+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: Nalçacililar Ayaklanmasi

  1. #1
    Vefakar Üye BEYAZ007 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    *antalya*
    Mesajlar
    444

    Exclamation Nalçacililar Ayaklanmasi

    NALÇACILILAR AYAKLANMASI Konya’da son zamanlarda tuhaf şeyler oluyor. Bir süre öncesine kadar huzurlu, sâkin bir Anadolu şehri olan Konya’da bugünlerde sular bir türlü durulmuyor.
    En son olay, geçtiğimiz cumartesi günü yaşandı. Konyaspor-Fenerbahçe futbol maçı öncesi ve sonrasında Konya’nın altı üstüne geldi. Konya halkı bile gördüklerine inanamadı.
    Televizyonların ana haber bültenlerinde ve gazetelerde bir parçasını gördünüz. Olay, maça biletsiz girmek isteyen Konyaspor taraftarına Konya polisinin müdahalesi olarak nakledildi. Çıkan arbedede birkaç kişinin yaralandığı duyuruldu.
    Halbuki mesele göründüğü kadar basit ve küçük değildi. Konyaspor taraftarının bugüne kadar birkaç küçük olay dışında polisle çatışmasını, daha da ileri giderek şehri altüst etmesini kimse işitmemişti.
    Öyleyse ne oldu da, birdenbire Konya şehri, 1920’nin Delibaş Ayaklanması’nı yahut 1980’in Konya Mitingi’ni andıran sahnelere şahit oldu? Üstelik, ortada hiçbir görünür siyasî sebep de olmadığı halde?..

    ***

    Dedik ya, Konya’da son zamanlarda tuhaf şeyler oluyor. Bir süre öncesine kadar hırsızlık olayına bile rastlanmazdı. Son zamanlarda ise, ana haber bültenlerinde Konya haberleri önemli bir yer işgâl ediyor:
    - Konya’da operasyon!
    - Konya polisinin bir yeni başarısı!
    - Konya’da silahlı soygun!
    “Futbol olayı” deyip geçmeyelim. Bu bir “sosyâl olay”dır. Bir çok sosyâl olayla dolaylı veya dolaysız ilişkisi vardır. Hattâ kurcalanacak olursa, altından birtakım siyasî sebepler bile çıkabilir.
    Bakınız, uzun yıllar boyunca Konya, “Türkiye’nin en İslâmcı şehri” olarak tanındı. Erbakan milletvekilliğine adaylığını hep oradan koydu ve hep seçildi. 80 öncesinin “Akıncıları” Konya’da pek çok nâm saldılar ve şehidler verdiler.
    Cumhuriyet’in ilk yıllarında, “en İslâmcı şehir” olma hususunda Konya ile yarışan ve belki de onu geçen şehirlerimiz vardı. Ama zamanla onlar bu özelliklerini kaybettiler. Konya kaybetmedi.
    90’ların başında, Müslüman adayların kazandığı ilk belediyeler, Konya ve Urfa’nınkilerdi. Belediye, 1990’ların başından itibaren Konya’nın çehresini o kadar değiştirmişti ki, insanların böyle bir düzenlilik içinde düzensizlik yapası kalmamıştı.
    Zaten Konya insanı tabiat olarak, sâkin, güleryüzlü ve iyi niyetlidir. İstanbul ve Ankara’da birine adres sorsanız, bir dayak yemediğiniz kalır; ama Konya’da, imkân varsa, sizi o adrese bizzat götürürler.
    Gelgelelim, “Gramofon Avrat” filmini hatırlayanlar, Konya’nın bir başka yüzünü de bilirler. Alttan alta da olsa, “ayaktakımı eğilimleri”, Konya’da tutunma ve yayılma imkânı bulmuştur. İçki tüketiminde başa güreşmeler vesaire, hiç de tesadüf değildir.
    Bununla beraber, gerilimin artması ve olayların patlak vermeye başlaması, son birkaç yılda olmuştur. Konya’da İsrail gizli servisi cirit atmaya başlamış, Konya’da Amerikan gizli servisi karakol kurmaya başlamış ve –ne tesadüf!- yavaş yavaş her şey tatsızlaşmaya yüz tutmuş, hissettirmeden günlük hayat bile çekilmez olmaya başlamıştır.
    Hafızalarınızı yoklayınız: Son zamanlarda özellikle Konya’da bu yabancı gizli servisler eliyle Konya polisinin önüne atılan, kendilerine isnad edilen suçlarla ilişkisi olmadığı sonradan ortaya çıkan, buna rağmen bizzat yabancı servis elemanları tarafından sorguya çekilen ne çok insan oldu!
    Basında büyük puntolarla “büyük başarı!” diye alkışlanan bu olayların, dolaylı veya dolaysız kaç kişiyi etkilediğini tahayyül ediniz. Bir haksızlığın gerilimi, yalnız haksızlığa uğrayanı mı sarar, yoksa onun yakınlarına, tanıdıklarına, tanımayıp işitenlerine, hattâ işitmese bile o çevrede yaşayan pek çoklarına kadar sirayet mi eder?
    Bazı sosyal psikoloji erbabına göre, böyle bir duygunun hayvanlara ve eşyalara kadar sirayet etmesi mümkündür. Siz buna inanmayabilirsiniz. O zaman da, bir beldede durup dururken gerilimin nasıl olup da tırmandığını, sırf bazı ekonomik göstergelerle açıklamak durumunda kalırsınız ki, bu göstergelerde henüz sert bir değişim gözlenmemektedir.
    Bilindiği gibi, bazı strartejistler bir ara, Türkiye’deki gerilimi düşürmek için yurtdışından fahişe ithali yolunu tuttularsa da, bu Freudiyen teori de kısa zamanda iflâs etti.

    ***
    Bize kalırsa olay, arzettiğimiz sebeplerden vücuda gelmiştir. Konya’da bir kısım “büyük başarı!”ların ardından, tansiyon giderek yükselmeye başlamıştı. Kendilerine “Nalçacılılar” adını takan taraftar grubu da, bu yükselen tansiyon sayesinde galeyana geldi.
    Bilet fiatlarının yüksek olması, yönetimin bu maçta vurgun düşüne kapılıp “cefâkâr taraftar”ını stada biletsiz sokmaması, polisin birkaç taraftara acımasız davranması, Nalçacı semtinde yaşayan gençlerin serseriliğe yatkın olması filan, hepsi bahanedir, asıl sebep değil…
    Asıl sebep, özetlersek, şudur: Başkaları tarafından duyulan her günah, başkalarında günaha eğilim doğurur. Başkaları tarafından duyulan her haksızlık, başkalarında derin bir merhamet hissi oluşturur. Ama bu türlü eğilim ve hisler, birdenbire kendini göstermeyip, bilet fiatlarının yükselmesini bekler!


    Abdullah Burak
    Bu kulunu hizmet-i imaniye ve Kur'âniyede daima muvaffak eyle.Cümlesine ihlas-ı tam ihsan eyle. Cümlesinin kusurlarını ve günahlarını mağfiret eyle. Cümlesini dünyada a'mal-i hayriye içinde hüsn-i hatimeye mazhar eyle, ukbada Cennet-ül Firdevsde sakin etmekle mesut eyle Âmin. Âmin. Âmin.

  2. #2
    Vefakar Üye BEYAZ007 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    *antalya*
    Mesajlar
    444

    Exclamation


    Kurtlar Vadisi derin devlet Kurtlar vadisi nihayet ağzındaki baklayı çıkardı ve gerçek gayesini gösterdi. Bu zamana kadar üstü örtülü yapıyordu yapacağını, ama birilerinden bir emir almalı ki, verdiği arayı bitirdi ve işi aleniyete döktü.

    “Kurtlar vadisi”nin başından belli bir beyin yıkama ameliyesi olduğu, bir psikolojik savaş yürüttüğü belliydi. Ama gerek ülkenin aktüalitesine uygunluğu, yaşanan canlı olaylarına parmak basışı, gerek sistem içindeki kirlenişi, giderek güzelleşen bir görüntü tekniğiyle vermesi yüzünden ilgi ile izleniyordu.

    İtiraf edeyim, ilk çıktığında yetmiş seksen bölümüne kadar ilgisiz kalmıştım. Oysa oğullarım izlememi ister dururlardı. Ondan sonrasını ben de izledim. Doğruların arasına sindirilmiş yanlışlar ustaca yayılıyor, sanki lokumun içinde uyuşturucu sunuluyordu. Hem kızıyor, hem de seyrediyordum.

    Neydi bu “beyin yıkama ameliyesi” ve “psikolojik savaş yürütmesi” meselesi diyeceksiniz?

    Bu ülkede darbe yapan zihniyet, askerin çoğunun kafasında olan şu düşünceyi hep söylemiştir: “Kardeşim, bu ülkeyi ordu düşmandan kurtardı ve ‘al yönet’ diye sivillere teslim etti. Ama onlar ülkenin içine etti. Asker her on - yirmi yılda bir gelir düzeltir, sonra sivillere teslim eder, siviller gelir, tekrar her şeyi berbat ederler.”

    Oysa bu militarist düşünce baştan aşağı yanlıştır, izaha bile gerek yok, yaşayanlar acılarla gördüler zaten…

    Kurtlar vadisi de başından beri şunu vurguluyordu: “Evet, bu ülkeyi asker kurtarır, siviller satar. Bir asker ülkesi için her fedakarlığı yapar. Evini, barkını terk eder. Yardan ve serden geçer. Gerektiğinde canını bile seve seve verir.

    Ama siyasiler menfaatlerinden başka bir şey düşünmezler. Ülkeyi bile satar bunlar. Üçkağıtçıdırlar. İşleri güçleri ayak oyunudur. Ülkeyi yönetmeyi de bilmezler. Eğer devleti koruyan derin devlet olmasa, o tarihten beri gelen derin tecrübe ve fedakarlık olmasa, bu devlet çoktan batar giderdi.

    Onun için siyasiler çelik çomak oynaya dursun ve ülkeyi yönettiklerini sansınlar, ülkeyi esas koruyan ve yöneten, Polat gibi esas oğlanlardır. Sen onlara bak, sivilleri boş ver.”

    Son mesajı da şu oldu: “İşte devletin zirvesi Cumhurbaşkanı bile böyle bir ihanet içinde, nasıl güveneceksin bunlara?”

    Son bölümde olana bakınız: Polat köşkten çağrılır. Köşkte orta boylu, gözlüklü ve özellikle de bıyıklı bir adam vardır devletin başı olarak.

    Kimdir bu?

    Bıyıklı kimse o!

    Sezer’de bıyık yok. Demirel’de de yok. Özal’da bıyık var ama o tonton. Evren zaten olamaz.

    Kim kaldı geriye?

    Gül kaldı değil mi? Zaten devir “Gül” devri.

    Mesaj şu; işte siviller bu! Milletin en sevdiği ve beğendiği de bu işte! Nasıl güveneceksiniz bunlara?

    Biz de şöyle diyelim, işte “Kurtlar Vadisi” bu!

    Bu bir projedir. Bu projenin altında doğrudan veya dolaylı kesinlikle derin güçler var.Tam da Ergenekon günlerinde denk gelmektedir bu proje.

    Zihinlere kazınmak istenen şu düşünce: “Öyle ya, asker canını ortaya koysun, savaşlara girsin, yaralansın, gazi olsun, arkadaşlarının şehadetini görsün, sen önce ona madalya ver, ama daha sonra da onu suçlayarak itibarını sıfıra indir, ceza evine tıka. Olacak iş mi bu?”

    “Evet, Polat gibi, Memati gibiler olmasaydı, bu vatan çoktan yok olmuştu… Bırakın bu sivilleri, siz askere bakın. Gerçi onlar arasında da İskender gibiler varsa da, esas asker o pisliğe bulaşanları temizler…”

    Evet, dediğimiz gibi, Kurtlar vadisi nihayet ağzındaki baklayı çıkardı ve gerçek yüzünü gösterdi. Bu zamana kadar üstü örtülü yapıyordu yapacağını, ama birilerinden bir emir almalı ki işi aleniyete döktü.

    Yok öyle yağma! Başımıza ne geldiyse o zihniyetten gelmedi mi bizim?

    İster sivil ister asker, bu millete hizmet edenlere saygımız vardır, minnet ve şükran duyarız. Ama bu duygular, varsa suçluları kanundan korumaz. Hukuk önünde herkes eşittir ve hukukn üstünlüğü muhakkak sağlanmalıdır. Yoksa hizmet edecek bir şey de kalmaz.

    Yazık, çok yazık… Gençliğimizden gelen “Malkoçoğlu” nostaljisini andırıyor diye hoşgörülü idik, onu da elimizden aldılar.
    Bu kulunu hizmet-i imaniye ve Kur'âniyede daima muvaffak eyle.Cümlesine ihlas-ı tam ihsan eyle. Cümlesinin kusurlarını ve günahlarını mağfiret eyle. Cümlesini dünyada a'mal-i hayriye içinde hüsn-i hatimeye mazhar eyle, ukbada Cennet-ül Firdevsde sakin etmekle mesut eyle Âmin. Âmin. Âmin.

  3. #3
    Vefakar Üye karam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    394

    Standart

    Alıntı BEYAZ007 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Kurtlar Vadisi derin devlet Kurtlar vadisi nihayet ağzındaki baklayı çıkardı ve gerçek gayesini gösterdi. Bu zamana kadar üstü örtülü yapıyordu yapacağını, ama birilerinden bir emir almalı ki, verdiği arayı bitirdi ve işi aleniyete döktü.

    “Kurtlar vadisi”nin başından belli bir beyin yıkama ameliyesi olduğu, bir psikolojik savaş yürüttüğü belliydi. Ama gerek ülkenin aktüalitesine uygunluğu, yaşanan canlı olaylarına parmak basışı, gerek sistem içindeki kirlenişi, giderek güzelleşen bir görüntü tekniğiyle vermesi yüzünden ilgi ile izleniyordu.

    İtiraf edeyim, ilk çıktığında yetmiş seksen bölümüne kadar ilgisiz kalmıştım. Oysa oğullarım izlememi ister dururlardı. Ondan sonrasını ben de izledim. Doğruların arasına sindirilmiş yanlışlar ustaca yayılıyor, sanki lokumun içinde uyuşturucu sunuluyordu. Hem kızıyor, hem de seyrediyordum.

    Neydi bu “beyin yıkama ameliyesi” ve “psikolojik savaş yürütmesi” meselesi diyeceksiniz?

    Bu ülkede darbe yapan zihniyet, askerin çoğunun kafasında olan şu düşünceyi hep söylemiştir: “Kardeşim, bu ülkeyi ordu düşmandan kurtardı ve ‘al yönet’ diye sivillere teslim etti. Ama onlar ülkenin içine etti. Asker her on - yirmi yılda bir gelir düzeltir, sonra sivillere teslim eder, siviller gelir, tekrar her şeyi berbat ederler.”

    Oysa bu militarist düşünce baştan aşağı yanlıştır, izaha bile gerek yok, yaşayanlar acılarla gördüler zaten…

    Kurtlar vadisi de başından beri şunu vurguluyordu: “Evet, bu ülkeyi asker kurtarır, siviller satar. Bir asker ülkesi için her fedakarlığı yapar. Evini, barkını terk eder. Yardan ve serden geçer. Gerektiğinde canını bile seve seve verir.

    Ama siyasiler menfaatlerinden başka bir şey düşünmezler. Ülkeyi bile satar bunlar. Üçkağıtçıdırlar. İşleri güçleri ayak oyunudur. Ülkeyi yönetmeyi de bilmezler. Eğer devleti koruyan derin devlet olmasa, o tarihten beri gelen derin tecrübe ve fedakarlık olmasa, bu devlet çoktan batar giderdi.

    Onun için siyasiler çelik çomak oynaya dursun ve ülkeyi yönettiklerini sansınlar, ülkeyi esas koruyan ve yöneten, Polat gibi esas oğlanlardır. Sen onlara bak, sivilleri boş ver.”

    Son mesajı da şu oldu: “İşte devletin zirvesi Cumhurbaşkanı bile böyle bir ihanet içinde, nasıl güveneceksin bunlara?”

    Son bölümde olana bakınız: Polat köşkten çağrılır. Köşkte orta boylu, gözlüklü ve özellikle de bıyıklı bir adam vardır devletin başı olarak.

    Kimdir bu?

    Bıyıklı kimse o!

    Sezer’de bıyık yok. Demirel’de de yok. Özal’da bıyık var ama o tonton. Evren zaten olamaz.

    Kim kaldı geriye?

    Gül kaldı değil mi? Zaten devir “Gül” devri.

    Mesaj şu; işte siviller bu! Milletin en sevdiği ve beğendiği de bu işte! Nasıl güveneceksiniz bunlara?

    Biz de şöyle diyelim, işte “Kurtlar Vadisi” bu!

    Bu bir projedir. Bu projenin altında doğrudan veya dolaylı kesinlikle derin güçler var.Tam da Ergenekon günlerinde denk gelmektedir bu proje.

    Zihinlere kazınmak istenen şu düşünce: “Öyle ya, asker canını ortaya koysun, savaşlara girsin, yaralansın, gazi olsun, arkadaşlarının şehadetini görsün, sen önce ona madalya ver, ama daha sonra da onu suçlayarak itibarını sıfıra indir, ceza evine tıka. Olacak iş mi bu?”

    “Evet, Polat gibi, Memati gibiler olmasaydı, bu vatan çoktan yok olmuştu… Bırakın bu sivilleri, siz askere bakın. Gerçi onlar arasında da İskender gibiler varsa da, esas asker o pisliğe bulaşanları temizler…”

    Evet, dediğimiz gibi, Kurtlar vadisi nihayet ağzındaki baklayı çıkardı ve gerçek yüzünü gösterdi. Bu zamana kadar üstü örtülü yapıyordu yapacağını, ama birilerinden bir emir almalı ki işi aleniyete döktü.

    Yok öyle yağma! Başımıza ne geldiyse o zihniyetten gelmedi mi bizim?

    İster sivil ister asker, bu millete hizmet edenlere saygımız vardır, minnet ve şükran duyarız. Ama bu duygular, varsa suçluları kanundan korumaz. Hukuk önünde herkes eşittir ve hukukn üstünlüğü muhakkak sağlanmalıdır. Yoksa hizmet edecek bir şey de kalmaz.

    Yazık, çok yazık… Gençliğimizden gelen “Malkoçoğlu” nostaljisini andırıyor diye hoşgörülü idik, onu da elimizden aldılar.

    nihayet...

    kurtlar vadisinin sivilleri hayin sürüleri ve menfaat avcıları olarak lanse ettiği ve darbenin sinema ayağı olduğu dillendiriliyor zaten belli bir süredir... peki madem ergenekonun üzerine cesaretle giden bir anlayış var neden ergenekon zihniyetine hizmet eden bu duruma müdahale edilemiyor... hükümetin sessiz kalması acizliğinden mi kaynaklanıyor duyarsızlığından mı?

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0