Konu Kapatılmıştır
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 14

Konu: ‘Bir Numara’ mı Konuşuyor

  1. #1
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Exclamation ‘Bir Numara’ mı Konuşuyor

    ‘Bir Numara’ mı konuşuyor

    Telefonum çaldı... Toplantıdaydım, açamadım...

    Biraz sonra, bir mesaj geldi: ‘Müsait olduğunuzda Haber7 sitesine girin.’ Allah Allah... Meraklandım...

    Haber sitesine girip baktım. Doğrusu... Meraklanacak kadar varmış.‘Mumcu’ya 367 Baskısının Esrarengiz Ses Kaydı’...

    Video da var, tam metin de...

    * * *

    Mumcu kim?

    Anavatan Partisi eski Genel Başkanı Erkan Mumcu.

    Baskı, neyin baskısı?

    Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesini engellemek için yapılan baskı.

    Peki, baskıyı yapan kim?

    Genelkurmay eski başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı...

    Gündeme ‘bomba’ gibi düşen esrarengiz ses kaydı, Genelkurmay eski başkanı İsmail Hakkı Karadayı’nın, Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu’ya yaptığı baskıyı sergilemekte.

    * * *

    Karadayı, yanındaki şahıslara Erken Mumcu’ya nasıl baskı yaptığını...

    Ve Sabih Kanadoğlu ile nasıl bir ilişki içinde olduklarını anlatıyor.

    Ses kaydında, seçimlerden AK Parti’nin çıkması halinde TSK’nın darbe yapması gerektiği de vurgulanıyor.

    Karadayı, baskıları sonucunda, Mumcu’nun kendisine, Cumhurbaşkanını halkın seçmesinden yana olduğunu aktardığını anlatırken, Mumcu’ya küfür de ediyor.

    Hatırlanacağı üzere...

    Demokrat Parti Genel Başkanı Süleyman Soylu, 367 krizinin patlak verdiği Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erkan Mumcu’nun Meclis’e girmemesini, askerlerin baskısına bağlamış...

    Şimdi Genelkurmay eski başkanı Karadayı’ya dava açacağını söyleyen Erkan Mumcu ise bu iddiaları şiddetle reddetmişti.

    * * *

    1923 Cumhuriyeti’nin demokratik ve çoğulcu bir niteliği bulunmadığını...

    Egemenliğin halka değil bürokrasiye ve orduya ait olduğunu...

    Cumhuriyetin demokratikleşmesi ve siyasal sistemin yeniden yapılanması gerektiğini...

    Rejimin bürokratik yapısının değiştirilmesi, devletin ekonomik ağırlığının azaltılması, şeffaflaşması, vergi verenlerin vergilerinin nereye harcandığını denetleyebilecek hale gelmesi, rejimin, üzerindeki ordu vesayetinden arındırılması ve ‘tüm toplumsal tabakaların katılımıyla devlet çatısının üretken ve demokrat olarak yeniden çatılmasını’ önermiyor muyuz?

    Kısacası, İkinci Cumhuriyet’in kurulması gerektiğini söyleyip durmuyor muyuz?

    Parti başkanından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na herkesi arayıp Meclis iradesini ipotek altına almak isteyen, bunu başaramazsa da ordunun duruma el koymasını isteyen ya da bunu normal bulan zevat da bu tespit ve önerilere sövüp saymıyor mu? Ses bandı aslında Birinci Cumhuriyetçilerin kimliğini... ‘İkinci Cumhuriyet’ fikrinin de haklılığını bir kez daha sesli olarak teyit etmekte.

    * * *

    Ses bandını dinleyip...

    Bir kez de yazılı halini okuyunca...

    Aklıma...

    Geçenlerde...

    Ergenekon davası duruşmasında...

    Doğu Perinçek’in, Ergenekon şemasında bir numaralı ismin Genelkurmay eski Başkanı Emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu olduğunu iddia edip...

    ‘İddia edildiği gibi bir numara İsmail Hakkı Karadayı değildir. Karadayı’nın adı şemada yer almamaktadır’ dediği geldi.

    Gerçekten bu ‘1 Numara’ kim?

    * * *

    Pek de önemi yok...

    Neden mi?

    Banttaki ses ne diyor?

    ‘Genelkurmay’ın düşünmesi lazım.

    Bu işi bir tek şey, Silahlı Kuvvetler temizler artık.

    Eğer şu seçimlerden de başarılı olunmazsa Silahlı Kuvvetler’in bunu halletmesi lazım.

    Bunlar yani cumhurbaşkanlığına kadar kendi adamlarından biri gelir genel seçimde de böyle ekseriyetle başa geçerlerse bunu asker temizler.’

    Çünkü...

    Halk egemenliğinin meşru ve demokratik işleyişine silah çeken herkes...

    Terör örgütünün bir numarası sayılabilir...

    * * *

    Ses bantları doğruysa...

    Genelkurmay Başkanı ‘anayasal suç’ işlemiş sayılır... Tabii normal demokratik bir hukuk devletinde... Zaten Birinci Cumhuriyet’in bu tür ilkeleri olmadığı için önüne gelen demokrasinin ırzına geçiyor...

    Star, 30 Ocak 2009

    Mehmet Altan

    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  2. #2
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Ali FERŞADOĞLU
    Çok partili hayatta darbe heveslisi ve alkışçısı medya




    Çok partili hayata, kısmî bir demokrasiye geçilmesine rağmen, aynı bağnaz ve katı yayın hayatı devam ettirilir. Solcu-Kemalist basın, “Jakoben laiklik” ve ilkelerin müdafiidir.
    1965’lere kadar, İslâmî değerlere ehemmiyet veren veya o istikamette yayın yapan gazete yok gibidir. Dogmatik ve bağnaz devlet anlayışının kahredici baskısı devam etmektedir.
    Bu tarihlerde, Nur cemaati, başta haftalık İttihad gazetesi olmak üzere çeşitli gazeteler çıkarırlar.
    1950-1980, hattâ 1985’lere kadar basının en büyük silâhı ve kozu yine “irticâ” öcüsüdür. Sık sık, temcid pilavı gibi irtica kampanyaları ısıtılıp ısıtılıp kamuoyunun önüne sürülüyor, askerler ve idâreciler kışkırtılıyordu. Gösterdikleri istikamette icraat yapmayanlar korkutuluyordu. Dayandığı nokta, “İlke ve İnkılâplar” yâni Atatürkçülüktür.
    Bu husûsu Mehmet Ali Birand 19 Mayıs 1993 tarihli Sabah’taki yazısında şöyle itiraf eder:
    “Bizim de aralarında bulunduğumuz lâiklik yandaşları yıllarca bağnaz bir tutum sergiledi. Daima bizim dediklerimiz doğruydu ve din unsuruna ağırlık veren herkes kötüydü. Gericilikle suçladık, Ticanî olduklarını söyledik. Bize göre laiklik âdeta üzerinde tartışılmayacak bir tabu idi ve herkes ezilmeliydi. Üstelik elimizde de önemli bir sopa vardı: Ordu.
    “Eğer biraz gelişirlerse ordunun hemen müdahale edip gerekeni yapacağını söyleyerek korkuturduk. Çok hatalı bir yaklaşım olduğunu yıllar sonra yavaş yavaş öğrenmeye başladık.”1
    Maalesef Türkiye’de basın, eskiden beri “haysiyet kırıcı yayınlarla İslâm ahlâkını zedeledi ve kamuoyunun fikirlerini perişan” etti... Meşrûtiyet döneminde bir kısım Müslüman Türk yazar-çizer de, acemilik, ölçüsüzlük, “hürriyet ve meşrûtiyet” havasının taşkınlıklarıyla İstanbul’u Avrupa’ya, Anadolu’ya da İstanbul’a kıyas ederek onların paralelinde neşriyat yaparak haysiyet kırıcı bir neşriyât ile ahlâk-ı İslâmiyeyi sarstılar. Ve efkâr-ı umumîyeyi perişan ettiler.2
    Halen kökü dışarıda komiteler “irtica” kampanyalarını sürdürüyor. Solcu-eyyamcı basın, darbeleri daima destekledi; alkışladı. Ülkenin demokratikleşmesinde ve insan haklarının yerleşmesinde en büyük vazifeyi basın-yayın organları yapması gerekirken; maalesef Türk basını (çoğunlukla) demokrasinin tehlikeye girdiği dönemlerde daima antidemokratik güçlerle işbirliği yaparak onları övmüş, alkışlamıştır.
    Tabiî bu davranış, onların tarihî altyapı ve gelişme seyrinden kaynaklanıyordu.

    Dipnotlar:

    1- Sabah, 1994. 2- Divan-ı Harb-i Örfi, s. 25.

    23.02.2009

    E-Posta: afersadoglu@hotmail.com fersadoglu@yeniasya.com.tr



  3. #3
    Gayyur figen yalçın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Bulunduğu yer
    izmit
    Mesajlar
    137

    Standart

    hükümet gatayı t ye almıştır inşallah yoksa sulandıkça sulanacak

  4. #4
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Ali FERŞADOĞLU
    Basının görevi ve ahlâkî ilkeleri




    Bir eğitim, haberleşme vasıtası ve milletin gözü-kulağı hükmünde olan medya, eğer fıtrat ve ahlâk ilkelerine uygun yayın yapmazsa, insanları her türlü zararlı, tehlikeli davranış ve hareketlere şartlandırır.
    Medyanın vazifelerinden birincisi, dinî ve millî kültüre sahip olmasıdır.
    İkincisi; yayın politikasında şahsiyetçilik yapmaması, müstehcen yayınlara yer vermemesi, menfaat kaygısıyla ahlâkî dejenerasyona sebep olacak gayr-i meşrû neşriyata tevessül etmemesidir.
    Bediüzzaman, İttihad-ı İslâm taraftarı Volkan, Tanin, İkdam, Serbesti, Mizan, Misbah, Şark ve Kürdistan gazetelerinde yazılar yazar, makaleler neşreder, fikir ve düşüncelerini serdeder. “Edipler edepli olmalı, hem de edeb-i İslâmiye ile müteeddip olmalıdırlar” diyerek ikaz eder, yol gösterir ve basın ahlâkının temel prensiplerini şöyle özetler:
    - Ediblerin, gazetecilerin edepli olması;
    - Hem de, edeb-i İslâmiye ile müteeddib olması (İslâm ahlâkıyla ahlâklanması)
    - Sözlerinin, kalb-i umûmi-i müşterek-i milletten (milletin ortak ve genel aklının, kalbinin bir ürünü olarak) tarafsız çıkması,
    - Ve matbuat nizamnâmesini (basın ahlâk ilkelerini), vicdanlardaki hiss-i diyânet ve niyet-i hali-senin tanzim etmesi gerektiğini söyler.1
    Genel olarak kabul edilen basın ahlâk ilkeleri ise şöyle sıralanır:
    - Yayınlarda hiç kimse, ırkı, cinsiyeti, sosyal düzeyi ve dinî inançları dolayısıyla kınanamaz, aşağılanamaz.
    - Bir kamu müessesi olan gazetecilik mesleği ahlâka aykırı özel amaç ve çıkarlara âlet edilemez.
    - Kişilerin özel hayatı kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında yayın konusu olamaz.
    - Soruşturulması gazetecilik imkânları içinde olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanamaz.
    - Suçlu olduğu yargı kararıyla tesbit edilmeyen hiç kimse suçlu ilân edilemez.
    - Gazeteci, kaynaklarının gizliliğini korur.
    - Gazeteci meslek saygınlığına gölge düşürecek yöntem ve tutumla haber araştırmaktan sakınır.
    - Gazeteci şiddet ve zorbalığı özendirici yayın yapmaktan kaçınır.

    Dipnot:
    1- Tarihçe-i Hayat, s. 57-58

    25.02.2009

    E-Posta: afersadoglu@hotmail.com fersadoglu@yeniasya.com.tr



  5. #5
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Atatürk’ün bir numaralı varisiyim


    ‘’Ergenekon’’ davasının tutuklu sanıklarından eski Kuvayı Milliye 1919 Derneği Başkanı emekli Kurmay Albay Mehmet Fikri Karadağ, önceki günkü savunmasında ‘’Bizim üstümüzde Allah ve Resulü ile Atatürk’ten başka kimse yoktur.
    Atatürk’ün bir numaralı varisiyim. Atatürk’ü en iyi anlayan ve özümseyen benim” dedi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada savunmasını yapan Karadağ, Kurmay Albay olarak 2003’te emekli olduğunu belirterek, 2005’te Vatansever Güç Birliğinin 2 toplantısına katıldığını, ancak hiçbir irtibatı ve görevi bulunmadığını savundu. Bu 2 toplantıdan sonra aynı yıl Kasım ayında Kuvayı Milliye 1919 Derneğini kurduğunu belirten Karadağ, şöyle devam etti:
    ‘’1-2 salon toplantısından sonra halkın aydınlanmasına ilişkin çalışmalara başladık. Mersin’de katıldığımız bir iftar yemeğinde yemin merasimi yaptık. Yeminde ne var? Bu yemin, Atatürk’ün Erzurum’da yaptırmış olduğu bir yemindir. Biz sadece bir kelime ekledik. Yeminin orijinalinde ölme ve öldürme geçmiyor. Ne var bunda? O yemin törenine katılanları da emekli emniyet görevlisi Kemal Canay ayarladı. Canay, yemin töreni sırasında masaya silâhını koydu. Ben de belimdeki ruhsatlı silahı masaya koydum. Çocuklara göstermeden yemini ettik. Tesadüfen gelişen bir olaydı. Görev yaptığı dönemde PKK’lılara bir tokat bile atmayan bir insanım. Ölme ve öldürmeyle ne işim olur. Allah’ın razı olmadığı hiçbir şeyi yapmam. Ayrıca yemin törenine katılanlardan hiçbirini tanımıyorum. Zaten yeminle alakalı basında yer alan haberlerden sonra hepsi kaçıp gitti.’’


    “46 KİŞİYLE DARBE Mİ OLUR?”

    KuvayI Milliye 1919 Derneğinin hiçbir örgütle bağlantısı olmadığını savunan Karadağ, şöyle konuştu: ‘’Bizim üstümüzde Allah ve Resulü ile Atatürk’ten başka kimse yoktur. Atatürk’ün bir numaralı varisiyim. Atatürk’ü en iyi anlayan ve özümseyen benim. O, İstiklal Savaşı’nda dahi sıkıyönetim ilan edip meclisi kapatmamıştır. Aklının ucundan dahi geçirmemiştir. Askeri müdahaleye herkesten çok ben karşıyım. Fikri Karadağ mı askeri darbe yapacak? Gidin be, aklınızı mı yitirdiniz? Türkiye’nin milli menfaatlerini kimse benden daha fazla düşünemez. Bu konuda kimse bana ders veremez. Bağımsız milletvekili adayı olduğumda 46 oy aldım. 46 kişiyle mi darbe yapacağım? Ben, Ergenekon diye bir örgütü bilmiyorum ki size anlatayım. Bu iddianameyi yazanlar yaptıkları vahim hatayı düzelterek benden özür dilemelidirler.’’

    26.02.2009

    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  6. #6
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Ali FERŞADOĞLU
    Altındal’ın hangi yanlışını düzeltelim?




    Adam işten yorgun-argın evine döner. Yemeğini yer, koltuğuna çöker ve gazetesini okumaya başlar. Bu sırada hamur yoğuran hanımı, bir fıkra anlatarak beyini dinlendirmek ister: “Bey, Hz. İsa’nın keçisi bir gün kaçmış…”
    Bey, daha da yorgun bir ses tonuyla: “Hangi birisini düzelteyim hanım! Bir kere Hz. İsa (as) değil, Hz. Musa (as); keçisi değil, koyunu…”
    Bir televizyonda “Türkiye’de Cemaat Baskısı Artıyor mu?” programında konuşan araştırmacı-yazar Aytunç Altındal, hiç ilgisi olmadığı halde, üzerine basa basa bazı meseleleri birbirine karıştırarak, Said Nursî’nin İngiliz Muhipler Cemiyeti’ne girdiğini ileri sürmüş… Bu cehaletinin eseri değilse; kasıt ve ifsadının bir göstergesidir!
    Evvelâ şunu belirtelim: Said olarak bilinen meşhur üç isim var: 13 Şubat 1925’teki isyanı patlatan Palulu Şeyh Said başka, İngiliz Muhipler Cemiyeti kurucusu Said Molla başka, Bediüzzaman Said Nursî bambaşka şahsiyetlerdir. Said Molla, 14 Temmuz 1930 Romanya doğumlu. Osmanlı ülkesinde misyonerlik faaliyetlerinde bulundu. Mondros Mütarekesi’nden (30 Ekim 1918) sonra İngiliz haber alma servisi ajanı olarak İstanbul’da bulunan, Millî Mücadele’yi engelleyebilmek için çalışmalar yürüten, Batı Anadolu’da Albay Emiling adıyla faaliyetlerde bulun İngiliz ajanı rahip Robert Frew (Rahip Fru) ile yakın ilişkileri oldu. 20 Mayıs 1920’de İstanbul’da İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ni kurdu. Ajan Robert Frew aracılığıyla İngiliz yönetiminden parasal destek sağladı. 1918-1921 arasında İstanbul Gazetesi’ni yayımladı. İngiliz casusu olduğu tesbit edilince, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Romanya’ya kaçtı. 1924’te “Yüzellilikler” listesine alındı ve 1927’de vatandaşlıktan çıkarıldı. Bediüzzaman Said Nursî ise, Şeyh Said’i isyandan vazgeçirmeye çalışan, Ahmed’i Mehmed’e kırdırmanın İslâmiyetle bir ilgisi olmadığını söyleyen, Van ve civarını isyana katılmaktan kurtaran, meşrutiyetçi, hürriyetçi (gerçek demokrasinin ruhunu İslâm’dan aldığını söyleyen), 6 bin küsûr sayfa eser yazan ve ilmi, cesareti, kahramanlığı ve hürriyet mücadelesiyle kendisini dünyaya kabul ettiren dünya çapında bir mütefekkirdir.
    Bediüzzaman, İstiklâl Savaşı’nda İngiliz baskısı altında Şeyhülislâm’ın Kuva-i Milliyeciler hakkında verdiği “İsyancıdırlar” fetvasının geçersiz olduğunu söyler ve buna mukabil fetva yayınlar: “İşgal altındaki bir memlekette İngilizlerin emri ve tazyiki altında bulunan bir idarenin ve Meşihat’ın fetvası mualleldir; mesmu’ olamaz (dinlenilemez). Düşman istilâsına karşı harekete geçenler asi değillerdir. Fetva geri alınmalıdır.” (Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî, Nesil Yayınları, 2005, s. 255.) Hutuvat-ı Sitte isimli eseri yayınlayarak İngiliz desiselerini çürütür, ulemayı ve kamuoyunu onların tuzaklarına düşmekten kurtarır. Zaten, gerek I. Dünya Savaşı, gerekse İstiklâl Savaşı’ndaki kahramanlıklarını bilen Ankara hükümeti ve M. Kemal onu ısrarla Ankara’ya dâvet eder. Meclis’te dine karşı bir lâkaytlık ve batılılaşma bahanesi altında kudsî değerlere, İslâmî şeâire karşı bir soğukluk görür. Bunun üzerine on maddelik bir beyanname yayınlayarak, İslâmiyetin hakikatlerine uygun “demokratik bir yapı” kurulması gerektiğini beyan eder. Mustafa Kemal, Büyük Millet Meclisi’nde şiddet ve hiddetle Bediüzzaman’a karşı bağırarak “Seni buraya çağırdık ki, bize yüksek fikir beyan edesin. Sen geldin, namaza dair şeyler yazıp içimize ihtilâf verdin” der. Onun hiddetine karşı, “Kâinatta en yüksek hakîkat îmandır, îmandan sonra namazdır. Namaz kılmayan hâindir; hâinin hükmü merduddur. Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîminde, yüz yerde edâsını emrettiği namazdan daha büyük bir hakîkat olsa idi, îmandan sonra onu emrederdi” diye cevap verir.
    İngiliz Muhipleri Cemiyeti kurucusu Said Molla, işgalci İngilizlerin yönlendirmesiyle Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kurulmasında önemli rol oynamıştı.
    Bu cemiyetin önde gelen isimleri, Doğu bölgesinde özerk bir Kürt devletinin kurulması yönünde Said Nursî’nin desteğini kazanabilmek için çeşitli teşebbüslerde bulundular. Fakat o, gelen teklifleri kesin bir ifadeyle reddetti. Üstelik bununla da kalmayıp, Türklerle ittihada zarar verebilecek her türlü hareketi kınadı. Sözü edilen maksada yönelik Said Nursî’ye gelenlerden birisi, mezkûr cemiyetin başkanı olan Seyyid Abdülkadir’e Said Nursî’nin verdiği cevap şu oldu:
    “Allah-u Zülcelâl Hazretleri, Kur’ân-ı Kerim’de, [meâlen] ‘Öyle bir kavim getireceğim ki, onlar Allah’ı severler, Allah da onları sever’ [5:54] diye buyurmuştur. Ben de bu beyan-ı İlâhî karşısında düşündüm, bu kavmin bin yıldan beri âlem-i İslâm’ın bayraktarlığını yapan Türk milleti olduğunu anladım. Bu kahraman millete hizmet yerine, dört yüz elli milyon hakikî Müslüman kardeş bedeline, birkaç akılsız kavmiyetçi kimsenin peşinden gitmem.” (Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî, s. 233-234.) Bediüzzaman Said Nursî, asla ifsat, zındıka ve dinsizlik komiteleriyle barışık değildir ve olamaz. Ayrıca, Risâle-i Nur, siyasî bir hareket değil, Kur’ân, iman hareketidir. Nurcuların gayesi, dünya değil, ahirettir.

    04.03.2009

    E-Posta: afersadoglu@hotmail.com fersadoglu@yeniasya.com.tr



  7. #7
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Taklitten tahkîke giden yolculuk

    Bugünkü yazıma temsilî bir hikâyecikle başlamak istiyorum.
    Bir zamanlar iki kardeş varmış. Kardeşlerden birisi dağlarda çobanlık, diğeri de şehirde kundura tamirciliği yaparmış. Bir araya geldikleri zaman çoban kardeş gösterdiği kerâmetlerden bahsedermiş. Bu arada kundura tamirciliği yapan kardeşine söz dokundurmayı da ihmal etmezmiş.
    Bir gün çobanlık yapan kardeş, şehirdeki kardeşini merak etmiş ve ziyaret etmek istemiş. Eli boş gidecek değil ya! Ne götüreceğini düşünmüş. Aklına süt götürmek gelmiş. Koyunlarından sağdığı sütü mendiline koymuş, elinde mendil şehrin yolunu tutmuş. Kundura tamircisi kardeşinin dükkânına girmiş, mendilini duvardaki askıya asmış. Kendisine gösterilen iskemleye ilişmiş. Bu arada ayakkabısını tamir için bir kadın gelmiş. O da başka bir iskemleye oturmuş, ayakkabısını çıkarmış ve beklemeye başlamış. Biraz sonra askıda duran mendilden süt damlamaya başlamış. Sütün damladığını gören çoban şaşırmış. Ayakkabısının tamiri biten kadın ayakkabısını giyip gitmiş. Tamirci kardeş çoban kardeşine:
    “Dağ başında kerâmet göstermek kolaydır. Marifet şehirde kerâmet göstermektir!” demiş. O da çoban kardeşine bir ders vermiş. Çoban buna karşılık söyleyecek bir söz bulamamış!
    Ben bu temsilî hikâyeciği niçin anlattım?
    Her ne ise!..
    “Merak ilmin hocasıdır!” derler ya!.
    Biz de merak ettik. İlim öğrenmek için yollara düştük, değişik okullarda yıllarca okuduk.
    Merhum annem okumayı ve okuyanları çok severdi. Ama ümmî idi. Yani yazıdan ibaret sayılan okumayı bilmezdi. Kimi görse “bana oku!” derdi. Namaz vakti girince nerede olsa hemen kılardı. Namaz kılanları da çok severdi. Namaz konusunda tembellik eden merhum babamla tartıştığı da olurdu.
    Altı yaşımda okula başladım. O günkü zorluklar bir tarafa kısa zamanda okumayı ve arkasından yazmayı öğrendim. Elime ne geçerse okumaya başladım. Yerde bulduğum kâğıt parçalarını ve duvar yazılarını da merakla okurdum.
    Daha çok merhum annemin teşvikleriyle namaza başladım. Namazlarımı camide kılmayı çok severdim. Cami cemaati de beni çok sevdi. Bazıları beni hızlı görüp:
    “Kısa zamanda usanırsın, senin gibi nicelerini gördük!” dedikleri de oldu. O sözlere kulak asmadım.
    O tarihlerde henüz bir saate bile sahip değildik. Köyümüzde saati olan her halde birkaç kişi vardı. Onlardan birisi de köyümüzün imamı idi. Elektrik olmadığı için ezanlar minarede okunurdu. İmamımız minareye biraz erken çıkar, orada nefeslenirdi. Cebinden çıkardığı köstekli saatine bakardı. Biz de ezan okuma vaktinin yakın olduğunu anlardık. İmamımız ezan okuyup ininceye kadar cemaat camiye yetişirdi.
    Özellikle öğle namazına yetişmek benim için ayrı bir zevkti. Okul çıkış zili ile öğle ezanı hemen hemen aynı dakikalara rastlardı. Ezan sesini duyunca koşarak camiye giderdim. Cemaate yetişirdim. Öğle namazını cemaatle kılardım. Bu benim için tarif edilmez bir mutluluk verirdi. Öğle namazının arkasından yemeği yiyip bu sefer okula koşardım. Çünkü o tarihlerde öğrenim tam gündü.
    Öğleden sonra iki ders yapılırdı. Bazen son ders çıkış ikindi namazına rastlardı. Yine bir koşuşturmaca daha başlardı. Diğer vakit namazlarını da camide kılmaya gayret ederdim. Bazen sabah namazını kaçıracağım korkusuyla uykumu kaçırdığım olurdu. Bunları tahdis-i nimet olarak anlatıyorum. İnşallah gurura, riyaya sebep olmaz. Daha sonra Üstadımdan aldığım derslerde farzlarda riya olmadığını öğrendim.
    İlkokuldan sonra devlet parasız yatılı sınavlarını kazanarak Adana’da okumaya başladım. Üç yılım Adana’da geçti. Bu benim için hayatımın bir dönüm noktasını teşkil etmektedir. Öğrencilik hayatımın daha sonraki yıllarını Ankara’da devam ettirdim.
    Bu zaman içinde bol bol okuma fırsatım oldu. Okulun kütüphanesi yetmedi. Dışarıdan kitap, gazete alıp okumaya başladım. Okudukça okuma merakım arttı. Gazetelerden ilgimi çeken kısımlarını kestim, yaz tatillerinde köyüme getirdim. Fırsat buldukça okumak istiyordum.
    Köyümde bunların kaybolduğunu görünce çok üzüldüm. Ne olabilirdi ki?
    Anneme sordum:
    “Oğlum! Ocağı tutuşturmak için yaktım!” demesin mi?
    En iyi yakacak o günlerde odundu. Odunu tutuşturmak için de çıra gerekiyordu. Ormandan çıra getirmek zor olduğu için yerine kâğıt da kullanılırdı.
    Gerçi bir yanlışlık olmuştu. Annemdi, ama ne yapabilirdim? Üzüntümü ona yansıtmamaya gayret ettim. Yumuşak sözlerle, kalbini de kırmamaya çalıştım. Yavaşça:
    “Anneciğim! Ben bunları saklamak ve ara sıra okumak için getirmiştim!” dedim. Annem:
    “Oğlum! Ne bileyim senin bunları sakladığını. Ben zannettim ki, bana ocak tutuşturmak için getirmişsin” dedi. Ben de:
    “Anneciğim, bak burada yakabileceğin başka kâğıtlar var ya!” dedim. Annem:
    “Yavrum! Onları yakarsam beni çarpar!” dedi.
    “Niçin?” diye sordum. Annem:
    “Onlarda Kur’ân yazısı var da!” dedi.
    “Onlar benim Arapça ders notlarım, bir şey olmaz!” dediysem de kalbi pek kanaat etmedi.
    Merhum annemin okuması yoktu, ama Kur’ân yazısına saygısı çoktu. Onları görünce âyet zannederek yerden alır, öpüp yukarılara kordu.
    Daha sonraki yıllarda eline kitap, kâğıt, defter geçince bana gösterirdi. Eğer ben “yakabilirsin” dersem yakardı. Demezsem yakmazdı.
    Adana’da okul hayatım devam ediyordu.
    …ve bir gün Risâle-i Nurlarla tanıştım. Risâleleri okumaya başladım. O zamana kadar meğer başkasını, uzakları okuyormuşum. Hâlbuki benim, kendimi okumam gerekiyormuş. Risâlelerden kendimi okumayı öğrendim. Üstad Bediüzzaman:
    “Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku. Yoksa hayvan ve câmid hükmünde insan olmak ihtimâli var”1 demiyor muydu?
    Risâle-i Nurları okudukça okuma şevkim arttı. Belki dünyaya, olaylara bakış açım değişmişti. Karamsarlık ve ümitsizliklerim birer birer kaybolmaya başladı. Hayata yeni bir ümitle bağlandım. Nurlu insanlarla tanıştım. Risâle-i Nurları okumadığım, nurlu insanları görmediğim zaman kendimde bir şeylerin eksildiğini hissettim.
    Taklitten tahkike giden bir yolculuktu bu.
    Geleneksel Müslümanlıktan gerçek Müslümanlığa doğru yolculuk yaptım.

    Dipnot:
    1- Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, s. 1121

    Ahmet ÖZDEMİR

    06.03.2009

  8. #8
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    "Risâle-i Nurları okudukça okuma şevkim arttı. Belki dünyaya, olaylara bakış açım değişmişti. Karamsarlık ve ümitsizliklerim birer birer kaybolmaya başladı. Hayata yeni bir ümitle bağlandım. Nurlu insanlarla tanıştım. Risâle-i Nurları okumadığım, nurlu insanları görmediğim zaman kendimde bir şeylerin eksildiğini hissettim.
    Taklitten tahkike giden bir yolculuktu bu.
    Geleneksel Müslümanlıktan gerçek Müslümanlığa doğru yolculuk yaptım."

    ********

    Allah Herkesi taklitten Tahkik'e geçmeyi nasip etsin. Amin...!
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  9. #9
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Ali FERŞADOĞLU
    Nur hareketi siyasî değil, uhrevîdir - 2




    Kimi çevreler, mihraklar, bilhassa “ifsat, zındıka ve dinsizlik komiteleri”, çağımızın en hakperest, en hürriyetçi, en vatanperver, en demokrat, en nazik ve nazenin bir meslek ve meşrebi olan Nur hareketini başka şekillerde gösterip zihinleri bulandırmak isterler. Nur talebeliğinin bazı özelliklerini dün saydık. Bugün de kaldığımız yerden devam ediyoruz:
    n Hürriyetçi olmak, Risâle-i Nur’un temel meslek ve meşrebidir. Çünkü hürriyet, herkesin mutluluk sebebidir. Bütün şevkleri ve ulvî duyguları uyandırır. İnsanlığı güdülmekten, yani hayvanlıktan kurtarır; tam insan yapar.1
    Ayrıca, bu dünya imtihan meydanı. İmtihan için hür irade gerekli. Rabbimiz herkesi inancında hür bırakmış. Ahrarları/hürriyetçileri/ demokratları desteklemek, imtihan sırrının da gereği ve imanın özelliğinin siyasete yansımasıdır.
    Bediüzzaman, bizzat kendisini aradan çıkararak hakikati uygulamaya geçirir: Benimle hakikat meşrebinde sohbet etmek ve görüşmek isteyen adam hangi risâleyi açsa, benimle değil, hâdim-i Kur’ân olan Üstadıyla görüşür ve hakaik-i imaniyeden zevkle bir ders alabilir.2
    n Risâle-i Nur dairesine giren bir zâtın en önemli vazifesi, onun yayılmasına yardım etmektir. Onu yazan veya yazdıran, “Risâle-i Nur Talebesi” ünvanını alır.3 Ki, yazmak ve yazdırmak, Bediüzzaman daha hayatta iken matbaada “basmak ve bastırmaya” dönüşmüş. Temel gayesi bunun dışında olan, yani asıl hedef olarak siyasî ikbal, iktidar peşinde olanlar Nur talebesi olamazlar!
    n Nur talebesinin hocası, kişiler, hatta Üstad değil, Risâle-i Nur’dur. Zira, Risâle-i Nur, başkalarından ders almaya ihtiyaç bırakmıyor. Herkes yetenekleri ölçüsünde kendi kendine istifade eder.4
    Yani, Risâle-i Nur dairesinde “hocalık, şeyhlik!” gibi makamlar yoktur. Bu hizmette yer alanlar 100 yaşında ve dünya çapında âlim de olsa ünvanı, “Nur talebesi”dir. Hocalık ünvanı ve gereğiyle hareket edenler Nur talebesi olamazlar!
    n Bediüzzaman’ın talebelerine verdiği en son ders, Risâle-i Nur meslek ve meşrebinin bel kemiğini oluşturan müsbet (olumlu, pozitif) hareket etmektir. Menfî (olumsuz, negatif, radikal) hareket değildir. Dolayısıyla, Allah’ın rızasını düşünerek sırf iman hizmetini yapmaktır. Nur talebeleri asayişi, emniyeti, güveni muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde, her bir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mukabeleye mükelleftir.5
    Bediüzzaman’a göre, “siyasî yolla hizmeti esas almak” menfî harekettir. Çünkü, siyasî mücadele, yalanı, aldatmayı, yalan propagandayı ve siyasî muhaliflerini melek dahi olsa lânetlemeyi netice verir.
    Müsbet hareket, Allah’ın emrine uygun nezaket ve nezahetle hareket etmek; şiddet, tahrip ve tecavüzden uzak kalmak; yapıcı, ölçülü, dengeli, âdil ve hakperest hareket tarzıdır. Bir anlamda da, olumsuz bir durum karşısında; gücü yetmediğinde; itaat etmek değil; sivil itaatsizliktir.
    Özetlersek; Nur talebesinin vazifesi; her hâl ve şartta, Kur’ân hakikatlerinin çağımızdaki en parlak yansıması olan Risâle-i Nur’u okumak, anlamaya çalışmak; yaşamak; meslek ve meşrebine sadakat, sebat ve metanetle bağlanmaktır. Eğer Risâle-i Nur’u baştan aşağı ezberlese; fakat meslek ve meşrebine uymasa bir anlam ifade etmez.
    Zira, bilmek ayrı, uygulamak ayrıdır. Amel etmek de ihlâssız ise, yine sonuçsuzdur. Kurtuluş, yalnız ihlâs ile, yani, sırf Allah rızasını, hoşnutluğunu gözeterek hizmet etmektir.
    Yoksa siyasî ikbal aramak, iktidara gelmek için uğraşmak değildir!


    Dipnotlar:


    1- Beyanat ve Tenvirler, s. 47.
    2- Kastamonu Lâhikası, s. 24.
    3- Kastamonu Lâhikası, s. 23.
    4- Sözler, s. 723. 5- Emirdağ Lâhikası, s. 455.

    07.03.2009

    E-Posta: afersadoglu@hotmail.com fersadoglu@yeniasya.com.tr



  10. #10
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    DARBE KALINTILARI HAYATIMIZDAN ÇIKSIN

    Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu, İzmir İl Genel Meclisinin 12 Eylül darbesinin mimarı Kenan Evren’in ismi ile “12 Eylül” isminin İzmir’deki bazı okullardan kaldırılması girişimini “darbenin politik, hukuksal ve sosyal kalıntılarının temizlenmesi adına önemli bir adım” olarak değerlendirdi.
    DEMOKRASİ ADINA ATILAN OLUMLU BİR ADIM


    Bağımsız Eğitimciler Sendikası Genel Başkanı Gürkan Avcı da girişimi, “demokrasi adına atılmış olumlu bir adım olarak kabul ettiğini” söyledi. Avcı, “Yerel yönetim görevini yerine getirmiştir. Sıra merkezî hükümettedir. Özgürlük ve demokrasi kelimelerini ağzından düşürmeyen AKP hükümetinin samimiyetini göstermesinin zamanı gelmiştir” dedi.

    Darbelerin izi silinsin


    HAK-İŞ Genel Başkanı Salim Uslu, İzmir İl Genel Meclisinin 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in ismi ile ‘’12 Eylül’’ isminin İzmir’deki bazı okullardan kaldırılması girişimini ‘’darbenin politik, hukuksal ve sosyal kalıntılarının temizlenmesi adına önemli bir adım’’ olarak değerlendirdi. Uslu, yaptığı yazılı açıklamada, farklı siyasî kültürleri temsil eden İl Genel Meclisinin bu konuda ortak bir karar almasının, Türk demokrasi kültürünün ve sivil siyasetin geldiği yer açısından son derece önemli olduğunu vurguladı. ‘’12 Eylül 1980 askerî darbesi ile tüm kesimler gibi emeği ile geçinenlerin de büyük bir zarar gördüğünü’’ savunan Uslu, 12 Eylül’ün çalışma hayatına en önemli yansımasının ise 2821 sayılı Sendikalar ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt yasaları olduğunu belirtti. Uslu, ‘’Örgütlenmenin ve toplu pazarlık sisteminin önündeki en önemli engellerden biri olan darbe ürünü bu yasaların değiştirilmesi öncelikli talebimizdir’’ dedi. Devlete hizmet edenlerin önemli olduğuna ve toplumda saygı gördüklerine dikkati çeken Uslu, ‘’ancak Türkiye’de demokrasi kültürünün yerleşmesi için darbelerle iktidara gelenleri temsil eden sembolik unsurların da silinmesi gerektiğini’’ vurguladı. Uslu şunları kaydetti: ‘’12 Eylül 1980 askeri darbesini meşrulaştıran semboller ve ürünü olan başta sendikal mevzuat olmak üzere toplumun hayatına nüfuz etmiş tüm sembol ve ürünler, vakit kaybetmeden temizlenmeli, 2821 sayılı Sendikalar ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt yasaları bir an önce değiştirilmelidir.’

    08.03.2009

    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

Konu Kapatılmıştır

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 30.08.15, 13:04
  2. Hacıların Arafat’taki ‘Allahu Ekber’leri
    By NURS-İ in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 25.11.09, 19:42
  3. Risale-i Nur Külliyatı’ında Geçen ‘ Nur’ Kelimeleri (3)
    By Bîçare S.V. in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 20.06.09, 10:33
  4. Risale-i Nur Külliyatı’ında geçen ‘ Nur’ kelimeleri (1)
    By Bîçare S.V. in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 18.06.09, 12:52
  5. Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 14.04.09, 06:40

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0