İsyan mı; hadise mi; facia mı?


Heyecan ve kızgınlık kapasitesini harcamayalım lütfen! Daha işin başındayız. Daha yoğun ve daha heyecanlı tartışmalara hazır olmalıyız.

Besbelli ki, birileri, “Cumhuriyetin temel taşları yerinden oynatılıyor” diye telaşa düşmektedirler. Bize göre ise, tam tersine Cumhuriyetin temelleri güçlenmektedir. “İsim ve resimden ibaret” bir Cumhuriyetin değil, “cumhur”un irade ve taleplerine uygun bir Cumhuriyet anlayışı yeniden inşa ediliyor.

Geçtiğimiz günlerde, bu sütunlarda yayınlanan, “Emir tek kelime idi: İMHA” başlıklı yazımın önemli bir bölümü, köşesine taşıyan, bizim mesleğin kıdemli simalarından Güneri Civaoğlu, “İmha emri tutunuz ki bir gerçek ama neden Dersim?” Halbuki, “Atatürk Diyap Ağa’yı Dersim milletvekili yapmıştı. Onu yanında bulundururdu…Neden?” diye yazmıştı.

Sorularının detaylı cevabı, dostumuz Cafer Solgun’un,“Dersim…Dersim” kitabında var ama, bendenizin , bu nevi konularda kaleme sarılmadan inceden inceye araştırma yaptığını işittiğim Güneri Bey’e çok kısa ve basit bir sorusu var: “Diyap Ağa’nın ve Hasan Hayri Beyin yakınlarına daha sonra ne oldu ? “

Sorunun cevabını bulduğunda onu da yazarsa çok seviniriz.

* *

Önümde, bir dostumun bana ulaştırdığı Bediüzzaman Said Nursi’nin henüz Latin harfleriyle yayınlanmayan, kendisinin hayatta iken “mahremdir” deyip yayınlanmasını geleceğe havale ettiği (Ona, ‘mahremdir’ dedirtenler utanmalı değil mi ?) 18. Lem’a’dan, Dersim’le ilgili çok çarpıcı bir metin duruyor. Birlikte okuyalım:

“Bin dokuzyüz otuzsekiz (1938) senesinde "Dersim Fâciası" ki Doğu Mecmuası'nın 17. sayısında "Doğu Fâciası" ser levhasıyle , bu vak'anın tamtamına aynını yazdı ki, hiç dünyada emsali vukû bulmamış öyle bir zındıklık, münafıklık ve vatan ve millete hadsiz bir düşmanlık olduğunu kat’ı isbât ediyor. Elbette, öyle fevkalâde cânî, canavar memurlara bin defa zındık dense, değil suç olmak bilakis tasdik ile mukabele lâzım."

“İşte o dâvanın doğruluğuna delâlet eden yüz emâreden tek bir emâresi; Bindokuzyüzotuzsekiz (1938) 'deki "Dersim Faciası" nda binler mâsumları, ihtiyar kadınları hem öldürüp, hem ateşlere atmak ve bir isyan tevehhümü ve ihtimâli yüzünden yaktırması…”

Dikkat edin, lütfen, “bir isyan tevehhümüyle”, binler masumların, kadınların ve çocukların öldürülüp, ateşlere atılmasından söz ediyor. Ürpermemek mümkün değil.

Bediüzzaman, kendisi de dönemin insafsız siyaset dişlileri arasında nice mağduriyetlere ve zulümlere maruz kalan birisi olarak, öteki mağduriyetlere ve mazlumiyetlere biğane kalmıyor; tam tersine onları ruhunda derinden hissediyor.

“Allah’ın Sadık Kulu” animasyon filminde de, çok güzel anlatıldığı gibi, karıncalara, kaplumbağalara ve hatta sivrisineklere şefkatle eğilen bir gönülden de başka bir şey beklenemezdi zaten.

Lütfen dikkat! Bediüzzaman Said Nursi, birçoklarının dediği gibi, “Dersim İsyanı” demiyor, “Dersim Faciası” diyor. Aynı şekilde Şeyh Said vak’asına da, “isyan” demiyor, “Şeyh Said Hadisesi” diyor.

Cemal Uşşak - Rota Haber