+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: Asılsız iddialara kaynağından cevaplar

  1. #1
    Yönetici HakanBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    32
    Mesajlar
    2.566

    Standart

    M.Latif Salihoğlu (Yeni Asya Gazetesi) 28.06.2006
    <DIV align=center>Asılsız iddialara kaynağından cevaplar (1)</DIV>
    Yazar Soner Yalçın'ın "Efendi-2" isimli kitabı, büyük bir gürültü ve sansasyonla piyasaya sürüldü. Kitap hakkındaki ilk duyuruyu, Hürriyet gazetesi sürmanşetten verdi. Üstelik, geniş kamuoyunu elektriklendirecek bir haberin sunumuyla birlikte...
    İki gün peşpeşe devam eden gazete haberine göre, yazar Soner Yalçın'ın kitabında Said Nursî'nin Urfa'dan uçakla alınan naaşının denize (Akdeniz) atıldığı iddia ediliyor.
    Hürriyet, ertesi günkü (22 Haziran 2006) haberinde ise, naaşın Urfa'dan nakli ve Isparta'da defni ile ilgili resmî "zabıt varakası"nı yayınladı. Böylelikle, Soner Yalçın'ın iddiası aynı gazete tarafından da suya düşürülmüş oldu.
    Öte yandan, kitabında Said Nursî ile ilgili daha başka iddialara yer veren Soner Yalçın, meselâ ebced ve cifir ilmine dair "Gizli ilimlerde, gelecek olaylar hakkında tahminlerde bulunmakta, büyü yapmakta/bozmakta vb. kullanılır" denildikten hemen sonra Said Nursî ile bağlantılı şöyle bir misâllendirmeye geçiliyor:
    "Örneğin, Said–i Nursî cemaati içinde dışarıya hiç sızdırılmamaya çalıştıkları bir 'cifir ilmi' vardı. Söylediklerine göre, bu hesabı yapıp çok önceden Adnan Menderes'in öleceği tarihi bilmişlerdi!
    "Bunu 'cifir ilmi'ne göre, Said–i Nursî hesaplamıştı; 1980–1990 yılları arasında Mehdi gelecek, inkârcı felsefeyle mücadele edip, 2001 yılında zafer kazanacak ve İslâmı yeryüzüne hâkim kılacaktı. Olmadı.
    "Ancak, Nur cemaati 'cifir ilmi'ne inanmayı sürdürüyor; onlara göre, kıyametin tarihi 2056!"
    "Bu durumda ben, (kıyamet yılını 2228 diye açıklayan) Edip Yüksel'e inanmayı tercih ederim!.." (A.g.e., s. 18)

    Yığınla soru işaretleri

    Evet, Soner Yalçın'ın "Efendi–2" isimli kitabının daha ilk sayfalarında yer alan Said Nursî, Nur Risâleleri ve Nur talebeleriyle bağlantılı ifadeler (iddialar) aynen böyle...
    Bu ifadelerin altında veya üstünde hiçbir kaynak ismi verilmiyor. İddialar tamamıyla söylentiye ve kulaktan dolma bilgilere dayandırılmış.
    Neticede, hakikatin ruhundan, gerçeğin özünden o derece uzaklaşılmış ki, okuyunca hayret etmemek elde değil.
    Dahası, bunca reklâmı, tanıtımı yapılan, büyük tirajlı gazetelerde sürmanşet haberlerle duyurusu yapılan kitabın, demek ki ilmî ciddiyeti, fikrî seviyesi bu kadarmış diyerek, gayr-ı ihtiyari esefleniyorsunuz.
    Hayret ve taaccüp edilecek bir başka nokta şudur ki, araştırmacı–gazeteci olduğunu iddia eden kitabın yazarı, ilmî tenkitlere ve seviyeli eleştirilere dahi açık değil. Bu gerçeği, Efendi–1'de bütün açıklığıyla gördük. O kitaptaki saçma iddialara (Said Nursî'nin bütün hayatında sıkı bir İttihatçı olduğu iddiası gibi) kaynağından verdiğimiz cevaplara aldırış etmemenin yanı sıra, Efendi–2'de ise yaptığı yanlışları, düştüğü hataları dahi avukat gibi savunmaya yönelmiş durumda.
    Yazarın canhıraş gayretinden anlaşıldığı kadarıyla, önemli olan kimi Yahudileri, Sabetay Sevi'yi ve Sabetaycı olarak bilinen kimseleri alabildiğine öne çıkarmak, onların ne büyük hizmetlerde bulunduğunu cilalayıp parlatarak kamuoyunun nazar–ı dikkatine sunmak.
    Bunun dışında kalanlar ise, varsın zihinlerde karmakarışık bir vaziyette dursunlar; hiç dert değil.
    Dolayısıyla, kitapta pekçok kimseye birtakım kulplar takılıyor, haklarında soru işaretleriyle dolu bilgi kırıntıları sıralanıyor ve hakikatin parlak yüzü siyah, ufunetli balçıklarla sıvanmaya çalışılıyor.
    İşte, bu tuhaf gayretkeşliğin en bâriz delillerinden biri, yukarıdaki iktibasta gördüğünüz asılsız iddialardır.
    <DIV>
    Asılsız iddialara kaynağından cevaplar (2) 29.06.2006
    <DIV></DIV>
    <DIV>


    Delilsiz iddialara cevap








    Soner Yalçın'ın "Efendi–2" isimli kitabında yer alan asılsız iddialardan birinde şöyle deniliyor: "Said–i Nursî cemaati içinde dışarıya hiç sızdırılmamaya çalıştıkları bir 'cifir ilmi' vardı."


    Cevap: Bu uçuk iddianın dayanağı nedir? Neden kaynak ismi verilmiyor. Böyle uluorta söylenen söze hiç itibar edilir mi? Edilirse şayet, kim bilir başkası da "Efendi"nin yazarı hakkında neler söyler, neler...


    O takdirde, bu tür söylenti ve iddialara da inanmak mı lâzım gelir? Ki, yazar Soner Yalçın'ın kendisi de yer yer köpürüyor, hatta ateş püskürüyor, kişiliğiyle ilgili dolaşan söylentilere...


    Peki, o zaman yaptığı bu sorumsuzluğa ne demeli?


    Hem, cifir ilmi "cemaat içinde" niçin gizlensin ki?


    Bilâkis, tersi bir durum söz konusu...


    Kudsî temeli Kur'ân'a, Hadis'e dayanan, ilmî üstadlığını Hz. Ali'nin (ra) yaptığı, aynı ilmî çığırda büyük İslâm âlimlerinin yürüdüğü bir cifir ilmini, Nur talebeleri neden gizlesin?


    Bunun geçerli bir mantığı olabilir mi?


    Anlaşılıyor ki, sayın yazar—hakkında çok şey yazdığı—Said Nursî'nin Külliyatına zahmet edip de hiç bakmamış bile...


    Baksaydı şayet, başta Birinci Þuâ olmak üzere, 8. Lem'a, 18. Lem'a, 28. Lem'a ve bilhassa Sikke–i Tasdik–i Gaybî isimli eserinde, cifir ilmi hakkında yeterince bilgi bulabilirdi.


    Ayrıca, Said Nursî'nin "Rumuzât-ı Semâniye "isimli bir eseri de vardır ki, neredeyse baştan sona "huruf-u Kur'ân"a dair bilgileri ihtiva ediyor. Yazarın bundan da haberi yok.


    Habersiz, bilgisiz; ama, iş ahkâm kesmeye gelince de üzerine kimse yok.


    Sevsinler sizin ilimsellik–bilimsellik ilkenizi ve de "araştırmacı–gazetecilik" afra tafranızı.


    Meğer, ne kadar da çürük ve esassız bir duvara yaslanmışsınız...


    * * *


    Saçma bir diğer iddia: "...Söylediklerine göre, bu hesabı (cifir hesabı) yapıp çok önceden Adnan Menderes'in öleceği tarihi bilmişlerdi! Bunu 'cifir ilmi'ne göre, Said–i Nursî hesaplamıştı; 1980–1990 yılları arasında Mehdi gelecek, inkârcı felsefeyle mücadele edip, 2001 yılında zafer kazanacak ve İslâmı yeryüzüne hâkim kılacaktı. Olmadı."


    Cevap: Kendince "Said Nursî cemaati"ne mensup kişilerin fikirleriyle alay etmeye çalışan Soner Yalçın'a sormak lâzım: Bilgi kaynağınız nedir? Niçin belirtmiyorsunuz? Yoksa siz de "Söylediklerine göre..." diye başlayıp ipe sapa gelmez iddiaları sıralamayı marifet bilenlerden misiniz?


    Evet, Said Nursî—Kur'ân'a dayanarak ve her defasında Allah'a sığınarak—eserlerinde ebced hesabı ve cifrî yorumlarla ileriye yönelik bazı tarihleri zikrediyor.


    Ancak, iddiada yer aldığı şekliyle Mehdi hakkında 1980-1990-2001 gibi tarihler tamamen uydurma ve yakıştırmadan ibarettir. Aynı iddiayı sürdüren varsa, kaynak ismi belirtmek ve delilleri ortaya koymak durumundadır. Aksi halde Nursî'ye iftira edilmiş olur.


    Böyle yanlış bilgiler isnad ederek, ardından da aynı katmerli yanlışlar üzerine birtakım hükümler bina ederek Said Nursî ve talebelerini karalamaya, küçük düşürmeye çalışmanın adı "ilmî araştırma" falan değil; başka bir şeydir. Onu söylemeye de terbiyemiz müsaade etmiyor.


    Asılsız iddialara, kaynağından cevaplar vermeye devam... </DIV></DIV>Edited by: SeRDeNGeCTi
    "Eğer komünistler mürekkep ve kağıdı yok etmek imkanını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nurun neşri için, mümkün olsa derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapacağız."

    -Zübeyir Gündüzalp-


  2. #2
    Yönetici HakanBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    32
    Mesajlar
    2.566

    Standart

    Asılsız iddialara kaynağından cevaplar (3) 30.06.2006
    <DIV>


    Saçma ötesi bir iddia





    Efendi–2 isimli kitapta saçma iddiadan da öteye giden ve alaycı bir üslûpla yazıya dökülen ifadelerden biri de şudur: "...Nur cemaati 'cifir ilmi'ne inanmayı sürdürüyor; onlara göre, kıyametin tarihi 2056! Bu durumda ben, (kıyamet yılını 2228 diye açıklayan) Edip Yüksel'e inanmayı tercih ederim!.."


    Cevap: Aslında her yönüyle sırıtan ve alabildiğine cıvıklaşan bu tür söz ve iddiaları ciddiye almaya bile gerek yok.


    Yazara göre, Nur cemaatinin cifir ilmiyle hesapladığı Mehdi ve kıyamet ile ilgili tarihlerde yanılmışlar, açığa düşmüşler, ama bir yandan da o yanıltıcı cifir ilmine inanmayı sürdürüyorlarmış....


    Sen kalk, en ağır isnat ve ithamın kaynağını belirtme, sonra da kıyamet yılını daha ileri tarihte veren kişiyi bir cemaate tercih ettiğinden dem vurarak, işi çocuk oyuncağına çevir.


    Madem öyle, meselâ bir başkası çıkıp da kıyamet yılını cifir–ebced hesabıyla daha ileri bir tarihe, meselâ 3228'e uzatırsa, yazar efendi acaba eski tercihini terk mi edecek?


    Böyle saçmalık olur mu?





    Þıracının şahidi...





    Soner Yalçın imzasıyla çıkan Efendi isimli kitap serisinde, şüphesiz kaynağı belirtilmiş pek doğru bilgiler ve isabetli yorumlar da var.


    Fakat, özellikle Said Nursî hakkında kitapta yer verilen bilgilerin, yapılan yorum ve değerlendirmelerin hemen tamamı sağlam dayanaktan yoksun olup sağlıksızdır.


    Öyle ki, zaman zaman kendinize "Acaba, bu tavır kasten mi takınılmış?" diye, soramadan edemiyorsunuz.


    İşte, bu noktada haklılığımızı gözler önüne serecek "kapı gibi" bir misâl.


    Efendi–2 isimli kitabın 96. sayfasında "Kabala ve Said–i Nursî" başlıklı bir bölüm yer alıyor.


    Bu bölümün hemen başında, cifir ilmini kudsî kaynaklara dayandırarak kullanan Said Nursî'nin, güyâ bu ilmi "Kabala"dan aldığını ima eden yazar, ne tuhaftır ki, "Said–i Nursî'nin Lem'alar'ından bir alıntı yapalım" dediği yerde, aynen şu kaynak ismini veriyor: "Turan Dursun, Müslümanlık ve Nurculuk, 1996, s. 130."


    El–insaf yahu!


    Said Nursî hakkında sayfalarca yazı yazacaksın. Onu kendi eserlerinden değil de, başka kaynaktan öğreneceksin. Dahası, hakkında ne kadar saçma iddia varsa, kitabında bunlara yer vereceksin...


    Ama, şöyle bir zahmet edip de herhangi bir kitabına dahi bakmayacaksın; üstelik iktibas olarak da, gidip bir başka müfterinin kitabından alıntı yapacaksın. Sonra da, Said Nursî'yi ona düşmanlık edenlerin sözleriyle tutup yargılayacaksın.


    * * *


    Aziz okur! Soner Yalçın'ın âlâ-yı vâlâ ile piyasaya sürülen ve Said Nursî'nin naaşı konusuyla gazetelerde sansasyonlara yol açan şu "Efendi" isimli kitabı üzerinde durmaktan ve eleştirilerde bulunmaktan inanın bana artık gına geldi, ikrah geldi.


    İşte, bu halin açık bir sebebini görüyorsunuz...


    Yazar, Said Nursî'nin bugün her tarafta bulunan ve baskı rekorları kıran kitaplarından doğrudan iktibas yapmak yerine, kalkıp Turan Dursun'un iftiranâmesinden alıntı yapıyor ve bundan bir hüküm çıkarmaya çalışıyor.


    O Turan Dursun ki, vaktiyle adı "Komünist Müftü"ye çıktığı için, daha çok din düşmanları tarafından alkışlanageldi.


    Aynı kişi, 1960'ların başında 27 Mayıs c**tacılarının talebi üzerine Neda Armaner ile birlikte Nurculuk aleyhtarı bir çalışmanın içine girdi. Kitaplar yazdı, konuşmalarda bulundu.


    Ve aynı kişi, 1990 yılında fâili meçhûl bir cinayete kurban gittiği halde, Soner Yalçın tarafından 1996'da, yani ölümünden altı yıl sonra yeni baskısı yapılmış olan kitabını kaynak eser diye gösteriyor. Neyin kaynağı diye? Cifir ilminden söz eden Said Nursî'nin "Lem'alar" isimli ve bir sayfa sonra da "Sikke-i Tasdik-i Gaybî" isimli eserinin kaynağı diye...


    Oysa, Turan Dursun, o iftiranâme gibi kitabı bundan tam 45 sene önce kaleme aldı. Üstelik, bir kanlı ihtilâl ortamında. Dahası, naaşı bile mezarından çıkartılarak meçhûle götürülmüş bir zâtın eserleri hakkında.


    Sevsinler sizin bu "araştırmacı gazetecilik" tarzınızı...


    * * *


    Burada şunu da belirtelim ki, Turan Dursun, Said Nursî'nin cifir ilmiyle ilgili sözlerini kesinlikle değiştirerek ve çarpıtarak kitabında yayınlamış.


    Said Nursî'nin "Kabala"dan etkilendiği iddiasında bulunan Soner Yalçın'ın şahidi de Turan Dursun olduğuna göre, varın gerisini siz tasavvur edin. </DIV>Edited by: SeRDeNGeCTi
    "Eğer komünistler mürekkep ve kağıdı yok etmek imkanını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nurun neşri için, mümkün olsa derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapacağız."

    -Zübeyir Gündüzalp-


  3. #3
    Gayyur EnVaR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Yaş
    43
    Mesajlar
    131

    Standart


    <DIV></DIV>
    <DIV>Asılsız iddialara kaynağından cevaplar(4)01/07/2006
    </DIV>
    <DIV>


    Soru çok, cevap yok





    Kendince "Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı"nı yazan Soner Yalçın, yaklaşık bin sayfayı bulan iki ciltlik "Efendi" kitabının sayfaları arasında sıklıkla tekrarladığı şu ifadeyi kullanır: "Diyorum ya, soru çok."


    Gerçekten de, bu kitap serisinde yığınla soru cümlesi var. Öyle ki, okuyucuyu usandıracak, hatta kimilerini bunaltacak kadar...


    Evet, "Efendi"den soru çok; ama, maalesef doğru dürüst bir cevap yok.


    Bu halin bir sebebini şöylece izah etmek mümkün: Zihinleri soru çengelleriyle allak bullak etmek, felsefî cereyanların marifetidir. Buna mukabil, semavî, yani İlâhî mesajlara dayanan düşüncelerde ise, sorudan çok cevap var, izahât var.


    Dolayısıyla, okuyucunun kafasını soru cümlecikleriyle doldurup zihnini bulandıran "Efendi" isimli kitabın, ruh ve mânâ itibariyle dayandığı cereyan, arzîdir, beşerîdir, dünyevîdir, felsefîdir.


    Evet, kitapta çokça dinden, tasavvuftan, sufilikten, mistisizmden, tarikatlerden söz edilmesine rağmen, üslûp, ifade ve işleyiş, alabildiğine felsefî tabiatlıdır. Zira, konuya hakim olmayan okuyucunun zihninde, cevapsız kalan soru ifadeleri sürüler halinde dolaşır durur.





    Dikkat! "Kaynakça"da Risâle-i Nur yok





    Adı geçen kitabın yazarı, yaklaşık yirmi yerde adından söz ettiği Said Nursî hakkında da hep soru işaretleri bırakarak gidiyor. Meselâ:


    * Said Nursî, cifir ilmi konusunda Kabala'dan etkilenmiş olabilir (mi?)


    * Said Nursî'nin naaşı Akdeniz'e atılmış olabilir (mi?)


    * Said Nursî, Mehdi'nin çıkışı ve kıyamet tarihlerinde yanılmış gibi...


    * Said Nursî'nin avukatı İlim Yayma Cemiyeti kurucusu Seniyüddin Başak'ın asıl niyeti neydi?


    * Cüneyt Zapsu'nun dedesi Abdurrahim Zapsu ile Said Nursî arasındaki samimiyetin sebebi neydi? (Not: Kitapta, dede Zapsu'nun Abdurrahim olan ismi, istisnasız olarak bütün sayfalarda "Abdurrahman" diye yazılmış.)


    * İslâm Demokrat Parti Başkanı Cevat Rıfat Atilhan, Said Nursî'ye neden hayranlık duyuyordu? (Not: Said Nursî, bu 1951'de kurulan bu partiye en ufak bir yakınlık göstermedi; hatta siyaseten aynı düşünmediklerini Emirdağ Lâhikasındaki bir mektubunda beyan etti.)


    * "Düşünsenize 'Said-i Kürdî' nasıl 'Said-i Nursî' oldu?"


    Evet, bu minval üzere sürüp giden soru işaretlerini Efendi kitabından çıkarıp sıralamak mümkün.


    Ama, bu suâllerin üzerinde durulacak, ciddiye alınacak pek bir kıymet-i harbiyeleri yok.


    Zira, kitabın yazarının da Said Nursî konusunda ilmî ciddiyete dayanan hiçbir çalışması, araştırması bulunmuyor.


    Burada mübâlağa ettiğimizi düşünen varsa, lütfen buyursun da şu anlı şanlı "Efendi-2" isimli kitabın "Kaynakça" bölümüne baksın. Bakanlar hayretler içinde görecektir ki, 130 adet kitabın müellifi olan Said Nursî'ye ait bir tek kitabın ismi zikredilmiyor.


    Oysa, kitabın muhtevasında belki yirmi yerde Said Nursî'den söz ediliyor; yargılanıyor, sorgulanıyor, hakkında yığın yığın soru işaretleri sıralanıyor, hatta güyâ Risâlelerinden bazı sözler aktarılıyor.


    Ama ne yazık ki, bu bilgilerin hiçbiri sağlıklı değil. Çünkü, iktibaslar, aktarmalar falan, tamamı dolaylıdır. Üstelik, bu alıntılar da Turan Dursun, Neda Armaner ve Faik Bulut gibi Nur hareketinin muarızı olarak şöhret yapan isimlerin kitaplarından yapılıyor.


    Böylesi bir işin neresinde ciddiyet, neresinde samimiyet eseri var?





    "Bilinmeyen gerçek" bu mu?





    Efendi'nin yazarı, kitabın 395. sayfasında Said Nursî'nin mezarıyla ilgili olarak, kendince hiç bilinmeyen bir gerçeği "ilk kez" açıklıyormuş.


    Güyâ, Said Nursî'nin naaşı 12 Temmuz 1960 gecesi uçaktan Akdeniz'e atılmış.


    Bermutat olduğu üzere, "kaynak" ismi yine belirtilmeden şu iddiada bulunuluyor: "Yeri gelmişken Said-i Nursi’yle ilgili bilinmeyen bir gerçeği ilk kez bu kitapta açıklıyorum: Said-i Nursi 23 Mart 1960’da Urfa’da vefat etti. İsteği üzerine Halilürrahman Camii haziresine defnedildi. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinden sonra, ’Mezarı siyasi bir sembol haline getiriliyor’ iddiasıyla, 12 Temmuz’da mezarından çıkarıldı ve bilinmeyen bir yere götürüldü. Bugüne kadar bilinmeyen yerin Isparta olduğu söyleniyor ve yazılıyordu. Doğrusu şudur: Mezardan çıkarılan Said-i Nursi’nin tabutu Kıbrıs açıklarında denize atıldı. Evet, Said-i Nursi’nin cesedi Akdeniz’e atıldı. Bu nedenle Said-i Nursi’nin cesedi bulunamamaktadır."


    Oysa, tâ kırk küsûr sene evvel ortaya atılan bu rivâyet, Soner Yalçın'dan menkul değil. Üstelik, bunun aslı astarı da yok. Tamamen bayatlamış bir söylentiden ibaret.


    Söylentiyi ilk çıkaran kişi ise, daha evvel de belirttiğimiz gibi, darbe heveslisi kurmay albay Talat Aydemir'dir. Sağda solda ilk kez o anlatmış. Daha sonra tarihçi İsmet Bozdağ, Ethem Menderes''ten böyle bir rivayeti dinlediğini yazdı.


    Halbuki, eldeki yazılı/sözlü bütün deliller, bilgiler, belgeler, tutanaklar ve hayatta olan/olmayan bütün şahitlerin ittifakıyla, Bediüzzaman Said Nursî'nin naaşı (mezarı) "Isparta'da bir yerde" bulunuyor.


    Daha evvelki bir yazımızda bu konuyu enine boyuna işlediğimiz gibi, burada tekrara girmeye gerek duymuyoruz.


    İşte, birkaç gündür üzerinde durduğumuz Efendi isimli kitabın Said Nursî ile ilgili bölümlerin hiçbirinde, ne yazık ki ilmî ciddiyete, fikrî dürüstlüğe rastlayamadık. Aynı kitapta, değişik konularda bazı doğru bilgiler, belgeler bulunmakla beraber, genel olarak kafa karıştırıcı, zihinleri bulandırıcı asılsız söylentiler ve mesnetsiz iddialar yer alıyor.


    Kitabın büyük reklâmlarla ve etkili bir pazarlama yöntemiyle çok satması, içindeki bilgilerin de doğru ve ciddî olduğunu göstermez.





    </DIV>Edited by: EnVaR
    Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Harika Cevaplar
    By serab in forum Mizah
    Cevaplar: 15
    Son Mesaj: 17.10.07, 10:25
  2. Cevaplar: 31
    Son Mesaj: 01.03.07, 11:27
  3. Asılsız Bazı Tenkidlere Cevaplar
    By muhakkik in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 20.07.06, 11:00

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0