıdır. Bediüzzaman’a göre yanlış fikre ve siyasî düşünceye hizmet eden iyi insan bilmeyerek kötülüklere ve şerlere sebep olabileceği gibi, doğru fikre ve siyasî düşünceye hizmet eden kusurlu bir adam da sonuçta çok iyi hizmetlere ve hayırlara sebep olmaktadır. Bediüzzaman bu düşüncesini “Çok iyiler var iyilik zannı ile fenalık ediyorlar” (Münazarat, 51) şeklinde açıklar.
    Bediüzzaman’a göre siyasî hayatta parti tercihi yapılırken önemli olan şahıs tercihi yapmak değildir, önemli olan sonuçta ülkeye ve millete hizmet ile sonuçlanan fikir ve siyasî ekoldür. Hz. Ali (ra) ve İbn-i Sina gibi büyük fikir adamlarının dediği gibi “Siz gerçeği şahıslara göre değil, şahısları fikirlere göre tanıyınız ki gerçeği bulabilesiniz; önce hakkı tanıyın ki hakperesti de tanıyasınız” ölçüsüdür.
    Bundan dolayıdır ki Bediüzzaman “yanlış siyasî tercih” ile “siyasîlerin yanlışlarını” kırmızı çizgilerle birbirinden ayırmıştır. Siyasî tercihin mutlaka doğru tercih olmasında ısrarını sürdürürken, siyasetçilerin yanlışları üzerinde siyaset yapılmasına karşı çıkmıştır.
    Bediüzzaman bundan dolayı “Siyasetçilerin yanlışlarına ‘ehven-i şer’ olarak bakınız. Azamüşşerden kurtulmak için, onlara zararınız dokunmasın, onlara faideniz dokunsun” der. (Emirdağ Lâhikası, s. 458) Çünkü bu asırda İslâm terbiyesi bozulmuş, insanlar dinden ve ahiret duygusundan uzaklaşmış, nazarlar dünya saadetini elde etmeye yönelmiş ve bundan dolayı siyasetin cinayetleri çoğalmıştır. Din adına da siyasete girilse dini siyasete âlet etmeye mecbur kalma durumu ile karşı karşıya kalınacaktır. (Emirdağ Lâhikası, s. 386) Bu durum ise sonuçta “azamüşşer” ile sonuçlanmaktadır. Öyle ise bu bozuk cemiyette imana güç vermek lâzımdır. İnançlarda düzelme olmalıdır ki düşüncelerde ve davranışlarda düzelme söz konusu olsun. İman kâmil olmayınca ibadet ve ahlâk ile ilgili hususlarda mesafe alma imkânı olmamaktadır. Bu hususta yapılacak her çaba boşa emekten öteye gitmemektedir. Bunun için yapılacak en müsbet ve doğru tercih, bilhassa siyasette iyiye götüren yola girmektir.
    Siyasette doğru tercih ise, İslâmın da özünde olan “İnsan Hak ve Hürriyetlerine” yol açan Demokratikleşme yönünde çaba sarf etmek ve bunu kendisine rehber edinen siyasî düşünceye güç vermektir. Haklı tarafa yardımcı olmak ve manevî destek vermektir. Bediüzzaman Hazretleri bunun için “Demokratlar komünistlik ve dinsizliğe karşı bize yardımcıdır” (Emirdağ Lâhikası, s. 423); bunun için “Ehven-i şer olarak desteklenmelidir.” (Emirdağ Lâhikası, s. 424) demiştir. “Biz hayırız, ehven-i şer şerdir” diyerek siyasal anlamda meydana çıkanların nasıl “âzamü’ş-şerre” sebep olduklarının zaman içinde görülmesi de, Bediüzzaman’ın bu konudaki haklılığını tescil etmiştir. Bediüzzaman’ın “ehven-i şer” olarak görüp destek verdiği Demokrat misyon, gerçekte şer değil, kâmil mânâda gerçek “İnsan Hak ve Hürriyetlerinin” kullanımına yol açabilecek ve “Hürriyet-i Şer’iyeye vesile olabilecek” misyondur.
    Bediüzzaman, sosyolojik olarak insanlığın “vahşet ve bedevîlik, memlûkiyet, esirlik ve ecirlik devri” gibi dört devir geçirdiğini ve beşinci olarak içinde bulunduğumuz dünya siyasetinde geliştirilmesine çalışılan “malikiyet ve serbestiyet devri” (Mektûbât, 2004, s. 353) dediğimiz İnsan Hak ve Hürriyetlerinin kâmil mânâda kullanılmasına imkân tanıyan bir döneme girildiğine dikkat çeker. Bu döneme paralel olarak siyasetin sû-i istimal ettiği “adalet-i izafiye” düsturu ile “Toplumun selâmeti için fert feda edilir” uygulamasının bundan böyle doğru olamayacağını ve geçerliliğini kaybettiğini ifade eder.
    Siyasîlere yazdığı mektuplarında Bediüzzaman Kur’ân-ı Kerim’in “Birisinin günahıyla başkası muâheze ve mes’ul olmaz” (En’am, 164; Emirdağ Lâhikası, 1994, s. 387) prensibinin uygulanmasına çalışılması gerektiği üzerinde durur. “Küllün selâmeti için ferdi feda eden, ferdin hukukunu nazara almayan” anlayışın, insan hak ve hürriyetlerinin önem kazandığı, hürriyet rüzgârlarının estiği zamanımızda geçerliliğini yitirdiğini vurgulamıştır. Çünkü “Adalet-i mahzanın tatbik imkânının bulunduğu durumlarda adalet-i izafiyeye gidilmesinin zulüm olduğu” (Mektubat, s. 57) gerçeğine dikkat çekmiştir. Dolayısıyla ehven-i şer hesabına adalet-i izafiyenin uygulanmaya devam etmesi zulmün devamına sebep olacaktır. Öyle ise siyasîler Demokratikleşmeye önem vermeli ve “ferdin hak ve hürriyetlerinin kâmil mânâda uygulanması”na çalışmaları gerekir. Böylece Kur’ân’ın hedef gösterdiği tam hürriyet ve adalet ortamı sağlanır.
    —SON—

    31.05.2007

    E-Posta: malikaya33@hotmail.com

    "Ey Rabbimiz! Biz indirdiğin kitaba inandık ve peygambere uyduk. Sen de bizi, Senin birliğine ve peygamberinin doğruluğuna şahitlik edenlerle beraber yaz." Âl-i İmrân Sûresi: 3:53.

  3. #3
    Ehil Üye Seha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Mesajlar
    1.626
    Abi Allah razı olsun.
    Muhabbetle
    Sakın, sakın, sakın! Çabuk, bu şimdiye kadar demir gibi kuvvetli tesanüdünüzü tamir ediniz.

  4. #4
    Ehil Üye osmanoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Uşak
    Mesajlar
    1.856

    Standart

    Ecmain kardeşim.
    "Ey Rabbimiz! Biz indirdiğin kitaba inandık ve peygambere uyduk. Sen de bizi, Senin birliğine ve peygamberinin doğruluğuna şahitlik edenlerle beraber yaz." Âl-i İmrân Sûresi: 3:53.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Evliliğin En Temel Kuralı Nedir?
    By elips in forum İslam'a Göre Kadın ve Aile
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 02.08.08, 12:29
  2. Hz.İlyas (a.s.) Hayatta mı?
    By ademyakup in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 08.02.08, 19:14
  3. İçtimai ve Siyasi Hayatta Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
    By insirah in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.08.07, 11:20
  4. Şu Hayatta Neler Öğrendik?
    By aşur in forum Edebiyat
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 29.09.06, 09:49

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0