+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Böyle Araştırma Mı Olur? Değişelim Dememiş Miydiniz?

  1. #1
    Vefakar Üye __tİryakİ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Bulunduğu yer
    hakkari
    Yaş
    33
    Mesajlar
    404

    Standart Böyle Araştırma Mı Olur? Değişelim Dememiş Miydiniz?



    Değişelim dememiş miydiniz? 22/12/2008 - 08:59

    Faruk ÇAKIR Boğaziçi Üniversitesi ile Açık Toplum Enstitüsü’nce ortaklaşa

    hazırlanan “Türkiye`de farklı olmak, Din ve Muhafazakârlık Ekseninde

    Ötekileştirilenler” başlıklı rapor yeni bir tartışma başlattı. Belki bu tartışmaya

    ‘yeni’ de denemez. Çünkü tartışılan konular zaman zaman alevlenen ‘bildik’

    mevzular...

    13 şehirde yapılan araştırmada ortaya çıkan neticeye göre kadınlar mahallede

    gördükleri tepkiler nedeniyle etek giyemezken, erkekler saçlarını uzatmaktan,

    top sakal bırakmaktan, küpe takmaktan korkuyorlarmış. Konuyu manşete

    taşıyan bir gazete, “İşte değişen Türkiye” demiş. (Cumhuriyet, 20 Aralık 2008)

    Araştırma sonucu ortaya çıkan bilgiler, kimi basın organlarınca bu şekilde

    sunularak; “Bakın, Türkiye’yi ne hale getirdiniz” denilmek istenmiş. Onlara

    göre bütün bu gelişmelerin sebebi, Türkiye’nin her geçen gün “daha fazla

    dindar” olması. Türkiye’de yaşayanların her geçen gün daha şuurlu ‘dindar’

    olması onlara göre korkulacak bir şey. Doğru olduğuna inandığımız bu

    gelişmenin, bizce hiçbir mahzuru yok. Çünkü Türkiye’de yaşayanların “daha

    şuurlu ve dindar” olmasından kimseye zarar gelmez. Sadece “kötü”lüklerden

    beslenenler zarar görebilir ki bu da millete ayrı bir “fayda”dır.

    Şunu ifade etmek gerekir ki, “değişim ve gelişim” hayatın bir parçası, belki de

    neticesidir. Değişmenin ve gelişmenin önüne geçmek, ilmen de mümkün

    değildir. Hem, yıllardan beri “değişelim, değişelim” diyenler kimdi? Ha,

    “değişelim” denince “bizim arzumuz istikametinde ‘yanlış’a doğru değişin!”

    demek mi istemiştiniz? “Değişelim” dediniz ve millet de değişti! O halde bu

    değişimden niçin ürküyorsunuz?

    Araştırmayı doğrulamak için verilen örnekler belki yaşanmıştır. Ama burada

    suçu ve kabahati ‘din’e ‘dindar’lara atmaya ne gerek var? Hem şikâyetçi

    olduğunuz böyle konular varsa ve yaşanıyorsa, bu hadiselere karşı ‘çare’niz

    nedir? Millete kızarak, küserek ve hakaret etmek mi çaredir? Neymiş, meselâ;

    bir ilimizde ev kiralamak isteyen bir öğrenciye, “Başın açık ise sana ev

    vermeyiz” ya da “Evine gelen-gidenden haberimiz olmalı” denilmiş. Peki, bu

    hadisenin varlığını kabul edelim. Ama tam aksi hadiseler de yaşanmıyor mu?

    Bazı illerimizde de “Ben başı örtülü öğrenciye, çocuklu aileye kiralık ev

    vermem” diyen yok mu? Hatta ve hatta, bir önceki cumhurbaşkanının

    Ankara’daki evini kiraya vermek için “başı açık kiracı” aradığını bilmiyor

    muyuz?


    Doğru ya da yanlış bunlar da Türkiye’nin bir gerçeği. Düzeltilmek isteniyorsa

    insanları ‘ikna’ edilmesi lâzım. Aynı şekilde araştırmada, saçı uzun erkeklere

    “kız mısın, erkek misin?” sorusu sorulmak suretiyle “baskı” yapıldığı ifade

    edilmiş. İyi de bunu söyleyenler illa ki ‘inancı’ gereği söylemez ki! Kendisi

    namazsız ve niyazsız olduğu halde, erkeklerin uzun saç bırakmasını ya da

    küpe takmasını doğru bulmayan, uygun şekilde ‘tepki’ gösterenler yok mu?


    Netice olarak bütün bu tesbitlerden yola çıkılarak, “Aman, Türkiye’ye irtica

    geliyor” havası yayılmak isteniyorsa boşuna... Çünkü bu tepkileri ortaya

    koyanlar her toplumda vardır ve olabilir. Medya bu havayı yaymak suretiyle

    yangına körükle gitmesin. Bu arada, asıl baskı altında olanları unuttuğumuz

    sanılmasın. O konuları da gündeme taşımaya çalışacağız...

    Yeni Asya

    --------------@@-------------





    Böyle araştırma mı olur? 22/12/2008 - 09:43


    Ekrem DUMANLI Açık söylemek zorundayım ki bugüne kadar böyle bir vahim

    araştırma görmedim. Sapır sapır dökülüyor. Hemen her satırında önyargının

    izlerini taşıyor.

    Mübalağa etmiyorum; Açık Toplum Enstitüsü tarafından yapılan araştırmayı

    okuyan herkes, 'bu çalışma uzayda yapılmış olmalı' sonucuna varacaktır.

    Çünkü ortaya atılan tezlerden çok büyük bir kısmı Türkiye'deki sosyal

    gerçekleri yansıtmıyor. Hatta apaçık gerçekleri bile tahrif ediyor. İlmî bir

    araştırmaya yakışmayacak kadar sathî ve laubali duran bu 'araştırma'nın bazı

    önemli isimlerle zikredilmesine hayret ettim. Sanırım yeteri kadar inceleme

    fırsatı bulamamışlar...

    265'i erkek, 136'sı kadın olmak üzere toplam 401 kişiyle yapılan incelemede

    Anadolu'da 'mahalle baskısı' olduğu sonucuna varılmış. Araştırma, 'mahalle

    baskısı'na maruz kaldığı düşünülen bazı çevrelerle yapılmış. Olabilir. Ancak

    buradan çıkacak sonuca dikkat etmek gerekir. Araştırma nerede yapılmış?

    CHP il örgütleri, Atatürkçü Düşünce Dernekleri, Eğitim-Sen, Eğitim-İş, Pir

    Sultan Abdal Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Dernekleri, Cem Vakfı, yerel medya

    kuruluşları, üniversiteler, öğrenci kulüpleri, kadın kuruluşları, ticaret ve

    sanayi odaları, hastaneler ve tabip odaları... Bu listede yer alan bazı

    kuruluşların marjinal duruşları herkesin malumu. Bu kuruluşlarda araştırma

    yapılmasında sorun yok; ama buradan çıkan sonucu bir genelgeçer Türkiye

    gerçeği gibi sunmak hatalı.

    Eğer bir zümreye münhasır bir inceleme yapıyorsanız ve bunlardan bir

    kısmında ideolojik şartlanmışlık söz konusuysa, çıkan sonucun bilimsel bir veri

    olmaktan daha ziyade bir algı incelemesi olduğunu söylemeniz gerekir. Dar

    bir dünya görüşüne yönelik çalışmayı 'işte Türkiye gerçeği' tonunda

    sunarsanız hem güvenilirliğiniz sarsılır; hem de gerçeği tahrif etmiş olursunuz.

    Algıya dair veriler de önemlidir; ancak bütün Türkiye'yi anlatan fotoğraf

    değildir...

    Elinizi vicdanınıza koyun ve şu cümleleri okuyun: "Gittiğimiz Anadolu

    kentlerinde uzun saçlı ya da küpeli erkek öğrencilerden 'Atatürkçü' ya da

    'solcu' gençlere, Kürt kökenlilerden Alevi öğrencilere kadar farklı kimliklere

    karşı uygulanan baskı ve sindirme gerçekten kaygı vericiydi" BASKI VE

    SİNDİRME! Bu mudur Anadolu manzarası?


    'Makrube' adında anlaşılamayan bir yemek!

    Kayseri'de bir türkü evinde görüşülen uzun saçlı bir erkek öğrenci saçlarını

    göstermemek için bere taktığını söylemiş. Trabzon'da bir kız öğrenci ev

    aramış da ev sahibi 'başın kapalıysa gel' demiş. Erzurum'da yurtta kalan 'solcu

    öğrenciler'in her yaptıkları izleniyormuş, dinledikleri müzik, okudukları kitap

    ve gazete yüzünden baskıya maruz kalıyorlarmış... Kayseri, Trabzon,

    Erzurum.. Bu araştırmayı yapanlar hiç mi sokağa çıkmadı? Kayseri dışına

    çıkar çıkmaz kadınlar başlarını açıyormuş. Kayseri'ye İran muamelesi

    yaparsanız biri de çıkıp sizi sokağa davet eder; oradaki başı açıklar karşısında

    apışıp kalırsınız. Galiba araştırmacılar yukarıda ismi geçen bazı kuruluşlara

    süzülüp gitmiş, oradaki hipnoza kapılıp kalmışlar.

    Dahası var. 'Ramazan ayında devlet hastanesinin kantini basılmış, yemek

    yiyenlere müdahale edilmiş.' Ne zaman olmuş bu hadise bilemiyoruz ama

    dinimize göre böyle bir müdahalenin günah olduğunu bilmemek için zır cahil

    olmak lazım. Böyle bir şey olsa bile buna herkesten önce dindar insanlar ve

    Diyanet karşı çıkardı. Daha da korkuncu var. Pir Sultan Abdal Derneği üyesi

    bir kişi demiş ki "Birçok Alevi sana kimliğini söyleyemez, sorsan bile 'ne

    Alevi'yim ne Sünni'yim' der, böylesine bir sindirilmişlik var." Bu kadarla da

    yetinmiyor Pir Sultan Abdal Derneği üyesi, iddiasına devam ediyor ve

    'komşularından çekindikleri için çocuklarının adını değiştirip Hasan, Hüseyin,

    Ali yerine Orkun gibi isimler vermeye başladıklarını' söylüyor. İnceleme yapan

    arkadaşlar kusura bakmasın ama şu söylenenler yalanın daniskası. Bu

    çarpıtmaya ancak acı bir tebessümle karşılık verilir. Çünkü Hasan da, Hüseyin

    de, Ali de, Haydar da, Cafer de, Tayyar da vs. sadece Alevi değil; Sünni

    vatandaşlarımızın da severek çocuklarına verdiği isimlerdir. Etrafınıza bakın;

    bakanlar, milletvekilleri, sanatçılar, gazeteciler vs. arasında bu mübarek ve

    mübeccel isimleri göreceksiniz. Akla hayale sığmayacak çarpıtmalar bunlar.

    Güya Erzurum'da Alevi bir hanım demiş ki: "Sırf isimleri Haydar olduğu için

    ticarette sıkıntı çekenler var." İnsaf be kardeşim! Sünnilerin de hayran olduğu

    bir isimdir Haydar; bunu bilmeyen Anadolu'yu nasıl bilir? Güya Anadolu'da

    Alevi vatandaşlarımız cuma namazına gitme konusunda baskı görüyormuş.

    Bazısı korkusundan cumaya gidiyormuş. Sanırsınız ki bütün Sünni vatandaşlar

    cumaya gidiyor da gitmeyenlere de baskı yapıyor. Bu iddiayı test etmek için

    cuma namazı vakti sokağa çıkmak yeterli. Göreceksiniz ki binlerce insan

    sokakta. Bu ülkede kim, kime, ne hakla karışabilir, Allah ile kulu arasına kim

    girebilir?

    Bahsi geçen inceleme o kadar bariz hatalarla harakiri yapmış ki! Neresini

    düzelteceksin; bariz bilgi hataları var. Bu yüzden ANAR Genel Müdürü İbrahim

    Uslu, "Bu araştırmayı Türkiye İstatistik Kurumu'na verseniz kaale bile almaz."

    diyor. Doğru. Görünen o ki marjinal denekler bulmak için özel bir gayret sarf

    edilmiş ve çalışma bilimsel olma vasfını yitirmiş. Bu incelemede ifade edilen

    bazı düşüncelere sade bir Alevi vatandaşın iştirak etmesi, sıradan bir solcunun

    'evet' demesi, ideolojik şartlanmışlık içinde olmayan bir Kürt'ün söylenenleri

    içine sindirmesi mümkün değil. Denek seçimi yanlış. Şu anlatılana bakın

    lütfen. Güya bir öğrenci, üniversitesindeki hocasıyla atışmış da hocayı itince

    'Bana dokundun, orucum kaçtı' demiş. Güler misin, ağlar mısın! Azıcık dinî

    bilgisi olan bir kişiye sorun; kahkahalar işitmezseniz bu araştırmayı ciddiye

    alın derim. Orucum kaçtı diye bir şey olur mu Allah aşkına? Böyle bir tabir de

    yok dinde, böyle bir hüküm de...

    Araştırmacıların hayretle karşıladığı bir konu da cemaat gerçeğiymiş. İddia o

    ki 'Cemaatin büyük kentlerdeki kanaat önderleri ve medya kurumları

    tarafından benimsenen 'demokrat ve ılımlı' tavrı, tabanda yerini taşralı

    muhafazakâr, baskıcı ve ayrımcı kişiliklere bırakıyor gözükmekte.' Bunu

    destekleyecek nasıl bir gerekçe bulunduğunu şu çarpıcı (!) analizden siz

    çıkarın lütfen. 'Cemaat evleri'nde bir yemek yapılıyormuş, adına makrube

    deniyormuş. Bu kelimenin peşine düşmüş araştırmacılar) Sözlüklere

    bakılmış, Türk Dil Kurumu'na sorulmuş... Yok. Makrube'yi kimse anlayamamış

    ve bunun üzerine cemaatin kendi dilini oluşturduğu sonucuna varılmış. Bu

    kadar vahim bir duruma düşmek bile bu araştırmanın ne kadar laubali

    olduğunu gözler önüne seriyor. Makrube diye bir yemek yok, o yemeğin adı

    maklube. Bir Arap yemeği. Eti ve patatesi kazanın altına yerleştirirler; tersine

    çevrildiğinde pirinç pilavı altta kalır etler üstte. Arapça 'çevrilen' manasında

    maklube denmiş; inkılap da aynı kökten gelir malum. Anadolu'nun, özellikle

    Arap mutfağını iyi bilen kentlerimizin, iyi bildiği bir yemekten söz ediyoruz.

    Maklubeyi makrube diye anlar, ilgili insanlara 'bu nedir' diye sormazsanız;

    hatta bir de kalkıp 'tesbihat' kelimesini de işin içine katarak 'bak demedik mi

    cemaat kendi dilini oluşturuyor' havasına girerseniz böyle gülünç durumlara

    düşersiniz. Tesbihat kelimesi için herhangi bir camiye gitseniz ve vatandaşa

    sorsanız yeterli bilgiyi alırdınız. Hatta hazır gitmişken tesbihat kelimesine

    gramatik olarak benzeyen tekbirat, tehlilat, tahmidat gibi sözcüklere de

    ulaşabilirdiniz...; o zaman size kimse 'Allah taksiratını affetsin' demezdi.


    İşin en acı tarafı da şu: Hiçbir ilmî değeri olmayan ve tamamen marjinal

    önyargıları teyit etmek için çırpınan bu araştırmayı, ideolojik ve siyasi

    saplantılarına malzeme yapan köşe yazarlarının olması. Onlarca bariz hatayı

    görmek için uzman olmak gerekmiyor ki! Keşke hadiselere önyargılara esir

    düşecek kadar kin ve öfke ile yaklaşılmasa...

    Zaman



    http://www.risalehaber.com/54924_Boy...miydiniz-.html
    Alemin
    küfre göre hem başı
    hem sonu
    HİÇ
    İki HİÇ arasında
    varlık olur mu ki hiç?

    NECİP FAZIL KISAKÜREK


  2. #2
    Vefakar Üye karam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    394

    Standart

    dindarlaşmak mı? türkiye mi? yuh artık türkiye dindarlaşıyor demek için hakkattende dağ başında memleketten bi haber yaşamak gerek... hayvanatın sünetullaha uygun yaşayışıyla ve o hayvanları insan yerine koymakla ancak dindarlaşıyor diyebilir birileri...

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Demokrasi Böyle Olur...(!!!)
    By seyyah_salih in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 29
    Son Mesaj: 10.02.09, 09:39
  2. Böyle Cami Olur Mu?
    By muhibbülkurra in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 23.09.08, 15:21
  3. Öğrenci Dediğin Böyle Olur
    By KERRÂ_ in forum Mizah
    Cevaplar: 20
    Son Mesaj: 14.07.08, 20:18
  4. Peygamber Sevgisi Böyle Olur
    By vakti_nehar in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 19.06.08, 21:01
  5. Evlilik Dediğin Böyle Olur
    By flower_rose in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30.07.06, 22:52

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0