+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 12

Konu: Müslüman Dünyasıyla Yeni Bir Yol…

  1. #1
    Dost Servet BEKİ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Bingöl
    Mesajlar
    12

    Standart Müslüman Dünyasıyla Yeni Bir Yol…

    İki milyonu aşkın kişinin katıldığı Amerika Başkanlık töreninde siyahi Başkan Barak Hüseyin Obama, yılların çelik tabu kalelerini yıkarak tüm dünyada değiştirilemez denilen pek çok şeyin değişebileceğini göstermiş oldu.

    Ötekileştirilmenin, dışlanmanın, inkar edilmenin, horlanmanın hırıltılarını hep ensesinde hisseden siyah ırkın seçilmiş Başkanının “beyaz sayfa” açma çabalarını iyi okuduğuma rağmen endişe ile ve biraz da ihtiyatla izlemeliyiz.

    Amerika Birleşik Devletlerinin gelmiş geçmiş en kötü Başkanı unvanını alarak tarihlerinin “Siyah sayfalarına” adını yazdıran Bush’un kirli ve kara izlerini temizleyerek “beyaz sayfa” açmak isteyen siyahi liderin işinin hiç de kolay olmadığı görülecektir.

    Yıllar önce renginden, ırkından dolayı lokantada babasına servis dahi yapılamazken, bugün Amerika’ya Başkan olma rüyası gerçekleşmiş ve tüm dünyaya barış mesajı vererek el uzatmak istemektedir. Ezilmişler ve bilhassa ötekileşenlerin sesi ve umudu olmayı arzulaması yeni umutların yeşermesine, dünya barışının tesisinde olağan çabaların işaretini vermektedir…

    Ancaaak…

    Bütün iyi gelişmelere rağmen Amerika’ya olan husumetim nedeniyle iyi bir şeylerin olabilme ihtimalini bile tereddütle karşılıyorum. Zira Amerika’nın değiştirilmesi imkansız kırmızı çizgileri ve gelenekselleşen İslamofobiaları varken bu barışın tesisine inanasım gelmiyor. Siyahi başkanın şimdiki tüm iyi niyet çabalarına rağmen kuyruk acısı nedeniyle gerçekleştirmesi mümkün görünmeyecektir. Müslümanların ezeli düşmanı Amerika ve düşmanlığı sonlandırmak isteyen ön ismi Müslüman olan siyahi bir lider olan Barak Hüseyin Obama “Müslüman dünyasıyla karşılıklı çıkarlara ve saygıya dayanan ileriye doğru yeni bir yol açmak istiyoruz” demesi Müslümanlara atılmış en saf zeytin dalıdır. Ve hemen ardından Guantanamo’da karara bağlanmamış davaların durdurulması ve alanın kapatılması alkışlarla karşılanmıştır.

    Amerika ezeli düşmanlığını birkaç dakika bir kenara bırakıp tüm iyi niyet ve hoşgörü ile anlamaya çalışıyorum. Obama’nın Amerika’ya Başkan seçilmesinin üzerinden iki ay bile geçmeden dünyanın gözü önünde bir soykırım işlendi. 515 i çocuk olmak üzere 1310 masum ve savunmasız insan Gazze’de katledildi. Dünya teknolojisinin en gelişmiş silahları masum çocukların nazik bedeninde denendi. ..ktan bahanelerle camiler, hastaneler, okullar bombalandı. 5000 insan yaralandı veya ölümle pençeleşiyor. Açlık ve sefalete terk edilmiş binlerce günahsız insan yaşam mücadelesi veriyorken bu noktada mazlumların sesi, kimsesizlerin kimsesi, dünyanın yeni umudu Barak Obama “Görevde hala oturan bir başkan var ve benim demeç vermem etik değil” değişindeki samimiyeti nedense göremiyorum.

    Başkanlık yemini etmemiş ve Beyaz Saraya kurulmamış olabilir.. Dışarıya iki başlı yönetimi de yansıtmamış olabilir.

    Ancak insan olmak için yemin etmesi gerekmiyor.
    Duygu ve kaygılarını ifade etmesi için beyaz saraya kurulması da gerekmiyor.
    Şahsi fikir beyan etmek için izin mi alması gerekiyor.
    Gerçi yemin töreni sonrasında da bu soykırıma, vahşete, caniliğe tek kelime etmedi ya.


    Peki Obama’nın Başkanlık yeminine iki gün kala nedense silahlar birden tek taraflı duruveriyor.

    Hayır..hayır.. benim burnuma pis kokular geliyor.
    Amerika ve Başkanları bu bildik oyunu hep oynuyor.


    Başkanlarının rengi ne olursa olsun Kırmızı kitaplarındaki çizgilerinin rengi hep kırmızı olacaktır.

    Müslüman dünyasıyla karşılıklı çıkarlara ve saygıya dayanan ileriye doğru bir yol izlemek istemesini içi boş, liderlik ve karizmasının gereği günlük bir mesaj olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

    Onlarda İslam korkusu bizde ise evlat acısı oldukça biz dost olamayız.

    Birkaç dakikalığına kenara bıraktığım ABD düşmanlığını yeniden kuşanıyor ve o cepheden çıkan yeni havarilere mesafeli yaklaşıyorum.

    Dünya barışını da, İslam aleminin birleşmesine de bizim mahallenin çabaları ve iz’anıyla olacağına inanıyorum.

    Saygılarımla…

    www.Servetbeki.com

  2. #2
    Vefakar Üye güneşsu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    433

    Standart

    Başkanlarının rengi ne olursa olsun Kırmızı kitaplarındaki çizgilerinin rengi hep kırmızı olacaktır.

    İşte bu çok doğru eli mahkum.

  3. #3
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    Obama’nın yeni Guantanamo’su: Bagram!
    Halil İbrahim Can

    Meğer Guantanamo’yu kapatacağını açıklayarak dünyada sempati kazanan ABD Başkanı Obama, o toplama kampının daha acımasızını dünyanın görmediği bir yerde, Afganistan’da yeniden kurmuş. Hem de Kabil’in yalnızca 60 km kuzeyinde.

    11 Eylül saldırıları sonrasında el-Kaide yada Taliban mensubu olduğu şüphesiyle yakalananlar burada sorgusuz sualsiz tutulmuş. Bir kısmı altı yıl sonra serbest bırakılırken; “pardon kusura bakmayın yanlışlık oldu” denmiş.

    BBC’nin 27 eski Bargam tutuklusuyla yaptığı görüşmelerle ortaya çıkan skandalla anlaşıldı ki, tutukluların fiziksel, kötü muamele, stres pozisyonlarında tutulma, aşırı sıcak yada aşırı soğuk, aşırı gürültü, kadın askerlerin önünde çırılçıplak soyulma, köpeklerle tehdit edilme gibi Guantanamo’da bile görülmeyen, Ebu Garib’tekilere eş muameleler yapılmış insanlara.

    Orada tutulanlardan Dr. Handan olarak bilinen bir tutuklu:

    “Kış günü buz gibi su, yaz günü ise sıcak su döküyorlardı. Bize karşı köpekleri kullanıyorlardı. Kafamıza silah dayıyorlar öldürmekle tehdit ediyorlardı” diyordu; “Uykusuz bırakmak için su ya da meyve suyuna bir tür ilaç koyuyorlar, sonra da sorguya çekiyorlardı”.

    Aslında bu üs 1980’li yıllarda Sovyet ordusu tarafından inşa edilmiş. Sonra Amerika devralmış hazır tesisi. 2008 yılında da devasa bir tesis inşasına girişilmiş. Anlaşılan o ki, Guantanamo kapatıldıktan sonra, Amerika hukuk, insan hakları gibi gereksiz ayak bağlarından korunabileceği yeni bir mekan hazırlıyormuş kendisine.
    Şu ana kadar 50 milyon dolar harcanan yeni toplama kampı 1000 kişi kapasiteli. Halen 600 kişi orada tutuluyor. Ancak son sekiz yılda binlerce kişi tutulmuş bu yeni Guantanamo’da. Bunların çoğu Afganistan’da değil, başka ülkelerde yakalananlar.

    Mesela; 2004’te Irak’ta İngilizlerce yakalanan iki Pakistanlı buraya getirilmiş beş yıldır da orada tutuluyorlar sorgusuz sualsiz. Yani İngilizler de ortak bu insanlık suçuna.

    Geçen nisan ayında üç yıldır burada tutulan üç kişi Amerikan mahkemesine hakim önüne çıkarılmaksızın tutulmalarını şikayet etti. Tıpkı Bush gibi Obama yönetimi de mahkemeye “savaş bölgesinde tutukluları süresiz olarak yargı önüne çıkarmaksızın içeride tutabilecekleri” savunmasını yaptı. Yargıç John. D. Bates ise tam 53 sayfalık kararında başka yerlerde yakalanıp Bagram’a taşınan üç kişinin Guantanamo’da ordu tarafından tutulanlarla “hemen hemen aynı” durumda olduğunu vurguluyor, temel haklardan yararlandırılmaları gerektiğine hükmediyordu. Çünkü ikisi Yemenli biri Tunuslu olan bu üç tutuklu, savaş bölgesinde yakalanmamış, oraya Amerikalılar tarafından getirilmişti. Obama yönetimi de şimdi temyize başvurmaya hazırlanıyor.

    ABD Savunma Bakanlığı Afganistan’ın aktif savaş bölgesi olduğunu, buradaki tutuklulara yasal haklar verilmesinin Obama’nın askerî operasyon yapma yetkilerini sınırlayarak “silahlı çatışmada başarılı olma ve Amerikan silahlı kuvvetlerini koruma yeteneğine” zarar vereceğini savunuyor.

    Hangi Obama gerçek? İslam dünyasına sıcak mesajlar veren, bozulan ilişkileri düzeltmeye gayret gösterdiği görüntüsü veren, özgürlükçü, insan hakları yanlısı Obama mı, yoksa bir yandan Guantanamo’yu kapatırken öbür yandan yenisi ve daha büyüğünü inşa eden Obama’mı?
    Umarız sayın Obama bu çelişkiyi kısa zamanda görür ve dünyanın hiçbir yerinde insanların insan olmaktan çıkmadığını, insanca muamele görmeyi hak ettiğini anlar ve yeni Guantanamo’lar inşa etmekten vazgeçer. Çünkü bu yapılanlar İslâm dünyasında Amerika’ya karşı yeni düşmanlar kazandırmaktan başka işe yaramıyor.


    Yeni Asya





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  4. #4
    Müdakkik Üye ErekNUR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    Van-Horhor
    Yaş
    39
    Mesajlar
    854

    Standart Mealini söyle, cemaatini söyleyeyim!

    Newsweek Dergisi bu sayısında Türkiye'de Cemaatler arası 'Meal Savaş'larını gündeme taşıdı. Adem Demir imzasıyla yayınlanan makale Türkiye'de yeni bir tartışma başlatacak gibi görünüyor..


    Adem Demir /Newsweek Türkiye
    İstanbul Fatih’te bir apartmanın zemin katı. Kamuoyunda Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü’nün mescidi burası. Erkenden gelenler ona yakın olmak için ön safları zorluyor. Her Cuma namaz vaktinde olduğu gibi adım atacak yer yok. Cübbeli Ahmet, kürsüde kendine has üslubuyla vaaz ederken cemaatin iyi tanıdığı bir ismi sert sözlerle eleştiriyor. Bu kişinin düşüncelerinin “sapkın ve tehlikeli olduğunu” belirtip insanları uyarıyor. Namaz çıkışında kapıdaki görevliler cemaatin eline birer broşür tutuşturuyor. Broşürün kapağında “Mustafa İslamoğlu’nun Bidatlerine Reddiye: HAKSÖZ” ifadeleri dikkat çekiyor. Cübbeli Ahmet Hoca’nın biraz önce isim vermeden eleştirdiği kişiyle ilgili sert sözlerin yer aldığı metni insanlar okuya okuya ev ve işlerine gidiyorlar.

    Her hafta dozajı artan kavganın ardında AKABE Grubu’nun lideri Mustafa İslamoğlu’nun yazdığı bir Kur’an meali var. İsmailağa cemaatinin veliaht lideri Cübbeli, İslamoğlu’nun “Hayat Kitabı Kur’an/Gerekçeli Meal” kitabıyla “İslam ve Müslümanlar’a büyük zarar verdiğini söylerken, tarikat mensupları onun melun (Allah tarafından lanetlenmiş) olduğunu savunuyor. Bu üslupta olmasa da İslamoğlu gibi meal yazarlarına ilahiyatçıların tepkisi de büyük. Aslında meal tartışmaları 1970’lerden beri yapılıyor fakat bugün farklı ve daha sarsıcı bir kavga söz konusu. İlahiyatçılara göre Türkiye’de her cemaat kendine has bir meal oluşturmaya başladı. Konya Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Ebubekir Sifil, “Operasyonel Meal Yazıcılığı” başlıklı makalesinde, “Günümüzde özellikle meal üzerinde yeni bir din anlayışının inşası söz konusu” diyor. İlahiyat Profesörü Süleyman Ateş bunun tehlikeli sonucunu “cemaat ve tarikatlar İslam’da bölünmeye yol açacak duruma geldi” diye özetliyor.

    İslam bilginlerine göre İslam’ın ilk kaynağı tartışmasız Kur’an-ı Kerim. Ardından sünnet, icma ve kıyas geliyor. Meal, Kur’an’ın birebir Türkçe açıklaması anlamına geliyor. Ancak Türkçe meal, Kur’an olarak kabul edilmiyor. Müfessirler, mealin hiçbir zaman Kur’an yerine geçmeyeceğinde hemfikir. Kur’an ilk ve en önemli kaynak olduğu için onunla ilgili her çalışma İslam dünyasında büyük yankı buluyor. Bu kaynağın herkes tarafından okunup anlaşılması için çabalar her dönemde sürüyor. Bu yüzden pek çok kişi Kur’an meal ve tefsiri yazdı. Kesin olmayan bilgilere göre Türkiye’de son 50 yılda 115 farklı kişi, 115 farklı meal kaleme aldı ve piyasaya sürdü. Mustafa Nejat Sefercioğlu, İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi’nin (IRCICA) 1998’de tamamlanan bir araştırmasından yola çıkarak “Kur'an Bibliyografyası” isimli bir kitap yazdı. Bütün dünya dillerinde Kurân-ı Kerîm tercümelerinin (meal) ele alındığı kitaba göre 65 dilde 2 bin 672 adet basılmış Kur’ân-ı Kerim tercümesi var. Sırasıyla Farsça, Türkçe ve Urduca tercümeler, tespiti yapılan tercümelerin yaklaşık yüzde 95’ini oluşturuyor. Bu oran Türkçe meal çalışmalarının ne kadar yaygın olduğunu ortaya koyuyor.


    “Meal Kültürümüz” isimli kitabın yazarı Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Mustafa Öztürk, mealin her dönemde okuyucu bulduğunu, dolaşımdaki her mealin az ya da çok rağbet gördüğünü belirtiyor. Meal basma ve satma faaliyeti yürüten onlarca yayınevi, bastırdıkları mealin ne kadar sattığına ilişkin rakam vermiyor. Bunun sebebi, devlete vergi öderken beyan ettikleri rakamları düşük tutmaları olabilir. Yine de farklı kaynaklardan teyit ettiğimiz bilgilere göre uzun süredir piyasada olan Elmalılı Hamdi Yazır ve Ömer Nasuhi Bilmen’in mealleri, birer milyondan fazla sattı. Yarım milyonu deviren meallerin sayısı da azımsanamaz. İşaret Yayınları’nın bir yetkilisi, Muhammed Esed’in “Kur'an Mesajı” mealinin 500 binden çok sattığını söylüyor. Yaşar Nuri Öztürk’ün “Kur’an-ı Kerim Meali (Türkçe çeviri)” kitabı 150 baskı yaptı. Bu da 500 bin civarında bir satışa tekabül ediyor. Prof. Suat Yıldırım ve Prof. Süleyman Ateş’in mealleri de çok satanlardan. Bu arada devletin en yüksek dini kurumu Diyanet İşleri Başkanlığı da farklı kişilere meal yazdırıyor. Bir heyet tarafından kaleme alınan ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından çıkarılan “Kur’an-ı Kerim Meali” ve yine Diyanet tarafından bastırılan Prof. Dr. Halil Altuntaş ile Dr. Muzaffer Şahin imzalı aynı adlı eser de çok satanların başında.

    Türkiye’de mealciliğin yaygınlaşmasının birçok nedeni var. İlahiyatçılara göre “ticari amaçlar,” “kariyer yapma” ve “gruba mensubiyet” bu nedenlerin başında geliyor. Tahminen Türkiye’de yılda 650 - 700 bin adet meal okuyucuyla buluşuyor. Cep, orta, büyük boyları bulunan bu meallerin fiyatlarının 25 ila 100 lira arasında değiştiğini söylersek işin ticari boyutu ortaya çıkmış olur. Bunun yanında, her cemaat ve dinî hareketin kendine ait bir meale sahip olma isteği de piyasada çok sayıda farklı mealin bulunmasında önemli bir faktör. Dr. Sifil, “Her cemaat ve tarikatın kendine göre bir İslam anlayışı, kabul ve retleri var. Böyle olunca her cemaat kendi İslam şablonunu, Kur’an üzerinde bir meşruiyete kavuşturmak istiyor. Bunun en iyi yolu da meal yazmak” diyor.

    Ancak farklı amaçlarla yazılan meallerde risk büyük. İlahiyatçılara göre, Muhammed Esed’in mealinin çok kötü bir kopyası olarak değerlendirilen İslamoğlu’nun meali gibi piyasadaki pek çok meal hatalarla dolu. Örneğin “takva” sözcüğü İslami literatüre göre “korunmak” demek. Üstelik bu tabir Kur’an-ı Kerim’de 274 yerde geçiyor. Ancak birçok mealde, takva tabiri “korkmak, çekinmek ve sakınmak” anlamında kullanılmış. İlahiyatçı yazar Ahmet Tekin, “Takva eğer korku manasında ele alınırsa İslam eşittir korku dini olur” diyor. Tekin’e göre, Diyanet’in mealinde bile 380 grup hata var. Kendisi de bir meal yazarı olan Doç. Mustafa Öztürk başka bir örnek veriyor. Ona göre Necim süresi 7. ve 9. ayetleri Cebrail ile Peygamber arasındaki iletişimi anlatıyor. Ancak birçok meal yazarı Cebrail yerine Allah’ın Muhammed ile görüştüğünü yazıyor. “Ayette, ‘O en yüksek ufukta idi’ olarak anlatılan kişi Cebrail’dir” diyor Öztürk.

    İlahiyatçı yazar Ali Eren, Türkiye’de mealcilik yapanların vahim hataları nedeniyle İslam’ın en temel esaslarının bile tartışmalı hale geldiğini savunuyor. “Kimisi Kur’an’da başörtüsü yok’, kimisi var diyor. Kimi meal yazarları, ‘Kur’an’da kurban yoktur’ derken, bunun aksini savunan çok kişi mevcut” diyen Eren, Prof. Öztürk ile Prof. Ateş’in meallerine atıfta bulunuyor. Her iki yazarın meallerinde “Kur’an’da başörtüsü yoktur” manası çıkıyor. Konuyla ilgili konuştuğumuz Ateş, Kur’an’da kadınlara yabancı erkeklerin bulunduğu ortamda ziynetlerini örtmelerinin emredildiğini, bunun da bir örtüyle gerdanlarını örtmek şeklinde olduğu düşüncesinde ısrarlı. Mealdeki hatalara en bariz örnek olarak Abese Suresi’nin 1. ile 6. ayetlerindeki ifadeler gösteriliyor. Burada Peygamber, Mekke’nin ileri gelenleriyle görüşme halindeyken âmâ bir vatandaş gelip bir şey sormak istiyor. Ancak Peygamber o âmâ vatandaşı dinlemeyip yüzünü ekşiterek sırtını dönüyor. Mustafa İslamoğlu ile Ali Ünal’ın meallerinde âmâya sırtını dönen kişinin peygamber değil zengin Mekkeli müşrikler olduğu ileri sürülüyor. Oysa Mustafa Öztürk ve Ahmet Tekin’e göre bu yanlış; Allah, Peygamber’in şahsında engelli insanlara yanlış tutum takınacak insanları uyarıyor. Kaldı ki sonraki ayetlerde Peygamber, Allah tarafından uyarılıyor.

    İlahiyat Profesörü Hayri Kırbaşoğlu, “meallerdeki zorlama çeviriler, gereksiz-uygunsuz ifadeler, yanlış hükümler ve yetersizlikler saymakla bitmez” diyor. “Kendi anladığı şeyi Kur’an’a söyletmek” düşüncesiyle hareket eden bazı kişilerin meşhur olmak ve para kazanmak amacıyla en kolay yol olarak meal yazdıklarını savunan Kırbaşoğlu, dini kalitenin yükseltilmesi gerektiği görüşünde. Dr. Sifil ise tartışmanın tekrar başlamasına neden olan İslamoğlu’nun mealinin ilk 60 âyetindeki hataların bile 24 sayfa tuttuğunu söyleyerek Kur’an’a saygı gösterilmesini istiyor. Cübbeli taraftarları ve Furkan dergisince “melun” ilan edilen İslamoğlu ise susmayı tercih ederken piyasadaki meali onun yerine konuşuyor. Meal son zamanların en çok satanı.

    HANGİ GRUP HANGİ MEALİ OKUYOR?

    Fethullah Gülen Grubu: Prof. Suat Yıldırım’ın “Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali” ile Ali Ünal'ın “Allah Kelamı Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali.”

    Süleymancılar: Kur’an-ı Arapçası’ndan okuyorlar. Meal olaraksa Hasan Basri Çantay ve Elmalılı Hamdi Yazar’ınkiler gibi klasikleri tercih ediyorlar.

    İsmailağa Tarikatı: Son yıllara kadar Hasan Tahsin Feyizli’nin “Feyzul Furkan”ını okurlardı. Ancak şimdi kendi tarikatlarında öne çıkan kişilerin oluşturduğu bir komisyonun yazdığı “Ruhu-l Furkan” isimli meali okuyorlar. Hem tarikatın lideri Mahmut Ustaosmanoğlu hem de veliahtı Cübbeli Ahmet, bu meali alıp okumaları gerektiğini tavsiye ediyor.

    Erenköy Cemaati ya da Altınolukçular: Prof. Hamdi Döndüren’in “Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meali.”

    Milli Görüşçüler: Necmettin Erbakan’la birlikte Saadet Partisi Başkanı Prof. Numan Kurtulmuş’un temsil ettiği bu hareket Kur’an öğrenmeyi, meal ve tefsir takip etmeyi teşvik ediyor. Mahmut Toptaş, Ali Bulaç ve İhsan Eliaçık’ın meallerini okuyorlar.

    Nesil Grubu: Nurcu hareketin önemli kollarından. Said Nursi’nin Risale-i Nur’u onlar için başucu kitabı ve aynı zamanda Kur’an tefsiri. Yine de mealsiz değiller. İhsan Atasoy, Ümit Şimşek, Mehmet Paksu ve Cemal Uşsal tarafından kaleme alınan “Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali”ni dikkate alıyorlar.

    Menzil Tarikatı: Adıyaman merkezli grubun müritleri daha çok şeyhlerinin ağzından çıkan sözü dikkate alıyor. Onlar da tıpkı Süleymancılar gibi klasikleri tercih ediyor.

    İskenderpaşa Tarikatı: Prof. Esat Çoşan’ın vefatından sonra zayıflayan ve Hakyol olarak da bilinen grubun okuduğu meal, Feyizli’nin “Feyzul Furkan”ı.

    AKABE Grubu: Hilal TV kurulduktan sonra popülaritesi arttı. 2008’in ortalarına kadar kendi mealleri yoktu. Daha sonra liderleri İslamoğlu’nun yazdığı, “Hayat Kitabı” müritlerin başucu meali oldu.

    Bağımsızlar: Sayıları giderek artıyor. Her meselenin tartışılmasından yanalar. Bağımsız ve eleştirel gözle bakan entelektüellerin kaleme aldığı eserleri okuyorlar. Ali Bulaç, İhsan Eliaçık, Doç. Mustafa Öztürk ve Ahmet Tekin’inkiler gibi.

    Akademisyenler: Herhangi bir cemaat ve tarikat üyesiyseler önce bunların dikkate aldığı mealleri okuyorlar. Değillerse genelde Türkiye Diyanet Vakfı meali ile Muhammed Esed’in “Kur’an Mesajı’nı” takip ediyorlar.

    Sosyete: Kastımız, İslami sonradan öğrenmeye yönelenler. Sayıları çok değil. Genelde Yaşar Nuri Öztürk, Süleyman Ateş ve Elmalılı Hamdi Yazır’ı tercih ediyorlar.

    Bu ilginç tartışmanın bütününe Newsweek Dergisi'den ulaşabilirsiniz...
    TİME TÜRK



    Risale-i Nur bir derece muvaffak oluyorsa,
    bunun sırrı işte budur. Said yoktur.
    Said’in kudret ve ehliyeti de yoktur.
    Konuşan yalnız hakikattir,
    hakikat-i imaniyedir
    çünkü DAVAM DEVAM iledir
    vanasyanur


  5. #5
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart




    SAVAŞ BAŞKANI’NA NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ

    ABD Başkanı Barack Obama, Nobel Barış Ödülü’nü aldığı konuşmasında kimi zaman savaşların da gerekli olduğunu söyledi.
    2009 Nobel Barış Ödülü’ne layık görülen ABD Başkanı Barack Obama, Oslo’da düzenlenen bir törenle ödülünü aldı. Törene eşi Michelle ile katılan Barack Obama, ödülü almasının ardından yaptığı konuşmada, ABD’nin maruz kaldığı tehditler karşısında pasif kalamayacağını söyledi. Obama konuşmasında ayrıca Nobel Barış ödülünü almasına karşın kimi zaman savaşların gerekli olduğunu belirtti. Obama, bütün ulusların güç kullanımındaki standartlara uyması gerektiğini söyledi. Göreve başlamasının üzerinden bir yıldan az zaman geçmişken ve başta kendisine miras kalan Irak ve Afganistan savaşları olmak üzere dış siyasette henüz pek bir sonuç elde etmemişken 2009 Nobel Barış Ödülü’nün Obama’ya verilmesi, genel bir şaşkınlık havasına sebep olmuştu.


    Yeni Asya
    11.12.2009




    TİBET'İN ruhani lideri Dalay Lama, önceki gün Norveç’in başşehri Oslo’da 2009 Nobel Barış Ödülünün ABD Başkanı Barack Obama’ya verilmesini “biraz erken” olarak niteledi.

    Sürgünde yaşayan ve Nobel Barış Ödülünü 1989’da alan Dalay Lama, Avustralya haber Kanalı Sky News’a yaptığı açıklamada, “Gerçekçi olarak, bu kararın biraz erken olduğunu düşünüyorum, ama önemli değil, Sayın Obama’nın çok becerikli bir insan olduğunu biliyorum” dedi. Dalay Lama, Obama’nın, Myanmar’daki muhalefet lideri Aung San Suu Kyi ve eski Polonya sendika lideri ve eski Cumhurbaşkanı Lech Walesa gibi barış ödülü alan kişilerin yanında yer alıp alamayacağını zamanın göstereceğini belirtti. Ruhanî lider, ödülün Obama’ya verilmesi için sebepler bulunduğunu, ancak beklemek ve görmek gerektiğini söyledi. Çoğu kişi, Afganistan’a takviye asker gönderme kararı alan Obama’ya barış ödülü verilmesini “ironik” olarak nitelemişti. Obama, ayrıca resmî ödül töreni sırasındaki teşekkür konuşmasında, savaşın insan hayatına mal olmasının üzücü olduğunu kabul etmiş, ancak dünya çapında kötülüğe karşı mücadele edebilmek ve ABD’nin güvenliğini sağlamak için bunun bazen gerekli olduğunu belirtmişti.
    ABD’nin Irak ve Afganistan’da savaşta olması dolayısıyla “savaş başkanı” olarak nitelenen Obama konuşmasında, “savaşın bazen gerekli olduğunu söylemenin, müstehzilik değil, tarihi, insanoğlunun mükemmel olmadığını ve aklın da sınırları bulunduğunu bilmek olduğunu” savunmuştu.


    Yeni Asya
    12.12.2009

    Konu Şahide tarafından (12.12.09 Saat 15:18 ) değiştirilmiştir.





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  6. #6
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Suna DURMAZ
    Dış politikada komşularla sıfır problem


    Yıllar önce “ Len aîşe fî cilbâb ebi” (Babamın örtüsü altında yaşamayacağım) diye bir Mısır dizi filmi izlemiştim. Film, derslerinde başarılı olamadığından dolayı babası tarafından kıskaç altına alınan bir gencin daha sonra kendinde bulunan kabiliyetleri keşfetmesi ve bu kabiliyetleri farklı sahalarda tatbik edip büyük başarılara imza atmasını konu alıyordu.
    Filmdeki gencin potansiyel kabiliyetlerini keşfedip atağa geçmesi gibi Türkiye de kabiliyetlerini keşfedip atağa geçti. Ve,”Bir takım çevrelerin yazmış olduğu oyunda oynamayacağım artık!... Ben de oyun kurabilir ve senaryo yazabilirim; aynı zamanda da yazmış olduğum oyunun baş aktörü olabilirim” demeye başladı.
    Fikir babalığını Prof. Ahmed Davudoğlu’nun yaptığı “Komşularla sıfır problem” stratejisi yüzünden Ortadoğuda yeni bir döneme girildiği apaçık ortada.
    Türk Dış İşlerinin Ortadoğu sahasında yıllarca izlemiş olduğu pasif ve ürkek siyasetin yerine aktif ve etkili siyaset gütmesi, hem Türkiye’ye, hem de bölge ülkelerine maddî ve manevî olarak büyük hayırlar getirecek İnşaallah.
    Türk- Arap yakınlaşmasından memnun olanlar olduğu gibi, tabiî olarak rahatsız olan çevreler de var. Türkiye’nin dar bir alanda sıkışıp kalmasında çıkarı olan bir takım insanlar, Türkiyenin rotayı Batıdan Doğuya doğru çevirdiğini ve neticede radikalleşmeye yüz tuttuğunu söylüyorlar.
    Bunlardan biri Washington Enstitüsü Türkiye Masası Direktörü Soner Çağatay’dır. Çağatayın makalelerini izleyenler, onun Türkiye hakkındaki fikirlerini çok iyi bilirler. “Islamist Foreign Policy Hurts Muslims/ İslâmî Dış Politika Müslümanlara Zarar Veriyor” (9 Aralık 2009 Hürriyet Daily News) ve “As Turkey Pulls Away / Türkiye Geri Çekilirken “ (5 Aralık, Jerusalem Post) başlıklı makalelerinde, Türk Dış İşlerinin dünyaya bakışının Amerikan idaresinden çok farklı olduğunu yazan Çağatay, “econo-İslamism/ ekonominin İslâmlaştırılması” doktriniyle hareket eden Türkiye’nin dünyaya “religio-political /dinî-siyaset” esaslarla baktığını iddia ediyor.
    Soner Çağatay’a göre: Türkiyenin Danimarka Eski Başbakanı Anders Fogh Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliğine getirilmesine karşı çıkması, Hamas’ı desteklemesi, Davos’ta İsrail’i sert bir dille eleştirmesi, Gazze harbini sebep göstererek İsrail’in Anadolu Kartalı Askerî Tatbikatı’na katılmasını istememesi ve bir kaç gün sonra da tatbikatlara katılması için Suriye’yi dâvet etmesi, Birleşmiş Milletler’in Darfur olaylarından sorumlu tuttuğu Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’i Ankara’da ağırlaması, bir Nato ülkesi olarak 50 yıldır Sosyalizm karşıtı kampta yer aldığı halde Baasçı Suriyeye yaklaşıp kuvvetli dostluk kurması Batıdan koptuğunun işaretleridir.
    Soner Çağatay, yüzyıllardır aynı coğrafyada yaşadığımız ve aynı ortak değerlere sahip olduğumuz Araplara yakınlaşmamızdan büyük rahatsızlık duyduğu gibi, Türkiyenin Rusya ile yakın ilişkiler kurmasından da rahatsız. 15. yüzyıldan beridir Türkiye ile aynı safta yer almayan Rusya’nın bu gün birinci ticarî ortağımız konumuna geldiğini esefle söylüyor.
    Çağatay ve onun gibi düşünenler şunu iyi bilmeliler ki; Türkiye, coğrafî olarak Avrupa kıt’asının bir parçası olsa da, tarih ve kültür olarak katıksız doğuludur. Ecdâdımız Anadolu’ya batıdan değil, doğudan geldiler. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Doç. Dr. Sedat Laçiner’in dediği gibi; komşularımız: Almanya, Fransa ve İtalya değil; Suriye, İran, Irak ve Yunanistan’dır. Komşularımızla, hatta diğer ülkelerle iyi ilişkiler kurmamız gayet tabiî bir davranıştır. Aksi olması yanlıştır ve zararları büyüktür.
    Bu durumu iyice idrak eden Türkiye, Ortadoğu siyasetini yeniden şekillendirip aktif ve güven verici bir politika izlemekte ve bunun meyvelerini almaktadır. Örnek olarak zikredecek olursak: Türkiye 23 Aralık’ta Suriye ile sağlık, ticaret, enerji, eğitim, ulaşım ve daha bir çok sahada 50 antlaşma imzaladı. Irak da artık Türkiye’ye güvenilir bir ağabey nazarıyla bakıyor. Irak televizyon kanallarından izlediğimiz kadarıyla Irak pazarları Türk ürünleriyle dolup taşıyor. Bu durumu gören Batılılar “Irak savaşından en kârlı çıkan ülke Türkiye oldu” diyorlar.
    Türkiye ile iyi ilişkiler içinde olan Katar, haftada 5 gün yapılan Doha-İstanbul uçak seferlerinin yanına haftada 4 gün yapılacak olan Doha-Ankara seferlerini ekledi.
    Türkiye–Kuveyt ortak ticaret hacmi 500 milyon dolar civarına ulaştı. Her iki ülke de bu rakamı çok küçük buluyorlar. Bu yüzden, Kuveyt’te önümüzdeki beş yıl içinde yapılması planlanan 160 milyar dolarlık büyük projelerden Türk firmalarının âzamî derecede istifade etmesi isteniyor.
    Geçtiğimiz hafta Kuveyt’te toplanan Haliç Ülkeleri Zirvesinde, Türkiye ile ilişkilerin daha da canlandırılmasına karar verildi. Önümüzdeki bir iki yıl içinde yapımına başlanacak olan Haliç ülkeleri demiryolunun Türkiye’ye kadar uzatılması planlanıyor. Bütün bu gelişmeler Türkiye’nin çıkarına olduğu için bir takım mihraklar rahatsız olmaktadırlar.
    Daha düne kadar Türkiye’ye karşı güvensizlik duyan Araplar; bu gün kendilerine uzatılan Türk elinin menfaat eli değil; dostluk eli olduğunun farkına vardılar. 21-22 Aralık tarihleri arasında Kuveyt’e yapmış olduğu ziyarette, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e Emir Sabah el-Ahmed el-Sabah tarafından Kuveyt Yüksek Devlet Nişanı “Mübârek el-Kebir”in takılması bunun işaretidir. Abdullah Gül’ün “Bu ziyaret protokol ziyareti değil; kalpten gelen dostluk duygularıyla yapılmış olan bir ziyarettir” demesi ise gazetelerde başlık oldu.
    Ortadoğu halkları arasında dostluk bağı kurabilmek için resmî heyetler içine sivil kuruluş temsilcilerinin, aydınların ve siyaset biliminde “think tank” olarak tanımlanan kuruluşlarının da katılması lâzım. Halklar bu şekilde birbirlerini tanıyıp kaynaşabilirler. Bu bağlamda, Gül’ün beraberindeki heyete USAK Başkanı Doç. Dr. Sedat Laçiner ve SETA (Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları) Vakfı Araştırma Koordinatörü Doç. Dr. Talip Küçükcan gibi aydınların dahil edilmesi isabetli bir karar; umarız devamı gelir
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  7. #7
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Fatma Nur ZENGİN
    Kıvanç Tatlıtuğ Müslüman mı?



    Mısır’dan ayrılalı altı ay olmuştu. Uçağımız; İstanbul’dan Kahire’ye doğru yol alırken, verdiğim altı aylık aranın neleri değiştirmiş olacağını heyecanla bekliyordum. Artık Kahire’de toprak rengi olmayan bir gökyüzü olabilirdi, belki de dumansız hava sahası olmuştu tüm kapalı mekânlar? Belki taksiciler, artık yabancı olduğumuzu anladıklarında, bizi kandırmaya kalkmayacaklardı yahut boş yere yemin etmeyecekti insanlar? Tüm bu hayallerle uçağımız piste indiğinde, Türkiye’de yeterince ısınamamış kemiklerim, güneş ışığı gördü diye sevindim ve tüm hayalleri unuttum. Gelmesi zordu ama ilk dakikadan itibaren yeniden sevmesi çok kolaydı bu şehri.
    Birçok şeyi neredeyse unutmuş olmanın vermiş olduğu “sudan çıkmış balık olma” hissini de atlatıp, günlük hayata geri döndüğümde ise, değişenleri gözlemlemeye başladım. Her zaman gittiğim restoranlardaki yemek fiyatları artmıştı, taksiciler ise artık çok daha fazla ücret talep ediyorlardı. “Taksimetre açan taksiye bineyim “ dediğinde ise insan, “ya çok dolaştırırsa” hissine kapılıyor yahut diğerlerinin uyardığı üzere o taksimetrelerin de fazla göstermesini sağlayacak bir mekanizmanın çoktan kurulduğunu söyleyenlerin dedikleri geliyordu aklına insanın. Tabii ki ilk anda hemen olumsuzluklar gözümüze batıyor, olumlu da birçok değişiklik olmuş, onu da diğer günlerde yazacağım İnşaallah.
    Benim ve arkadaşımın dikkatini çeken en büyük şeylerden biri, ortalığı kasıp kavuran Türk dizilerinden sonra Türkiye’yi tanımaya başlayan ve ülkemizle ilgili araştırmalar yapmaya çalışan, Türkiye’ye ziyarete gelen, Türkçe öğrenmeye başlayan insanların sayısındaki artış. Ticari açıdan güzel bir gelişme gibi gözükse de, Türkiye’nin sadece dizilerden öğrenilmesi içimi acıtmıyor değil.
    Geldiğimizden beri okulda, takside, yolda, markette, apartmanda kısacası her yerde en çok muhatap olduğumuz soru ise “Muhanned (yani Kıvanç Tatlıtuğ’un buradaki dizideki ismi) Müslüman mı?” oluyor. İsmini zoraki ezberlemiş bazı Mısırlı kızların yanımıza gelip, “Benim sana sormak istediğim bir şey var. Kıvanç Müslüman mı?” diye sormaları, bizi her seferinde hayrete düşürüyor. Derin bir nefes alıp, Türkiye’de azınlıkların dışında ve istisnaların dışında hemen hemen herkesin Müslüman olduğunu ve Mısır’daki gibi bir oran olmadığını, yani Mısırlılar içerisinde Müslümanlar ve Hıristiyanlar varken, Türkiye için bunun oldukça zor olduğunu, sözde bile olsa hemen hemen tüm Türklerin Müslüman olduğunu ve yüzde 99 Müslüman nüfusa sahip olan ülke olmamızın da buradan kaynaklandığını söylüyoruz. Tabii, bu arada da Bediüzzaman Said Nursi’nin Türk milleti hakkındaki enteresan tespiti aklımıza geliveriyor. Ve onu haykırası geliyor insanın bütün Mısır’lılara karşı. “…Türk milleti, anasır-ı İslamiye ( Müslüman kavimler) içinde en kesretli (çok) olduğu halde, dünyanın her tarafında olan Türkler ise müslümandır. Sair unsurlar (diğer milletler -hatta Araplar da dahil-) gibi Müslim (Müslüman) ve gayr-ı Müslim (Müslüman olmayan-mesela Mısır’lıların Hıristiyanları gibi-) olarak iki kısma inkısam (ayrılmamış) etmemiştir. Nerede Türk taifesi varsa müslümandır . Müslümanlıktan çıkan veya Müslüman olmayan Türkler, Türklükten dahi çıkmışlardır(Macarlar gibi). Halbuki, küçük unsurlarda (milletlerde) dahi hem Müslim ve hem de gayr-i Müslim var….” Saded olarak “Tüm Türkler Müslüman” çıkartmasını yapan bu kişiler, bu sefer de “Peki Kıvanç da Müslüman mı?” diye bir kez daha sorarak bizi hayrete düşürüyorlar.
    Bu konu üzerinde düşünerek bazı sonuçlara vardık.
    Bir: Brezilya dizilerindeki özenilen hayatın kendilerine çok uzak olmasından dolayı hayal kuramayan Mısır halkı, Türk dizilerine hayran olup, bir de oyuncuların Müslüman olması durumunda çok daha rahat hayal kurma şansına erişiyorlar. Muhtemelen bu onları oldukça mutlu ediyor, ve ne olur ne olmaz diye günlerini düşünerek geçiriyorlar.
    İki: Dizilerdeki hayatlar öyle garip ve enteresan ki, “bunlar Müslüman mı?” diye sorguluyorlar.
    Üç: “Kıvanç Tatlıtuğ kesinlikle Müslüman değildir” yargısı öyle bir yerleşmiş ki içlerine, bunu teyit etmek istiyorlar ve öyle olmadığını duyunca bir kere daha hayrete düşüyorlar.
    Şimdiye kadar aldığımız tepkiler ve duyduklarımıza göre, birinci şık, duruma çok daha fazla uyuyor. Kadın-erkek herkesin, Türkiye’de hemen herkesin Müslüman olduğu ve dolayısıyla Kıvanç Tatlıtuğ’un da Müslüman olduğu açıklamasını yapışımızdan sonra, inanılmaz mutlu oldukları ve “Maşaallah” gibi yorumlarda bulunduklarını gördük. Hayal kurabilme potansiyellerinin artmış olmasından mıdır, “Maşaallah Müslümanlar da ne güzel başarılara imza atıyorlar (!)” düşüncelerinden midir bilinmez, bizim oyuncumuzun Müslüman olmasına pek bir seviniyor Mısır halkı. Ha tabii, ülkeler ve insanları hakkında ne kadar bilgisiz olduklarını bazen maalesef görüyoruz, başörtüsünü görmelerine rağmen “Müslüman mısın?” diye sormaları, Cuma namazı için camiye gitmek isteyen babamı, polisin durdurarak “Müslüman mısın?” diye sorması, bizleri zaman zaman rencide eden şeyler. Adamlar lisan-ı haliyle Müslüman olduğunu söyleyenlerin Müslüman olup olmadıklarını sorarlarken, dini unsurların neredeyse hiç yer etmediği dizilerdeki karakterleri tabii ki sorgulayacaklar!
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  8. #8
    aouba
    Guest aouba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    yazılar çok uzun kısa kısa yazsanız bizde okusak

  9. #9
    Pürheves izgiey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesajlar
    219

    Standart

    Alıntı aouba Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    yazılar çok uzun kısa kısa yazsanız bizde okusak
    Katılıyorum. Bir yerlerden alıp yapıştırmak kolay. Onları okuyun ve neticeyi yazın. O zaman daha faydalı olur kanaatindeyim.

  10. #10
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    araplar türklerden için 'türkler hristiyan oldular' diye biliyorlarmış.Yukarıdaki yazı bunu isbat ediyor.Bütün araplar türk dizileriyle türkiyeyi tanıyorlar.Bu ne kadar acı.Mısır Dünyanın anası diyorlar.Kahire çok kültürlü,çok gizemli bir şehir.Fatmanur bacımız başörtüsü meselesinden orada okuyor ve kahire ile ilgili müşahedelerini bize aktarıyor.Suna durmaz bacı da Kuveyt ile ilgili yazılar yazıyor.Zira eşi orada çalışıyor.Siz de bu şekilde yorumlar yapabilirsiniz.Çünkü Türkiyeden 1947 yılına kadar 27 yıl hacca gitmek yasaklanmış.İlk resmi hac 1947 yılında.Şimdi araplar da haklı değilmi sizce.İlk türk hacılarını Medinede gören Pakistan bakanı secdeye kapanıp ağlamıştır.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Ben, Seni Sadece Biraz Hayal Ediyorum… O Kadar….
    By mirkat in forum Hz. Muhammed (S.A.V)
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 10.05.11, 13:59
  2. Dalgalanmadan Durulunmuyor Velhasıl……………
    By m_safiturk in forum Edebiyat
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 22.07.09, 04:36
  3. Yeni Müslüman Olan Biri İslamı Öğrenmeye Nerden Başlamalı
    By aleynanur in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 29.01.09, 14:41
  4. Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 12.07.08, 22:04
  5. İstedikleri Yeni Müslüman Modeli
    By enelbay in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 06.05.08, 15:21

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0