+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 13

Konu: Kader - Ahmet Altan

  1. #1
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart Kader - Ahmet Altan

    Kader


    Sabah çok erkenden uyandım.

    Çalışma odasına gittim.
    Perdeler yarıya kadar indirilmişti.
    Oda sıcaktı.
    Gri bir gökyüzü vardı dışarıda.
    Pencerelerde yağmur taneleri birikiyor sonra yavaşça aşağıya doğru süzülüyordu.

    Gökyüzünün grisinin yansıdığı pencerelerdeki damlalara bakarken odanın sessiz huzurunu da hissediyordum.
    Yağmurun usul damlalarıyla sanki daha da artan sükûnete kendimi bırakarak pencereden dışarı baktım
    O dakikalarda büyük bir ihtimalle Amsterdam uçağının yolcuları havaalanına varıyorlardı.
    Umutları vardı, kederleri vardı.

    Her biri ayrı bir yaşam hikâyesinin patikasından yürüyerek ortak bir kadere yaklaşıyorlardı.
    Biraz uykuluydular herhalde.
    Ben sabah gazetelerine bakarken onlar da kendi gazetelerini almış olmalıydılar.
    Bir ömrün belki de en korkunç bölümünü yaşıyorlardı.
    Kaderleri belirlenmişti ama onlar o kaderden habersizdiler.
    Kaderimizin belirlendiği anla, o kaderi öğrendiğimiz an arasındaki o saf “cehaletimiz” bana hep insanoğlunun en acıklı çaresizliği olarak gözükür.

    Onlar işlemlerini yaptırırlarken, kahvelerini içerken...
    Uçağa birileri yakıt koyuyordu herhalde.
    Bir iddiaya göre yakıt miktarı yetersizdi.
    Bu doğruysa, kaderleri yakıt depolarının başında belirlenmişti.
    Pilotlar da o sıralarda uçağa binmiş olmalılar.
    Kaptan pilot çok tecrübeliydi.
    O binlerce uçuşundan birine daha çıkarken telaşsızdı sanırım.
    Bir de genç bir pilot vardı “eğitim uçuşuna” çıkan.
    O heyecanını saklamaya uğraşıyordu.
    Belki mesleki şakalar yaptılar aralarında.
    Belki ailelerinden konuştular.
    Sonra yolcular uçağa bindiler.
    O koca uçak homurtularla havalandı.
    Ben çay içiyordum salonda.
    Gazeteleri okumaya başlamıştım.
    Aynı anda benimle aynı gazetenin aynı satırlarını okuyan yolcular da vardı belki uçakta.
    Aynı satırları okuyorduk.
    Başka başka şeyler düşünüyorduk.
    Başka başka kaderlerimiz vardı.
    Salonun geniş pencerelerine yağmur çarpıyordu.
    Onlar o sıralarda bulutların üstüne çıkıp yağmurdan kurtulmuşlardı.
    Her şey sakin, her şey sıradandı.

    Kader belirdiğinde heyecanlanırız hepimiz, belirlenmiş bir kadere, o kader anından haberdar olana kadar sakince gideriz.
    O “an” gelene kadar her şey sıradandır.
    Uçuş sırasında genç “eğitim pilotuna” uçağın denetimini verdiler mi bilmiyorum.
    Bir iddiaya göre iniş sırasında genç pilot uçağı yönetiyordu.
    Heyecanından, tecrübesizliğinden bir hata yaptı belki...
    Belki de hatayı yapan, usta pilotlardan biriydi...
    Belki de hata yoktu sadece yakıt aniden bitmişti...
    Belki de uçağın motoru kopuvermişti.
    Henüz bunların hiç birinin doğruluğundan emin değiliz.
    Ama bir şey oldu işte...
    Uçak aniden alçaldı...
    Pisti tutturamadıklarını gördü usta pilot.

    Önündeki lövyeye var gücüyle asılarak uçağın burnunu kaldırmaya çalıştı ama yere çok yakındılar.
    Burun havalandığında kuyruk yere çarptı.
    Ya da pisti tutturamayacaklarını anlayınca pilot en güvenli noktayı seçip oraya inmeye çabaladı.
    Ve yere çarparak indiler.
    Hangisi olursa olsun büyük bir gürültüyle parçalanan çeliğin sesini duydular, yere vurmanın sarsıntısını hissettiler.

    İlk anda ölenler oldu.
    Yaralananlar.
    Daha şanslı olanlar, iri beyaz bir nar gibi kabuğu çatlayıp açılan uçağın çatlaklarından çıktılar.
    Yerler çamurdu.
    Ben hâlâ gazetelerimi okuyordum.
    Bir sigara yakmıştım.
    Onların kaderinden haberim yoktu.
    Sonra uçağın düştüğünü duydum.
    Hepsi öldü sandım.
    Sonra yöneticiler birer birer açıklama yapıp müjdeyi verdi, “kimse ölmemişti”.
    Mucizeye sevindim.
    Sonra gerçeği öğrendim.
    Kader, uçak yolcuları arasından dokuzunu alıp götürmüştü.
    Seksene yakını yaralanmıştı.
    İki yerinden “kırılmış” bir uçak çamurların içinde duruyordu.
    Yağmur hâlâ yağıyordu.
    Gökyüzü griydi.
    O huzurlu sükûnet bitmiş, kader, hiç tanımadığım insanların sancılı acısını getirmişti.

    Ahmet Altan - Taraf
    http://www.risalehaber.com/yazar_4304_538_Kader.html

    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  2. #2
    Gayyur şulenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesajlar
    135

    Standart

    insan olup islam olmayı bekleyenler sözünü okuyunca aklıma hemen mehmet altan,ahmet altan geldi,çoook beğenerek takip ettiğim aydınlar,dualarımızdalar inş
    Musibet;cinayetin neticesi,mükafatın mukaddimesidir...

  3. #3
    Ehil Üye yuşaa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    kendi dünyamdan
    Mesajlar
    1.808

    Standart

    Allah razı olsun
    bu adam harika bi insan mükemmel yazıları var
    çok sevdiğim bi insan
    spas.i
    çavreşamın delalamın ji testede birindarım

  4. #4
    Ehil Üye yuşaa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    kendi dünyamdan
    Mesajlar
    1.808

    Standart

    Çiçek

    Ahmet Altan




    ktidar partisinin ciddi bir oy kaybına uğradığı seçimlerden sonra herkes AKP’nin bu sonuçlardan nasıl bir “ders” çıkartacağını merak etmişti.

    Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek’in konuşmasını görünce sanırım birçok insan aynı şeyi düşündü:

    “AKP dersini öğrenmemiş.”

    Eğer AKP’nin yol haritasını Cemil Çiçek’in pusulası belirleyecekse, bu partinin tepetaklak gideceğine emin olabilirsiniz.

    Kimsenin Türkiye’yi “Türkler ve Kürtler” diye ikiye bölecek, bu ülkenin bütün Kürt vatandaşlarına “düşman” muamelesi yapacak, onların kazandığı belediyeleri sanki “düşmana” kaptırılmış gibi gösterecek bir NAZİ partisine ihtiyacı yok.

    İnsanlar AKP’den “barış ve refah” bekledikleri için bu partiye oy veriyorlar.

    “Savaş ve fakirlik” istedikleri için değil.

    AKP’nin içinden dört kişi daha Çiçek gibi konuşsun, Ergenekon’a, askerî darbeye, “yok mu kapatılacak bir parti” diye ortada dolaşan Anayasa Mahkemesi’ne gerek kalmaz.

    AKP kendi kendine kadük olup silinir ortadan.

    Belki de bunu bildikleri için Ergenekoncular, AKP’yi bölme planı yaparken ilk sıraya Çiçek’in ismini yazmışlar.

    Çiçek, AKP’yi sadece bölmez, bir fırsat verilirse un ufak eder.

    Hatta anlayabildiğim kadarıyla, bir fırsat verilmezse de bunu yapmak niyetinde.

    Ya da “başbakanın talimatıyla” bunları söylüyor ki durum böyleyse bir dahaki seçimlerin “muhteşem mağlubunu” şimdiden selamlayabilirsiniz.

    Ben seçim uzmanı değilim ama Çiçek’in dünkü sözleri doğrultusunda ilerleyecek bir AKP’nin ilk genel seçimlerde yüzde otuzun altına ineceğine, isteyen herkesle şimdiden bahse girmeye hazırım.

    Seçimlerden Güneydoğu’da ağır bir yenilgiye uğrayarak çıkan AKP’nin hükümet sözcüsünün dün Hürriyet’in Ankara temsilcisi Enis Berberoğlu’na söylediklerine bir bakın.

    “Türkiye’nin belirli bir bölgesinde DTP’den başka parti kalmadı. Iğdır’ı da aldılar, yani Ermenistan sınırındalar. AKP o bölgede sadece Mardin’i kazandı. Tamam, Ankara’yı aldık diye sevinebiliriz, CHP de İzmir’i aldık diye övünebilir. Ama bu kutlamanın Türkiye’nin güvenlik açısından sorunlu bölgesine yardımı olmaz. Oraya ayrıca dikkatle bakmak gerekir.”

    AKP kendi yanlış politikaları yüzünden Güneydoğu’yu kaybetmiş, oturup “nerede hata yaptım, bana oluk oluk oy akıtan insanları nasıl kaybettim” diyeceğine, “Iğdır’ı da aldılar, Ermenistan sınırındalar” diyor.

    Sanki bir “düşman ordusundan” bahseden bir general gibi.

    “Iğdır’ı da alanlar” bu ülkenin vatandaşları.

    Bir hükümet kendi vatandaşlarından nasıl “onlar” diye bahseder?

    Nasıl olur da koskoca bir bölgeyi ve Türkiye’nin en büyük etnik gruplarından birini “dışlayarak” düşman haline getirir?

    Nasıl olur da kendisi gibi “Türk” gördüğü CHP’ye “oraya” ortaklaşa bakmayı zımnen önerebilir?

    Bu bakış açısı, bu konuşma biçimi “siyasi iktidarın” Türkiye’yi kendi aklında çoktan böldüğünü, bir bölüm vatandaşını “düşman” gördüğünü ortaya koymaz mı?

    Cemil Çiçek Kürtlerden nefret ediyor olabilir.

    Ama unutmayın ki AKP’den nefret eden insanlar da var bu ülkede.

    Çiçek’in bütün Kürtleri “düşman” olarak gördüğü gibi bütün AKP’lileri “şeriatçı” olarak gören Kemalistler de var.

    Zaten Ergenekoncular AKP’den nasıl bahsediyorsa, Çiçek de DTP’den öyle bahsediyor.

    İnanılmaz bir benzeşme var konuşmaları arasında.

    Çiçek gibi konuşan bir Kemalist’in, AKP’nin galip çıktığı ve Van’ı da kazandığı geçen seçimlerden sonra şöyle dediğini düşünün:

    “Bütün Doğu’yu aldılar, İran sınırına dayandılar. Türkiye’nin güvenliği açısından oraya dikkatle bakmalıyız.”

    AKP’nin “İranlılarla” işbirliği yapacağını, İran’ı Türkiye’ye tercih edeceğini ima eden böyle bir konuşma karşısında AKP’liler ne hissederdi?

    Birçok Ergenekoncu AKP hakkında böyle konuşmuş zaten.

    Onları okuyunca AKP’liler ne hissediyorlar?

    AKP, Ergenekoncular gibi konuşan bir hükümet sözcüsüyle Türkiye’ye barış getireceğine, oylarını arttıracağına emin mi gerçekten?

    Bence soru şu:

    AKP, Cemil Çiçek gibi mi düşünüyor?

    Bu partinin zihinsel düzeyi, Çiçek’in zihinsel düzeyi mi?

    AKP, bütün Kürtleri düşman gibi mi görüyor?

    Yerel seçimler aslında seçim değil de bir “güvenlik” aracı mı?

    AKP ve hükümetin çizgisi buysa Türkiye’nin başı dertten kurtulmaz.

    Yok, AKP, Çiçek gibi düşünmüyorsa bunu da açıklamak zorunda.

    AKP’nin de lideri olan Başbakan Erdoğan, “seçimi niye kaybettiklerini” merak ediyordu.

    Cevabı çok açık:

    Cemil Çiçek gibi konuştuğunuz için kaybettiniz.

    Güneydoğu’da başbakanın yaptığı o korkunç konuşmayı Kürtler unuttu mu?

    AKP’liler, Kemalistlerin kendi haklarındaki konuşmalarını unutuyorlar mı ki Kürtler bu konuşmaları unutsunlar?

    Üstelik bundan sadece Kürtler rahatsız olmayacak.

    AKP’nin “barış ve refah” isteyen seçmen kitlesi de rahatsız olacak.

    O insanların büyük çoğunluğu “kavga dövüşle” bir yere gidilmeyeceğini biliyor.

    AKP, bugün artık MHP’nin bile terk etmeğe hazırlandığı “aşırı milliyetçilik” köşesine sıkışmak istiyorsa, MHP’nin aldığı oylara baksın.

    Alabileceği oy o kadardır işte.

    Seçimi niye kaybettiğini merak eden başbakana benim tavsiyem şudur:

    O nedeni bulmak istiyorsanız kendi partinizin içine bakın, neden orada duruyor.

    Ahmet Altan - Taraf
    ah****ltan111@gmail.com

    kusura bakmayın
    konu açamıyorum malumunuz bende buraya ekledim
    çavreşamın delalamın ji testede birindarım

  5. #5
    Ehil Üye yuşaa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    kendi dünyamdan
    Mesajlar
    1.808

    Standart




    Türkiye’de yapılan en büyük siyasi sahtekârlık nedir biliyor musunuz?

    İktidardaki partiyi eleştirmeyi “gerçek muhalefet” olarak sunmak.

    Bu, iktidardaki partiyi de “gerçek iktidar” olarak kabul etmeyi getiriyor çünkü.

    İkisi de yalandır.

    Ne gerçek iktidar vardır burada, ne gerçek muhalefet.

    Doğru dürüst muhalefet yapmaya yüreği yetmeyenler, iktidardaki partiyi eleştirerek kendilerini “muhalif” hissetmekten hoşlanırlar.

    Bu durumun tam da böyle olduğunu anlatan yüzlerce örnek vardır.

    Ben size en sonuncusunu, şu “Çiçek vakasını” anlatayım.

    Cemil Çiçek, hükümet sözcüsü.

    Geçenlerde Hürriyet’in Ankara temsilcisi Enis Berberoğlu’na dehşet verici şeyler söyledi.

    DTP için “Iğdır’ı da aldılar, Ermenistan sınırındalar” dedi.

    Bu cümle öylesine saçma sapan ve öylesine suçlayıcı bir ifade taşıyordu ki bizzat başbakan ve AKP grup başkan vekili bu sözleri eleştirdi.

    Muhalefetten ise pek ses çıkmadı.

    Dün, Genelkurmay “haftalık olağan açıklamasında”, Cemil Çiçek’in sözlerini destekledi.

    Başbakan da ilk günkü tepkisinden geri adım attı.

    Ergenekon sanıklarından Kemal Kerinçsiz de mahkemede “Cemil Bey’in sözlerini ayakta alkışladığını” söyledi.

    Böylece “saflar” belli oldu.

    Şimdi “iktidar” budur.

    Genelkurmay destekli Çiçekçe açıklamalar, hükümetten “utangaç” bir destek, Ergenekon’dan alkış.

    Bana bu “iktidarın” muhalefetini gösterin.

    Var mı?

    Çiçek’in Nazizm kokan açıklamalarını, Genelkurmay’ın açık desteğini, Ergenekon’un alkışını, hükümetin hafifçe kenarda durmasını eleştiren kimse bulunuyor mu bu konuda?

    Böyle bir parti görüyor musunuz?

    DTP’nin dışında.

    DTP de Türkiye genelini değil de sadece Kürtleri temsil etmeyi üstlendiğinden “muhalefet” görevini tek başına yapması mümkün değil.

    Eeee, nerede muhalefet?

    Nerede o AKP’yi eleştirmek için hiçbir fırsatı kaçırmayan, AKP’ye oy verenlere hakaretler yağdıran “muhalif” gazetecilerle yazarlar?

    Nerede ana muhalefet?

    Nerede MHP?

    Bunların hepsi aynı torbanın içinde oynaşan kedi yavrularıdır.

    Torbanın içinde birbirlerini tırmalarlar ama iş “torbanın” kendisi hakkında konuşmaya gelince sesleri kesilir.

    Bakın hükümette hangi parti olursa olsun, bu ülkenin iktidarını “Genelkurmay ve Ergenekon destekli Çiçek zihniyeti” oluşturur.

    AKP, iktidardayken bile zaman zaman bu zihniyete karşı çıkabildiği için, “gerçek iktidarla” mücadele ettiği için o kadar oy alıyor.

    O mücadeleyi bıraktığında oyları da düşüyor zaten.

    Bu ülke, seçimlerde bir “iktidar” aramıyor.

    Çünkü bu ülkede iktidar “seçimlerle” değişmiyor.

    Seçimleri kim kazanırsa kazansın hep aynı iktidar ülkenin direksiyonunda oturuyor.

    Türkiye’de halk “muhalefeti” seçiyor sadece.

    Kim bu “iktidara” en güçlü biçimde karşı çıkarsa ya da “karşı çıkar gibi yaparsa” oyları o topluyor.

    Niye 22 Temmuz’da AKP’nin oyları o kadar arttı?

    Çünkü “gerçek” iktidarın karşısına “gerçek” bir muhalefet gibi dikildi, kendisine muhtıra veren askerin karşısında dimdik durdu.

    Biz, o zaman bunu söylediğimizde AKP’liler itiraz etmişlerdi, “hayır, ondan değil, biz çok iyi hizmet götürdüğümüz için oy aldık” demişlerdi.

    Bu seçimde niye alamadılar peki?

    “Hizmet” mi aksadı?

    AKP’lilerin bu konudaki açıklaması ne?

    Doğru dürüst bir açıklamaları yok.

    Cemil Çiçek’i koyunlarında barındırdıkları, Genelkurmay o zihniyeti desteklediğinde geri çekildikleri, Ergenekoncularla aynı safa düştükleri sürece oyları azalacaktır.

    Bunu görecekler.

    AKP “iktidar” olmak istediğinde, gerçek iktidarın koluna girdiğinde, halkın aradığı “muhalefet” olmaktan uzaklaştığında bunun bedelini öder.

    CHP’den bir farkı kalmaz.

    Bunca kriz var, sıkıntı var, dert var, AKP’ye karşı medyanın desteği var, niye CHP bir türlü yüzde otuzu bile bulamıyor?

    Çünkü CHP “iktidar” partisi.

    Bu ülkeden, bu halktan, hiçbir “iktidar” partisi oy alamaz.

    Bizim medyanın “sahte muhalifleri” CHP’yi “gerçek muhalefet” gibi göstermek için göbeklerini patlatsalar da halkı kandıramazlar.

    Eğer AKP böyle giderse, AKP’yi destekleyen medya da halkı AKP’nin “gerçek muhalefet” olduğuna ikna edemez.

    Türkiye’nin gerçek bir muhalefet partisine şiddetle ihtiyacı var.

    AKP aranan “muhalefet” olduğunda oylarını arttırıyor, “muhalefet” olmaktan uzaklaştığında oylarını kaybediyor.

    Ve, işin acıklısı her geçen gün muhalefet olmaktan uzaklaşıyor, Avrupa Birliği’ni unutuyor ve müthiş bir muhalefet boşluğu yaratıyor.

    Şimdi Türkiye “gerçek muhalefetini” arıyor.

    Bu “muhalefet” AKP olursa gelecek seçimleri başarıyla kapatır, olamazsa...

    Yeni bir “gerçek muhalefet” çıkar ortaya.
    çavreşamın delalamın ji testede birindarım

  6. #6
    Ehil Üye yuşaa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    kendi dünyamdan
    Mesajlar
    1.808

    Standart

    Hocalar / Ahmet Altan






    Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki ne yazacağına sabahleyin karar vermen mümkün değil.

    Sen bir şeyi yazmayı düşünürken bambaşka şeyler oluveriyor.

    Ben, “Yazıcıoğlu suikasta kurban gitti” iddiasının bizim tahminimizden daha ciddi olabileceğini yazacaktım.

    Alperenler’in Ergenekon tarafından kullanılmasını engellemeye çalışan Yazıcıoğlu’nun bu nedenle öldürüldüğü dilden dile fısıltı halinde dolaşıyordu.

    Bu tür söylentileri çok ciddiye almadığımdan pek aldırmamıştım.

    Ama daha Yazıcıoğlu’nun “kırkı çıkmadan” Alperenler’in İstanbul başkanı bir televizyonu basıp Rasim Ozan Kütahyalı’ya saldırınca, doğrusu bu “ilk işaret mi” diye geçirdim aklımdan.

    Özür dilemek ve “geçmiş olsun” demek için arayan BBP yöneticilerine de aynı şeyi söyledim.

    Bu konuda tedbir almazlarsa, bu saldırganı Alperenler’in bünyesinde tutarak “saldırganlığı teşvik eden” bir görüntüyü benimserlerse, bundan sonra bu örgütün yapacağı bütün eylemlerden kendilerinin sorumlu olacağını anlattım.

    Haşmet Babaoğlu da dün bu konuya değinip, “suikast” söylentisinin doğru olabileceğini bu son “eylemin” ortaya çıkardığını yazmıştı.

    Yazıcıoğlu’nun koltuğunu devralanlar eğer “saldırganı” cezalandırmazlarsa, bu saldırıların önünü açarlarsa, sadece bu saldırılardan dolayı değil, Yazıcıoğlu’nun başına gelenler konusunda da “şaibe” altına girecekler.

    Çünkü, eğer söylentiler doğruysa, Yazıcıoğlu bir suikasta uğradıysa, bu suikastı düzenleyenler, onun yerini alacak “yeni ekibin” saldırılara yol vereceğine de güveniyorlar demektir.

    Sabahleyin bu konuyu yazmayı düşünüyordum.

    Ama dediğim gibi “sabah düşündüğünü” akşamüzeri yazmak pek mümkün olmuyor bu ülkede.

    Ben bunları yazmayı düşünürken büyük bir operasyon başladı Türkiye’de.

    Ülkenin dört bir yanında rektörler, profesörler Ergenekon davasıyla ilgili olarak gözaltına alınmaya başladı.

    Bu gözaltılar, “darbe hazırlıklarının” üniversitelere kadar girdiğine dair polisin elinde “belgeler” ya da “bilgiler” olduğunu gösteriyor.

    Gözaltına alınanlardan üç tanesini özellikle çok iyi tanıyoruz.

    Birincisi Profesör Mehmet Haberal.

    Onun adı Bülent Ecevit’in hastalığı sırasında çok ön plana çıkmıştı.

    Eski başbakan Haberal’ın yönettiği hastaneye yatırıldı ve az daha orada ölüyordu.

    Bülent Ecevit, ancak eşi onu hastaneden “kurtardığında” iyileşti.

    Bu, herhalde pek sık rastlanan bir durum değildir.

    Hastanede kötüleyip, çıkınca iyileşen hastaya pek rastlanmaz.

    Darbecilerin yakalanan “planlarında” Ecevit’i “tasfiye” etmek istediklerini gösteren belgeler de bulundu daha sonra.

    Profesör Erol Manisalı’nın ise Ergenekon sanıklarından General Levent Ersöz’le yaptığı konuşma bizzat Ersöz tarafından videoya kaydedilmişti.

    Bu video ele geçti.

    Biz de o konuşmayı yayımladık.

    Manisalı, darbecilere yol gösteriyordu.

    Akıl veriyordu.

    Kimlerle işbirliği yapılabileceğini isim isim sayıyordu.

    Üçüncüsü ise Profesör Türkan Saylan.

    Türkan Hanım’ı tanımam ama onun evini bastıklarını duyduğumda içim sıkıştı.

    Eğer bir suçu varsa da kötü, yoksa da kötü.

    Saylan, cüzzam konusunda büyük işler yapmış bir profesör.

    Bu hastalıkla yıllarca mücadele etti.

    Cumhuriyet mitinglerinin hazırlayıcılarındandı ama o mitinglerde “ne darbe, ne şeriat” diyen de oydu.

    Hatta bu yüzden onu mitinglerde konuşturmaz olmuşlardı.

    Profesör Saylan’ı gözaltına almadılar.

    Buna sevindim.

    İncelemek için bazı CD’lerine el koymuşlar.

    Umarım, Ergenekon rezilliğine bulaşmamıştır.

    Gözaltına alınanlar suçlu mu, değil mi bilemeyiz.

    Ama bir ülkede bu kadar kalabalık bir “akademisyen” grubunun darbeyle ilişki kurduğundan “kuşkulanılması” bile çok korkunç.

    Düşünsenize, bu insanlar bir yandan gençleri eğitiyorlar, bir yandan da bu hocaların darbecilerle ilişkileri olduğundan kuşkulanılıyor.

    Bunlar ülkenin “aydın” zümresinden.

    Sanırım asıl sorun, bu ülkede kendine aydın dediğimiz insanların çoğunluğunun bir ordu darbesini açık ya da gizli desteklemesi.

    Türkiye Komünist Partisi’nin eski genel sekreteri Nabi Yağcı da Neşe Düzel’le yaptığı konuşmanın bugün yayımladığımız ikinci bölümünde, “solcuların darbeye hoşgörülü baktıklarını” söylüyor.

    Aydınların, solcuların zihnen ya da fiilen “darbeci” olması bir toplumun başına gelebilecek en büyük felaketlerden biri.

    Bir siyasi partiye muhalif olmayı “solculuk ve aydın olmak” sanan bir “aydın zümresi” varsa, dünyanın gidişatını hiç kavrayamayan bir entelektüel sığlık içinde hâlâ darbecilerle işbirliği yapabiliyorlarsa, o ülke fikirsel bir çamura bulanmış demektir.

    Böyle bir sığlıkla, böyle kirlenmiş zihinlerle nasıl dünyaya ayak uyduracak gençler yetiştirebilir bu toplum?

    Bu insanların yetiştirdiği çocuklar kırk yaşına geldiklerinde, bugün Harvard’da, Oxford’da, Sorbonne’da okuyan Amerikalı, İngiliz, Fransız gençlerle dünya sahnesinde nasıl rekabet edecekler?

    Bu darbe merakı ve bu “zihinsel sığlık” bu ülkeyi çok yaraladı.

    Görülüyor ki sadece “bugünümüz” değil “yarınımız” da sakatlanmış.

    Bu toplumu kötü yerinden vurmuşlar.
    çavreşamın delalamın ji testede birindarım

  7. #7
    Pürheves HEVAL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    sevmediğim bir yer
    Yaş
    31
    Mesajlar
    174

    Standart

    yazılarını sürekli takip ettiğim bir yazar yasemin congarı da unutmamak lazım
    spas heval
    Bana, 'Sen şuna buna niçin sataştın?' diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!(Tarihçe-i Hayat - Isparta Hayatı )

  8. #8
    Ehil Üye yuşaa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    kendi dünyamdan
    Mesajlar
    1.808

    Standart

    Alıntı HEVAL Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    yazılarını sürekli takip ettiğim bir yazar yasemin congarı da unutmamak lazım
    spas heval
    sayın altan gerçek bi osmanlı torunu onu canı gönülden tebrik ediyorum bende
    sanada spas.i heval
    çavreşamın delalamın ji testede birindarım

  9. #9
    Gayyur şulenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesajlar
    135

    Standart

    aynı şekilde kardeşi mehmet altan da tam bi demokrat,yorumları fikirleri harikaa
    Musibet;cinayetin neticesi,mükafatın mukaddimesidir...

  10. #10
    Gayyur şulenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesajlar
    135

    Standart

    gerçek muhalefet...güzeldi
    Musibet;cinayetin neticesi,mükafatın mukaddimesidir...

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Ahmet Altan: Ezan
    By muhibbülkurra in forum Gündem
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 15.02.09, 16:13
  2. Kırkıncı Oda - Ahmet Altan
    By SeRDeNGeCTi in forum Şiirler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23.12.08, 09:54
  3. Cami Işıklarına Bakan Çocuk-Ahmet Altan
    By akıncı in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 11.07.08, 16:08
  4. Asıl Sorunumuz (Ahmet Altan)
    By Eyüpşan in forum Gündem
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 03.01.08, 19:18

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0