<DIV></DIV>
<DIV></DIV>
<DIV>Televole Kültürü!</DIV>
<DIV></DIV>
<DIV>1 - Kendisinin başkalarından çok daha önemli olduğu duygusu içindedir. </DIV>


(Gösterdiği başarıları, sahip olduğu becerilerini çok daha olağanüstü olarak görüp, yeterli bir temeli olmamasına karşın çok değerli ve yüksek bir şahsiyet olarak bilinmeyi bekler.)


2 - Düşünceleri, hayalleri büyük bir güç, engin bir deha, kusursuz bir güzellik ve mükemmel, sonsuz sevgi üzerinedir.


3 - Özel, benzeri olmayan biri olup, kendisini ancak çok zeki ve üstün nitelikli kişilerin anlayabileceğini düşünür ve sadece bu kişilerle ilişki kurup, dostlarını bu kişilerden seçmeyi düşünür.


4 - Çevresindekiler tarafından çok beğenilmeyi bekler.


5 - Hak ettiği duygusu içindedir. Þahsına özel, başvuran diğer kişilerden farklı bir tedavi uygulanacağı düşünceleri ve davranışları içindedir.


6 - Diğer insanlarla karşılıklı ilişkilerinde bencilce, çıkar düşünerek hareket eder. Başkalarının zaaflarından yararlanıp, hedeflerine ulaşmayı gözetir.


7 - Kendini diğer kişilerin yerine koyup, onların hissettikleri, düşündükleri ya da ihtiyaçları konularını anlamaya ve bunlara saygı duymaya isteksizdir.


8 - Genellikle başkalarının başarıları, yaptıkları, değerleri ve onların genel olarak varlıklarını kıskanabilirler. Diğerlerinin de kendilerini kıskandığını düşünürler.


9 - Kendini beğenmiş, ukala ve küstahça tutumlar içine girerler.


Görüldüğü gibi, kendilerini çok önemli görenler, vazgeçilmez olduklarını düşünür.


Halk arasında buna “burnu büyüdü” derler. İşte bu tavır içine girenler, gösterişçi, kendini methetmeden duramayan, karşılığında ilgi, övgü ve hayranlık bekleyen kimselerdir.


Ya tam tersi bir durumla karşılaşırsa: O zaman, hayrete düşüp, hayal kırıklığı ve mutsuzluk yaşıyorlar.


Başkalarının da kendi başarılarındaki katkısını gözardı eder... Onları hesaba bile katmaz... Otoriteye taparlar. Bağlantı kurdukları bu kişiler muhakkak abartılı nitelik taşımalı...


Daima bir kurumun en yetkilisi, (başhekim, profesör, müdür, komutan, işveren vs.) gibi en yetkili ile iletişime geçip, diğerlerinin fikirlerine aldırmazlar.


Çünkü onlar her zaman “en iyisidir.” El üstünde tutulmalı, değer verilmeli, sevgi ve saygıyla karşılanmalı. Onların en temel gıdası; alkış ve övgüdür!


Sıra beklemekmiş, izin istemekmiş, yol vermekmiş... onların sözlüğünde olmayan kavramdır. Çünkü her şeye, ama her şeye hakları vardır!!!


Başkalarından yardım görmediğinde öfkelendiği gibi, başkalarını köle gibi kullanmayı da iyi bilirler.


Yakın çevrelerini üst düzey ya da kendilerini pohpohlayacak kişilerden seçerler.


İçinde bulundukları durumlar konusunda aşağılayıcıdır... Eleştirici, ilgisiz ve hafife alan bir tavrı vardır sürekli.


Herkesin başarısını küçümser. Hatta onların bu işe lâyık olmadığını düşünür. Kendilerinin de isterlerse kolayca o işi yapabileceklerini düşünürler.


Bunların sosyal ilişkileri bozuktur. Başarıları devamlı değildir. Başkaları ile yarışma gerektiren işlerde yenilme riski sebebiyle, bu işlere karşı daima isteksizlik ve sosyal hayatta beklenen düzeyin altına düşmelerine yol açabilir.


Hülâsa:


Tıp literatüründe bulunan bu rahatsızlığın ismine, “Major Depresyon, Distimi, Anoreksia nervosa..” deniyor.


Hatta hatta, “madde kullanım bozukluğu”na kadar gidebilen bir kişilik bozukluğu sergilemektedir.


Peki, “Televole kültürüne sahip olabilen” bu tür vak’alar kimde görülür? Yarıdan çoğunu erkekler oluşturmakta...


Kuşkusuz bu tür vak’aların tedavisi de mümkün.


Yine tıp literatürüne baktığımızda, “bireysel psikoterapi uygulanmalı,” diyor. “Tedavide kişiliğe ait abartılı beklentiler, düşünceler ve davranışların uygun, gerçekçi olanlarla değişimi”nden söz ediliyor.


İşte bir televole kişiliğinin analizi.
<DIV>Davut Þahin - Yeni Asya Gazetesi - 29.07.2006</DIV>