+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 7 ve 7

Konu: Ergenekon Gizli İfsad Komitesinin Neresinde?

  1. #1
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.598

    Standart Ergenekon Gizli İfsad Komitesinin Neresinde?



    GİZLİ İFSAD KOMİTESİNİN FAALİYETLERİ




    Bu derlemede nazara verilen âhirzaman fitne­si­nin ve gizli ifsad komitesinin iç­timaî, hukukî, iktisadî ve siyasî ve asayiş sahalardaki muhtelif ifsada­tından birkaç nümunelerdir.


    Evet ya­şanan hayat sahasında İslâmiyete aykırı düşen fakat medenî hayat diye tel­kin edilen kötülüklerin ekserisi bu fitnenin eseridir.


    Evet moda, fantaziye, asrîlik, medenîlik ve Av­ru­palılaşmak gibi şa’şaalı kelimelerle hevesatı uyan­dırıp nazarları kendine çeken bid’alar, âhirzaman fit­nesi olan Süfyaniyetin mahiyetidir.


    Evet âhirzaman fitnesi ile Süfyaniyet, aynı mânâyı ifade eder. Yoksa Süfyan denen bir şahsı bildiği ve hatta ona karşı olduğu halde onun baş­lattığı bozuk hayat şek­linin Süfyaniyet olduğu bilinmezse ve ona karşı tedbirler alınmazsa Süfyan hakkındaki riva­yetlerin mânâsı, ge­reği kadar anlaşılmış olmaz. Ve kişi yaşa­dığı Süfyaniyet hayatının çirkinliğini vicdanında hissedemez.

    Evet ha­dîste geçen: «Deccal’ın haya­tını ve işlerini be­ğenmeyenler onu tanıyabilir.»(Tirmizi, Fiten 56) mea­lindeki ifadenin mânâ-yı muhalifinden anlaşı­lıyor ki, Süfyaniyetin tarz-ı hayatını beğenip yaşa­yan­lar, onun mahiyetini gereği kadar sezip anla­yamazlar ve ne­tice olarak da Süfyanın tuzağına düşerler.




    Üstad Bediüzzaman Hazretleri bir hadisi izah ederken aynı zamanda dine ve insanlığa kötülükleri yönünden önem kazanmış şerli kişilerden biri olan Süfyan’ın en mühim vas­fın­dan birini de nazara verir ve şöyle der:
    «Rivayette var ki, “Âhirzamanın eşhas-ı mühim­mesinden olan Süfyanın eli delinecek.”
    Allahu a’lem, bunun bir tevili şudur ki: Sefahet ve lehviyat için gayet israf ile elinde mal durmaz, israfata akar. Darb-ı meselde deniliyor ki, “Filân adamın eli deliktir.” Yani çok müsriftir.
    İşte, “Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tama’ı uyandırarak insanların o zayıf da­marla­rını tutup kendine musahhar eder” diye bu ha­dîs ihtar ediyor; “İsraf eden ona esir olur, onun dâmına dü­şer” diye haber verir.» (Şualar sh: 583)İşte bu rivayet ümmeti, mezkur Süfyaniyet ha­yatın­dan, yani âhirzaman fitnesi bid’alarından uzak durmak ge­rektiğini bildirir. "Risale-i Nur’un Kudsî Kaynakları" eserinde nakledilen iki hadîsin meali de aynen şöyledir:
    «Deccal’ın çıktığını işittiğinizde ondan firar edip kaçınız. Çünki bir adam ona gelir, onu reddetmek üzere niyetlenip yanına gelir, fakat ona tabi’ olup ka­lır. Çünki Deccal’la beraber kalpleri vesvese­lendiren çok şeyler vardır.» (Hadis no: 808)
    «Deccalın çıktığını duyduğunuzda, mümkün mer­tebe ona yaklaşmayın. Çünki, adam onu mü’min zan­nederek yanına gider, beraberinde biraz ka­lır, sonra ondaki şüphelerle ona tabi‘ olup tuza­ğına dü­şer.» (Ha­dis no: 811)
    Yani Deccal ve Deccaliyet, nifak perdesiyle mas­keli gizli din düşmanı ve cereyanıdır.Hadiste geçen "Deccala yanaşmayın" ikazı, Deccalın şahsına yanaşmamaktan daha çok onun Süfyaniyet denen cereyanına ve medeniyet namı al­tındaki yaşayış tarı­zına girmeyiniz demektir. Bu bah­sin de esas gayesi bu haki­katı göstermektir.Evet Süfyaniyetin esiri olan bozuk cemiyetin moda, sosyete ve fantaziyelerine bulaştığı halde, Süfyan’a karşı olduğunu söylemekle onun şerrin­den kurtulmuş olunmaz.
    Mimsiz medeniyet denen Süfyaniyetten uzak du­ran Hazreti Üstad diyor ki:
    «Herbir hükûmette muhalifler var. Âsâ­yişe iliş­memek şartıyla, kanunen onlara ilişilmez. Ben ve be­nim gibi dünyadan küsmüş ve yalnız kabrine çalışan­lar, elbette bin üç yüz elli senede, ecdadımızın mes­leğinde ve Kur’ân’ımızın daire-i terbiyesinde ve her zamanda üç yüz elli milyon mü’minlerin takdis et­tiği düsturlarının müsaade ettiği tarzda hayat-ı bâki­yesine çalışmayı terk edip, gizli düşmanlarımızın icba­rıyla ve desisele­riyle, fâni ve kısacık hayat-ı dünye­viyesi için, sefi­hâne bir medeniyetin ahlâk­sızca­sına, belki bir nevi bolşevizmde olduğu gibi vah­şiyâne kanun­lara, düsturlara tarafdar olup on­ları meslek kabul etmekliğimiz hiç mümkün mü­dür? Ve dünyada hiçbir kanun ve zerre miktar insafı bulunan hiçbir insan bunları onlara kabul et­tirmeye cebretmez. Yalnız o muhaliflere deriz: Bize ilişmeyi­niz, biz de ilişmemişiz.
    İşte bu hakikate binaendir ki; Ayasofya’yı put­hane ve Meşîhatı kızların lisesi yapan bir ku­man­da­nın keyfî kanun namındaki emirlerine fikren ve ilmen ta­raftar değiliz. Ve şahsımız itiba­rıyla amel etmiyoruz.» (Şualar sh: 394)
    «Şeair-i İslâmiyenin cebren kaldırıldığı cebe­rut devrinde, dünya hatırı için kendini mecbur zannede­rek o kudsî şeairden fedakârlık yapanla­rın ve din za­rarına hareket edenlerin ve İslâmi­yete muhalif fetva­lara ve bid’alara mecbur edilen­lerin çokluğu zama­nında, Bediüzzaman, ne lisan-ı halinde, ne lisan-ı ka­linde ve ne de fiiliyatında o kadar zulümler çek­tiği ve idamlarla tehdit edildiği halde, en küçük bir değişiklik bile yapmamıştır.
    Bilâkis, “Ecel bir­dir, tagayyür etmez. Ölüm, bu âlem-i fenadan âlem-i be­kaya ve âlem-i nura git­mek için bir terhistir” deyip mücadeleye atılmış; bid’aları tanıtan ve durduran ve şeair-i İslâmiyeyi muhafaza eden ve sünnet-i seniyeyi ihyâ eden eserleri perde altında otuz se­neden beri neşret­miş ve muhitinde, âdeta Devr-i Sa­adetin bir cil­vesini yaşatmıştır.» (Tarihçe-i Hayat sh: 694)

    “FİİLEN, İLTİZAMEN, İLTİHAKEN” NE DEMEKTİR?
    Bediüzzaman Hazretleri umumi maddi, manevi musibetlerin, umumun hataları sebebiyle geldiğini anlatırken diyor ki:
    «Umumî musibet, ekseriyetin hatasın­dan ileri gelmesi cihetiyle, ekser nâsın o zalim eş­hâsın ha­rekâ­tına fiilen veya iltizamen veya iltiha­ken ta­raftar olma­sıyla mânen iştirak eder, musi­bet-i âmmeye se­bebiyet verir.» (Sözler sh: 172) Bu parçada geçen “fiilen, iltizamen, iltihaken” kelimelerinden birincisi olan:
    • “fiilen” den maksad âhirzaman fitnesini ve Süfyaniyeti düşünmeden ve alışkanlık gafletiyle bid’atkâr hayatı, medenîlik zannedip yaşamak ve böylece bid’atın ya­yılmasına şuursuz yardım et­mek..
    • “iltizamen” ifadesi ise bid’aları medenî hayat zan­nıyla ve heva ve hevese uyarak yaşamaktan başka fikren ve lüzumlu görüp taraftar olmak..
    • “iltihaken” ise, Süfyaniyet cereyanına dahil olup orada çalışmaktır.

    HAKİKİ BEDEVİ MÜRTECİLER
    İslâmiyete sinsî düşmanlık yapan Süfyanî cere­yan, ilericilik, çağdaşlık, hürriyetçilik ve vatanse­ver­lik gibi isim ve perdeler altında, dine hizmet etmek için faaliyet yapan cemaatlere hulûl edip al­datmak is­terler.

    İşte bu sebebledir ki, Bediüzzaman Hazretleri gerçek hürriyet ve medeniyeti doğudaki aşiretlere ders veren Münazarat Risalesinde asıl muhatabları, şimdi millî ahlâkı bozmaya çalışan ve medeniyet maskesinde gizlenip ifsad eden münafık cereyan ol­duğunu anlatırken diyor ki:
    «Ben de Eski Said kafasını alıp ve Yeni Said’in sünuha­tıyla dikkatle mütalâa ettim. Anladım ki, Eski Said acip bir hiss-i kablelvuku ile, otuz kırk sene sonra şimdi vukua gelen vukuat-ı maddiye ve mânevi­yeyi hissetmiş. Ve bedevî Ekrad aşâiri perdesi ar­ka­sında, bu zamanın medenî perdesini kendile­rine maske yapan ve vatanperverlik perdesi al­tında din­siz ve hakikî be­devî ve hakikî mürteci, yani, bu milleti, İslâmiyetten evvelki âdetlerine sevk eden hainleri görmüş gibi, on­larla konuşup başla­rına vuruyor.» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 110)
    Maske, kişinin kötü niyet ve gayesini herhangi bir şekilde gizleme sebebi ve yolu olan alettir. Evet gizli ifsad cereyanı resmî bazı makam sa­hiplerini aldatarak Bediüzzaman Hazretlerinin dinî hizmetine mani olmak için mahkemelere ver­dirmiş­lerdir.
    GİZLİ KOMİTENİN YAPISI
    İşte müslüman milleti ifsada çalışan gizli cere­yana karşı, bilhassa resmî makamda bulunanların al­danmama­larını isteyen Üstad Bediüzzaman Haz­ret­leri mahkemeye şu ihtarda bulunur:

    «Sizi iğfal eden ve adliyeyi şaşırtan ve hükü­meti bizimle vatana ve millete zararlı bir surette meşgul ey­leyen muarızlarımız olan zındıklar ve münafık­lar,
    • is­tibdad-ı mutlaka "cumhuriyet" nâ­mı vermekle,
    • irtidad-ı mutlakı "rejim" altına almak­la,
    • sefahet-i mutlaka "medeniyet" ismi vermekle,
    • cebr-i keyfî-i küfrîye "kanun" ismini tak­makla
    hem sizi iğfal, hem hükümeti işgal, hem bizi pe­ri­şan ederek, hâkimiyet-i İslâmiyeye ve millete ve va­tana ecnebi hesabına darbeler vuruyor­lar.» (Şua­lar sh: 287)
    En şiddetli baskı ve zulmü yapıldığı halde adına “cumhuriyet” deniliyor. Dini, cemiyet hayatından bütünüyle reddetmeyi devlet güvencesi altına alıyor ve hiçbir kanuna dayanmayan şiddetli dinsizliğe ve kişinin isteğine göre yapılan zorbalıklara kanun namını veriyorlar.
    Bediüzzaman Hazretleri bu gizli cereyanın se­be­biyet verdiği âhirzaman fitnesinden müslümanları ikaz eden derslerini suç diye göste­ren mahkeme he­yeti,
    «Suçlarından diye:
    • Tekke ve zaviyelerin ve med­reselerin kapatıl­ması ve
    • lâikliğin kabulü,
    • İs­lâmiyet ye­rine milliyet esaslarının konulması,
    • şap­ka giyilmesi, tesettürün kaldırılması,
    • Lâtin harfle­rinin huruf-u Kur’âniye yerinde ceb­ren kabulü,
    • Türkçe ezan ve ka­met okunması,
    • mekteplerde din derslerinin kaldırıl­ması,
    • kadınlara erkekler dere­cesinde irsiyet ve hak ta­nınması ve
    • tead­düd‑ü zevcatın kaldırılması
    gibi inkı­lâp hareketle­rini bid’at, dalâlet, ilhaddır diyen, irtica ile suç­ludur” diye yazmışlar.
    Ey insafsız hey’et! Eğer her asırda üç yüz elli mil­yonun kudsî ve semâvî rehberi ve bütün saadet­le­rinin programı ve dünyevî ve uhrevî hayatın mukad­des ha­zinesi olan
    • Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyâ­nın
    • tesettür ve
    • irsi­yet ve
    • teaddüd-ü zevcat ve
    • zik­rullah ve
    • ilm-i dinin dersi ve neşri ve
    • şeâir‑i dini­yenin muhafazası
    hakla­rında gelen ve tevil kal­dırmaz sarih çok âyât-ı Kur’âniyeyi inkâr etmek ve bütün İslâm müçtehidle­rini ve umum şeyhülis­lâmları suçlu yap­mak müm­künse ve mürûr-u za­manı ve müteaddit mahkemelerin beraatlerini ve af kanunları ve mahre­miyet ve mahrem veçhini ve hürriyet-i vicdan ve hür­riyet‑i fikri ve fikren ve ilmen muhalefeti memleket­ten ve hükûmetler­den kaldırabilirseniz, beni bu şey­lerle suçlu yapı­nız. Yoksa siz hakikat ve hak ve adâlet mahke­mesinde dehşetli suçlu olursunuz.» (Şualar sh: 431)
    Din, vicdan ve söz, yani tebliğ hürriyetlerini değişmez ve dokunulmaz prensipler olduklarını ilân edip muhafaza eden hakiki hürriyet rejiminde mez­kûr tarzdaki suçlamalar asla yapılamaz. Aksi halde hür rejimi ihlâl etmek mes’uli­yeti doğar.
    ÇARE SİYASET DEĞİL, MEHDİ CEREYANI Hâkim cereyan, siyaset sahasındaki her İs­lâmî hare­keti kendi menfaatına çevirir:
    «Hem şimdi hükmeden öyle kuvvetli cere­yanlar içinde siyasete girenlerden hiçbir kimse, istiklali­yetini ve ihlasını muhafaza edemez. Herhalde bir cereyan onun hareketini kendi hesabına alacak, dün­yevî maksadına âlet edecek. O hizmetin kudsiyetini bo­zacak.» (Şualar sh:362)


    SÜFYANÎ CEREYANA KARŞI MEHDİYET CEREYANI­NIN GALE­BESİ
    Münafıklıkla halkı aldatıp İslâm dinini bozmak ve kaldırmak isteyen ve müslümanlar içinde çıkan dehşetli bir adam olan İslâm Deccali münafıklıkla halkı aldatıp müslümanların yaşadığı toplum hayatına dine zıt hayat tarzını sokan sisteminin Mehdi şahs-ı manevisi tarafından tamir edileceğini ve İslam cemiyetini devamlı zehirleyen o cereyanın ortadan kaldırılacağını Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade eder:
    «Süfyan ve Mehdi hakkındaki hadîslerin ifade et­tikleri mana budur ki: Âhirzamanda din­sizliğin iki ce­re­yanı kuvvet bulacak:
    Birisi: Nifak perdesi altında, risalet-i Ah­mediyeyi (A.S.M.) inkâr edecek Süfyan namında müdhiş bir şa­hıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şe­riat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranî­sine bağlanan, ehl-i velayet ve ehl-i ke­malin başına geçecek Âl-i Beytten Muhammed Mehdi isminde bir zât-ı nu­ranî , o Süfyan’ın şahs-ı manevîsi olan cereyan-ı münafı­kaneyi öldürüp dağıtacaktır.» (Mektubat sh: 56)
    «Hazret-i Mehdi’nin cem’iyet-i nurani­yesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid’a­kâranesini tamir ede­cek, Sünnet-i Seniyeyi ihya edecek; yani âlem-i İslâmiyette risalet-i Ahmedi­yeyi (A.S.M.) inkâr niye­tiyle şeriat-ı Ahmediyeyi (A.S.M.) tahribe çalışan Süfyan komitesi, Haz­ret-i Mehdi cem’iyetinin mu’cizekâr manevî kılın­cıyla öldü­rülecek ve da­ğıtılacak.» (Mektubat sh:441)
    DECCAL KOMİTESİNİN DAĞITILMASI «Hem âlem-i insaniyette inkâr-ı uluhiyet ni­ye­tiyle medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden Deccal komitesini, Hazret-i İsa Aley­hisselâm’ın din-i hakikîsini İslâmiyetin hakikatıyla birleştirmeye çalışan ha­miyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaatı namı altında ve “Müslüman İsevî­leri” ünvanına lâ­yık bir cem’iyet, o Deccal komite­sini, Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın riyaseti altında öldüre­cek ve dağıta­cak; beşeri, inkâr-ı uluhiyet­ten kurta­racak.» (Mektubat sh:441)

    TEK YOL DEVRİM

  2. #2
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.598

    Standart

    AÇIK-SAÇIKLIKLA YAPILAN TAHRİBAT
    Gizli İslam düşmanları kadınların örtünmesi aleyhinde böyle eşi görülmemiş tahakküm yaptılar ve milli gerilemeye dehşetli bir şekilde kapı açtılar.
    Aile müessesesinin korunmasında ve aile fertleri ara­sında nesebî ve fıtrî olan manevi bağla­rın; hürmet, merhamet gibi hislerin ve ah­lâkî değerle­rin yaşamasında teset­türün rolü büyüktür.
    Tesettürsüz ve değerleri olmayan ailelerde, fıtrî bağlar ve ma­nevi değer­ler gelişmez. Böylelerin ha­yat anlayışı gi­derek yalnız dünyevi men­faat ve lezzetler öl­çüsü içinde darlaşır ve maddileşir.
    Bir hadis mealinde de şöyle buyuruluyor:
    «İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki: Onların endişeleri mideleri olacak, şeref­leri de meta-ı dünya olacak ve kıbleleri de kadınları olacak ve dinleri de dir­hem ve dinarları (paraları) olacak. Bunlar mahluka­tın en şerlile­ridir ve Allah katında onların hiç nasibleri yok­tur.» (Keşf-ül Hafa hadis: 3270) (Ramuz-ül Ehadîs sh: 504)
    Diğer bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulu­yor: Resulullah (A.S.M.):
    “Benden sonra er­keklere ka­dınlardan daha zararlı bir fitne, bir imtihan vesilesi bırakmadım.” (S.M. ci:8 sh:227 hadis:97)
    Âhirzaman fitnesinde bozulan in­sanların garib halle­rini haber verip ikaz eden bir rivayet de şöyledir:
    «Sizden sonra öyle insanlar gelecek ki,
    · türlü ve zevkli yemekler yiye­cek,
    · renkli ve rahat binitlere bine­cek,
    · rengârenk ve güzel kadınlarla evlenecek,
    · kat kat ve ne­fis ku­maşlar giyecektir.
    Onların bir mideleri var ki az ile doymaz, onların bir istekleri var ki çoğa da kanaat et­mez. dünyaya bağlanmışlar, Akşam-sabah düşün­dükleri ve tap­tık­ları dünyalıktır. Onu, Allahü Teâla’nın dışında ilâh ve Rablerinden başka rab kabul ederler. Bütün çaba­ları dünya içindir. Yalnız hevâ ve hevesle­ri­nin peşinde koşar­lar. Abdullah’ın oğlu Muhammed’in kat’î sözü şudur ki; si­zin veya onların peşin­den, siz­den sonra veya onlar­dan da sonra gelenlerden o güne yeti­şenler,
    · bunlara selâm ver­me­sin,
    · hastalarını ziyaret et­mesin,
    · cenazelerine gitmesin ve
    · büyükle­rine hürmet göster­mesin­ler.
    Zira bunları yapan­lar, İslâmiyet’in yı­kılmasına yardım etmiş olur­lar.» (Taberâni Ebû Ümame'den rivayet etmiştir.) (İhya-i Ulum-üd Din ci:3,. sh:516)
    Âhirzaman fitnesine karşı uyanık olmak ve ibret için dik­kat çekici böyle riva­yetler, bozuk cemiyetlerde aşı­lanan sefih hayattan uzak durmayı ders verir.
    Günün umumileşen moda ve fantaziyeleriyle ya­ban­cı­lara görünme pek çok ailelerde adeta bir şeref sayı­lıyor. Bu hale karşı vicdanen ra­hatsız olmayan bir erke­ğin vasfı riva­yet­lerde “deyyus” tabiriyle tavsif edi­lir. (Bak: Ahmed İbn-i Hanbel, 2/69, 128
    KADININ DIŞ KIYAFETİ
    Kadın, vücudunu örttüğü dış elbisesinde süslenmeye ait şe­killer ve renkler bulun­ması, kendi­sine ba­kanların hissî dikkatlerini ve alâkala­rını çek­meye vesile olduğundan dince bunlar caiz gö­rül­memiştir.
    Ezcümle: Muhammed Ali Es-Sabûnî’nin Revai-ül Beyan Tefsir-ü âyât-il ahkâm minel Kur’an tefsirinin 2. ci. 373, 388. sayfalarında tesettüre ait mes’eleleri beyan eder­ken (şer’î hicabın şartları) bah­sinde burada özetle aldığımız şu şartları sayar:
    «Evvelen: Örtünün bütün vücudun her tarafını örtmesi…
    Saniyen: Hicabın şeffaf olmaması ve vü­cud hatla­rını belli etmemesi…
    Salisen: Hicabın kendisinde zinet için şekiller ve renkler olmaması…
    Rabian: Bol olması, vücud yapısını belli et­me­mesi…
    Hamisen: Koku sürünmüş olmaması…
    Sadisen: Erkek kisvesi şeklinde olma­ması…»
    Yukarıda ifade edildiği gibi cilbab, kadının giy­diği elbi­senin dışından yukarı­dan aşağıya sarkıtılarak örtündüğü ve bü­tün vücudu kaplayan örtü ve kisvedir ki, mahrem­le­rine karşı değil, namahremlere karşı yeis devresine yani çocuktan kesilme devresine kadar örtün­meye mec­burdur.
    «İslâm cemiyetlerinde gayr-ı müslim ka­dın­lar her ne kadar tesettür-ü şer’î ile mükellef değillerse de fakat hayat-ı içti­maiyeyi ifsad edecek hareketlerde bu­lun­mak­tan men’ edilirler… Hayat-ı içti­maiyeyi fitne ve fücur­dan muhafaza et­mek için İslâmiyetin âdab-ı içtimaiyesi, müslim, gayr-ı müslim herkese tatbik edilir ve bu vazife devlet tara­fından icra olunur.» (Taberi Tefsiri, Ahzab/33. âye­tinin tefsirinden telhisen)
    Cemiyette fitne veya fitne emareleri görül­düğü zaman, şeriat ruhsatı değil, azi­meti esas alır. Meselâ Ömer Nasuhi Efendi, Büyük İslâm İlmihali’nde, ka­dın­ların teset­türü hak­kında:
    «Hürre olanların yüzleri ile ellerinden başka bü­tün bedenleri avrettir. Yüzleri ile elleri ise, ne na­mazda, ne de bir fitne korkusu bulun­madıkça, namaz dı­şında avret de­ğildir» der. (Büyük İslâm İlmihali sh: 99)
    ÖRTÜNMEK HAKİKİ MEDENÎLİKTİR
    Kadınlar taifesinin tesettüre riayet et­meyip açılma­ları, Kur’an (A’raf Suresi 7:27, 28) âyetle­rinin beyanıyla, cahiliye âdet­le­rine bir irti­cadır.
    Kur’an (A’raf Suresi 7:26) âyetiyle avret yerle­rinin örtün­mesini be­yan ettiği gibi, hadislerde de bu mevzuda hayli rivayet mev­cuttur.
    Ezcümle, «Behz bin Hâkim’in dedesi Muaviye bin Hayda (R.A.) dan ri­vayet edildiğine göre şöyle demiştir:
    —Ya Resulallah! Avretlerimizin neresini örteriz? (Örtmemiz gerekir?) diye sor­dum. Efendimiz (bana):
    —Sen avretini (helalın olan) karından veya cari­yen­den başka herkesten sakla! buyurdu. Ben:
    —Ya Resulallah! Eğer kavm kendi ara­larında (karışık ve bir yerde) olsalar, (avretle ilgili hüküm ne­dir?) bana bun­dan haber ver, dedim. Efendimiz (bana):
    —Avretini hiç kimseye göstermemeye gücün ye­terse, sakın avretini kat’iyyen gösterme!” buyurdu. (Ben):
    —Ya Resulallah! Eğer birimiz (tek ba­şına) boş bir yerde olursa hüküm nedir? diye sordum. Buyurdu ki:
    —İnsanlara nazaran Allah’tan haya etmek daha vacibdir.» (İbn-i Mace, 9. Kitab-ün Nikah, 28. bab, 1920. hadis meali)
    «Ebu Said-i Hudri (Radıyallahü Anhü) den rivayet edil­diğine göre: Resulullah (Sallallahü Aleyhi Vesellem) şöyle bu­yurdu demiştir:
    Kadın, kadın avretine bakmasın. Erkek de, erkek avretine bakmasın.» (İbn-i Mace Kitab-üt Tahare, 137. bab, 661. hadis meali)
    «Ebu Said-i Hudri (R.A.) şöyle demiştir:
    —Resulullah (A.S.M.) buyurdu ki: “Erkek erke­ğin avret yerine, kadın da diğer kadının avret yerine bakmasın. Erkek erkeğe bir tek yatak içinde sür­tünme­sin” buyuru­luyor.» (Sahih-i Müslim Kitab-ül Hayz, 74. hadis meali ve Sahih-i Buhari 8. Kitab 8, 10, 12. babları da avret ile alâkalıdır.)
    Bir hadis-i kudsîde mealen şöyle buyuru­luyor:
    "Namahreme bakmak, İblis’in okla­rından bir ok­tur ki, her kim benden kor­karak onu bırakırsa, (harama bak­mazsa) o haramın zevkine bedel ona bir iman veririm ki, o imanın celadet ve hala­vetini kal­binde duyar." (İlahî Hadisler (H.Hüsnü Erdem, D.İ. Bşk. Yayınları) ve K.H. hadis: 2864)
    Bediüzzaman Hazretleri Mu’cizat-ı Kur’aniye Risalesinde dinden kopuk medeniyet ile Kur’an’ın getirdiği medeniyetin karşılaştırılmasında der ki:
    Kur’an merhameten, kadınla­rın hür­me­tini muhafaza için, haya per­desini takmasını emre­der.
    Ta hevesat-ı rezilenin ayağı altında o şefkat ma­den­leri zil­let çek­mesinler.
    Âlet-i hevesat, ehemmiyetsiz bir me­ta’ hükmüne geçme­sinler.
    Medeniyet ise, kadınları yu­va­la­rından çıkarıp, perdelerini yırtıp, beşeri de baş­tan çı­karmıştır…” (Sözler sh: 410)
    AÇIK-SAÇIKLIK MUSİBETLERİ CELBEDER
    Zelzelenin en ehemmiyetli ciheti, insanları ikaz ve irşaddır. Allah böyle musibetlerle kullarının azgınlıktan, sefahetten dönmelerini murad eder.
    Ezcümle,
    “Adapazarı zelzelesinin aynı gününde, (1943) zelzeleden bir kaç saat ev­vel, umumi ve herkese göstermek için, bir büyük tiyatro teşekkülüyle o oyuncu kızlardan dört güzelinin çırıl çıplak olarak alayişle çarşıda ve pazarda gezdirerek, o cazibedarlara kapılan tiyatro binasında toplanan bin kişiden fazla seyirciler, oyun başlarken birdenbire arz, kemal-i hiddet ve gayz ile on­ların hayasız yüzlerini dehşetli tokatladı; mahvedip zir ü zeber etti. Ve o bi­nayı hâk ile yeksan eyledi.” (K.L.262)
    RESİMLERLE YAPILAN AHLAKSIZLIK
    “Suretperestlik, (resimleri çok sevmek ve meftun olmak) ahlâkı fena halde sarstığı ve sukut-u ruha (manevi çöküşe) sebebiyet ver­diği şununla anlaşılır:
    Nasılki mer­hume ve rahmete muhtaç bir güzel kadın cenazesine na­zar-ı şehvet ve hevesle bakmak, ne kadar ahlâkı tahrib eder. Öyle de:
    Ölmüş kadın­ların suretle­rine veyahut sağ kadın­ların küçük cenazeleri hükmünde olan suretlerine he­vesperve­rane (hevesine (isteğine) düşküncesne) bakmak, derinden de­rine hissi­yat-ı ulviye-i insaniyeyi sarsar, tahrib eder.» (Sözler sh: 410)
    “Bu zamanda zendeka dalaleti, İslâmiyete karşı muharebe­sinde nefs-i emmarenin planiyle, şeytan kumandasına verilen fırkalardan en dehşetlisi, yarım çıplak hanımlardır ki; açık ba­cağıyla, dehşetli bıçaklarla ehl-i imana taarruz edip saldırıyorlar. Nikah yolunu ka­pamağa, fuhuşhane yolunu genişlettirmeğe çalışarak, çokların nefislerini birden esir edip, kalb ve ruhla­rını kebair ile yaralıyorlar. Belki o kalblerden bir kısmını öldürü­yorlar.” (G.R. 23)
    Haya kadınlarda daha önemlidir. Zira millî ahlâkın bozulmasında, hatta âhirzaman fitnesinde, yüzsüz yani haya hissini kaybetmiş kadın ve kızların rolü bü­yüktür. Bunun içindir ki, hadislerde en zararlı fitne kadın fitnesi olduğu beyan edilmiştir. Evet hayalı kadın hem böyle fitnelere âlet olmaz, hem aile hayatında merkez olan kadın, emniyet ve şahsiyet kazanır. İşte bu gibi hikmetler içindir ki, bir hadis-i şerifte mealen:
    “Haya (utanmak) güzeldir, fa­kat haya, kadınlarda daha güzeldir” buyurulur. (H.G.hadis: 153)
    TEK YOL DEVRİM

  3. #3
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.598

    Standart

    BU VATANDAKİ GİZLİ KOMİTELER

    Bediüzzaman Hazretleri dehşetli hadiselere sebebiyet veren cereyanları tesbit etmiş ve o komitelerle mücadele tarzını da ortaya koymuştur. Komitecilik metoduyla, müslümanlar üzerindeki tesirlerini artırmak için çalışan zındıka komitesinin mahiyeti hakkında deniliyor ki:


    “Ehl-i imana hücum eden ehl-i dalalet, -bu asır cemaat zamanı olduğu cihetiyle-cem'iyet ve komitecilik mayesiyle bir şahs-ı manevî ve bir ruh-u habis olmuş,

    * Müslüman âlemindeki vicdan-ı umumî ve kalb-i küllîyi bozuyor.

    * Ve avamın taklidî olan itikadlarını himaye eden İslâmî;

    * perde-i ulviyeyi yırtıyor ve hayat-ı imaniyeyi yaşatan, an'ane ile gelen;

    * hissiyat-ı mütevâriseyi yandırıyor.” (Kastamonu Lahikası sh: 56)


    1930 lu yıllarda bu komitelere ve başlarındakilerin mahiyetine en tesirli olduğu devrelerden işaret eden bir ifade:
    “Bu yakınlarda ehl-i ilhadın perde altında tecavüzleri gayet çirkin bir suret aldığından; çok bîçare ehl-i imana ettikleri zalimane ve dinsizcesine tecavüz nev'inden; bana, hususî ve gayr-ı resmî, kendim tamir ettiğim bir mabedimde, hususî bir-iki kardeşimle hususî ibadetimde, gizli ezan ve kametimize müdahale edildi.

    "Ne için Arabca kamet ediyorsunuz ve gizli ezan okuyorsunuz?" denildi.

    Sükûtta sabrım tükendi. Kabil-i hitab olmayan öyle vicdansız alçaklara değil; belki milletin mukadderatıyla, keyfî istibdad ile oynayan firavun-meşreb komitenin başlarına derim ki:
    Ey ehl-i bid'a ve ilhad!.. Altı sualime cevab isterim.” (M:429)
    İKİ DECCAL KOMİTESİ VARDIR

    Ahirzamanda iki Deccal hareketi, yani birisi İslam Merkezinde, birisi de Hırıstiyanlar içinde olacağı Risale-i Nurda şu ifadelerle anlatılıyor:
    “Âhirzamanda dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak:
    Birisi: Nifak perdesi altında, risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkâr edecek Süfyan namında müdhiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan, ehl-i velayet ve ehl-i kemalin başına geçecek Âl-i Beytten Muhammed Mehdi isminde bir zât-ı nuranî, o Süfyan'ın şahs-ı manevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.
    İkinci cereyan ise: Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-ı Nemrudane, gittikçe âhirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla intişar ederek kuvvet bulup, uluhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir.” (M:57)
    DECCAL-KOMÜNİST KOMİTESİNE YAHUDİ DESTEĞİ
    “Her hükûmetin zulmünü gören Yahudiler, Almanya memleketinde kesretle toplanıp intikamlarını almak için, Komünist Komitesi'nin tesisinde mühim bir rol ile yahudi milletinden olan "Troçki" namında dehşetli bir adamı, Rusya'nın başkumandanlığına ve terbiyegerdeleri olan meşhur Lenin'den sonra Rus hükûmetinin başına geçirerek Rusya'nın başını patlatıp bin senelik mahsulâtını yaktırdılar. Büyük Deccal'ın komitesini ve bir kısım icraatını gösterdiler. Ve sair hükûmetlerde dahi ehemmiyetli sarsıntılar verip karıştırdılar.” (Ş:587)
    Kur’anın Yahudiler hakkındaki hükümlerini Bediüzzaman Hazretleri şöyle açıklar:
    “Yahudilere müteveccih şu iki hükm-ü Kur'anî; O Milletin hayat-ı içtimaiye-i insaniyede dolap hilesiyle çevirdikleri şu iki müdhiş düstur-u umumîyi tazammun eder ki, hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi sarsan ve sa'y ü ameli, sermaye ile mübareze ettirip fukarayı zenginlerle çarpıştıran, muzaaf riba yapıp bankaları tesise sebebiyet veren ve hile ve hud'a ile cem'-i mal eden o millet olduğu gibi, mahrum kaldıkları ve daima zulmünü gördükleri hükûmetlerden ve galiblerden intikamlarını almak için her çeşit fesad komitelerine karışan ve her nevi ihtilale parmak karıştıran yine o millet olduğunu ifade ediyor.” (S:402)
    Deccal Komitesine, Yahudi, Mason ve Kadın Hürriyetleri Komitesinin arka çıktığını açıklayan bir ifade:
    “Her iki Deccal, Yahudinin İslâm ve Hristiyan aleyhinde şiddetli bir intikam besleyen gizli komitesinin muavenetini ve kadın hürriyetlerinin perdesi altındaki dehşetli bir diğer komitenin yardımını, hattâ İslâm Deccalı masonların komitelerini aldatıp müzaheretlerini kazandıklarından dehşetli bir iktidar zannedilir…” (Ş:594)
    GENÇLER VE KADINLAR İÇİN AYRI KOMİTELER
    Müslüman gençleri ahlaksızlığa alıştırmak için çalışan komite ve yine müslümanların kadın ve kızlarını ifsad etmek için çalışan komitenin varlığını beyan eden Hz. Üstad der ki:
    “İslâmiyetin hayat-ı içtimaiyesine ve dolayısıyla din-i İslâma zarar vermek için gençleri yoldan çıkarmak ve gençlik hevesatıyla sefahete sevketmek için bir iki komite çalışıyormuş. Aynen öyle de; bîçare nisa taifesinin gafil kısmını dahi yanlış yollara sevk etmek için bir iki komitenin tesirli bir surette perde altında çalıştığını hissettim. Ve bildim ki: Bu millet-i İslâma bir dehşetli darbe, o cihetten geliyor.” (L:201)
    BEŞ KOMİTE İSMİ
    “Dinsizlik veya Komünistlik veya Anarşistlik veya pek eski İfsad Komitecilik veya Menfî Turancılık..” (Ş: 286)
    ÇOK ESKİ İFSAD KOMİTESİ
    Bediüzzaman Hazretleri 1943 yılında Denizli Hapishanesi iken mahkemeye hitaben bu komitelerin varlığını ve dinsizlik hesabına bu vatanı bölme çalışmalarına dikkat çeker ve der ki:
    “Otuz-kırk seneden beri ecnebi hesabına ve küfür ve ilhad namına bu milleti ifsad ve bu vatanı parçalamak fikriyle, Kur'an hakikatına ve iman hakikatlarına her vesile ile hücum eden ve çok şekillere giren bir gizli ifsad komitesine karşı, bu mes'elemizde kendilerine perde yaptıkları insafsız ve dikkatsiz memurlara ve bu mahkemeyi şaşırtan onların Müslüman kisvesindeki propagandacılarına hitaben, fakat sizin huzurunuzda zahiren sizin ile birkaç söz konuşacağıma müsaade ediniz.” (Ş:289)
    1948 Afyon Hapishanesinde mevkufken yine mahkemeye yaptığı müdafaada bu komiteleri haber verir ve gayelerini açıklar:
    Doğrudan doğruya kırk seneden beri İslâmiyet ve iman aleyhinde çalışan gizli bir zındıka komitesi..” (Ş: 395)
    Nur talebelerini, cem'iyetçilik ve siyasetçilik ile itham etmek; doğrudan doğruya kırk seneden beri İslâmiyet ve iman aleyhinde çalışan gizli bir zındıka komitesi ve bu vatanda anarşiliği yetiştiren bir nevi bolşevizm namına bilerek veya bilmeyerek bizimle bir mücadeledir.” (Ş:396)
    Yine 1948 Afyon Hapishanesinde mevkuf iken Mahkemede iddianameye verdiği cevapta bu komiteleri ve icraatlarını Hazret-i Üstad açıkça şöyle anlatır:
    “İddiacı demiş: Said'in gizli düşmanı yok. Ve onu zehirleyen yok. Ve zındık namını verdiği ve kırk seneden beri Said onların ehl-i iman hakkındaki ifsadatına karşı Kur'an'ın hakikatları ile mukabele ettiği bir komite yoktur.…Hem gizli düşmanı ve ifsad komitesi yok demesi öyle bir yalandır ki, Komünist ve Mason ve Taşnak gibi çok komiteler lisan-ı hal ile; bu iftiradır, biz meydandayız derler. Ve otuz seneden (1948) beri emsalsiz bir tarzda Said'in başına gelen elîm hâdiseler, hususan bu on ay tecrid-i mutlak ve Said'in herşeyi bırakıp bütün kuvvetiyle Kur'an için o mütecaviz din düşmanlarına karşı yüz Nur risaleleriyle galibane çalışması, o yalan davayı yüz hüccetle tekzib eder.” (Ş:423)
    KOMİTELER ARASI İŞBİRLİĞİ
    “Kırk seneden (1948 Afyon Hapishanesi) beri benim ile mücadele eden gizli zındıka komitesiyle şimdi onlara iltihak eden komünist komitesinden bir kısmı, ehemmiyetli birer resmî makam elde ederek karşıma çıkıyorlar. Hükûmet ise, ya bilmiyor veya müsaade ediyor diye çok emareler bana endişe veriyor.” (Ş:382)
    YE'CÜC VE ME'CÜCÜN KOMİTESİ
    “Âhirzamanda gelecek Ye'cüc ve Me'cücün komitesi, anarşistler olduğuna Kur'an işaret ediyor.” Em: 159“Fakat şimdi bu zamanda ejderhalar, ifritler hükmünde dinsizlik komitelerinin hücumları ve tahribatları zamanında müdafaamda, bende görünen o sinek kanadı kadar kusurları görmek, o hücum edenlere bir yardım hükmüne geçmektir.” (Em:154)
    ÜÇ CEREYAN
    Bu memlekette ana yapısı itibariyle üç cereyanın olduğunu Hazret-i Üstad şöyle beyan eder:
    Şimdi Kur'an, İslâmiyet ve bu vatan zararına üç cereyan var:
    Birincisi: Komünist, dinsizlik cereyanı. Bu cereyan yüzde otuz-kırk adama zarar verebilir.
    İkincisi: Eskiden beri müstemlekâtların, Türklerle alâkalarını kesmek için, Türkiye dairesinde dinsizliği neşretmek için; ifsad komitesi namında bir komite. Bu da yüzde on-yirmi adamı bozabilir.
    Üçüncüsü: Garplılaşmak ve Hristiyanlara benzemek ve bir nevi Purutluk mezhebini İslâmlar içinde yerleştirmeye çalışan ve dinde hissesi olmayan bir kısım siyasîler heyetidir. Bu cereyan yüzde belki binde birisini, Kur'an ve İslâmiyet aleyhine çevirebilir.” (Em:208)
    “Altmışbeş sene evvel bir vali bana bir gazete okudu. Bir dinsiz müstemlekât nâzırı Kur'anı elinde tutup konferans vermiş. Demiş ki: "Bu, İslâmların elinde kaldıkça, biz onlara hakikî hâkim olamayız, tahakkümümüz altında tutamayız. Ya Kur'anı sukut ettirmeliyiz veyahut Müslümanları ondan soğutmalıyız."İşte bu iki fikirle, dehşetli ifsad komitesi bu bîçare, fedakâr, masum, hamiyetkâr millete zarar vermeye çalışmışlar.” (Em:223)
    KOMİTENİN İKİ İTHAMI: “İRTİCA” VE “DİNİ SİYASETE ALET”
    “Hükûmet-i Cumhuriye "Dîni dünyadan tefrik edip bîtarafane kalmak" prensibini kabul etmiş; dinsizlere, dinsizlikleri için ilişmediği gibi; dindarlara da, dindarlıkları için ilişmemesi o prensibin icabatındandır. Öyle de; ben dahi bîtaraf ve hürriyetperver olması lâzım gelen Hükûmet-i Cumhuriyenin dinsizliğe tarafdar ve entrikaları çeviren ve hükûmetin me'murlarını iğfal eden gizli menfi komitelerden tefrik edilip, hükûmetin onlardan uzak olmasını istiyorum; o entrikacılarla mübareze ediyorum.
    O komitelerden, tesadüfle hükûmetin me'muriyetine girenler, ciddi dindarlara takmak için iki kulp elinde tutmuş, garaz ettikleri dindarlara takıyorlar ve hükûmeti iğfâle çalışıyorlar.
    O iki kulpun birisi: O mülhidlerin dinsizliğine temayül göstermemek mânasiyle "İrtica" kulpunu takıyor. Diğeri: Hâşâ ve hâşâ! dinsizliği, bu Hükûmet-i İslâmiyenin ayn-ı siyaseti telâkki etmediğimiz mânasında "Dini siyasete alet etmek" kulpu ile lekelemek istiyorlar.
    Evet, Hükûmet-i Cumhuriye, o gizli müfsidlerin vatana ve millete muzır efkârlarını elbette terviç etmez ve tarafdar olamaz. Menetmek, cumhuriyet kanunlarının muktezasıdır. Ve öyle müfsidlere tarafdarlık ile, cumhuriyetin esaslı prensiplerine zıddı zıddına gidemez. Hükûmet-i Cumhuriye, bizim ile o müfsidler mabeyninde hakem hükmünü alsın. Hangimiz zâlim ise ve tecavüz ediyorsa; o vakit, hakem hükmünü versin ve hâkimlik noktasında hükmünü icra etsin.
    Evet inkâr edilmez ki; kâinatta, dinsizlik ile dindarlık, Âdem zamanındanberi cereyan edip geliyor ve kıyamete kadar gidecektir. Bu mes'elemizin künhüne vakıf olan herkes, bize olan bu hücumun, doğrudan doğruya dinsizlik hesabına dindarlığa bir taarruz olduğunu anlar. Ekser-i hükemanın Garbda ve Avrupa'da zuhuru; ve ağleb-i Enbiyanın Şarkda ve Asya'da tulu'ları Kader-i Ezelînin bir işaret ve remzidir ki; Asya'da hâkim, galib, din cereyanıdır. Elbette, Asyanın ileri kumandanı olan bu Hükûmet-i Cumhuriye, Asya'nın bu fıtrî hâsiyetinden ve mâdeninden istifade edecek. Ve bîtarafane prensibini, değil dinsizlik tarafına, belki dindarlık tarafına temayül ettirecektir.” (T:241)
    İFSAD KOMİTESİNİN İKİ PLANI
    Bir devre, tesirli olarak bu komitelerin merkezi durumundaki İngilterenin bu komiteler namına icraatlarını beyan eden Bediüzzaman Hazretleri şöyle der:
    “İngiltere hükümeti, İslamlar hakkında iki türlü hatt-ı hareket takip etmektedir.
    Birisi: O zamanın İslamların önderliğini yapan Türklere karşı olup, Türkiye’de gizli bir ifsad komitesi kurarak Türkleri İslamiyet’ten uzaklaştırmaya ve Kur’an-ı Türkiye’de sûkut ettirmeye çalışmakta idiler.
    Diğeri de : Türkiye’den başka memleketlerdeki müslümanlara tatbik edilen siyaset idi ki, bu siyasete göre de din hususunda müslümanlara geniş müsamaha gösteriyorlar ve onları okşuyorlardı. Türkiye’deki faaliyetlerinden, Türkleri İslamiyet’ten uzaklaştırmak ve bu gayede muvaffak oldukları takdirde Türkleri diğer müslümanların gözünden düşürerek Türkleri bertaraf etmek amacını güdüyorlardı. Lozan Muahedesi’nde İngilizler, İslamiyet ve Kur’an aleyhinde olan siyasetlerine devam ederek, o zamanki Türk hükümetiyle İslamiyeti Türkiye’den kaldırmak esasında anlaşmaya varmışlardı. Eski İngiliz Başvekili Loid Core ölünceye kadar bu siyaseti izhar etmiştir. Lozan Antlaşmasına göre zamanın hükümeti İngilizlere İslamiyeti peşkeş çekmişler, Türkiye’den İslamiyeti otuz sene zarfında kaldıracaklarını tahmin ederek ona göre teşkilatlar vücuda getirerek çalışmaya başlamışlardı. Otuz sene geçince, bu müddetin kafi gelmediğini görerek tekrar otuz sene daha çalışmak icab ettiğini o zamanın başvekili Meclis’te açıklamıştı.” (Elyazma Emirdağ Lahikası-II)
    Bu komitelerin dış güçler eliyle bu vatanda icraat yaptıklarını beyan eden ifadeler şöyledir:
    “Aziz kardeşlerim! Ecnebi parmağıyla idare edilen zındıka komiteleri, İslâmiyeti imha için, İslâm memleketlerinde, bilhassa Türkiye'de, öyle desiselerle entrikalar çevirmişler, haince dolaplar döndürmüşler, hunharane ve vahşiyane zulümler irtikâb ve şeytanî ve menfur plânlar tatbik etmişler ve iğfalatta bulunmuşlar; iblisane, sinsî metodlar takib etmişler ve kardeşi kardeşe çarpıştırmışlar ve öyle aldatıcı yalan ve propagandalar ve yaygaralar yapmışlar, fitne ve fesad ve tefrika tohumları saçmışlardır ki; bunlar İslâm'ın bünyesinde derin rahneler açmış ve büyük tahribatlar yapmıştır.” (S:771)
    “Bediüzzaman, Barla'ya 1925-1926 senelerinde nefyedilmiştir. Bu tarihler, Türkiye'de yirmi beş sene devam edecek bir istibdad-ı mutlakın icrâ-yı faaliyetinin ilk seneleri idi. Gizli dinsiz komiteleri, "İslâmî şeairleri birer birer kaldırarak İslâm ruhunu yok etmek, Kur'anı toplatıp imha etmek " plânlarını güdüyorlardı.Buna muvaffak olunamayacağını iblisane düşünerek, "Otuz sene sonra gelecek neslin kendi eliyle Kur'anı imha etmesini intaç edecek bir plân yapalım" demişler ve bu plânı tatbike koyulmuşlardı. İslâmiyeti yok etmek için tarihte görülmemiş bir tahribat ve tecavüzat hüküm sürmüştür.” (T:153)
    “Hakikî bir Müslüman, samimî bir mü'min hiçbir zaman anarşiye ve bozgunculuğa taraftar olmaz. Dinin şiddetle menettiği şey fitne ve anarşidir. Çünkü, anarşi hiçbir hak tanımaz. İnsanlık seciyelerini ve medeniyet eserlerini canavar hayvanlar seciyesine çevirir ki, bunun âhir zamanda "Ye'cüc" ve "Me'cüc" komitesi olduğuna Kur'ân-ı Hakîm işaret buyurmaktadır.” (T:153)

    II. KISIM
    KOMİTELERİN TAHRİBATININ TAMİRİ
    EVVELA KÜFRÜN BELİ KIRILDI
    Risale-i Nur müellifi Bediüzzaman Said Nursî, öyle bir mücahid-i İslâmdır ki; ve te'lifatı Risale-i Nur, öyle uyandırıcı ve öyle halâskâr ve öyle fevkalâde ve cihangir bir eserdir ki: Din aleyhindeki bütün o komitelerin bellerini kırmış, mezkûr muzır ve habis faaliyetlerini akamete düçar ve dinsizlik esaslarının temel taşlarını paramparça etmiş ve köküyle kesmiştir ve İslâmî ve imanî fütuhatı, perde altında, kalbden kalbe inkişaf ettirmiş ve Kur'an-ı Azîmüşşan'ın hâkimiyet-i mutlakasına zemin ihzar etmiştir.” (S:771)
    HER İKİ DECCALIN TAHRİBATINI TAMİR VAZİFESİ
    “Hazret-i Mehdi'nin cem'iyet-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid'akâranesini tamir edecek, Sünnet-i Seniyeyi ihya edecek; yani âlem-i İslâmiyette risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkâr niyetiyle şeriat-ı Ahmediyeyi (A.S.M.) tahribe çalışan Süfyan komitesi, Hazret-i Mehdi cem'iyetinin mu'cizekâr manevî kılıncıyla öldürülecek ve dağıtılacak.Hem âlem-i insaniyette inkâr-ı uluhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden Deccal komitesini, Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın din-i hakikîsini İslâmiyetin hakikatıyla birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaatı namı altında ve "Müslüman İsevîleri" ünvanına lâyık bir cem'iyet, o Deccal komitesini, Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak; beşeri, inkâr-ı uluhiyetten kurtaracak.” (M:441)
    “Âhirzamanda Hazret-i Mehdi'nin Süfyanî komitesine galebesi, Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın Deccal komitesini dağıtması ve şeriat-ı İslâmiyeye tebaiyetine dairdir.” (M:517)
    MEŞVERETLE İŞ GÖRMEK
    Münakaşa etmemek ve meşveretle hareket etmek komiteye karşı bir tedbirdir.
    “Dikkat ediniz, küfr-ü mutlakı müdafaa eden gizli komite içinize parmak sokmasın. Benim komşudaki koğuşa parmağını soktu, beni azab içinde bıraktı. Şimdi siz, mabeyninizde münakaşasız bir meşveret ediniz. Kararınızı kabul ederim.” (Ş:327)
    KAHRAMANLIK DAMARI TAŞIMAK
    “Evet Nurcular cem'iyet memiyet, hususan siyasî ve dünyevî ve menfî ve şahsî ve cemaatî menfaat için teşekkül eden cem'iyet ve komite değiller ve olamazlar. Fakat bu vatanın eski kahramanları kemal-i sevinçle şehadet mertebesini kazanmak için ruhlarını feda eden milyonlar İslâm fedailerinin ahfadları, oğulları ve kızları, o fedailik damarından irsiyet almışlar ki, bu hârika alâkayı gösterip Denizli Mahkemesinde bu âciz bîçare kardeşlerine bu gelen cümleyi onlar hesabına söylettirdiler:
    "Milyonlar kahraman başlar feda oldukları bir hakikata başımız dahi feda olsun" diye onlar namına söylemiş, mahkemeyi hayret ve takdirle susturmuş. Demek Nurcularda hakikî, hâlis, sırf rıza-yı İlahî için ve müsbet ve uhrevî fedailer var ki; mason ve komünist ve ifsad ve zındıka ve ilhad ve Taşnak gibi dehşetli komiteler o Nurculara çare bulamayıp hükûmeti, adliyeyi aldatarak lastikli kanunlar ile onları kırmak ve dağıtmak istiyorlar. İnşâallah bir halt edemezler. Belki Nur'un ve imanın fedailerini çoğaltmağa sebebiyet verecekler. Said Nursî (Ş:520)
    Onlar nasıl zorla en mahrem risaleleri en nâmahreme okuttular.. öyle de, zorla ısrar edip bizi cem'iyet yapmağa mecbur ediyorlar. Halbuki cem'iyet ve komiteciliğe hiç ihtiyacımızı hissetmiyorduk. Çünki ittihad-ı ehl-i iman cemaatındeki uhuvvet-i İslâmiye; Nurcularda pek hâlisane, fedakârane inkişaf ettiği gibi ve eski ecdadlarımızın kemal-i aşkla ruhlarını feda ettikleri bir hakikata Nur şakirdleri o milyonlar kahraman ecdadlarından irsiyet aldıkları kuvvetli bir fedailik ile o hakikata bağlanmaları, şimdiye kadar resmî veya siyasî, gizli ve aşikâr cem'iyetler ve komiteciliğe ihtiyaç bırakmıyordu. Demek şimdi bir ihtiyaç var ki, kader-i İlahî onları bize musallat ediyor. Onlar mevhum bir cem'iyet isnadıyla zulmederler. Kader ise, "neden tam ihlasla, tam bir tesanüdle, tam bir hizbullah olmadınız?" diye bizi onların elleriyle tokatladı, adalet etti.” (Ş:534)
    KOMİTENİN TAHRİK PLANINA GELMEMEK
    “Bu defa taarruz pek geniş dairede.. Reis-i Hükûmet ve hazır kabine, plânlı, dehşetli bir evham ile bir hücum etti. Benim aldığım bir habere göre ve çok emarelerle gizli münafıkların yalan jurnalleri ve desiseleriyle bizi hilafet komitesiyle ve Nakşî tarîkatının gizli cem'iyetiyle tam alâkadar, belki pişdar gösterip hükûmeti büyük bir telaşa sevkederek, Nur'un büyük mecmualarının İstanbul'da cildlenip âlem-i İslâm'a intişarını ve gayet makbuliyetlerini bir delil gösterip, hükûmeti korkutup, kıskanç resmî hocaları ve vehham memurları aleyhimize insafsızca çevirdiler. Tahminlerince herhalde çok vesikalar, emareler görülecek, hem Eski Said damarıyla tahammül etmeyerek ortalığı karıştıracak diye kanaatları varmış. Cenab-ı Hakk'a hadsiz şükür olsun, o musibeti binden bire indirdi. Bütün taharrilerde hiç bir cem'iyet ve komitelerle bir alâkamızı bulamadılar.” (Ş:536)
    “Dinsiz komitelerin neşriyatlarının vesvese ve şübheleri neticesinde yıkılan imanları Risale-i Nur eserleri isbatçılıkla imar ediyor.İşte gençliğimizin Risale-i Nur'a elektriklenmiş gibi sarılmalarının en ince sır ve hikmetlerinden bir tanesi de budur: Senelerden beri feragat-ı nefisle ve eşsiz bir fedakârlıkla ihtiyar, hasta ve fevkalâde ihtimama muhtaç bir çağda gizli düşmanları olan komünist ve masonların ve bunlara aldananların çeşitli işkencelerine karşı, tahammülün fevkinde sabır ile Bediüzzaman Said Nursî; din aleyhindeki birçok sinsi plânları hakikatbîn nazarıyla, realist görüşüyle fark etmiş, dehşetli dessasane ve perdeli olan bu plânları akîm bırakacak imanî eserleri te'lif etmiştir.” (Ş:552)
    “Ecnebi menfaati hesabına ve bu millet ve bu vatanın pek büyük zararına çalışan bir gizli komite, bizim beraetimizi bozmak için, her tarafta habbeyi kubbe yaparak bir kısım memurları aleyhime evhamlandırdılar. Bir maksadları; benim sabrım tükensin, artık yeter dedirtsinler. Zâten onların şimdi benden kızdıklarının bir sebebi; sükûtumdur, dünyaya karışmamaktır. Âdeta ne için karışmıyorsun, tâ karışsın maksadımız yerine gelsin diyorlar.” (E:18)
    “Gizli komite beni sıkıştırmakla bir hâdise çıkarmak istiyordular. Bir ecnebi müdahalesi hesabına ve müslümanlar ve vatan zararına, bütün bütün kanunsuz ve keyfî bir tarzda, damarıma şiddetle dokunan ihanetler ve sıkıntılarla tazibleri, onlara dünyada tam zarar, âhirette Cehennem ve sakar; ve bize, dünyada mükemmel sevab ve zafer ve âhirette inşâallah Cennet ve âb-ı kevseri kazandırır. Demek bu gizli plânı heyet-i vekile ve reis hissetmiştiler ki; buralarda umum memurlar, hattâ vali ve kaymakam, zabıta benimle görüşmekten kaçıyor ve ürküyordular. Ben de hayret ederdim. Fakat elimizde yalnız Nur bulunduğunu ve siyaset topuzu bulunmadığını, zerre kadar aklı bulunanlar anladılar. Garibdir ki, en ziyade lehime çalışması lâzım olan bazı vazifedarlar, aleyhimde istimal ve istihdam edildi.
    Nurcular, çok ihtiyat ve dikkat ve temkinde bulunmaları lâzımdır. Çünki manevî fırtınalar var, bazı dessas münafıklar her tarafa sokulur. İstibdad-ı mutlaka dinsizcesine taraftarken, hürriyet fırkasına girer; tâ onları bozsun ve esrarlarını bilsin, ifşa etsin.” (E:160)
    RİSALE-İ NUR HIZIR GİBİ YETİŞTİ
    “Ehl-i imana hücum eden ehl-i dalalet, -bu asır cemaat zamanı olduğu cihetiyle- cem'iyet ve komitecilik mayesiyle bir şahs-ı manevî ve bir ruh-u habis olmuş, Müslüman âlemindeki vicdan-ı umumî ve kalb-i küllîyi bozuyor. Ve avamın taklidî olan itikadlarını himaye eden İslâmî perde-i ulviyeyi yırtıyor ve hayat-ı imaniyeyi yaşatan, an'ane ile gelen hissiyat-ı mütevâriseyi yandırıyor. Herbir müslüman tek başıyla bu dehşetli yangından kurtulmaya me'yusane çabalarken, Risale-i Nur Hızır gibi imdada yetişti. Kâinatı ihata eden son ordusunu (*) gösterip ve ondan mukavemetsûz maddî, manevî imdad getirmek hizmetinde hârika bir emirber nefer olarak Âyet-ül Kübra Risalesi'ni İmam-ı Ali (R.A.) keşfen görmüş, ehemmiyetle göstermiş.
    (*): Kâinatı dağıtamayan bir kuvvet onu bozamaz. (K:56)
    KOMİTELERİN BAZI HOCALARA PLANI
    “Risale-i Nur'un zaîf veya yeni şakirdlerini vesveseden kurtarmak için beyan ediyorum ki: Gizli bir komitenin desisesiyle safdil bazı hocalar veyahut bid'a tarafdarları bazı muarızlar, Risale-i Nur'un hiç zedelenmez bazı hakikatlarına karşı gelmek için, benim çok kusurlu ve -itiraf ediyorum- çok hatalı şahsımın noksanlarını ve hatalarını işaa etmek ve beni onlar ile çürütmekle Risale-i Nur'a ilişmek ve darbe vurmak istediklerinin bu yirmi senedir yirmi ehemmiyetli hâdisesi var.” (E:48)
    KOMİTENİN GÜCÜNÜN BİR DERECE KIRILDIĞININ BEYANI
    “Nurcular, siyasetlerle alâkaları olmaz. Yalnız iman hakikatlarıyla bütün hayatları bağlıdır. Şimdiye kadar gizli komiteden, siyaseti dinsizliğe ve zındıkaya âlet edenler, istibdad-ı mutlakla Nurcuları ezdiler. İnşâallah bir sebeb çıkar (Haşiye) o istibdadı kıracak, masum ve mazlum Nurcuları kurtaracak. Fakat çok dikkat ve ihtiyat lâzımdır. Risale-i Nur, dünyada her cereyanın fevkinde bulunması ve umumun malı olması cihetiyle, bir tarafa tâbi' ve dâhil olmaz. Belki mütecaviz dinsizlere karşı haklı tarafa yardımcı olur ve dost olur ve ihtiyat kuvveti hükmünde onlara bir nokta-i istinad olur. Fakat siyaset hesabına değil; belki Nurların intişarı ve maslahatı hesabına bazı kardeşler; Nurlar namına değil, belki kendi şahısları namına girebilir. Hususan mübarek Isparta'nın şimdiye kadar Nurlar medresesi olması ve muarızların dahi ona çok ilişmemesi noktasında, dâhilde tarafgirane vaziyet almamak, mu'terizlerin nedametine ve hakikata dönmelerine bir vesile olabilir. Siz daha iyi bilirsiniz.
    (Haşiye): Demokrat çıktı, bir derece kırdı.(E:161)
    İKİ ÇARE:RİSALE-İ NUR VE DOĞU DAR-ÜL FÜNUNU
    Otuz sene (1948) evvel Dâr-ül Hikmet a'zası iken, bir gün arkadaşımızdan ve Dâr-ül Hikmet a'zasından Seyyid Sa'deddin Paşa dedi ki: "Kat'î bir vasıta ile haber aldım; kökü ecnebide ve kendisi burada bulunan bir zındıka komitesi, senin bir eserini okumuş. Demişler ki, bu eser sahibi dünyada kalsa, biz mesleğimizi (yani zındıkayı, dinsizliği) bu millete kabul ettiremiyeceğiz. Bunun vücudunu kaldırmalıyız." diye senin i'damına hükmetmişler. Kendini muhafaza et." Ben de "Tevekkeltü Alallah, ecel birdir, tegayyür etmez" dedim.İşte bu komite, otuz sene belki kırk seneden beri hem tevessü' etti, hem benimle mücadelede herbir desiseyi istimal etti. İki defa imha için hapse ve onbir defa da beni zehirlemeye çalışmışlar (şimdi ondokuz defa oldu.) ” (E:193)
    “Sâlisen: Altmışbeş sene evvel bir vali bana bir gazete okudu. Bir dinsiz müstemlekât nâzırı Kur'anı elinde tutup konferans vermiş. Demiş ki: "Bu, İslâmların elinde kaldıkça, biz onlara hakikî hâkim olamayız, tahakkümümüz altında tutamayız. Ya Kur'anı sukut ettirmeliyiz veyahut Müslümanları ondan soğutmalıyız."İşte bu iki fikirle, dehşetli ifsad komitesi bu bîçare, fedakâr, masum, hamiyetkâr millete zarar vermeye çalışmışlar. Ben de altmışbeş sene evvel bu cereyana karşı, Kur'an-ı Hakîm'den istimdad eyledim. Hakikate karşı kısa bir yol ve bir de pek büyük bir Dârülfünun-u İslâmiye tasavvuru ile, altmışbeş senedir, âhiretimizi kurtarmak ve onun bir faidesi olarak hayat-ı dünyeviyemizi de istibdad-ı mutlaktan ve dalaletin helâketinden kurtarmaya ve akvam-ı İslâmiyenin mabeynindeki uhuvvetini inkişaf ettirmeye iki vesileyi bulduk:
    Birinci Vesilesi: Risale-i Nur'dur ki; uhuvvet-i imaniyenin inkişafına kuvvet-i iman ile hizmet ettiğine kat'î delil, emsalsiz bir mazlûmiyet ve âcizlik haletinde te'lif edilmesi ve şimdi âlem-i İslâm'ın ekserî yerlerinde ve Avrupa ve Amerika'ya da tesirini göstermesi ve ihtilâlcilere ve dinsiz felsefeye ve otuz seneden beri dehşetli bir surette maddiyyun ve tabiiyyun gibi dinsizlik fikrine karşı galebe çalması ve hiçbir mahkeme ve ehl-i vukuf dahi onları cerhedememesidir. İnşâallah bir zaman da, sizin gibi uhuvvet-i İslâmiyenin anahtarını bulan zâtlar, bu mu'cize-i Kur'aniyenin cilvesini âlem-i İslâm'a işittireceksiniz.
    İkinci Vesilesi: Altmışbeş sene evvel Câmi-ül Ezher'e gitmek istiyordum. Âlem-i İslâm'ın medresesidir diye, ben de o mübarek medresede bir ders almaya niyet ettim. Fakat kısmet olmadı. Cenab-ı Hak rahmetiyle bir fikir ruhuma verdi ki:
    Câmi-ül Ezher Afrika'da bir medrese-i umumiye olduğu gibi; Asya, Afrika'dan ne kadar büyük ise, daha büyük bir dârülfünun, bir İslâm üniversitesi Asya'da lâzımdır. Tâ ki İslâm kavimlerini, meselâ Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan, Kürdistan'daki milletleri, menfî ırkçılık ifsad etmesin. Hakikî, müsbet ve kudsî ve umumî milliyet-i hakikiye olan İslâmiyet milliyeti ile “innema’l mü’minüne ıhvetün” Kur'anın bir kanun-u esasîsinin tam inkişafına mazhar olsun. Ve felsefe fünunu ile ulûm-u diniye birbiriyle barışsın ve Avrupa medeniyeti, İslâmiyet hakaikıyla tam musalaha etsin. Ve Anadolu'daki ehl-i mekteb ve ehl-i medrese birbirine yardımcı olarak ittifak etsin diye vilayat-ı şarkıyenin merkezinde hem Hindistan, hem Arabistan, hem İran, hem Kafkas, hem Türkistan'ın ortasında Medreset-üz Zehra manasında, Câmi-ül Ezher üslûbunda bir dârülfünun; hem mekteb, hem medrese olarak bir üniversite için, tam ellibeş senedir Risale-i Nur'un hakaikına çalıştığım gibi, ona da çalışmışım.” (Em:224)
    “İşte ben ellibeş seneden beri İngilizlerin bu gizli çalışan Kur’an düşmanlarına karşı Risale-i Nur’u ikameye çalıştım. Cenab-ı Hakk’a yüzbin şükür olsun ki, Risale-i Nur onların bu sinsi siyasetine karşı geldi ve onları mağlup etti. Eski İttihad-ı İslam ve İttihad-ı Muhammedi’nin arkadaşı olan demokratların bazı dindarları, herşeyden önce elmas bir kılınç gibi Kur’an-i hakikatlar olan Risale-i Nur’u ellerinde tutarak Alem-i İslamın kardeşliğini kazanmaya ve aynı zamanda İngilizlerin son beyanatlarıyla bize karşı takip ettikleri siyaset ellibeş sene önceki siyasetin aynı olduğu anlaşıldığına nazaran içimizde bulundurdukları ifsat komitelerini yok etmeğe çalışmalıdırlar.” (Elyazma Emirdağ-II)
    GİZLİ KOMİTENİN SLOGANI
    “Müdafaatımın bütün safahatında gizli ve müdhiş bir komiteye karşı mübareze vaziyetini gösteren tarz-ı ifademdeki maksadım şudur:
    Nasılki Hükûmet-i Cumhuriye "Dîni dünyadan tefrik edip bîtarafane kalmak" prensibini kabul etmiş; dinsizlere, dinsizlikleri için ilişmediği gibi; dindarlara da, dindarlıkları için ilişmemesi o prensibin icabatındandır.
    Öyle de; ben dahi bîtaraf ve hürriyetperver olması lâzım gelen Hükûmet-i Cumhuriyenin dinsizliğe tarafdar ve entrikaları çeviren ve hükûmetin me'murlarını iğfal eden gizli menfi komitelerden tefrik edilip, hükûmetin onlardan uzak olmasını istiyorum; o entrikacılarla mübareze ediyorum.
    O komitelerden, tesadüfle hükûmetin me'muriyetine girenler, ciddi dindarlara takmak için iki kulp elinde tutmuş, garaz ettikleri dindarlara takıyorlar ve hükûmeti iğfâle çalışıyorlar.
    O iki kulpun birisi: O mülhidlerin dinsizliğine temayül göstermemek mânasiyle "İrtica" kulpunu takıyor.
    Diğeri: Hâşâ ve hâşâ! dinsizliği, bu Hükûmet-i İslâmiyenin ayn-ı siyaseti telâkki etmediğimiz mânasında "Dini siyasete alet etmek" kulpu ile lekelemek istiyorlar.” (T:241)
    TEK YOL DEVRİM

  4. #4
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.598

    Standart

    Âhirzaman hadiselerinden olan bu bahsin yanlış anlaşılmaması veya bazıların kendi meyillerine göre izah getirmemeleri için, kısaca açıklama yapmak mecburiyeti hasıl olmuştur. İlk defa Risale-i Nur’da yazılan ve duyulan bir meselenin izahının, mutlaka yine Risale-i Nurdan olması gerekir.
    Bediüzzaman Hazretlerinin umuma neşretmediği bir risalesinin bir kısmı olan âhirzaman cereyanlarını ve devrelerini; çeşitli kimseler ve neşir organları değişik şekillerde ve kendi nokta-i nazarlarından yayınlamışlardır. Biz bütün külliyatı nazara alarak tahlil ediyoruz ki, gerçeği anlıyabilelim. Metindeki tabirlerin yanına konulan rakamlar, o kavramın altta izahını göstermektedir.
    Bediüzzaman Hazretleri diyor:
    “Mu’terizane ve tenkidkârane mühim bir sual bana varid oluyor. Diyorlar ki:
    Nasıl bu cumhuriyet-i İslamiyenin bir kısım reislerine Küçük Deccal (1) namı veriyorsun. Halbuki: Diyanet riyasetindeki mühim ulemalar misillu çok ulemalar onlara tabidir. Onlara duacı sayılır.
    Elcevap: Binüçyüzelli (1350) sene evvel Hazret-i Peygamber Aleyhissalatü Vesselam’ın bir şakirdi ve esrar-ı Kur’aniyenin dersini biz¬zat Peygamber Aleyhissalatü Vesselam’dan alan Hazret-i Ali meşhur ve matbu’ kasidesinde demiş ki: (İşte bu kasidede Peygamber Aleyhissalatü Vesselam’dan aldığı derse binaen diyor ki Huruf-u Arabiye, Acemi yani Frengi hurufuna tebdil edildiği zaman deccali intizar ediniz. (Haşiye)
    أَحْرُفُ عُجْمٍ سُطِّرَتْ تَسْطِيراً * بِتَّ بِهَا الأَمِيرُ وَالْفَقِيرَا
    وَقُلْ بِأَنَّ الْوَقْتَ بَانَ وَاقْتَرَبْ * فَانْتَظِرُوا الدَّجَّالَ أَغْوَى مَنْ كَذِبَ
    ثُمَّ اعْلَمُوا مَعَاشِرَ الإِخْوَانِ * أَنَّ غُوَاةَ آخِرِ الزَّمَانِ
    هُمْ عُلَمَاءُ زُوَّقُوا أَفْوَاهَهُمْ * ثُمَّ انْثَنَوْا وَاتَّبَعُوا أَهْوَائَهُمْ
    Evet o işi yapan ise; Küçük Deccallardır ki; (1) Büyük Deccalın (2) ileri ka¬rakoludur. (3) Hem o zamanın en fenası ulemanın fenasıdır. Yani dalaletin en fenası ulema-i su’ namı altındaki bir kısım bedbaht ki: Ulemada dini dünyaya satmış adamlardan gelir. Ben de bu noktaya binaen derim ki: Hangi ulema var ki: Ezan-ı Muhammediyeyi beğenmeyip, ezan yerinde bir şarkıyı kabul etsin. Öy¬leler alim değil, belki
    كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلِ اَسْفَاراً
    altında oluyor.
    شَانِئَكَ هُوَ اْﻻَبْتَرُ( إِنَّ )
    ile binyüzonsekiz (1118) (4) olmakla bu küçük deccallardan yüz sene sonra Büyük Deccala (5) işaret vardır. Nasıl ki; bu geçmiş yüzün (6) iki başında mason komitesinin ve onun bir mukaddi¬mesi olan Yeniçeri içerisine giren fesad komitesi o yüzün iki başında¬dır. (7) Allah ü A’lem..
    ¬Bu gelecek yüzün dahi bu başında bu küçük deccaller (8- komitesi, öteki başında Büyük Deccalın (9) komitesi bulunduğundan إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ ااْﻻَبْتَرُ işaret ediyor. Bunun kuvvetli delillerini daha bu¬lamadım. Bu işaretle şimdilik iktifa ediyorum.
    رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا
    وَاحْفَظْنَا مِنْ شَرِّ النَّفْسِ وَالشَّيْطَانِ وَمِنْ شَرِّ اِلْحَادِى وَالطُّغْيَانِ
    (Haşiye) Cayy-ı dikkattir ki: Frengi hurufatını öğrenmek için; Ramazan gecelerinde çoluk ve çocuğa, zengin ve fukaraya dersıne şenaatına işareten kasidede bir nüshada ( بَتَ ) بِتَّ بِهَا الأَمِيرُ وَالْفَقِيرَا yani gece işlemek tabiriyle işaret ediyor.
    (Bediüzzaman Said Nursi Rumuzat-ı Semaniyeden)
    Burada yazılan ve bir derece kapalı olan bu meseleyi, Risale-i Nur Külliyatının muhtelif yerlerine serpiştirilen ve buradaki remizleri açan başka izahlarına bakıyoruz.
    (1)- KÜÇÜK DECCAL: “Küçük Deccal” tabiri İslam merkezinde faaliyet gösterecek deccala bakar. Küçüklüğü, mahiyeti itibariyle değil, coğrafi tesir alanından kinayedir. Bu hakikati Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade eder:
    “Hem Rus gibi olanlar, mensuh ve tahrif edilmiş bir dini terk etmekle, hak ve ebedî ve kabil-i nesh olmayan bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmadığından, zemin şimdilik onları bırakıp, bunlara hiddet ediyor.” (S:172)
    İslâm merkezindeki deccalın farklı olduğu da şöyle ifade edilir:
    “İslâmların Deccal'ı ayrıdır. Hattâ bir kısım ehl-i tahkik İmam-ı Ali'nin (R.A.) dediği gibi demişler ki: Onların Deccal'ı Süfyan'dır.” (Ş:585)
    (2)- BÜYÜK DECCAL: Risale-i Nur Külliyatında, “Kâfirlerin Büyük Deccal'ı ayrıdır.” (Ş:585) şeklindeki ifadeye göre Büyük Deccal’in kafirlerin içinde çıkacağı ve tahrif edilmiş diğer semavi dinleri birinci derece hedef alacağı yazılıdır.
    Büyük Deccalin nerede ve ne zaman zuhur edeceğini ve ettiğini Bediüzzaman Hazretleri gayet net olarak açıklamıştır. Şöyle ki: “Büyük Deccal'ın kutb-u şimalî dairesinde ve şimal tarafında zuhur edeceğine kinaye ve işarettir.” (Ş:586)
    “Büyük Deccal, şeytanın iğvası ve hükmü ile şeriat-ı İseviyenin ahkâmını kaldırıp Hristiyanların hayat-ı içtimaiyelerini idare eden rabıtaları bozarak, anarşistliğe ve Ye'cüc ve Me'cüc'e zemin hazır eder.” (Ş:593)
    “Lenin'den sonra Rus hükûmetinin başına geçirerek Rusya'nın başını patlatıp bin senelik mahsulâtını yaktırdılar. Büyük Deccal'ın komitesini ve bir kısım icraatını gösterdiler. Ve sair hükûmetlerde dahi ehemmiyetli sarsıntılar verip karıştırdılar.” (Ş:588)
    Şualar kitabında izahı bulunan bu meselede “Büyük Deccal”ın kim olduğunu Hz. Üstad gayet net bir şekilde açıklamıştır.
    (3)- İLERİ KARAKOL: Yani “Küçük Deccal” olan İslâm Deccalı Süfyan, dünya sulhünun medarı olan İslâmiyetin tahribine çalışmasıyla Büyük Deccalın istilasına zemin hazırlamıştır. Nitekim dinsizliğin dünyayı istilası daha çok İkinci Dünya Harbinden sonra olmuştur.
    (4)- DECCAL KOMİTE REİSLERİN EBCED RAKAMI VE ARTI YÜZYIL: Yani ebced hesabiyledir. Hicri veya Rumi tarih değildir. Şöyleki 1017 ebced rakamiyle malum deccaliyetin dört rüknü olan şahıslardan üçüne delalet ediyor..
    (5)- 28 ŞUBAT’A : 100 ilavesiyle 1997 lere bakar. “ وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَوْلِيَاؤُهُمُ الطَّاغُوتُ bin dörtyüz onyedi (1417)” (Ş:270) 1417 hicri olarak 1997 miladi senesine tekabül eder, O zamanda Deccal komitesinin Kur’an aleyhine dehşetli bir devresine ve icraatına ve 28 Şubat kararlarına hem manasıyla hem tarihiyle işaret eder. Allah u A’lem..
    (6)- GEÇMİŞ YÜZYIL: 1800’lü yılların başından itibaren vukûa gelen hadiselerden bir kaçı: “Nizam-ı Cedid, Sened-i İttifak, Tanzimat Fermanı, Islahat Hareketleri, 93 Rus Harbi meş’umesi, 1898 Yunan Osmanlı Harbi.”
    (7)- GEÇMİŞ YÜZYILIN İKİ BAŞI: Her iki deccalin ortaya çıkmasına kadar, hem İslam merkezi olan Osmanlı içinde, hem de büyük Deccal’a zemin hazırlayan dünya devletleri içinde, geçmiş yüz senede İslâm aleyhine dehşetli hazırlıklar yapılmıştır. Kısaca şöyledir:
    Evvelen İslam’ın hakimiyetini sağlayan İslam Devletini ortadan kaldırmak için, o asrın bir başını tutan Mason Komitesi içten içe çalışmıştır. “Nizam-ı Cedid- Sebkan-ı Cedid” gibi yenilenme hareketleri, bütün bütün İslama zıt olduğu halde sanki kurtuluş reçetesi gibi takdim olunmuştur.
    Osmanlı tarihi uzmanı olan değerli tarihçi Ziya Nur Aksun bu devreyi şöyle anlatır:
    “1792 .. Askerî mağlubiyetlere uğramamız bir kısım rical arasında, kendi nizamımıza ve millî sistemimize karşı şüphe uyandırdı. Güya Devleti kuvvetlendirmek içi Nizam-ı Cedid (Yeni Düzen) ismi ile anılan bir kısım nizamlamalara girişildi. Bunu tatbik eden adamlar, fikren gayet nâkıs, ciddî bir nâmus telâkkisinden uzak, idealist olmaktan berî kimselerdi. Bunların şahsî ahvalini, ŞÂNİ-ZADE’de Âsımın gizli ve matbu tarihlerinde görmek mümkündür. Cedîd’ci ricalin çoğu şahsî menfaatlerini ve zevklerini düşünüyorlardı. Bunların tasarrufları, cemiyette maddî ve manevî huzursuzluk doğurdu… askeri mekteblerde Avrupadan getirilmiş zabitlere dersler verdittirilmişti.” (Gayr-ı Resmi Tarihimiz Ziya Nur Aksu sh: 158)
    Yine bu devrede “bir İngiliz filosu bayram namazından istifade ederek Çanakkale Boğazını geçerek İstanbul önlerine kadar gelmiştir. Donanmanın gelişinde bazı dahili ricalin de parmağı bulunduğu söylenmektedir. Bu filo hiçbir şey yapamayıp İstanbul sahillerine üç gün içinde 1300 top tabiye etti. Amiral güç hal Çanakkaleyi terk etti ve birkaç gemisini de kaybetti. (a.g.e)
    Bu dönemde padişah olan lll. Sultan Selim Han bu durumları düzeltmek için çok uğraşmasına rağmen içeriye girmiş olan komitelerin tesiriyle fazla bir şey yapamamış ve tahttan indirilmiş ve boğdurularak şehid edilmiştir. (R.H.)
    Şair de olan Padişah içinde bulunduğu durumu şu mısralarla dile getirmiştir:
    “Millet ve devlete layık mı bu vaz-ı nâ- sâz
    Bunun encamını tedvîre Selim mecburuz.”
    Risale-i Nur Külliyatında bu tarih ile alakalı olarak İbrahim suresi 3. ayetin bir kelimesinin işarî manasını Bediüzzaman Hazretleri şöyle tefsir etmiştir:
    “ وَيَبْغُونَهَا عِوَجاً nin makamı, tenvin "nun" olmak cihetiyle bin ikiyüz dokuz (miladi 1794) ederek şeriat-ı İslâmiyeye sû'-i kasd olarak ecnebi kanunlarını adliyeye sokmak fikri ve teşebbüsü tarihine tam tamına tevafukla bakar.” (Ş:725)
    Devletin içinde 1807-1808’de Cedidci-Muhafazkâr çekişmeleri olmuş. Mason ve İfsad Komitesinin tesirindeki Cedid’ciler ve daha bazı komiteler, fesad kazanı kaynatıp devletin güçsüz kalmasına sebep olmuşlardır.
    “Yeni yâran ve âyan hareketlerinin başında bulunan Alemdar, bu zümrenin menfaat ve hukukunu taht-ı emniyete alabilmek için Kâğıthâne’de bir toplantı yaptırdı. Böylece “Sened-i İttifak” denilen vesika doğdu. Âyan hareketinin bir neticesi olan bu “hâcâlet vesikası” maalesef bazı esasîye kitaplarında “Türk Magna Cartası” gibi, gayet yanlış tabirlerle değerlendirilmektedir. Bundan sonra “Sebkân-ı Cedid” ismi altında yeni bir ocak kuruldu.” (age. 166)
    Bu kargaşalarda mühim rol oynayan ve sadrazam yapılan Alemdar Mustafa Paşa hakkında şöyle şu bilgiler vardır:
    “Gayet cahil bir adam olan Alemdar’ın; “Ben buraya kendi arzumla değil, Avrupa hükümdarlarının arzusuyla geldim” dediği mervidir.” (a.g.e. 161)
    İşte İslam deccalinin zuhurundan yüz sene evvel meydana gelen hadiselerden birkaç örnek ki, bunlar hep İslam ve Hilafet düşmanı devletler, bilhassa İngiliz, Fransız ve Rus’ların tahrikleriyle ve tertipleriyle olmuştur.
    VAKA-İ HAYRİYE YALANI
    Yine geçmiş asrın diğer başını tutan ve Risale-i Nur’da çokca bahsedilen “Fesad Komitesi”, yani İslam Birliği ve hilafet düşmanı İngiliz menşe’li bu komite, bir asır sonraki Deccala zemin hazırlamak için İslamın korunmasında çok ehemmiyetli yeri olan Yeniçeri Ocağınının kaldırılması uğraşıyordu. Maalesef bu ocağı kaldırmışlar ve bu menhus işe milleti aldatmak için “Vakıa-i Hayriye” adını takmışlardır.
    Değerli tarihçi Ziya Aksun 1826 senesindeki bu hadiseyi yorumlarken şöyle der:
    “Sonradan vukûa gelen fecî neticeleriyle Ocağın ilgâsına “Vak’a-i Hayriye” demek mümkün değildir. Esasen ilgâ edilen bütün bir Osmanlı Ordusu’dur.” (age. sh: 167)
    İşte bu hadiseyi Hazret-i Üstad “Sırr-ı İnna A’tayna”da şöyle izah eder:
    “Şimdiki

    in manasını göste¬ren komitenin selefleri hükmünde olan Yeniçeri’nin değil, belki Yeni¬çeri’lerin içine karışan fesad komitesi Hilafete karşı isyanlarının başlan¬gıcı olan binikiyüzyirmiiki ve yirmidört (miladi 1806-1808) … binikiyüzkırkiki (miladi 1826) olup, binikiyüzkırkbirden (miladi 1825) kırkikiye kadar vuku’ bulan feci’ hadisenin tarihini… ” (Rumuzat-ı Semaniye 153)
    Bu ifadelerden de anladığımız gibi Yeniçeri Ocağının kaldırılmasında esas rolü İfsad ve Mason komiteleri oynamıştır. 1808-1826 arasında dehşetli hadiseler olmuş, “bir rivayete göre 30 küsur bin, diğerine göre 7-8 bin Yeniçeri öldürülmüştür.” (Bak: age. sh: 167)
    1800 lerden 1900 lere gelinceye kadar bir mühim hadise de “93 harbi” denilen 1877’de Rus’ların Osmanlıya savaş ilan etmesi ve İstanbul önlerine karar gelmesidir. Bu hadise de yine Deccala zemin hazırlayan hadiselerdendir.
    “Eğer şeddeli "mim" dahi şeddeli "lâmlar" gibi bir sayılsa, o vakit bin ikiyüz seksendört (miladi 1868) eder. O tarihte Avrupa kâfirleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmeğe niyet ederek on sene sonra Rusları tahrik edip Rus'un doksanüç (1293) muharebe-i meş'umesiyle âlem-i İslâmın parlak nuruna muvakkat bir bulut perde ettiler.” (Ş:719)
    Risale-i Nur Külliyatından alınan bu bahisler, İslam Deccalının ve Büyük Deccalın zuhur etmesine zemin hazırlayan 19. yüzyıldan 20. yüz yıldaki önemli hadiseleri göstermiş oluyor.
    (- KÜÇÜK DECCALLER : İslam Deccalı Süfyan yani Küçük Deccal (yani kemmiyet (nitelik) cihetinden) bir başında, yani İslâm merkezinde; ve tesiri gelecek yüzyıla kadar devam eder.
    (9)- BÜYÜK DECCAL : Şimal cereyanı, yani kuzeyden çıkıp her tarafa yayılarak tesir alanının genişliği bakımından Büyük Deccal, öteki başında yani Hristiyanlar içinde bulundular ve yüz yıl kadar tesiri devam etmiştir.
    İKİ DECCAL’DE AYNI ZAMANDA ZUHUR EDER
    Her iki deccalin beraberliği ve aynı zamanda zuhur ettikleri ve icraatlarının benzerliği hakkında da şu ifadeler vardır:
    “Hem büyük Deccal'ın, hem İslâm Deccalı'nın üç devre-i istibdadları manasında üç eyyam var.” (Ş:587)
    “Hadîs-i şerif, bu ümmet-i Muhammediyenin (asm) hayatı nokta-i nazarında çok şâmil bir tesiri hâiz iki insanı haber ver¬mektedir.
    Bunlardan biri:
    Mahz-ı mevhibe-i İlâhiye olacak ve kendisine hikmet-i İlâ¬hiye ve hikmet-i Kur’aniye ihsan edilecek.
    Diğeri de:
    Fitnesi, bu ümmet-i Muhammed’e (a.s.m.) şeytandan daha te’sirli olan, bir şerir zâlim olacaktır.
    …Hadîsin be¬yanına göre, ümmet-i Muhammed (A.S.M.) için, şeytandan daha eşedd te’siri hâiz bir kimsenin zuhuru.. ve bil’akis senâ-yı Peygamberîye (A.S.M.) lâ¬yık bir şekilde mahz-ı hidayet ve hik¬met bir zât-ı âlînin mukabele icrasını vazife etmesi, hele bir mu’cize-i Muhammedîyi (A.S.M.) izhar etmek üzere bunların hem-zaman olmalarının hadîsteki kat’iyyet-i beyan dere¬cesinde tam tahakkuk etmemesidir.” (Maidet-ül Kur’an 20)
    “Âhirzamanda dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak:
    Birisi: Nifak perdesi altında, risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkâr edecek Süfyan namında müdhiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır…
    İkinci cereyan ise: Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-ı Nemrudane, gittikçe âhirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla intişar ederek kuvvet bulup, uluhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir. (M:56)
    Netice
    Bütün bunlar ve daha birçok bahisler vardır ki, her iki Deccalin, önceleri ve sonraları, faaliyet sahaları, beraberlikleri ve hakimiyetlerine son verilmesi ve bunu kimlerin yapacağı, Risale-i Nur Külliyatında gayet sarih olarak kaydedilmiştir. Fakat hikmeten mesele biraz farklı yerlere serpiştirilmiştir. Dikkat ve teenni ile bakılırsa herkes görebilir.
    TEK YOL DEVRİM

  5. #5
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.598

    Standart

    Hz.Mehdi'nin zamanında meydana gelen fitnelerden ve kıyametin yakın alametlerinden birisi de Deccal'in ortaya çıkmasıdır. Deccal fitnesi, insanlık tarihinde vuku bulan en büyük ve en dehşetli fitnedir.Bu konuda Resulullah (SAV) şöyle buyurmuştur: "Adem'in yaratılışıyla kıyamet arasında Deccal'den daha büyük bir iş vaki olmamıştır."(Kıyamet Alametleri,208).
    Başka bir hadiste Peygamber Efendimiz "Nuh'tan sonra hiçbir peygamber yoktur ki, kavmini Deccale karşı uyarmış olmasın."(age.209).Bir diğer hadisin devamında : "…İşte ben bunları size anlatıyorum ki, durumu iyi kavrayasınız,onun tuzağına düşmeyesiniz.Sizden sonrakilere anlatasınız onlar da kendilerinden sonra geleceklere anlatsınlar. Çünkü onun fitnesi, fitnelerin en çetinidir."(age.219) buyurmuşlardır.

    "Deccal" kelime anlamı olarak "Hakkı batıl, batılı hak olarak gösteren; yalancı, hilekar; bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen" anlamlarına gelmektedir. Rivayetlere göre "tek gözlü, fakat Allah tarafından gizemli güçlerle donatılmış olan Deccal; dünyanın en uzak köşesinde konuşulan sözleri işitebilecek, tek gözüyle çok uzaklarda olan şeyleri görebilecek,gökyüzünde uçacak, bir merkebi (eşeği) olacak, kısa zamanda dünyayı dolaşacak,yeraltından zenginlikler fışkırtacak,istediği gibi yağmur yağdıracak, dilediğini öldürecek, dilediğini sağ bırakacak; imanı zayıf olanlar bu durum karşısında Deccalın bizzat tanrı olduğunu sanacak ve önünde secdeye kapanacaklar.Ama imanı sağlam olanlar,onun alnındaki "kafir" yazısını okuyacak ve onun imtihanın bir parçası olduğunu anlamakta gecikmeyeceklerdir."(Mekkeye Giden Yol,332;Kıyamet Alametleri,208-220). Kısaca özelliklerini saydığımız, insanüstü özelliklere sahip olan Deccal hakkındaki hadis-i şeriflerin yorumu günümüzde çok daha netleşmiş ve kolaylaşmıştır..

    Deccal'in Özellikleri

    1-Deccal Bir Şahıs mı, Yoksa Bir Sistem midir:
    Hadislerde Deccal'ın bir şahıs olarak tarif edildiği görülmektedir.Örneğin; "Bir gözü kördür, yüzü kızıldır, kıvırcık saçlıdır, kısa boyludur, çocuğu olmayacaktır…"(Kıyamet Alametleri,211) gibi özelliklerinden dolayı Deccal bir insandır. Bu konuda Bediüzaman şöyle bir yorum yapmaktadır: Deccalın şahs-ı surîsi insan gibidir. Mağrur, firavunlaşmış, Allah'ı unutmuş olduğundan, surî, cebbârâne olan hâkimiyetine ulûhiyet namını vermiş bir şeytan-ı ahmaktır ve bir insan-ı dessastır." (15.MEKTUP). Fakat bazı hadis-i şerifler de bizzat Deccal'i değil, onun sisteminin maddi gücünü (teknolojik-bilimsel-askeri-ekonomik-basın yayın vs gücünü) mecazi bir şekilde tarif etmektedir. "Havada uçacak, kırk günde dünyayı dolaşacak, cennet ve cehennemi bulunacak, uzun eliyle denizin dibindeki balıkları çıkaracak …vs" (age.216) gibi özellikler onun devlet-sistem olarak sahip olduğu güç ve imkanlara işaret eder. Bediüzzaman'ın bu husustaki açıklaması şöyle: "Fakat şahs-ı mânevîsi olan dinsizlik cereyan-ı azîmi pek cesîmdir. Rivayetlerde Deccala ait tavsifât-ı müthişe ona işaret eder. Bir vakit Japonya'nın Başkumandanının resmi, bir ayağı Bahr-i Muhitte, diğer ayağı on günlük mesafedeki Port Arthur Kalesinde tasvir edilmiş; o küçük Japon Kumandanının bu surette tasviriyle, ordusunun şahs-ı mânevîsi gösterilmiş."(15.MEKTUP). Başka bir yerde:" Hem Deccalın rejimine ve teşkil ettiği komitesine ve hükümetine ait garip halleri ve dehşetli icraatı, onun şahsıyla alakalı rivayet edilmesi yönüyle mânâsı gizlenmiş.." (5.ŞUA) demektedir.

    2-Deccal'in Bir Gözünün Kör Olması:
    Rivayetlerde "Deccal'in bir gözünün kör veya şaşı olduğu…" bildirilir.(Kıyamet Alametleri,211). Bununla Deccal'in fiziki olarak gözünün kusurlu olacağı kastedildiği gibi; mecazi anlatımla onun maddeci dünya görüşüne işaret edilmiş olabilir. Deccal'in hayat felsefesi ve ideolojisi materyalizm, yani maddeciliktir.Bu düşünceye göre "Allah katından gelen vahyin veya duyu organlarıyla algılanamayan gaybi (duyu ötesi) gerçeklerin hiçbir önemi ve geçerliliği yoktur.Bu nedenle vahye dayalı dini öğretiler ve değerler, insana ve hayata yön vermemeli; ortadan kaldırılmalıdır." Bu, batı kökenli materyalist sosyalizm, kapitalizm, kemalizm, milliyetçilik gibi) ideolojilerin temelinde varolan laik anlayışı ifade eder. Hadiste geçen "Deccal'in bir gözü kördür" cümlesi onun, hayatın sadece bir yanını,maddi yanını gördüğünü; manevi yanından habersiz olduğunu haber vermektedir.(M.Esed;Mekkeye Giden Yol,332). Bediüzzaman bu hadisin açıklamasını benzer şekilde yapmaktadır: "…onlar mutlak kâfir olduklarından, yalnız sınırlı olarak bu dünyayı görecek bir tek gözü var ve âkıbeti ve âhireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder." .(5. ŞUA)

    3- Deccal'in Maddi Gücü Çok Fazla Olacaktır:
    a) "Deccal'in; dünyanın en uzak köşesinde konuşulan sözleri işitebilecek, tek gözüyle çok uzaklarda olan şeyleri görebilecek" olması onun teknolojik harikaları sayesinde, Allah vergisi duyularla görülemeyecek şeyleri görüp, işitilemeyecek şeyleri işitmesi şeklinde açıklanabilir.(M.Esed,.333). Ki günümüzün büyük devletleri, uzaya yerleştirdikleri uydularla dünyadaki herhangi bir yerin resimlerini-haritasını elde edebilmekte; kamera ve dinleme cihazları sayesinde birçok şeyden haberdar olabilmektedir.

    b) "Gökyüzünde uçacak, denizde yürüyecek, bir merkebi (eşeği) olacak, bütün yeryüzünü kırk günde dolaşacak, uzun eliyle denizin derinliklerinden istediği balıkları çıkaracak…" olması Deccal'in sahip olduğu (helikopter, uçak, füze, uydu gibi) hava araçlarına ; (tren, araba gibi) kara taşıtlarına ve (gemi, vapur, denizaltı gibi) deniz araçlarına işaret olabilir.(age.333). Bu konuda Bediüzzaman şunları söylemektedir: "Veyahut onun eşeği, merkebi, dehşetli bir otomobildir veya tayyaredir veyahut-sükût lâzım."(5.ŞUA)

    c) "Göğe emredip yağmur yağdıracak, yere emredip ekin bitirecek, hayvanların memelerini sütle dolduracak…" (Kıyamet Alametleri,219) olması bilimsel yöntemlerle suni yağmurlar yağdırıp istediği ürünü istediği verimde yetiştirebilmesine; bitki ve hayvanlardan hormonlu ürünleri istediği mevsim ve istediği kadar elde edebilmesine işaret olabilir. "Yıkılmaya yüz tutmuş bir harabeye definelerini çıkarmasını emredecek,anında define meydana çıkacak"(Kıyamet Alametleri,219) hadisi de Deccal'in yer altı zenginliklerini (su,petrol ve diğer madenleri) çıkarabilecek bir teknolojik güce sahip olacağını göstermektedir.

    d) "Ölüleri diriltecek ya da dilediğini öldürüp dilediğini sağ bırakacak …"( Kıyamet Alametleri,217) olması bilimsel terörü ve savaş teknolojisiyle bir yandan hayatı ortadan kaldırırken,bir yandan tıbbi buluşlarıyla ölümcül hastalıklara çare bulmasına işaret olabilir.

    e) "Deccal'in doğu ve batı ehli tarafından rahatlıkla duyulabilecek tizde üç sayhası (narası)…" bulunmasını (age.216) veya "Deccal'in çıktığı günün bütün dünyada işitilecek…" olmasını Bediüzzaman şöyle açıklamaktadır: "Bu rivayetler mucizevi bir şekilde haber verir ki, "Deccal zamanında iletişim araçları ve seyahat o derece gelişecek ki, bir olay bir günde bütün dünyada işitilecek. Radyo ile bağırır, doğu-batı işitir ve bütün gazetelerinde okunur. Ve bir adam kırk günde dünyayı devredecek ve yedi kıtasını ve yetmiş hükümetini görecek ve gezecek" diye, zuhurundan on asır evvel telgraf, telefon, radyo, şimendifer, tayyareden mucizevi bir şekilde haber verir." (5.ŞUA)

    4- Cennet ve Cehennemi: Bir hadisi şerifte Resulullah (SAV) şöyle buyurmaktadır:
    "Deccal'in yanında ekmek ve et dağları, su nehirleri olacak…Ona uymayanlar meşakkat içerisinde çalışacaklardır…Bir de yanında iki nehir bulunacaktır. Birine (bembeyaz su nehri olarak görünene) cennet; diğerine (kaynayan bir ateş olarak görünene) de cehennem adını koyacaktır. Kendisine tabi olanları cennete, olmayanları ise cehenneme koyacaktır. Fakat bir de ne görsünler; cennete girenler, yerlerinin cehennem olduğunu görecekler… Sizden biriniz buna yetişirse, ateş olarak gördüğü nehre gelsin ve gözlerini yumarak başını eğip ondan su içsin. Çünkü o, buz gibi bir sudur."(Kıyamet Alametleri,214). Deccal'in cenneti de cehennemi de sahtedir. Onun cenneti sınırsız yeme-içme, sapıklık, zevk-ü sefa, eğlence, egoizm, nefsi azgınlık, lüks-konfor gibi hayvani özellikleri olan günah ve isyan dolu bir yaşantıdan ibarettir. Deccal, insanları kendine bağlamak için onların akıl ve vicdanlarını etkisizleştirerek, bu hayvani yaşamı güzel ve çekici görmelerini sağlamaktadır. Onun cehennemi ise, kendisine uymayanları aç bırakması, baskı ve işkencelere uğratması,zindanlara atması ve öldürmesidir. Bu hadisi Bediüzzaman şöyle açıklamaktadır: "Bunun bir tevili şudur ki: Hükümet dairesinde karşı karşıya kurulan ve birbirine bakan vaziyette bulunan hapishane ile lise mektebi, "Biri hûri ve gılmanın çirkin bir taklidi, diğeri azap ve zindan suretine girecek" diye bir işarettir." (5.ŞUA). Resulullah (SAV), Deccal'in sahte cennetinden uzak durulmasını ve sahte cehenneminden korkulmamasını emrederek, onun cehennemine atılan kişilerin kurtuluşa ereceklerini bildirmişlerdir.

    5- Deccal'in Şeytanları Her İnsana Musallat Olacaktır:
    Bir hadiste "Allah (cc)'ın ona doğudan ve batıdan birçok şeytan göndereceği ve bu şeytanların Deccal'e (Biz senin emrindeyiz, istediğini yapacağız) diyeceği, Deccal'in de onlara (Haydi dağılın insanlara, onların rabbi olduğumu söyleyin, cennet ve cehennemimi anlatın) diye emredeceği; bunun üzerine şeytanların değişik dost-akraba kılığına girerek insanlara (Deccal, Allah düşmanı değil; o sizin rabbinizdir, aranızda hüküm vermek için gelmiş, cennet ve cehennemi vardır.Yanında yiyecek ve içecek de bulunmaktadır, önceki yemeklerimiz bile onun dileğiyle meydana gelmiştir) diyerek onları şiddetli fitnelere düşürecekleri" bildirilmektedir.(Kıyamet Alametleri,218). Hadiste, hem cinlerden hem de insanlardan müteşekkil şeytanların bütün dünyaya dağılarak Deccal lehine yoğun bir propaganda yapacakları bildirilmektedir. Günümüzde bu işlevi en çok yerine getiren basın-yayın ve medyadır. Deccal, medya vasıtasıyla kendi batıl düşüncesini hak olarak gösterebilmekte, muhaliflerini istediği gibi karalayabilmekte; sunduğu sahte cennet ve cehennemlerle insanları yönlendirip kendi gücüne boyun eğdirebilmektedir.(Allah-u alem).

    6- Deccal'in İlahlık İddiası: Resulullah (SAV) şöyle buyurmuştur:
    “(Deccal) Çıktığı zaman ... herkes onu sahici bir mürşid sanıp peşine takılacak, sonra Küfe'ye gelince aynı şekilde çalışmalarını sürdürecek, derken peygamberlik iddia edecek... Bunu gören akıl sahibi kişiler ondan ayrılacaklar... Daha sonra uluhiyet (ilahlık) davasında bulunacak..”(age.212). Önceki hadislerde geçtiği üzere Deccal, Allah-u Teala'nın kendisine bahşettiği muazzam bir güçle ortaya çıkacak ve bu hayret verici gücüyle (imkanlarıyla) insanların büyük çoğunluğunu etkileyip kendisine tabi kılacaktır. Bununla azgınlığı daha da artan Deccal, kendisini (ideolojisini,yaşam tarzını) tek yol gösterici veya kılavuz ilan ederek bütün insanları kendi yoluna çağıracaktır.Bilindiği gibi peygamber, kılavuz-yol gösterici anlamına gelmektedir. Böylece Deccal, İslam dışı bir dinin (ideolojinin) peygamberi gibi bir misyonla insanları kendi yoluna çağıracağı için onun bu sapıklığını fark edenler ondan ayrılacaklardır. Bunun üzerine Deccal, sapıklığın en ileri boyutuna vararak kendisini ilah ilan edecek ve tüm yeryüzüne kendi otoritesini hakim kılmaya çalışacaktır. Başka bir hadiste bu durum şöyle bildirilmektedir:" Öyle bir nara atacak ki yer ile gök arasındakilerin hepsi duyacak. Bu nara şu olacakNerede dostlarım? Nerede ahbaplarım? Haydi gelsinler,bana gelsinler. Ben yaratan, düzelten, kadir olan, hidayet edenim, ben en yüce rabbinizim).Yalan söylemiştir bu Allah düşmanı…O sizin Rabbiniz değildir. Dikkat ediniz Deccale en çok uyacaklar Yahudi ve zina çocukları (***ler)'dır." (age.219). Bu çağrıya uyup tabi olanlar Deccal'in sahte cennetleriyle karşılaşırken; tabi olmayıp onunla savaşanlar ise sahte cehennemlerle korkutulup cezalandırılacaklardır.

    İSLAM DECCALİ: SUFYAN

    Bazı eserlerde İslam Deccali olarak geçen Sufyan, ahir zamanda müslümanlar arasından çıkıp büyük fitnelerle ve zorbalıkla müslümanların inançlarında tahribatlar meydana getirerek onları dinlerinden uzaklaştıracaktır. Bir Hadis-i Şerif'te Resulullah (SAV) şöyle buyurmaktadır: "Ciğerlerini yiyenlerin oğlu" olan Süfyani kuru bir vadiden çıkar. Kelp kabilesinden abus çehreli, sert kalpli adamlardan kurulu bir ordu düzenler. Ve bunlar her tarafa zulmederler. O; medrese ve mescidleri yıkar, rüku ve secdeye giden herkesi cezalandırır. Zulüm, fesad ve fısk çıkarır. Alim ve zahidleri katleder, pek çok şehri de işgal eder. Kan akıtmayı helal kılarak Ali Muhammed'e düşman kesilir. Kendi zulüm ve keyfine karşı geleni öldürtür." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman , 37).Bu konuda Bediüzzaman Said-i Kurdi şunları söyler: "Münafıklık perdesi altında Hz.Muhammed'in (a.s.m.) peygamberliğini inkâr edecek, Süfyan namında müthiş bir şahıs, münafıkların başına geçecek, İslâm şeriatının tahribine çalışacaktır. Ona karşı, Âl-i Beytten Muhammed Mehdî isminde bir nuranî zât, o Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır." (15.Mektup)

    1-İslam Topraklarından Çıkacaktır: Rivayetlere göre "Sufyani Horasan taraflarından zuhur edecektir." Bediüzzaman bu konuda şöyle bir açıklama yapmaktadır: "Bunun bir tevili şudur ki: Türkler, o rivayet zamanında Horasan taraflarında bulunup daha Anadolu'yu vatan yapmadığından, o zamandaki meskenini zikretmekle Süfyanî Deccal onların içinde zuhur edeceğine işaret eder.(5. Şua). Başka bir hadiste geçen "Bütün şark ülkelerini dolaşacak." (Kıyamet Alametleri,168) cümlesi de Sufyan fitnesinin bütün ümmete yayılacağını haber vermektedir. Bediüzzaman da 29.Mektub'un değişik yerlerinde "Sufyan Komitesi'nin bid'atçı rejimlerinden" bahsederek İslam coğrafyasında fitne ve bidatlere dayalı birçok devletin ortaya çıkacağına işaret etmektedir.

    2-Sufyan Kendisini Müslüman Gösterip Küfrü-Nifakı ve Fitneyi Canlandıracaktır: Değişik rivayetlerde Sufyaninin İslam toplumunda fitne, fesad, zulüm ve ahlaksızlığı yayacağı; haramları helal kılacağı; israf ve sefahat gibi hastalıkları körükleyeceği; Yahudi ve hristiyanları her yönden taklit edeceği bildirilmektedir. Bunlardan bazıları şöyledir:

    a) Fitne-Fesad, Zulüm ve Baskıları:Bu konudaki hadislerden biri şöyledir: "…Ve bunlar her tarafa zulmederler. O; medrese ve mescidleri yıkar, rüku ve secdeye giden herkesi cezalandırır. Zulüm, fesad ve fısk çıkarır. Alim ve zahidleri katleder, pek çok şehri de işgal eder. Kan akıtmayı helal kılarak Ali Muhammed'e düşman kesilir. Kendi zulüm ve keyfine karşı geleni öldürtür." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman , 37).

    b) Haramları Helal Sayması ve Ahlaksızlık: Bir rivayette Sufyan'ın halkı kandırmak için kendisini müslüman olarak göstereceği, güçlü bir yönetim oluşturduktan sonra ise küfrünü-ahlaksızlığını açıkça ortaya koyacağı ve buna itiraz edenleri katletmekten çekinmeyeceği şöyle belirtilmektedir: "Süfyani yeryüzünü ifsad edecektir. Hatta Şam mescidinde güpe gündüz bir kadınla zina edecek, Müslümanlardan biri ayağa kalkıp:Yazıklar olsun size! İman ettikten sonra küfür yoluna nasıl olur da sapabiliyorsunuz? Bu yaptığınız şer'an haramdır, diyecek; fakat Sufyani kalkıp onun ve onun fikrinde olanların boynunu vuracaktır…" (Kıyamet Alametleri,173). Bu konuda Bedizzaman şunları söylemektedir: "Ve İslâm Deccalı olan "Süfyan" dahi, Hz.Muhammed'in (a.s.m.) şeriatının ebedî bir kısım hükümlerini nefis ve şeytanın desiseleriyle kaldırmaya çalışarak, beşeri hayatın maddî ve mânevî bağlarını bozarak, serkeş ve sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak hürmet ve merhamet gibi nuranî zincirleri çözer.."(5.ŞUA).

    c)İsraf ve Sefahat: "Süfyanın eli delinecek. "Hadisini Bediüzaman şöyle açıklamaktadır:" …gayet israf ile elinde mal durmaz, israfata akar.Yani çok müsriftir.İşte, "Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamahı uyandırarak insanların o zayıf damarlarını tutup kendine musahhar eder" diye bu hadîs ihtar ediyor; "İsraf eden ona esir olur, onun dâmına düşer" diye haber verir.(5.ŞUA)

    3-İslam Hükümlerini Kaldırıp Başka Kanunlar Getirecektir: Allah Resûlü (S.A.V) buyurdu: "Siz, sizden önceki insanların yollarına mutlaka karış karış, adım adım uyacaksınız, hatta onlar kertenkele deliğine girseler bile, siz de onlara uyup, o deliğe gireceksiniz."(Buhârî). Bu konuda Bediüzzaman şunları kaydetmiştir: "…Süfyan namında müthiş bir şahıs, münafıkların başına geçecek, İslâm şeriatının tahribine çalışacaktır…"(15.Mektup). Osmanlı'nın son dönemlerinde Lale devri ile başlayan batılılaşma girişimleri sonucu Tanzimat, Islahat ve Meşrutiyetin ilanı ile "Kur'an hükümleri yerine batıdan ithal edilen kanunlar" uygulanmaya başlamış, 1.Dünya Savaşıyla beraber İslam topraklarında kurulan devletler, bu Sufyani misyonun gereği olarak Müslümanları dinlerinden uzaklaştıracak uygulamalara hız vermişlerdir. Kurulan onlarca devletin başına geçen bu kişiler müslüman olduklarını iddia etmelerine rağmen 1300 yıllık İslami kurumları, hükümleri ve yaşam tarzını kısa bir sürede ortadan kaldırarak Müslümanları büyük fitnelere sürüklemişlerdir. Bu fitneler kısa zamanda bütün İslam coğrafyasını etkisi altına almıştır. Sufyani hakkındaki şu rivayet söz konusu durumu çok açık bir şekilde tasvir etmektedir: "Bu adam Mehdi'den önce etrafını yakıp yıkacaktır. Bütün şark ülkelerini dolaşacak. Birçok melikle harb edecek Ve herkesi mağlub edecektir." (Kıyamet Alametleri,168)
    TEK YOL DEVRİM

  6. #6
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.598

    Standart

    Hz.Mehdi'nin zamanında meydana gelen fitnelerden ve kıyametin yakın alametlerinden birisi de Deccal'in ortaya çıkmasıdır. Deccal fitnesi, insanlık tarihinde vuku bulan en büyük ve en dehşetli fitnedir.Bu konuda Resulullah (SAV) şöyle buyurmuştur: "Adem'in yaratılışıyla kıyamet arasında Deccal'den daha büyük bir iş vaki olmamıştır."(Kıyamet Alametleri,208).
    Başka bir hadiste Peygamber Efendimiz "Nuh'tan sonra hiçbir peygamber yoktur ki, kavmini Deccale karşı uyarmış olmasın."(age.209).Bir diğer hadisin devamında : "…İşte ben bunları size anlatıyorum ki, durumu iyi kavrayasınız,onun tuzağına düşmeyesiniz.Sizden sonrakilere anlatasınız onlar da kendilerinden sonra geleceklere anlatsınlar. Çünkü onun fitnesi, fitnelerin en çetinidir."(age.219) buyurmuşlardır.

    "Deccal" kelime anlamı olarak "Hakkı batıl, batılı hak olarak gösteren; yalancı, hilekar; bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen" anlamlarına gelmektedir. Rivayetlere göre "tek gözlü, fakat Allah tarafından gizemli güçlerle donatılmış olan Deccal; dünyanın en uzak köşesinde konuşulan sözleri işitebilecek, tek gözüyle çok uzaklarda olan şeyleri görebilecek,gökyüzünde uçacak, bir merkebi (eşeği) olacak, kısa zamanda dünyayı dolaşacak,yeraltından zenginlikler fışkırtacak,istediği gibi yağmur yağdıracak, dilediğini öldürecek, dilediğini sağ bırakacak; imanı zayıf olanlar bu durum karşısında Deccalın bizzat tanrı olduğunu sanacak ve önünde secdeye kapanacaklar.Ama imanı sağlam olanlar,onun alnındaki "kafir" yazısını okuyacak ve onun imtihanın bir parçası olduğunu anlamakta gecikmeyeceklerdir."(Mekkeye Giden Yol,332;Kıyamet Alametleri,208-220). Kısaca özelliklerini saydığımız, insanüstü özelliklere sahip olan Deccal hakkındaki hadis-i şeriflerin yorumu günümüzde çok daha netleşmiş ve kolaylaşmıştır..

    Deccal'in Özellikleri

    1-Deccal Bir Şahıs mı, Yoksa Bir Sistem midir:
    Hadislerde Deccal'ın bir şahıs olarak tarif edildiği görülmektedir.Örneğin; "Bir gözü kördür, yüzü kızıldır, kıvırcık saçlıdır, kısa boyludur, çocuğu olmayacaktır…"(Kıyamet Alametleri,211) gibi özelliklerinden dolayı Deccal bir insandır. Bu konuda Bediüzaman şöyle bir yorum yapmaktadır: Deccalın şahs-ı surîsi insan gibidir. Mağrur, firavunlaşmış, Allah'ı unutmuş olduğundan, surî, cebbârâne olan hâkimiyetine ulûhiyet namını vermiş bir şeytan-ı ahmaktır ve bir insan-ı dessastır." (15.MEKTUP). Fakat bazı hadis-i şerifler de bizzat Deccal'i değil, onun sisteminin maddi gücünü (teknolojik-bilimsel-askeri-ekonomik-basın yayın vs gücünü) mecazi bir şekilde tarif etmektedir. "Havada uçacak, kırk günde dünyayı dolaşacak, cennet ve cehennemi bulunacak, uzun eliyle denizin dibindeki balıkları çıkaracak …vs" (age.216) gibi özellikler onun devlet-sistem olarak sahip olduğu güç ve imkanlara işaret eder. Bediüzzaman'ın bu husustaki açıklaması şöyle: "Fakat şahs-ı mânevîsi olan dinsizlik cereyan-ı azîmi pek cesîmdir. Rivayetlerde Deccala ait tavsifât-ı müthişe ona işaret eder. Bir vakit Japonya'nın Başkumandanının resmi, bir ayağı Bahr-i Muhitte, diğer ayağı on günlük mesafedeki Port Arthur Kalesinde tasvir edilmiş; o küçük Japon Kumandanının bu surette tasviriyle, ordusunun şahs-ı mânevîsi gösterilmiş."(15.MEKTUP). Başka bir yerde:" Hem Deccalın rejimine ve teşkil ettiği komitesine ve hükümetine ait garip halleri ve dehşetli icraatı, onun şahsıyla alakalı rivayet edilmesi yönüyle mânâsı gizlenmiş.." (5.ŞUA) demektedir.

    2-Deccal'in Bir Gözünün Kör Olması:
    Rivayetlerde "Deccal'in bir gözünün kör veya şaşı olduğu…" bildirilir.(Kıyamet Alametleri,211). Bununla Deccal'in fiziki olarak gözünün kusurlu olacağı kastedildiği gibi; mecazi anlatımla onun maddeci dünya görüşüne işaret edilmiş olabilir. Deccal'in hayat felsefesi ve ideolojisi materyalizm, yani maddeciliktir.Bu düşünceye göre "Allah katından gelen vahyin veya duyu organlarıyla algılanamayan gaybi (duyu ötesi) gerçeklerin hiçbir önemi ve geçerliliği yoktur.Bu nedenle vahye dayalı dini öğretiler ve değerler, insana ve hayata yön vermemeli; ortadan kaldırılmalıdır." Bu, batı kökenli materyalist sosyalizm, kapitalizm, kemalizm, milliyetçilik gibi) ideolojilerin temelinde varolan laik anlayışı ifade eder. Hadiste geçen "Deccal'in bir gözü kördür" cümlesi onun, hayatın sadece bir yanını,maddi yanını gördüğünü; manevi yanından habersiz olduğunu haber vermektedir.(M.Esed;Mekkeye Giden Yol,332). Bediüzzaman bu hadisin açıklamasını benzer şekilde yapmaktadır: "…onlar mutlak kâfir olduklarından, yalnız sınırlı olarak bu dünyayı görecek bir tek gözü var ve âkıbeti ve âhireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder." .(5. ŞUA)

    3- Deccal'in Maddi Gücü Çok Fazla Olacaktır:
    a) "Deccal'in; dünyanın en uzak köşesinde konuşulan sözleri işitebilecek, tek gözüyle çok uzaklarda olan şeyleri görebilecek" olması onun teknolojik harikaları sayesinde, Allah vergisi duyularla görülemeyecek şeyleri görüp, işitilemeyecek şeyleri işitmesi şeklinde açıklanabilir.(M.Esed,.333). Ki günümüzün büyük devletleri, uzaya yerleştirdikleri uydularla dünyadaki herhangi bir yerin resimlerini-haritasını elde edebilmekte; kamera ve dinleme cihazları sayesinde birçok şeyden haberdar olabilmektedir.

    b) "Gökyüzünde uçacak, denizde yürüyecek, bir merkebi (eşeği) olacak, bütün yeryüzünü kırk günde dolaşacak, uzun eliyle denizin derinliklerinden istediği balıkları çıkaracak…" olması Deccal'in sahip olduğu (helikopter, uçak, füze, uydu gibi) hava araçlarına ; (tren, araba gibi) kara taşıtlarına ve (gemi, vapur, denizaltı gibi) deniz araçlarına işaret olabilir.(age.333). Bu konuda Bediüzzaman şunları söylemektedir: "Veyahut onun eşeği, merkebi, dehşetli bir otomobildir veya tayyaredir veyahut-sükût lâzım."(5.ŞUA)

    c) "Göğe emredip yağmur yağdıracak, yere emredip ekin bitirecek, hayvanların memelerini sütle dolduracak…" (Kıyamet Alametleri,219) olması bilimsel yöntemlerle suni yağmurlar yağdırıp istediği ürünü istediği verimde yetiştirebilmesine; bitki ve hayvanlardan hormonlu ürünleri istediği mevsim ve istediği kadar elde edebilmesine işaret olabilir. "Yıkılmaya yüz tutmuş bir harabeye definelerini çıkarmasını emredecek,anında define meydana çıkacak"(Kıyamet Alametleri,219) hadisi de Deccal'in yer altı zenginliklerini (su,petrol ve diğer madenleri) çıkarabilecek bir teknolojik güce sahip olacağını göstermektedir.

    d) "Ölüleri diriltecek ya da dilediğini öldürüp dilediğini sağ bırakacak …"( Kıyamet Alametleri,217) olması bilimsel terörü ve savaş teknolojisiyle bir yandan hayatı ortadan kaldırırken,bir yandan tıbbi buluşlarıyla ölümcül hastalıklara çare bulmasına işaret olabilir.

    e) "Deccal'in doğu ve batı ehli tarafından rahatlıkla duyulabilecek tizde üç sayhası (narası)…" bulunmasını (age.216) veya "Deccal'in çıktığı günün bütün dünyada işitilecek…" olmasını Bediüzzaman şöyle açıklamaktadır: "Bu rivayetler mucizevi bir şekilde haber verir ki, "Deccal zamanında iletişim araçları ve seyahat o derece gelişecek ki, bir olay bir günde bütün dünyada işitilecek. Radyo ile bağırır, doğu-batı işitir ve bütün gazetelerinde okunur. Ve bir adam kırk günde dünyayı devredecek ve yedi kıtasını ve yetmiş hükümetini görecek ve gezecek" diye, zuhurundan on asır evvel telgraf, telefon, radyo, şimendifer, tayyareden mucizevi bir şekilde haber verir." (5.ŞUA)

    4- Cennet ve Cehennemi: Bir hadisi şerifte Resulullah (SAV) şöyle buyurmaktadır:
    "Deccal'in yanında ekmek ve et dağları, su nehirleri olacak…Ona uymayanlar meşakkat içerisinde çalışacaklardır…Bir de yanında iki nehir bulunacaktır. Birine (bembeyaz su nehri olarak görünene) cennet; diğerine (kaynayan bir ateş olarak görünene) de cehennem adını koyacaktır. Kendisine tabi olanları cennete, olmayanları ise cehenneme koyacaktır. Fakat bir de ne görsünler; cennete girenler, yerlerinin cehennem olduğunu görecekler… Sizden biriniz buna yetişirse, ateş olarak gördüğü nehre gelsin ve gözlerini yumarak başını eğip ondan su içsin. Çünkü o, buz gibi bir sudur."(Kıyamet Alametleri,214). Deccal'in cenneti de cehennemi de sahtedir. Onun cenneti sınırsız yeme-içme, sapıklık, zevk-ü sefa, eğlence, egoizm, nefsi azgınlık, lüks-konfor gibi hayvani özellikleri olan günah ve isyan dolu bir yaşantıdan ibarettir. Deccal, insanları kendine bağlamak için onların akıl ve vicdanlarını etkisizleştirerek, bu hayvani yaşamı güzel ve çekici görmelerini sağlamaktadır. Onun cehennemi ise, kendisine uymayanları aç bırakması, baskı ve işkencelere uğratması,zindanlara atması ve öldürmesidir. Bu hadisi Bediüzzaman şöyle açıklamaktadır: "Bunun bir tevili şudur ki: Hükümet dairesinde karşı karşıya kurulan ve birbirine bakan vaziyette bulunan hapishane ile lise mektebi, "Biri hûri ve gılmanın çirkin bir taklidi, diğeri azap ve zindan suretine girecek" diye bir işarettir." (5.ŞUA). Resulullah (SAV), Deccal'in sahte cennetinden uzak durulmasını ve sahte cehenneminden korkulmamasını emrederek, onun cehennemine atılan kişilerin kurtuluşa ereceklerini bildirmişlerdir.

    5- Deccal'in Şeytanları Her İnsana Musallat Olacaktır:
    Bir hadiste "Allah (cc)'ın ona doğudan ve batıdan birçok şeytan göndereceği ve bu şeytanların Deccal'e (Biz senin emrindeyiz, istediğini yapacağız) diyeceği, Deccal'in de onlara (Haydi dağılın insanlara, onların rabbi olduğumu söyleyin, cennet ve cehennemimi anlatın) diye emredeceği; bunun üzerine şeytanların değişik dost-akraba kılığına girerek insanlara (Deccal, Allah düşmanı değil; o sizin rabbinizdir, aranızda hüküm vermek için gelmiş, cennet ve cehennemi vardır.Yanında yiyecek ve içecek de bulunmaktadır, önceki yemeklerimiz bile onun dileğiyle meydana gelmiştir) diyerek onları şiddetli fitnelere düşürecekleri" bildirilmektedir.(Kıyamet Alametleri,218). Hadiste, hem cinlerden hem de insanlardan müteşekkil şeytanların bütün dünyaya dağılarak Deccal lehine yoğun bir propaganda yapacakları bildirilmektedir. Günümüzde bu işlevi en çok yerine getiren basın-yayın ve medyadır. Deccal, medya vasıtasıyla kendi batıl düşüncesini hak olarak gösterebilmekte, muhaliflerini istediği gibi karalayabilmekte; sunduğu sahte cennet ve cehennemlerle insanları yönlendirip kendi gücüne boyun eğdirebilmektedir.(Allah-u alem).

    6- Deccal'in İlahlık İddiası: Resulullah (SAV) şöyle buyurmuştur:
    “(Deccal) Çıktığı zaman ... herkes onu sahici bir mürşid sanıp peşine takılacak, sonra Küfe'ye gelince aynı şekilde çalışmalarını sürdürecek, derken peygamberlik iddia edecek... Bunu gören akıl sahibi kişiler ondan ayrılacaklar... Daha sonra uluhiyet (ilahlık) davasında bulunacak..”(age.212). Önceki hadislerde geçtiği üzere Deccal, Allah-u Teala'nın kendisine bahşettiği muazzam bir güçle ortaya çıkacak ve bu hayret verici gücüyle (imkanlarıyla) insanların büyük çoğunluğunu etkileyip kendisine tabi kılacaktır. Bununla azgınlığı daha da artan Deccal, kendisini (ideolojisini,yaşam tarzını) tek yol gösterici veya kılavuz ilan ederek bütün insanları kendi yoluna çağıracaktır.Bilindiği gibi peygamber, kılavuz-yol gösterici anlamına gelmektedir. Böylece Deccal, İslam dışı bir dinin (ideolojinin) peygamberi gibi bir misyonla insanları kendi yoluna çağıracağı için onun bu sapıklığını fark edenler ondan ayrılacaklardır. Bunun üzerine Deccal, sapıklığın en ileri boyutuna vararak kendisini ilah ilan edecek ve tüm yeryüzüne kendi otoritesini hakim kılmaya çalışacaktır. Başka bir hadiste bu durum şöyle bildirilmektedir:" Öyle bir nara atacak ki yer ile gök arasındakilerin hepsi duyacak. Bu nara şu olacakNerede dostlarım? Nerede ahbaplarım? Haydi gelsinler,bana gelsinler. Ben yaratan, düzelten, kadir olan, hidayet edenim, ben en yüce rabbinizim).Yalan söylemiştir bu Allah düşmanı…O sizin Rabbiniz değildir. Dikkat ediniz Deccale en çok uyacaklar Yahudi ve zina çocukları (***ler)'dır." (age.219). Bu çağrıya uyup tabi olanlar Deccal'in sahte cennetleriyle karşılaşırken; tabi olmayıp onunla savaşanlar ise sahte cehennemlerle korkutulup cezalandırılacaklardır.

    İSLAM DECCALİ: SUFYAN

    Bazı eserlerde İslam Deccali olarak geçen Sufyan, ahir zamanda müslümanlar arasından çıkıp büyük fitnelerle ve zorbalıkla müslümanların inançlarında tahribatlar meydana getirerek onları dinlerinden uzaklaştıracaktır. Bir Hadis-i Şerif'te Resulullah (SAV) şöyle buyurmaktadır: "Ciğerlerini yiyenlerin oğlu" olan Süfyani kuru bir vadiden çıkar. Kelp kabilesinden abus çehreli, sert kalpli adamlardan kurulu bir ordu düzenler. Ve bunlar her tarafa zulmederler. O; medrese ve mescidleri yıkar, rüku ve secdeye giden herkesi cezalandırır. Zulüm, fesad ve fısk çıkarır. Alim ve zahidleri katleder, pek çok şehri de işgal eder. Kan akıtmayı helal kılarak Ali Muhammed'e düşman kesilir. Kendi zulüm ve keyfine karşı geleni öldürtür." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman , 37).Bu konuda Bediüzzaman Said-i Kurdi şunları söyler: "Münafıklık perdesi altında Hz.Muhammed'in (a.s.m.) peygamberliğini inkâr edecek, Süfyan namında müthiş bir şahıs, münafıkların başına geçecek, İslâm şeriatının tahribine çalışacaktır. Ona karşı, Âl-i Beytten Muhammed Mehdî isminde bir nuranî zât, o Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır." (15.Mektup)

    1-İslam Topraklarından Çıkacaktır: Rivayetlere göre "Sufyani Horasan taraflarından zuhur edecektir." Bediüzzaman bu konuda şöyle bir açıklama yapmaktadır: "Bunun bir tevili şudur ki: Türkler, o rivayet zamanında Horasan taraflarında bulunup daha Anadolu'yu vatan yapmadığından, o zamandaki meskenini zikretmekle Süfyanî Deccal onların içinde zuhur edeceğine işaret eder.(5. Şua). Başka bir hadiste geçen "Bütün şark ülkelerini dolaşacak." (Kıyamet Alametleri,168) cümlesi de Sufyan fitnesinin bütün ümmete yayılacağını haber vermektedir. Bediüzzaman da 29.Mektub'un değişik yerlerinde "Sufyan Komitesi'nin bid'atçı rejimlerinden" bahsederek İslam coğrafyasında fitne ve bidatlere dayalı birçok devletin ortaya çıkacağına işaret etmektedir.

    2-Sufyan Kendisini Müslüman Gösterip Küfrü-Nifakı ve Fitneyi Canlandıracaktır: Değişik rivayetlerde Sufyaninin İslam toplumunda fitne, fesad, zulüm ve ahlaksızlığı yayacağı; haramları helal kılacağı; israf ve sefahat gibi hastalıkları körükleyeceği; Yahudi ve hristiyanları her yönden taklit edeceği bildirilmektedir. Bunlardan bazıları şöyledir:

    a) Fitne-Fesad, Zulüm ve Baskıları:Bu konudaki hadislerden biri şöyledir: "…Ve bunlar her tarafa zulmederler. O; medrese ve mescidleri yıkar, rüku ve secdeye giden herkesi cezalandırır. Zulüm, fesad ve fısk çıkarır. Alim ve zahidleri katleder, pek çok şehri de işgal eder. Kan akıtmayı helal kılarak Ali Muhammed'e düşman kesilir. Kendi zulüm ve keyfine karşı geleni öldürtür." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman , 37).

    b) Haramları Helal Sayması ve Ahlaksızlık: Bir rivayette Sufyan'ın halkı kandırmak için kendisini müslüman olarak göstereceği, güçlü bir yönetim oluşturduktan sonra ise küfrünü-ahlaksızlığını açıkça ortaya koyacağı ve buna itiraz edenleri katletmekten çekinmeyeceği şöyle belirtilmektedir: "Süfyani yeryüzünü ifsad edecektir. Hatta Şam mescidinde güpe gündüz bir kadınla zina edecek, Müslümanlardan biri ayağa kalkıp:Yazıklar olsun size! İman ettikten sonra küfür yoluna nasıl olur da sapabiliyorsunuz? Bu yaptığınız şer'an haramdır, diyecek; fakat Sufyani kalkıp onun ve onun fikrinde olanların boynunu vuracaktır…" (Kıyamet Alametleri,173). Bu konuda Bedizzaman şunları söylemektedir: "Ve İslâm Deccalı olan "Süfyan" dahi, Hz.Muhammed'in (a.s.m.) şeriatının ebedî bir kısım hükümlerini nefis ve şeytanın desiseleriyle kaldırmaya çalışarak, beşeri hayatın maddî ve mânevî bağlarını bozarak, serkeş ve sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak hürmet ve merhamet gibi nuranî zincirleri çözer.."(5.ŞUA).

    c)İsraf ve Sefahat: "Süfyanın eli delinecek. "Hadisini Bediüzaman şöyle açıklamaktadır:" …gayet israf ile elinde mal durmaz, israfata akar.Yani çok müsriftir.İşte, "Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamahı uyandırarak insanların o zayıf damarlarını tutup kendine musahhar eder" diye bu hadîs ihtar ediyor; "İsraf eden ona esir olur, onun dâmına düşer" diye haber verir.(5.ŞUA)

    3-İslam Hükümlerini Kaldırıp Başka Kanunlar Getirecektir: Allah Resûlü (S.A.V) buyurdu: "Siz, sizden önceki insanların yollarına mutlaka karış karış, adım adım uyacaksınız, hatta onlar kertenkele deliğine girseler bile, siz de onlara uyup, o deliğe gireceksiniz."(Buhârî). Bu konuda Bediüzzaman şunları kaydetmiştir: "…Süfyan namında müthiş bir şahıs, münafıkların başına geçecek, İslâm şeriatının tahribine çalışacaktır…"(15.Mektup). Osmanlı'nın son dönemlerinde Lale devri ile başlayan batılılaşma girişimleri sonucu Tanzimat, Islahat ve Meşrutiyetin ilanı ile "Kur'an hükümleri yerine batıdan ithal edilen kanunlar" uygulanmaya başlamış, 1.Dünya Savaşıyla beraber İslam topraklarında kurulan devletler, bu Sufyani misyonun gereği olarak Müslümanları dinlerinden uzaklaştıracak uygulamalara hız vermişlerdir. Kurulan onlarca devletin başına geçen bu kişiler müslüman olduklarını iddia etmelerine rağmen 1300 yıllık İslami kurumları, hükümleri ve yaşam tarzını kısa bir sürede ortadan kaldırarak Müslümanları büyük fitnelere sürüklemişlerdir. Bu fitneler kısa zamanda bütün İslam coğrafyasını etkisi altına almıştır. Sufyani hakkındaki şu rivayet söz konusu durumu çok açık bir şekilde tasvir etmektedir: "Bu adam Mehdi'den önce etrafını yakıp yıkacaktır. Bütün şark ülkelerini dolaşacak. Birçok melikle harb edecek Ve herkesi mağlub edecektir." (Kıyamet Alametleri,168)
    TEK YOL DEVRİM

  7. #7
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.598

    Standart

    Sadık Yalsızuçanlar´ın yazısı

    Türkiye’de devletin ‘derin’liğine ilişkin tartışmalara mütevazi bir katkı niyetiyle yazılan bu satırlara yüzyılın büyük bilgesi Bediüzzaman’dan birkaç alıntıyla başlamak yerinde olacak.


    Üstad, bazı mektuplarında, ‘kökü ecnebide, kendisi burada (Türkiye’de) olan gizli bir örgütten söz eder ve ‘zındıka komitesi’ diye adlandırır. Bu ‘komite’ye ilişkin değinileri kısaltarak alıntılamak istiyorum :

    ´(…) Kat i bir vasıta ile haber aldım; kökü ecnebide ve kendisi burada bulunan bir zındıka komitesi, senin bir eserini okumuş. Demişler ki: Bu eser sahibi dünyada kalsa, biz mesleğimizi (yani zındıkayı, dinsizliği) bu millete kabul ettiremeyeceğiz. Bunun vücudunu kaldırmalıyız diye senin idamına hükmetmişler. Kendini muhafaza et.´
    Ben de ´Tevekkeltü a´lallah, ecel birdir, tagayyür etmez´ dedim.”(…)”
    (Emirdağ Lâhikası,168)

    “(…) Fakat hükûmetin bazı erkânını iğfal edip aleyhimize çeviren dehşetli ve gizli bir zındıka komitesi şimdi doğrudan doğruya küfr-ü mutlak hesabına bize hücum etmek ihtimaline karşı, güneş gibi zâhir ve şüphe bırakmaz ve dağ gibi metin, sarsılmaz olan Meyve Risalesi onlara karşı en kuvvetli bir müdafaa olup onları susturacak diye bize yazdırıldı zannediyorum. (…)” (Şualar | On Üçüncü Şuâ | 275)

    “(…)Halbuki mahremlerin şedit ifadeleri ve müdafaatın dokunaklı meydan okumaları ve Maarif Vekilinin dehşetli hücumu ve ehl-i vukufun heyetinde maarif dairesine mensup ehemmiyetli iki maddî filozofların ve yeni icatlara taraftar büyük bir âlimin bulunması ve bir seneden beri gizli zındıka komitesi aleyhimize Halk Fırkasını ve Maarifi sevk etmesi cihetiyle, ehl-i vukufun pek şiddetli itirazları ve bizi ağır cezalarla itham etmelerini beklerken, himayet ve inayet-i Rahmâniye imdada yetişip onlara Risale-i Nur´un yüksek makamını göstererek, şiddetli tenkitlerden vazgeçirmiş.(…)” (Şualar | On Üçüncü Şuâ | 302)

    “(…) Kat´îyen size beyan ediyorum ki, hiçbir cemiyetçilik ve cemiyetlerle ve siyasî cereyanlarla hiçbir alâkası olmayan Nur talebelerini, cemiyetçilik ve siyasetçilikle itham etmek, doğrudan doğruya kırk seneden beri İslâmiyet ve İmân aleyhinde çalışan gizli bir zındıka komitesi ve bu vatanda anarşiliği yetiştiren bir nevi Bolşevizm namına bilerek veya bilmeyerek bizimle bir mücadeledir ki, üç mahkeme cemiyetçilik cihetinde bütün Nurcuların ve Nur risalelerinin beraatlerine karar vermişler.(…)” (Şualar | On Dördüncü Şuâ | 343)

    “(…) Çaresiz mecburiyetle serbestiyetini, beraatimizi resmen kabul etmişler. Fakat yine gizli zındıka komitesi, elinden geldiği kadar nazar-ı millette kendilerini lanetten, nefretten bir derece kurtarmak için, kusurlarımızı arıyorlar ve hükümeti iğfal etmeye çalışıyorlar. Onun için, biz, eskisi gibi ihtiyatımızı elden bırakmamalıyız.(…)” (Emirdağ Lâhikası, 47)

    BEDİÜZZAMAN KOMPLOCU OLMADIĞINA GÖRE


    Bediüzzaman’ın ‘iman ve İslamiyet düşmanı’, ‘dehşetli’, ‘gizli’ diye vurgulayarak nitelediği bu ‘örgüt’ün ne olduğuna ilişkin bir ayrıntıya Risale-i Nur’da rastlamıyoruz. Bu cümleleri okuyanların zihninde neler somutlaşıyor bilmiyorum. Bediüzzaman’ın söz ettiği bu örgütlenmenin Osmanlı’nın inkirazından itibaren var olduğu, bu müphem örgütsel yapının, kırklı yılların ikinci yarısına kadar İngiltere ağırlıklı, bu tarihlerden itibaren de ABD eksenli olduğuna ilişkin çeşitli yorum ve duyumlar mevcut.
    Türkiye, çeşitli ihtilaller, iç karışıklıklar, çok sayıda faili meçhul cinayet ve yirmi küsur yıldır süren bir ‘terör’ süreci yaşadı, yaşıyor. Başbakan ve iki bakanı asıldı, 28 şubat sürecinde yüzlerce kayıp ve ölüm gerçekleşti. Birçok kez hukuk dışı biçimde hükümetler değiş(tiril)di, iktidarlar manipüle edildi. Uğur Mumcu başta olmak üzere, onlarca cinayetin esrarı çözülemedi ve en tepedeki azmettiricilere ulaşılamadı. Bir başbakan kendisine yapılan suikasta ilişkin konuşamadı ve ulaştığı bilgileri kamuoyuna açıklamaktan çekindi. Ardından kuşkulu bir biçimde öldü.
    Bediüzzaman komplocu olmadığına göre, ısrarla belirttiği bu ‘örgüt’ ne ola ki?


    Perşembe günü yeni versiyonu gösterilmeye başlayan Kurtlar Vadisi’ndeki ‘Kurtlar Konseyi’ne benzeyen bu yapılanmanın gerisinde ne var acaba?


    Türkiye başta olmak üzere Ortadoğu, Orta Asya, Balkanlar ve Afrika’daki çeşitli ülkelerde çıkara dayalı açıktan veya gizli operasyonlar yürütenler kimlerdir?


    ABD, İngiltere, Fransa vb. ülkelerde bizim safdillerin sandığı/söylediği gibi demokrat, uygar, insanca, rasyonel ve adil bir devlet yapılanması mı var?
    Öyleyse Bosna’da doksan bin kadının ırzına kimler geçti? Irak’ta altı yüz bini aşkın insanı kim öldürdü, öldürüyor? Lübnan’da, Filistin’de, Somali’de, daha onlarca ülkede olup bitenleri uzaylılar mı örgütlüyor?
    Bediüzzaman gibi nadide bir bilgeye otuz sekiz yıl boyunca kimler sistematik biçimde işkence etti? On dokuz kez zehirledi? Memleketinden sürdü, yarım yüzyıl gözaltında tuttu, bütün haklarını elinden aldı?
    Binlerce faili meçhul cinayetleri kimler işliyor?


    İlgi ve dikkatle okuduğum Tamer Korkmaz’ın yazılarında son derece önemli ipuçları var.


    Bediüzzaman’ın ima ettiği bu ‘gizli zındıka komitesi’ne ilişkin aydınlatıcı bilgi ve yorumlar görüyorum yazılarında.
    Ayrıca, bu kaos ve belirsizlik ortamında Kurtlar Vadisi dizisini dikkatle izlemeli.


    ‘Şiddeti özendiriyor’, ‘hukuk dışı yapılanmaları yüceltiyor’ aptallığıyla değil, neyi nasıl anlattığına bakarak seyretmeli.


    Devletin ‘felsefi’ veya ‘manevi’ bir ‘derinliği’nden değil, devleti ve yönetenleri manipüle eden gizli örgütlenmelerden söz ettiği için seyredilmeli.


    Ömer Baba’ya kulak vermeli.


    Cemil Meriç’in ifadesiyle ‘bu ülke’nin ruhunu o temsil ediyor çünkü.
    Filmin politik teolojisinin ekseninde de o var.


    Irak versiyonundaki Şeyh Abdurrahman Kerküki gibi.


    O’nun ise girizgahtaki sözleri, ‘evet yaramız var, yirmi ikinci yaşını idrak eden bir yara bu, lakin bu asla kaderimiz olmamalı…’
    TEK YOL DEVRİM

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Dehşetli İfsat Komitesinin Zararları
    By ÖmerCAN in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 15.12.09, 21:03
  2. Haydar Baş Ergenekon'un Neresinde?
    By Alâ Nur in forum Gündem
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 17.04.09, 09:37
  3. İfsad ve Zındıka Komitesi
    By Abdulbaki in forum Gündem
    Cevaplar: 52
    Son Mesaj: 21.10.08, 11:12
  4. Masonluk, Ergenekon'un Neresinde?
    By halenur in forum Gündem
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.08.08, 00:02
  5. Neresinde Olalım?
    By acizizfakiriz in forum Mizah
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 30.08.07, 01:22

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0