+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Anadolu'da Mahalle Baskisi Var mi

  1. #1
    Pürheves mtnhydr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    ankara
    Mesajlar
    292

    Standart Anadolu'da Mahalle Baskisi Var mi

    MAHALLE BASKISI GERÇEKTEN ARTIYOR MU
    Günlerdir Prof. Dr. Binnaz Toprak başkanlığındaki bir grubun “Türkiye’de Farklı Olmak: Din ve Muhafazakarlık Ekseninde Ötekileştirilenler” başlıklı çalışması tartışılıyor.
    Araştırmayı göklere çıkaranlar da, yerin dibine batıranlar da, çoğu kez onun bilimsel olup olmamasıyla ilgili görünmüyorlar.

    Doğan Grubu yayın organlarının veya “ultra-laik” çevrelerin bu araştırma vesilesiyle “bilime ani ilgisini” de böyle değerlendirebiliriz. Örneğin sonuçlar dindar muhafazakarların ezilmesiyle ilgili olsaydı, belli ki Radikal onu sahiplenici bir dille manşete çekmeyecekti. Din söz konusu olduğunda sigortaları atan bazı islamofobik gazeteciler de bir anda “ampirik araştırmaların değerini taktir etmeye” başlamayacaklardı. Tersine, ya göz ardı edecek ya da kötüleyeceklerdi.

    Bunun tersi de doğru tabii. Muhafazakar ve dindar kesimlerden gelen eleştirilerin çoğunun sığlığı da benzer bir tepkiselliği yansıtıyor. Örneğin “bu çalışmada neden dindarlara yapılan baskıya yer verilmemiş?” demek anlamlı değil; çünkü araştırmanın konusu o değil. Çalışmanın geleneksel ve modern olanı karşıtlık temelinde ele alan eski modernleşme kuramlarını akla getiren teorik çerçevesi eleştirilebilir olsa da, bunun zorunlu olarak çalışmanın sağlığına halel getirdiği söylenemez. Soros tarafından finanse edilmesine ilişkin eleştirilerin ise hiç değeri yok. Denek sayısına ilişkin eleştiriler de haklı değil; derinlemesine mülakat için 401 kişinin fazlasıyla yeterli olduğunu bu tür araştırmalarla ilgili bilgi sahibi olanlar bilir.

    Ama sonuçlarından bağımsız olarak bu çalışmanın sağlıklı olmadığına ve Prof. Dr. Binnaz Toprak adına yakışmadığını düşünmek için de sebepler var. Araştırma, din ve muhafazakarlık temelinde baskı görenleri konu alıyor. Dolayısıyla deneklerin, dindar veya muhafazakar yaşam biçimlerinin dışında kalan ve “laik kesim”den oluşması doğal. Ama seçilen örneklem, Türkiye’deki “laik kesimi” temsil kabiliyeti olmayan dar bir segmenti ifade ediyor. Yani örneklem, böyle bir çalışmanın gerektirdiği temsil kapasitesiniyansıtmıyor.

    Sonuçta denekler ağırlıklı olarak, sosyal ve siyasi kimliğinin en önemli bileşenlerinden birini din konusundaki tepkiselliğin oluşturduğu kurum, dernek ve vakıfların üyeleri arasından seçilmiş. Bu kuruluşların pek çoğunun temel özelliği, onların “laik” olmaları değil, dünyaya dinle ilgili sivil özgürlükleri tehdit gören totaliter bir ideolojik pencereden bakmaları.

    Bunun önemi şurada ki, çoğunlukla kendi kimliğini ve dünyaya bakışını ötekine karşıtlık temelinde kuran bu kesimlerin deneyimlerine ve algılarına ihtiyatla yaklaşmak, “algı”yı tartışmasız “olgu” saymamak gerekiyor.

    Etyen Mahçupyan
    da bu tür araştırmaların “sadece ve sadece görüşülen kişilerin zihniyetini anlamak için işlevsel” olduğuna işaret ediyor ve “Beşiktaşlılara gidip onlara Fenerlileri sorduğunuzda, ancak Beşiktaşlılar hakkında bir fikir edinebilir, onların nasıl düşündüklerini, yaşadıklarını nasıl algıladıklarını kavrarsınız. Ama buradan hareketle bu insanların gerçekten tam da böyle yaşadıklarını söyleyemezsiniz” diyor.Bu aynı “Türkiye’de Bölücülük Tehlikesi” konulu bir araştırma yapmak için “Türkler”in içinden “ülkücüler”i seçip, onların anlattıklarından yola çıkarak “Türkiye’de bölücü faaliyetlerin arttığı sonucu”na varmaya ve oradan hareketle “çözüm” için siyasa önermeye benziyor.

    Bunu söylemek, Türkiye’de din ve muhafazakarlık ekseninde baskının olmadığı anlamına gelmiyor. Gerçek şu ki, Türkiye’de pek çok mahalle var ve bunlardan bir kısmında, ortam elverişli olduğunda “öteki” gördüğüne baskı yapanlar var. Sadece bazıları “öteki mahalle”yi görmüyor, görmek istemiyor. Bu araştırmada dile getirilen baskı ve ayrımcılık vakalarının önemli bir bölümü gerçek olabilir. Ama içinde bir tür “yaralı bilinç” olarak tanımlanabilecek bir ruh haline sahip insanların çokça yer aldığı dar bir kesimin algısından hareketle “mahalle baskısı”nın arttığı sonucuna varmak ciddi bir hata. Bu bağlamda Prof. Dr. Ömer Çaha’nın “bu teknikle seçilen örneklemden hareketle bir genelleme yapılamaz” şeklindeki eleştirisi gerçekten önemli. Çaha’ya göre, “Bu yöntemle, belli karakterde örneklem seçimi yaptığımız için en fazla yapılacak şey, grubun geliştirdiği reaksiyonu, davranışı ve tutumu anlamaya çalışmaktır. Toplumun onu nasıl bir algılamaya ittiğini anlamaya çalışırız; ancak onun merceğinden hareketle toplumu büsbütün olarak anlamaya çalışmayız. Oysa araştırmada, belli özellikler taşıyan bir grubun gözlem ve algılamalarından hareketle bir bütün olarak Anadolu hakkında genellemeler yapılmaktadır”.
    Yapılmamalıydı, ama yapmışlar. Öyle olduğu için de, “bu araştırmada elde ettiğimiz bulgular, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının bu kentlerde baskıcı muhafazakârlığının aşılması (…) gibi konularda dönüştürücü bir rol oynamadığı yönünde[dir]” hükmünü vermeleri ve “AKP’nin yaygın gözüken kadrolaşması Anadolu kentlerindeki cemaat yapılanmaları ve faaliyetleriyle de birleşince, geçmişe göre bu açılardan daha kaygı verici bir ortam yaratılmış olduğu kanısındayız” sonucuna varmaları da hata olmuş.

    Özetle:

    Türkiye’deki mahalle baskısına ilişkin bütünlüklü bir resim ortaya koyma iddiasındaki bir çalışmada, örneklemi ideolojik yönelimleri ve keskin tutumlarıyla belirginleşen söz konusu parti ve STK’ların üyeleriyle sınırlandırmak yerine, “laik kesim” içinde tanımlanabilecek olan ve hiç kuşkusuz onlardan çok daha geniş bir tabana oturan vatandaşlarla görüşülseydi;

    Söz konusu STK’ların üyelerine, -böyle bir çalışmada mutlaka içerilmesi gereken bir kesim olarak ve ancak- genel kitle içindeki oranları ölçüsünde yer verilseydi; ve
    “Algı”ya tartışmasız “olgu” muamelesi yapmadan, “bulguları” gerçek kabul edilip onlardan hareketle siyasa önerileri yapmak yerine, bir algı çalışması olarak toplumun bir kesiminin kanaatleri olarak sunulsaydı (yani “bakın, toplumun laik kesiminin içinde yer alan bir kısım insan da böyle düşünüyor, yaşadığı ülkeyi ve hayatını böyle görüyor” şeklinde olsaydı), aslında çok anlamlı olabilirdi. Çünkü “laik kesim” içinde dahi marjinal sayılabilecek Atatürkçü Düşünce Derneği türü oluşumlar, en azından siyasete etkileri nedeniyle incelenmeyi hak etmektedir).

    Ama ne yazık ki öyle olmamış; araştırmacı örneklemini “laik kesim” içindeki küçük ve araştırma evreninin genel karakteristiğini taşıdığı kuşkulu bir kesiminden oluşturmuş. Dahası, bir şekilde kendisini denekle özdeşleştirme ve onun gözünden bakınca görülenlere eleştirel bir mesafe koymadan veri kabul etme hatasına düşmüş ve bu “veri”lerden hareketle genel yargılara ulaşmış. Aslında sadece sonuçlar değil, ara başlıklar bile “Yeni İcat Bir Etkinlik: Kutlu Doğum Haftası” örneğindeki gibi, deneğin yaklaşımını içselleştiren bir dille yansıtmış (Bu arada “Kutlu Doğum Haftası” da Ak Parti’den önce “icat” edilmiştir). Yine bu denekle özdeşleşme ve inceleme nesnesiyle araya mesafe koyamama durumu nedeniyle, başarılı bir söylem analiziyle bazı deneklerin sözlerindeki “dinden baskı” anlamına gelen ifadeler ortaya çıkarılırken (örneğin örtünme baskısından söz ederken, aynı zamanda bir öğrenciye günaha girdiğini söyleyip oruç tutturan liseli genç kızın sözlerindeki ötekileştirme ve baskı fark edilmiş); bazı deneklerin sözlerindeki “dine baskı” anlamına gelen ifadeler görülmemiş (örneğin ilköğretimdeki kızların okul kapısına kadar başörtülü olmalarını şikayet eden kişinin anlatımındaki ötekileştirme ve baskı fark edilmemiş). Aslında araştırmacının durduğu yeri gösteren başlı başına önemli bir sorun bu; çünkü deneklerin pek çok durumda kendilerine karşı baskı diye anlattıkları olayların, aslında “ötekiler”in din ve vicdan özgürlüğünün kullanımından başka bir şey olmaması, bunun da araştırmacının dikkatini çekmemesi ilginç. Örneğin Malatya’da Atatürkçü Düşünce Derneği’nden biri “Cuma günleri öğle namazı saatinde” (Cuma namazı saatinde demek istiyor) “tüm devlet dairelerinin kapalı olduğunu” söylemiş. Cuma namazından biraz haberdar olanlar, bunun apaçık bir yalan olduğunu (eğer yalan değilse, deneğin gerçeklik algısının ne kadar zedelenmiş durumda olduğunu) anlarlar. Çünkü Türkiye’deki “devlete bağlı din” sisteminden dolayı bütün Cuma namazı saatleri Diyanet tarafından öğlen tatili saatine göre “ayarlanmış” durumdadır. Yani “Cuma günü öğlen namazı” saatinde Atatürkçü vatandaşın bunu yaşaması mantıksal olarak mümkün değildir. Yine araştırmaya göre Batman’da bir öğretmen, öğretmenlerle öğrencilerin aynı mekanda namaz kılacak kadar “rahat” olmalarından, laboratuarın mescit olarak kullanıldığından ve oradaki “mini seccadeler”in varlığından yakınmış. İşyerinde ve okulda ibadet ihtiyacının karşılanması evrensel insan haklarının gereği; ama Türkiye’de bu tanınmadığından hepimiz biliyoruz ki her kurumda namazını köşede bucakta kılanlar vardır. Buradaki “mağdur” kim acaba; şikayet eden mi, edilen mi? Yıldıray Oğur’un da vurguladığı gibi birçok kez bu deneklerin “baskı” diye yakındıkları, artık baskı yapamama durumundan başka bir şey değil ve başlı başına çarpıcı bir durum bu (Tamam, “araştırmanın konusu bu değil” denilebilir, ama deneğin bu ruh hali bir dipnotluk ilgiyi dahi hak etmiyor mu? Dahası bu ruh hali, ifadelere eleştirel yaklaşımı gerektirmiyor mu? Daha da doğrusu, araştırmacılar bunun gereğini hissediyorlar mı?)

    Bir algı araştırmasından yola çıkılarak Fethullah Gülen Cemaatinin şeffaf olmadığına, bütçesinin ve teşkilat şemasının “gayri saydam olmasının kabul edilemez” olduğuna (insana “size ne?” demezler mi?) veya “denetlenmediğine” (sivil topluma devlet denetimi?) dikkat çekilmesi ve bu konuda Milli Eğitim Bakanlığı dolayısıyla devletin göreve çağrılması, araştırmanın demokrasi ve sivil özgürlükler açısından en sorunlu sonuçlarından birini yansıtıyor. Unutulmamalıdır ki cemaat bir “fan club” değildir ve Müslüman, Hıristiyan veya Budist olsun, her cemaatin pek çok insana katı gelen kuralları vardır. İsteyen girer, isteyen girmez; yeter ki zorlama olmasın ve çıkış serbest olsun. Araştırmada bu konuda hukuki bakımdan sorun oluşturacak hiçbir zor’dan söz edilmemesine karşın, sonuç bölümünde bu tür önlemlerin önerilmesi de ayrı bir sorun.

    Önerilerden Alevilik hakkındaki ayrımcı fikirlerle mücadele için Alevilik hakkında ciddi ve tarafsız bilgi verilmesi önerisi anlamlı. Ama “Kamu kurumlarında ve belediyelerde Alevilere kota verilmesi” gibi öneriler için bunu söylemek güç. Bu, hem kotanın bir dizi sorunu beraberinde getirmesinden kaynaklanıyor, hem de bir algı araştırmasından bu sonucun çıkarılması tutarlı değil. Alevilere Diyanet bütçesinden pay ayrılması önerisi de öyle.Sonuç olarak, bu araştırmayı eleştirmek için İslamcı veya muhafazakar olmak gerekmiyor. Bazen ciddi bir akademisyenin de sonradan hatırlamak istemeyeceği çalışmaları olur. Ne yazık ki bu kez öyle olmuş.

    Elbette “İslami kesimler”in bu araştırmanın sonuçlarından hoşlanmaması için geçerli sebepleri ve haklı korkuları var. Onlar bu sonuçların Türkiye’de dindar Müslümanlar üzerindeki devlet baskısını meşrulaştırmaya yarayacağından haklı olarak korkuyorlar. Bu bağlamda araştırmadaki hataları eleştirmek, sadece akademik veya bilimsel değil, ahlaki bir ödev haline geliyor. Rasim Ozan Kütahyalı’nın dediği gibi “laik kesim baskı altında dendiği an her dindarın kalbi hızla çarpmaya başlıyor. Çünkü bu sözün söylendiği gibi kalmayacağını ve hemen ardından baskı ve yıldırma operasyonlarının geleceğini düşünüyorlar”.

    Kısacası söz konusu araştırmanın içerdiği sorunlar, onun metodolojik hatalarından ibaret değil. Hele bu hata, bu ülkede din ve vicdan özgürlüğünün üstündeki baskıları artırmak, “devlet mahallesi”nden gelecek baskıları meşrulaştırmak için kullanılacaksa.
    her şey ya bizzat güzeldir ya netice itibariyle güzeldir..

  2. #2
    Pürheves mtnhydr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    ankara
    Mesajlar
    292

    Standart

    Yazı star gazetesinden Bekir Berat Özipek' ait belirtmeyi unutmuşum..
    her şey ya bizzat güzeldir ya netice itibariyle güzeldir..

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Paşalar Arasi Mahalle Baskisi
    By dostum in forum Gündem
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 27.12.08, 17:18
  2. Bir Kasabada Dört Mahalle
    By Şahide in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30.08.08, 16:22
  3. Mahalle Baskısı!
    By beylikdüzü73 in forum Gündem
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 27.08.08, 22:01
  4. Rakamlarla Mahalle Baskısı
    By sitem in forum Gündem
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 21.10.07, 10:45
  5. Mahalle Baskısı
    By sitem in forum Mizah
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 06.10.07, 20:45

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0