Keser döner, sap döner...
Atalarımızın, çok değerli bulduğum, bir deyişi vardır.
“Keser döner /Sap döner/Gün gelir/Hesap döner”, demişler. Ne kadar doğru. Zaten, kültür tarihimizi kurcalarsanız, buna benzer çok deyiş bulursunuz. Burada kastedilen şey; koşullar değiştiği zaman, “farklı” şeylerin yaşanabileceği ve insanların, ayaklarını buna göre, denk almaları gerektiğidir.
İstanbul Üniversitesi’nin; Sayın Necdet Sezer tarafından, görevinden alınan, eski rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun; Ergenekon davasıyla ilgili olarak, gözaltına alınması dolayısıyla yazdığım bir yazıya da, aynı başlığı atmıştım.
Şimdi, YÖK eski Başkanı, Kemal Gürüz’ün; pazar günkü Hürriyet Gazetesi’nde, Ahmet Hakan’a ve Milliyet Gazetesi’nde, Fikret Bila’ya; verdiği beyanatlarla ilgili anımsadığım, bazı olaylar, böyle bir başlık atmama neden oluyor. Aslında; “düşene vurmama”, gibi bir ilkem vardır.
Zaten, biri düşmeye görsün; eskiden onu yere göğe sığdıramayanlar, öyle bir karalamaya girişiyorlar ki; eskiden eleştirenlere, söyleyecek söz kalmıyor. Sayın Alemdaroğlu, rektörlükten alındığı zaman; kendileriyle ilgili, hiçbir şey yazmamış ve yukarda dile getirdiğim ilkemi, dile getirmiştim. Fakat, Ergenekon tutuklaması sonrasında ve ondan da önce; Kocaeli Üniversitesi’nde yapılan, bir “Genç Bakış” toplantısında, öyle şeyler söyledi ki; kulaklarıma inanamadım ve bu konuda, bir şeyler yazmam gerektiğini düşündüm.
Kimileri, “toplumların unutkanlığına”, çok güveniyor. Evet, toplumlar çok unutkandır ama; “söz uçar, yazı kalır”... Ben bu yazıları, “kalsın” diye yazıyorum.
Mensubu olmaktan gurur duyduğum; İstanbul Üniversitesi, Uluslar arası İlişkiler Bölümü; Fakültenin, 1936’da kurulduğu günden itibaren var olan, “Siyasi İlimler Disiplini”nin, 2547 sayılı yasayla birlikte oluşturan, bölümüydü.
Kanun koyucu; her üniversitedeki, “İktisadi ve Sosyal Bilimler Fakültelerine”, yedi bölüm kurarken, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi için, bir istisna tanımış ve İşletme bölümü, İÜ İşletme Fakültesi’ne; Kamu Yönetimi bölümü, İÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne bırakmış ve diğer beş bölümü, (İktisat Maliye, Ekonometri, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri ve Uluslar arası ilişkiler), İktisat Fakültesi’ne bağlamıştı. Bu konudaki, çok değerli katkı ve çabalarından ötürü; Sayın İmren Aykut ve N.Torumtay’ı anmamak, vefasızlık olur).
Daha sonraki yıllarda, İÜ Siyasal Bilimler Fakültesi’ne, Uluslar arası İlişkiler, Maliye ve İşletme bölümleri açıldı. Sayın Alemdaroğlu’nun rektörlüğü sırasında; bir üniversite Senatosu toplantısında, yazılı gündemdeki maddeler görüşüldükten ve insanların yerlerinden kalktıkları sırada; “Bir dakika”, deniliyor ve gündem dışı bir biçimde ve yasada, “Aynı fakültede, aynı adı taşıyan iki bölüm olmaz”, ifadesi; “aynı üniversitede, aynı adı taşıyan iki bölüm olmaz...”, diye okunarak, bizim bölümün kapatılması önerisi, ortaya atılıyor.
Ve insanlar, oy bile veremeden; bölüm, SBF’deki bölüme katılıyor. Bırakın aynı adı taşıyan bölümü; İstanbul Üniversitesi’nde, aynı adı taşıyan, iki fakülte var ve bu tip fakültelerinde; aynı adı taşıyan, sayısız bölüm var. Ama bunu dile getirdiğinizde, “O başka...”, diyorlar. Neyse; her yıl, 100 yabancı ve 100 öğrenci alan; iki yüksek lisans ve bir doktora programı olan, 1000 öğrencili, 21 öğretim üyeli bir bölüm, 10 dakika içinde kapatıldı. Bölüm kapatıldıktan ve bu iş kesinleştikten bir hafta sonra Senato’da yeniden oylanmıştı...
Bir gün sonra; Ankara’da, YÖK’teydik. Başka bir nedenden ötürü, Sayın Gürüz’den randevu almıştık. Ama, bunu da dile getirebileceğimi düşünüyordum. Toplantıdan önce, konuyu açmak istedim. Kesin bir ifadeyle, “o konu bitti, kapandı”, yanıtını aldım. Bu karar, daha bir gün önce alınmıştı. Fakat, hemen o gün öğlenden sonra, YÖK’e fakslanmış ve YÖK yönetim kurulu da, onaylamıştı. (Böyle hız, görülmemiştir...)
Bunun nedenini sorduğumda; “SBF’deki öğretim üyesi sayısı, sizden fazlaymış”, demişlerdi. Oysaki; bizde, 21 öğretim üyesi; SBF’de, sadece 6 öğretim üyesi vardı. Yanlış bilgilendirildiğini söyleyen Sayın Alemdaroğlu, bir toplantıda; “bunu araştıracağım”, demişti ama; bir başka toplantıda, başkalarının duymayacağı bir biçimde, “Sen daha çok beklersin...”, demişti.
Ne diyelim, dünya kimselere kalmıyor. Ama bunu anlayana. İşin aslı, Kemal Alemdaroğlu’nun, bugün bile çözemediğim, kin ve nefreti idi. Kemal Gürüz de, o’na uyuyordu. Peki bu yaptıkları şey, “yasalara aykırı”, mıydı? Hayır, yasalara aykırı değildi. Fakat nasıl bir yasa olduğu, “sadece muhalefette iken anlaşılan” (!); 2547 sayılı yasa, ne denli “hukuka uygunsa”; yapılanlar da, o denli “hukuka uygun” ve adildi.
Adalet, şimdi “İki Kemal’lere”, lazım. Sayın Gürüz’e yapılanlara, inanın, yürekten üzüldüm. Bu işlemler, “yasaldı” ama, insana saygı duymayan, antidemokratik yasalara, uygundu. Ve bir zamanlar, o türden yasaların arkasına sığınanlar; şimdi, benzer yasaların, kurbanı oluyor. Ve “gözleri doluyor”... Atalarımız ne demiş, “... Gün gelir/ Hesap döner”...
Bugün, 20.1.2009
Toktamış Ateş