+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var 1 2 3 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 26

Konu: Risale-i Nur ve Yeni Asya

  1. #1
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Exclamation Risale-i Nur ve Yeni Asya

    Risale-i Nur ve Yeni Asya


    Bu hafta da Bolu’dan yazan kadîm ve vefakâr Yeni Asya gönüllülerinden Selâhaddin Konyalıoğlu’nun mektubunu okuyalım:

    Risale-i Nur’la Kur’ân’a hizmeti dâvâ edinen Yeni Asya misyonu, gazete, dergi ve kitap neşriyatı, Bediüzzaman’ı anma programları, paneller, okuma programları... ile Üstad Bediüzzaman’ın çağa ışık tutan fikirlerini, şeriat, cumhuriyet, demokrasi, hürriyet, temel haklar, din ve vicdan hürriyeti konularındaki yaklaşımlarını, istikbale dair tesbit ve müjdelerini 40 yıldır geniş kitlelere duyurmaya çalışıyor.

    Geride kalan hizmetlerine baktığımızda, Yeni Asya’nın Risale-i Nur ölçüleri çerçevesindeki kararlı ve isabetli hizmetleri bizi şevke getirmeli.

    Şahs-ı manevîye dayalı iman Kur’ân dâvâsını şiar edinmiş Yeni Asya ekolü, bugüne kadar çok büyük hizmetler ifa etti, sinsi ve dessas planları bozdu, İslâmî ölçülerin topluma yerleşip mal olmasına çok büyük katkılarda bulundu.

    Risale-i Nur’u okuyan ve Yeni Asya’nın bu dâvâya yaptığı hizmeti bilen herkesin, bu tesbitlerimizi tasdik edeceğine inanıyoruz.

    Onun için, iman Kur’ân dâvâmızın ölçü ve prensipleri istikametinde dünyadaki ve ülkemizdeki hadiselere isabetli teşhisler koyup müsbet çözümler getiren, menfî plan ve tuzakları deşifre edip bozarak akamete uğratan, zihinlerdeki sorulara doğru ve ikna edici cevaplar veren Yeni Asya bayrağının kıyamete kadar dalgalanması ve desteklenmesi, bu mânâların farkında olan herkes için bir vecibedir.

    Geçmişte şu veya bu sebeple birtakım kırgınlıklar yaşanmış olabilir. Ama artık onlara takılma zamanında değiliz. Tam tersine, onları aşıp, enaniyetlerimizi şahs-ı manevî havuzunda eriterek ortak ideal için kabiliyet ve güçlerimizi birleştirmek mecburiyetindeyiz.

    İlâhî bir tavzifle omuzlarımıza yüklenen bu yüce ve kudsî dâvânın gereğini yapmazsak, ahirette Üstadımızın yüzüne nasıl bakarız?

    Ve Kur’ân dâvâsının asıl sahibi olan Rabbimize, Kâinatın Efendisine (a.s.m.) ne cevap veririz?

    Peygamber Efendimiz “Senin vasıtanla bir kişinin imana gelmesi sahralar dolusu kırmızı koyundan hayırlıdır” buyuruyor.

    Muazzez Üstadımız da “Hâlis bir Kur’ân hâdimi olarak ihlâsla on adama ders vermeyi, büyük kutbiyetle binler adamı irşaddan daha ehemmiyetli görüyorum İmanın bir hakikatini binlerce siyasete tercih ederim” diyor.

    Bu ders ve mesajların muhatabı olan, Risale-i Nur’u tanıma bahtiyarlığına ermiş, iman ve Kur’ân dâvâsının bayraktarı Yeni Asya misyonuna ve idealine gönül vermiş bizler, iman fedaisi olma hedefiyle, “Mevcuda iktifa dûnhimmetliktir” düsturunun verdiği ikazı hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalı ve bu cehdle hizmetimize devam etmeliyiz.

    Bu düşüncelerle, Bediüzzaman’ın dâvâsına ve Risale-i Nur hizmetine gönül verip ömrünü vakfedenlere sesleniyoruz:

    Bu can bu tende duruyorken, lütfen acele edelim. Dâvânın özüne ve ruhuna sadakat ve metanetle, istikamet, ve itidal üzere, ihlâsla hareket edelim. Sayılı nefeslerimiz hitama ermeden, şahs-ı manevîmizin sesi olan Yeni Asya’nın daha gür çıkması için seferber olalım. Biz şimdi ne kadar çok çalışırsak, istikbaldeki aydınlık ve bahtiyar günlerdeki hissemiz o kadar fazla olur.

    Unutmayalım ki, bu zaman şahıs değil, şahs-ı manevî zamanıdır. Hadiselerin dağlarvari dalgalarına ancak şahs-ı manevînin gücüyle dayanabiliriz. Nifak ehli sinsi planlarla şahısları çürütebilir. Onun için zaman, şahs-ı manevî kal’a-yı metîninde İslâm fedaisi olma zamanıdır. Bunun dünyevî karşılığını görmeyebiliriz, ama uhrevî mükâfatı hiçbir dünyevî ölçüye sığmaz.

    Gençliğimizden başlayıp bütün hayatımızı imana, mesaimizi ve istirahatimizi Risale-i Nur’a verelim. İhlâsla gayret, fedakârlıkla hizmet şiarımız olsun. Neticeyi ise Allah’ın takdirine bırakıp tevekkül edelim. “İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dareyni iktiza eder” hakikati ve “hizmetkârlığı makamata tercih” düsturunun şuuruyla bizleri şahs-ı manevîde istihdam etmesini Rabbimizden niyaz edelim.

    15.12.2008

    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  2. #2
    Vefakar Üye yuksek-Sadakat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    313

    Standart

    Iman-Kur`an davasinda calisanlardan Rabbim razi olsun.Bu yolda gidenleri istikametten ayirmasin.Ihlas uzere eylesin.Tesanut icerisinde, kolkola beraber yurumeyi nasip eylesin.

    Rabbim Yeni Asya`yi kudsi hizmette daim kilsin.
    Imam-i Rabbani(k.s) nun deyisi varya "O`nu (Efendimiz sallallu aleyhi ve sellem) sozlerimle ovmuyorum bilakis sozlerimi, Ondan bahsetmekle guzellestiriyorum"

    Iman-Kur`an hizmeti,o yolda olanlari guzellestiriyor.

  3. #3
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Risâle-i Nur Kongresi çalışmalarına başlıyor


    IV. Ulusal Risale-i Nur Kongresi bugün masa çalışmalarıyla Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda başlıyor. İlim adamlarınca hazırlanan tebliğlerin tartışılacağı masa çalışmalarının konuları şu başlıklar altında toplandı: “Din ve İktisat”, “Toplum, Ahlâk ve İktisat”, “Siyaset, İdeolojiler ve İktisat,” “Felsefe, Medeniyet ve İktisat” ve “Çevre ve İktisat.”
    KÜRESEL KRİZ PANELDE TARTIŞILACAK

    “Küresel Kriz ve Said Nursî’nin İktisat Görüşü” üst başlığı altında düzenlenecek kongrenin yarın, 14.30’da başlayacak paneli ise halka açık olacak. Panelde katılımcılar dünyayı yeni bir dönemin eşiğine getiren ve “İlâhî ikaz” olarak değerlendirilen küresel ekonomik krizi Bediüzzaman Said Nursî’nin eserlerinde yer alan görüş ve açılımlarla yorumlayacak.

    21.03.2009


  4. #4
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  5. #5
    Dost nurvan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    11

    Standart

    Allah iman ve Kur'an hizmetinde bulunan herkesi muvaffak kilsin! (amin)

  6. #6
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    “SEN ÇALIŞ, BEN YİYEYİM” ANLAYIŞI

    “Faize dayalı sistemler emeği sermaye ile çarpıştırıp, fukarayı zenginle çatışmaya sevk ederek sosyal hayatı sarsar. Faiz sisteminin zemin hazırladığı suiistimaller günümüz küresel krizinin temelini oluşturur. Faiz kurumları ‘Sen çalış, ben yiyeyim’ anlayışıyla çalıştığından, insanlığın rahatını bozmuştur. İnsanlık barış ve huzuru isterse, faizi kaldırıp zekâtı hayatlandırmalı, yardımlaşma yaygınlaştırmalıdır.”
    Takdim



    Risâle-i Nur Enstitüsü tarafından İstanbul’da düzenlenen “Küresel Kriz ve Said Nursî’nin İktisat Görüşü” konulu Risâle-i Nur Kongresi, 21 Mart 2009 Cumartesi günü Taksim’deki Titanik Otel’de çalışmalarına başladı. 5 ayrı masada bir araya gelen yaklaşık 60 kişi, iki gün boyunca hazırlanan tebliğleri tartıştı ve bu sonuçları maddeler halinde özetleyerek kamuoyuna açıkladı.
    Bediüzzaman Said Nursî’nin eserleri olan Risâle-i Nur’dan istifade ile, dünyayı sarsan ekonomik krize çare arayan tebliğciler, çarenin “İnsan fıtratına uygun bir hayat tarzı”nda olduğu noktasında fikir birliğine vardıklarını açıkladılar.
    21-22 Mart 2009’da gerçekleşen çalışmalar, 22 Mart Pazar günü İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Sarayı’nda yapılan panel öncesi kamuoyuna açıklandı. Çalışmalar, aynı yerde düzenlenen bir panelle sona erdi.
    Masa çalışmalarını özetleyen maddeler şöyle:


    DİN VE İKTİSAT: Prof. Dr. Musa Kâzım YILMAZ, Prof. Dr. Ramazan ALTINTAŞ, Prof. Dr. Özcan HIDIR, Ali FERŞADOĞLU, Şaban DÖĞEN, Faruk ÇAKIR, Hüseyin ŞAHİN, Necmettin KEMAL, Malik ATOM (Yönetici), Doç. Dr. Atilla YARGICI (Sekreter)

    Kriz de ilâhi bir ikazdır,

    1. Küresel kriz, insanın yaratılış gayesine uygun hareket etmemesinin bir sonucudur. Buna da Said Nursî’nin mimsiz medeniyet dediği dini, imanı, ahlâkı dışlayan Batı uygarlığı sebep olmuştur. Bu uygarlık, dünyevîleşmeyi amaçlayan materyalizme dayanır.
    2. Bu krizin ortaya çıkmasını sağlayan en önemli sebeplerden birisi de israf ekonomisidir.
    3. Said Nursî’nin ifadesiyle faize dayalı sistemler emeği sermaye ile çarpıştırıp, fukarayı zenginle çatışmaya sevk ederek insanlığın sosyal hayatını sarsar. Daha kötüsü faiz sisteminin zemin hazırladığı suistimaller günümüz küresel krizinin temelini oluşturur.
    4. Faiz kurumları “Sen çalış, ben yiyeyim” anlayışıyla hareket ettiğinden insanları kine, hasede, çatışmaya sevk etmiş, birkaç asırdır insanlığın rahatını ortadan kaldırmıştır.
    5. Bediüzzaman’a göre, insanlığın zenginleri ile fakirleri arasındaki dengenin bozulmasına, kin ve düşmanlıkların ortaya çıkmasına sebep olan bir diğer anlayış, “Ben tok olayım, başkası açlıktan ölse, bana ne” anlayışıdır.
    6. Bediüzzaman’a göre insanlık kendi yaratılış gayesine uygun hareket etmekle, dünya ve ahiret mutluluğunun esası olan hak dine yönelmekle bu ve benzeri krizlerden kurtulabilir.
    7. Küresel krizin önemli sebebi olan israfa karşılık dinin emri olan denge ve orta yol anlamındaki iktisat, kanaat ve tevekkül prensipleriyle hareket etmek gerekir.
    8. Bediüzzaman’a göre insanlık hayatını sever, barış ve kurtuluşu isterse, faizi kaldırıp zekâtı hayatlandırmalı, yardımlaşmayı, paylaşmayı yerleştirmelidir.
    9. Bediüzzaman, yaratılışı hareketli olan insanın rahat ve huzurunun çalışma ve gayrette olduğunu ifade eder.
    10. Nursî’ye göre hem fert, hem toplumun mutlak saadet ve kurtuluşu, “İnsanlığın en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” Peygamber tavsiyesinin insan hayatında yerleştirilmesine bağlıdır.
    11. Modern dünyanın en büyük sorunu dünyevîleşmedir. İlâhî bir ikaz olarak ortaya çıkan bu krizin de asıl sebebi, dünyayı ahirete tercih etmektir. Çözüm de, iman alt yapısını sağlamlaştırarak, Kur’ân’a ve sünnete dayalı evrensel ahlâkî değerleri yeniden ihya etmekle, güven ve sorumluluk bilincinin geliştirilmesiyle mümkündür.


    SİYASET, İDEOLOJİLER VE İKTİSAT: Doç. Dr. Vedat DEMİR, Dr. Furkan AYDINER, Sami USLU, Ahmet RIDVAN,
    Hasan YÜKSELTEN, Aziz BATTAL , Recep ARDOĞAN , Prof. Dr. Ahmet BATTAL (Sekreter), Metin KAVCAR (Yönetici)

    Tasarruf ve kanaatle huzura kavuşuruz


    1. Krizin kaynağı insan aklının fıtrata ve adetullah kanunlarına aykırı hareket etmesidir. Oy hırsıyla hareket eden siyasîler, kâr hırsıyla hareket kapitalist girişimciler ve zevk hırsıyla hareket eden tüketiciler kasırgayı kaçınılmaz kılmıştır. Önce emlâk fiyatları aşırı şekilde şişmiş, krediler genişlemiş, spekülasyon yaygınlaşmış, aşırılıklar ortaya çıkmıştır. Bu sun’î balon patlayınca, fiyatlar düşmüş, kredi ödemeleri aksamış ve nihayet panik havası yaygınlaşarak küresel bir kasırgaya dönüşmüştür.
    2. Kapitalizm, insan fıtratındaki nefis ve enaniyet hakikatını kavramış, ilkelerini bu hakikate dayandırmıştır. Nefis ve enaniyeti tahrik ve istismar ederek kısmen başarılı olmuştur. Ancak, kapitalist ideoloji, parayı para kazandıran bir sermaye olarak görmüştür. Parayı bankanın merkezine, bankayı ekonominin merkezine, ekonomiyi hayatın merkezine yerleştirmiştir. Ekonomiyi ve toplumu bankanın esiri yapmıştır.
    3. Ahlâkîlik kaygısı taşımayan liberal kapitalizm devlete karşı özgürlükle yetinmez, nefsin varlığını inkâr ederek insanın başka insanlara ve hatta kendisine karşı özgürlüğü ve dolayısıyla nefsinin köleliğine yol açar.
    4. Sermayeyi takdis eden ve insana Allah’ı değil, maddeyi sevdiren kapitalizm dini açıkça reddetmez, ama insanı hazcı insan haline getirir ve bir anlamda tanrılaştırmaya çalışır. Kul olduğunu unutturur. Tüketimle sefih eder.
    5. Mutlak eşitlik hayalinin peşinde koşan ve fıtratı inkâr eden sosyalizm, adaleti salt bu dünyada gerçekleştirmeyi hedefler. Ahiret fikrinin insanın hak aramasını engellediğini ve fakirleri zenginlerin karşısında savunmasız hale getirdiğini iddia eder. Özel mülkiyeti reddeder ve insanı sefil eder.
    6. Bediüzzaman’a göre, sosyalizm necis yani pistir, kapitalizm ise ences yani daha pistir. Çünkü, kapitalizm insan nefsini cazibeli tüketimle tahrik ederek arzularına esir eder.
    7. Yine Bediüzzaman’a göre, ideolojiler ve izmler tek gözlüdür. Deha ile çalışır. İnsan aklının cerbeze düzeyinde çalışmasının ürünüdür. Ahireti düşünmez, Hüda’ya tabi olmaz.
    İslâm ise hükümlerini “makul ve münevver akıl”a da tasdik ettiren vahyin ta kendisidir. İzmlerle benzeşmez. İnsanın bu dünyadaki mutluluğu ile yetinmez. Bütün duygularını tatmin ederek hem dünyada, hem de ahirette insanı hakikî, safî ve daimî saadete kavuşturmayı hedefler.
    8. İslâm, piyasa ekonomisi denilen sistemi kabul etmekle beraber, her türlü spekülasyonlara karşı müdahaleyi elzem görür. Aynı zamanda sosyal adaleti tesis edecek tedbirler sunar.
    9. İslâm dini özel mülkiyeti ve teşebbüs hürriyetini kabul eder. Ancak yine insanî sebeplerle devletin mülkiyet hakkını sınırlandırabileceğini kabul eder. Bütün üretim araçlarının devlete ait olması gerektiği fikrini de reddeder.
    10. İslâm insanların sınıflar halinde bulunmasının fıtrî olduğunu kabul eder ve bunu kaldırmaya çalışmaz. Ama sınıflar arasında çatışma ya da uçurum olmasını da engeller.
    11. Bediüzzaman’a göre, Kur’ân’ın öngördüğü “fazilet medeniyeti” insanı nefsin esaretinden kurtarıp, bütün istidatlarını inkişaf ettirerek “insan-ı kâmil” derecesine çıkarmaya çalışır. Genç, yaşlı, sıhhatli, hasta, zengin ve fakir, herkesi ve her kesimi hakikî saadete ulaştırır.
    12. İslâm, faziletli insanların rekabetini mükemmele ulaşmanın aracı olarak görür. Kendiliğinden gönüllü olarak veren eli teşvik eder. Ama gönüllülükle de yetinmez, zenginin zenginliğinde fakirin de bir payı olduğuna inanır ve bu payı alabilmesi için gerekirse devletin devreye girmesini ister.
    13. Bediüzzaman, eserlerinde kapitalist ideolojiyi sosyalizmden daha tehlikeli görmüş ve göstermiştir. Oysa, Türkiye’de muhafazakâr kesim, komünizme karşı gösterdikleri reaksiyonel hassasiyeti kapitalizme karşı gösterememiştir.
    14. Bediüzzaman, mevcut krizin kaynağı olan israfın ve onun tahrik ettiği hırsın hasaret sebebi olduğunu söyler. Tasarruf ve kanaatle hakikî saadeti aramayı tavsiye eder.



    TOPLUM, AHLÂK VE İKTİSAT: Prof. Dr. Ali BAKKAL, Yrd. Doç. Dr. Osman ÖZKUL , Sadık
    YALSIZUÇANLAR, Ali Ulvi BAKKAL, Kamil KÖSE, İsmail TEZER, Ahmet DURSUN (Sekreter) , Yusuf SÖNMEZ (Yönetici)


    İlâhî sınırları aşmak, kriz doğurdu


    1- Yaşanmakta olan küresel kriz göstergeleri bakımından ekonomik olsa da özü itibariyle ahlâkîdir. Bu krizin gerisinde insanın değer tanımazlığı, öldürücü hırsı ve sınırsız hazcılığı yatmaktadır.
    2- Modern toplumun varlık algısı ve kaynakları sorumsuzca kullanma istediği krizin temel sebeplerinden birini oluşturmaktadır. Yaratılış kanunlarına aykırı davranmak, İlâhî sınırlara uymamak bu sonucu doğurmuştur.
    3- Modern bir bilim dalı olarak ekonomi, insan ihtiyaçlarını sonsuz varsayarak daha çok tüketim ve üretim öngörür. Bediüzzaman’ın iktisat anlayışında ise, insan ihtiyaçlarının meşrû ve ahlâkî sınırlar içerisinde karşılanması söz konusudur.
    4- Bediüzzaman’a göre toplumsal bunalım ve ahlâkî çöküntülerin kaynağı olan “Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne” ve “Sen çalış ben yiyeyim” zihniyetini zekâtın yaygınlaştırılması ve faizin haram oluşu ortadan kaldırır.
    5- Her şey bir emanettir. Emaneti meşrû dairede kullanmak gerekir. Allah’ın koyduğu sınırları çiğneyerek kaynakları sorumsuzca kullanmak israftır. Eşyayı emanet şuuruyla kullanmak ise iktisattır.
    6- Küresel krizin önemli bir ahlâkî boyutunu dünyevîleşme oluşturmaktadır. Bediüzzaman’a göre küresel ve kitlesel bir hastalık olarak dünyevîleşme yaşama damarını yaralar ve iktisadî alanda çürümeye yol açar.
    7- Bediüzzaman Hazretlerine göre şükür ve kanaat bitmez ve tükenmez bir hazine olup insan saadetinin esasıdır.
    8- Kalkınmanın önemli unsurlarından biri olan sermayenin toplumun refahı için adaletli biçimde kullanılması gereklidir. Özgürlük ve demokrasi de kalkınmanın vazgeçilmez unsurlarındandır.
    9- İnsanın yaratılış vazifesini unutup sadece geçimi için çabalaması Rızık Allah’tandır hakikatini unutmasının bir sonucudur. Ticaretin ana karakterini fütüvvet ve isar hasleti oluşturmaktadır.
    10- Bediüzzaman’a göre devlet bir rant ortamı değil hizmet yeridir. Devlet üzerinden zenginleşmeye çalışmak ve kamu kaynaklarından nemalanmak gayri ahlâkîdir.

    FELSEFE, MEDENİYET VE İKTİSAT: Prof. Dr. Bünyamin DURAN, Prof. Dr. Necdet SUBAŞI,
    Doç. Dr. Ali Murat YEL, Doç. Dr. Abdullah EKİNCİ, Dr. Hakan YALMAN, Yusuf KAPLAN, Abdurrahman ARSLAN,
    Kâzım GÜLEÇYÜZ, Dr. Adem ÖLMEZ (Sekreter), Av. Kadir AKBAŞ (Yönetici)


    İsraf ve hırs, zulüm ve harama yol açtı

    1. Yaşamakta olduğumuz krizler, sadece ekonomik bir kriz değil, insanlığın varlığı anlama problemidir.
    2. Krizi doğuran ve devam ettiren dünya görüşünün, krizler için köklü ve kalıcı çözümler getirmesi beklenemez.
    3. İnsanlığı çıkmaz bir sokağa sürükleyen Batı uygarlığının ürettiği darboğazdan ancak Kur’ân medeniyeti çıkarabilir.
    4. Kur’ân medeniyeti kuvvete karşı hakkı, menfaate karşı fazileti ve rıza-yı İlâhiyi, çatışmaya karşı yardımlaşmayı, azmanlaşmış nefse karşı nefsin tecavüzlerine set çekmeyi, ruhun yüce duygularını geliştirmeyi önerir.
    5. Bediüzzaman’ın medeniyet anlayışı, ekseriyetin huzur ve mutluluğunu esas alır.
    6. Müslümanlar, Kur’ân medeniyetinden uzaklaştıkça, bunalımlardan kurtulamazlar.
    7. Üretim ve tüketimde adaletin gözetilmesi, tüketimin kışkırtılmasından ziyade üretimde ahlâkın temel alınmasıyla gerçekleştirilebilir.
    8. Gelir ve servet paylaşımında adaletsizlikler krizi doğurdu. Batı medeniyetinin ürettiği toplumsal huzursuzlukların çaresi zekâtın yaygınlaştırılması ve faizin yasaklanmasıdır.
    9. Kapitalizmin bunalımı, ancak İslâmın ahlâk ve adalet ilkeleri çerçevesinde aşılabilir.
    10. Bütün bu söylediklerimizi Bediüzzaman’ın şu cümlesi ile özetleyebiliriz:
    Medeniyeti garbiye-i hazıra semavî dinleri dinlemediği için beşeri fakirleştirip ihtiyaçlarını arttırmış, iktisat ve kanaat ahlâkını bozup israf hırs ve tamaı arttırarak zulüm ve harama yol açmıştır.


    ÇEVRE VE İKTİSAT: Prof. Dr. Davut AYDÜZ, İntizam Seyda DURGUN, Veli SIRIM, Abidin
    KARTAL, Cevat ÇAKIR, Mustafa Said İŞERİ , Gökçe OK (Sekreter), Tarık SÖYLEMEZOĞLU (Yönetici)

    Ahlâk olmadan çevre korunmaz


    I. Hayatın yalnızca maddî cephesini esas alan çevreci ve iktisadî anlayışlar, toplumları gerçek anlamda huzura kavuşturamaz.
    2. İnanç eksenli kâinata bakış, insanı, varlık âlemiyle barıştırırken, ideolojik ve dünyevî bir bakış ise, insanı yalnızlaştırır ve çevresine karşı yabancılaştırır.
    3. Kişisel hırslarla, daha çok kazanmak arzusuyla, daha çok tüketerek yaşadığı çevreye sorumsuzca zarar verenler, yaşadıkları çevrenin bir parçası olduklarını ve verdikleri zararın kendilerine döneceği gerçeğini görmelidir.
    4. Ekolojik dengenin korunmasında bütüncül bakış açısına gerek vardır. Çevre, teknolojik ve yasal yöntemlerle yeterince korunamamıştır. Bu yüzden, acil bir zihinsel dönüşüme ve ahlâkî bir duruşa ihtiyaç vardır.
    5. Küresel çevre sorunlarının büyük bir tehdit hâline geldiği günümüzde, küresel ahlâk olmadan küresel çözümün olamayacağını anlamak gerekmektedir.
    6. Yaşanılabilir bir çevre için, insanlık bütün davranışlarını yaradılış çizgisine çekerek ihtiyacından fazla üretmemeli ve tüketmemelidir. 7. Yaratıcımızı bize tarif eden önemli bir öğretici olan çevre kirletmemeli ve tahrip edilmemelidir.

    24.03.2009


  7. #7
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    DİN VE İKTİSAT: Prof. Dr. Musa Kâzım YILMAZ, Prof. Dr. Ramazan ALTINTAŞ, Prof. Dr. Özcan HIDIR, Ali FERŞADOĞLU, Şaban DÖĞEN, Faruk ÇAKIR, Hüseyin ŞAHİN, Necmettin KEMAL, Malik ATOM (Yönetici), Doç. Dr. Atilla YARGICI (Sekreter)

    Kriz de ilâhi bir ikazdır,

    *********

    SİYASET, İDEOLOJİLER VE İKTİSAT: Doç. Dr. Vedat DEMİR, Dr. Furkan AYDINER, Sami USLU, Ahmet RIDVAN,
    Hasan YÜKSELTEN, Aziz BATTAL , Recep ARDOĞAN , Prof. Dr. Ahmet BATTAL (Sekreter), Metin KAVCAR (Yönetici)


    Tasarruf ve kanaatle huzura kavuşuruz
    *********
    TOPLUM, AHLÂK VE İKTİSAT: Prof. Dr. Ali BAKKAL, Yrd. Doç. Dr. Osman ÖZKUL , Sadık
    YALSIZUÇANLAR, Ali Ulvi BAKKAL, Kamil KÖSE, İsmail TEZER, Ahmet DURSUN (Sekreter) , Yusuf SÖNMEZ (Yönetici)



    İlâhî sınırları aşmak, kriz doğurdu

    *************
    FELSEFE, MEDENİYET VE İKTİSAT: Prof. Dr. Bünyamin DURAN, Prof. Dr. Necdet SUBAŞI,
    Doç. Dr. Ali Murat YEL, Doç. Dr. Abdullah EKİNCİ, Dr. Hakan YALMAN, Yusuf KAPLAN, Abdurrahman ARSLAN,

    Kâzım GÜLEÇYÜZ, Dr. Adem ÖLMEZ (Sekreter), Av. Kadir AKBAŞ (Yönetici)


    İsraf ve hırs, zulüm ve harama yol açtı
    ********
    ÇEVRE VE İKTİSAT: Prof. Dr. Davut AYDÜZ, İntizam Seyda DURGUN, Veli SIRIM, Abidin
    KARTAL, Cevat ÇAKIR, Mustafa Said İŞERİ , Gökçe OK (Sekreter), Tarık SÖYLEMEZOĞLU (Yönetici)


    Ahlâk olmadan çevre korunmaz
    *************
    Bütün masaları emeklerinden dolayı tebrik ederiz..



    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  8. #8
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Gazetemi yanımdan hiç ayırmadım


    Yeni Asya gazetesini ne zaman,
    nasıl tanıdınız?
    Yeni Asya’yı 1972 yılının başlarında tanıdım. Beraber çalıştığımız işyerinde Muzaffer Şen diye bir ağabeyimiz vardı, biz onlarla birlikte rahmetli Bursa Müftüsü Nail Papatya ağabeyimiz ve Bursa Merkez vaizi Mustafa Kalfaoğlu ile birlikte akşam namazından sonra Ulu Cami önünde buluşur, Allah rahmet eylesin müteşebbis bir iş adamı ve dâvâ adamı olan Ruşen Gümüş Ağabeyin maddî masrafını karşıladığı minibüse biner ve köylere gider, yatsı namazını beraber kılıp, daha sonra cemaatin gösterdiği bir kahvede Papatya ve Kalfaoğlu hocamız konferans verir, bizler de cemaatle birlikte dinler, istifade ederdik. O vesileyle Risale-i Nurları tanıdım.
    Bir gün Süleyman Ağabey “Gel seni İstanbul’a götüreyim, oralardaki dershaneleri de gör” dedi. Bursa’da bir yıl önce baskın olmuştu. Tarih: 1971. Kayınpederimin de içinde olduğu bir grup Nur Talebesi (Ali Çakmak, Sami Pala, Fevzi Allahverdi, Rıfat Özkul, Ahmet Arkın, İbrahim Akpınar, rahmetli Emir Gültekin) hapse girmişti. Bir müddet sonra çıktılar ama bu durum o günlerde korku meydana getirmişti. İnsanlar dershaneye gitmeye çekiniyordu. Bana şevk olsun diye İstanbul’a götürmek istiyordu.
    İstanbul’a gittik, hakikaten o seyahatimde Cağaloğlu’ndaki Yeni Asya gazetesini ve dershaneleri ziyaretimiz bana çok şevk verdi. Orada o zamanlar talebe olan Necmeddin Şahiner, Bahri Dayıoğlu, İhsan Atasoy, Cemal Uşak, Bünyamin Ateş, Recep Sezer ve daha bir çok Nur talebesi ağabey ve kardeş vardı. Şevkle hizmet ediyorlardı. Onların o hâli bana müthiş bir şevk ve heyecan verdi. Böyle büyük ve aydın bir cemaate ve Yeni Asya gazetesine mensup olmak beni çok mutlu etti, kısa süre sonra başlayacak medrese-i Yusufiye serencamımda bana gayret ve kuvvet verdi.

    Sizi Yeni Asya gazetesine
    bağlayan sâikler neler?
    Demokrat ve istikrar çizgisindeki hizmetleri ve dahası Risâle-i Nurların yayılması ve intişarı için sarfettiği çaba ve gayret. Tabii ki bu çabaları yeterli bulmuyorum, daha fazla ve daha geniş kitlelere ulaşmak için geniş dairedeki hizmetlere (radyo, tv gibi) el atarak açılımlar yakalamak, akademisyenlerden daha fazla istifade etmek lâzım. Dâvâmızı cihanşümul hâle getirmek için Risâle-i Nur’u gaye-i hayat eden cemaatimizle birlikte sempozyumlar düzenlemek ve bu çalışmaları Anadolu’ya yaymak lâzım.

    Yeni Asya’nın size ve ailenize kazandırdığı en önemli değerler neler oldu?
    Gazetemizi hem işyerine, hem de evime getirtiyorum. Ayrıca çocuklarımın evlerine de gidiyor. Bu sayede istikamet ve istikrar çizgisinde beraber yürüyoruz. Ailemin, çocuklarımın gazete ve Risâle-i Nurları rehber ettiklerini bildikçe, bir baba olarak rahat ediyorum. Çobanlığımı tam yaptığıma kani oluyorum. Tabi ki iş sadece gazete ile bitmiyor, onun yanında günlük hâdiseleri değerlendiren ve onlara rehber olan dergilerimiz de mevcut. Genç Yaklaşım, Bizim Aile, Cankardeş, Köprü dergilerimiz de evimize girer.

    Bu kadar zaman içinde Yeni Asya gazetesiyle ilgili yaşadığınız ilginç hatıralarınız var mı?
    Tabii, çok var, hangi birini anlatsam... İhtilâl olmuş, sıkıyönetim vardı, Bursa’da bir gün baskın oldu. Bizi aldılar Muradiye karakoluna götürdüler, tek kişilik nezarethaneye 9 kişiyi koydular. Daha önceden de bir kişi içeride varmış, 10 kişi olduk. (Tabi o kişi kendi adamları da olabilirdi, bizden bir şeyler öğrenmek için.) Sıkış tepiş olduk, sabah namazı oldu, namaz kılacağız, abdest almaya izin vermiyorlar. Biz de duvarlarda teyemmüm edip, ceketimizi yere serip, diğer dokuz kişi duvara mıhlanıp zar zor sırayla namazlarımızı edâ ettik. Cumartesi-Pazar nezarette kaldık, hatta Pazartesi de geç vakte kadar nezarette tuttular. “Artık buradan gidelim de nereye gidersek gidelim, yeter ki bir uyuyacak yer bulalım” der hâle geldik. Bizi akşamüstü emniyet müdürlüğüne götürdüler, orada gazeteciler resimlerimizi toplu halde çekti. Ertesi günü Hâkimiyet gazetesi “Nurcular yakalandı” diye manşet attı ve bizi akşamüstü mahkûm edecek nöbetçi savcıya çıkardılar. Savcı da sorgu-suâlden sonra “Hepinizi tevkif ettim” dedi ve bizi alıp, şimdi Adliye Sarayı olan Bursa Cezaevine koydular. Tutuklananların isimleri şöyleydi: Süleyman Fethi Yücedağ, Hıfzullah Kahraman, Rıdvan Ercan, Selâhaddin Vatansever, Üzeyir Küçük, Emir Gültekin, Halil İbrahim Tan, Eyüp Otman, Nuri Otman.
    Rahmetli Bekir Berk Ağabey vekâletimizi almak üzere cezaevine gelmişti. Bekir Ağabey, “Şu şöyle olsun, bu böyle olsun” derken, Üzeyir Ağabey “Bir dahaki sefere ağabey” dedi. Bekir Ağabey de: “Keçeli, hapis bir musibettir, istenilmez, ama gelirse baş göz üstüne” demişti. O zamanlar yürürlükte olan 163. Madde’ye göre yargılanıyorduk ve Bursa’daki sivil mahkeme “Bu suç sıkıyönetimi gerektiren bir suç” dediği için bizi 2 ay 7 gün sonra İstanbul Sıkıyönetim mahkemelerine, ellerimizi zincirle kelepçeledikten sonra, şehirlerarası otobüse herhangi bir yolcu gibi yolcuların arasına bindirip (şimdiki gibi özel cezaevi arabaları yok) götürdüler. Selimiye kışlasında muhakememiz görülecekti, bu nedenle otobüs kışlanın kapısı önünde bizi indirip gitti. Biz orada beklerken garip bir hareketlenme oldu. “Paşa geliyor” dediler. O zaman Faik Türün Paşa 1. Ordu ve sıkıyönetim komutanı idi. Bizi görünce: “Bu çocukları Bursa Savcılığı mı gönderdi?” diye sordu. (Biz Bursa’dan hareket etmeden önce—sanki bavulumuzun kapağı kapanmıyormuş gibi—Yeni Asya gazetesini bavulun üstüne koymuş, okunması için de logosunu dışarıda bırakacak şekilde iple bağlamıştık.) Askerler: “Evet, efendim” dediler. Paşa döndü, bu cevabı aldıktan sonra içeriye girdi. Daha sonra bize bir araba tahsis ettiler, Maltepe Askeri Cezaevine götürdüler. Kardeşimle bizi aynı koğuşa, daha önceden tutuklanmış sol siyasî suçluların içine koydular, diğer ağabeyleri de başka koğuşlara dağıttılar. Bursa’daki koğuşlarımızda birbirimize gidebiliyorduk, aynı bahçeye çıkıp volta atıyor, gökyüzünü temâşâ edebiliyorduk. Ama burası çok farklı idi. Penceresi yok, üstteki küçücük aydınlatmada dahi demir parmaklıklar vardı. Sıkı korunan bir cezaeviydi. Ama enteresandır, böyle sıkı korunan bir askerî cezaevinden 1971’de Deniz Gezmiş ve arkadaşları, Mahir Çayan’lar firar etmişlerdi veya ettirilmişlerdi. Her neyse sadet harici...
    Üç gün sonra mahkemeye çıkmak üzere kelepçeleyerek koğuşumuzdan aldılar, her tarafı kapalı askeri bir kamyona bindirdiler ve Selimiye kışlasına götürdüler. Askerî mahkeme salonuna alındık, Av. Bekir Berk Ağabey de yerini almıştı. Daha sonra mahkeme heyeti de yerini aldı, sorgulama başladı. Savcının sorularına karşı Bekir Ağabey veciz ve muknî bir savunma yaptı. Bunun üzerine hâkim şu kararı okudu: “Uyuşmazlık mahkemesine dosyanın sevkine ve tutukluların da tahliyesine karar verilmiştir.”
    Bizi duruşma salonundan çıkarıp her tarafı kapalı o kamyona tekrar bindirdiler. Saatlerce o kapalı kasa içerisinde, Ağustos sıcağının bunaltıcı havasında mahkemeden gelecek dosyayı bekledik. Bekleme uzayınca, kızan kasa sacının verdiği sıcaklığın da etkisi ile iç çamaşırlarımıza kadar terledik. Hatta kravatları, ceketleri, gömlekleri ve fanilaları çıkarıp suyunu sıkıp tekrar giyiyorduk. Daha sonra dosyaları alıp gelen üsteğmen kapıyı açınca, şaşkına döndü ve askerlere kızdı: “Adamları diri diri öldürecek misiniz?” diye bağırdı. Tekrar cezaevine dönüp çıkış muâmelelerimiz yapıldı ve cezaevinden çıktık.
    Doğru gazeteye gittik, onlar da resimler çekip, “Maznunlar tahliye edildi” diye manşet yaptı. Malum diğer gazeteler, “Nurcular yakalandı” diye manşet yapıyor, salıverilince tıs yok. Bizi orada Allah selâmet versin Mehmet Fırıncı Ağabeyimiz aldı, “Benim hemşerilerim hapisten çıkmış, onlara bir yemek yedireyim” dedi ve bizi lokantaya götürdü. Ki o gün gazetemizin yazarlarından Dr. Sadullah Ağabey trafik kazası geçirmiş, onu da hastaneye götürmüşlerdi. Üzüntüsü vardı, ama onu bize yansıtmadan bizim mutluluğumuzu paylaştı. Allah razı olsun, zaten onun bu kadirşinaslığıdır ki, Anadolu’dan gelen tüm ağabey ve kardeşleri o karşılar, o ağırlar ve o yolcu ederdi.
    Daha sonra Bursa’ya dönüp, işimize devam ettik ve ben 1973 senesinde askere gittim. Askerlik dönüşü hapishane arkadaşlarımı ve diğer ağabey ve kardeşleri ziyaret edeyim diye, memlekete gitmeden gazeteye uğradım. Orada beni Fırıncı ağabey gördü, “Bursa’ya gidip ne yapacaksın?” dedi. “Bursa’daki ağabeyler büroda istihdam etmeyi düşünüyorlar” dedim. “Onlar başka adam bulurlar, yukarıda yani mürettiphanede kendi adamımız yok. Bir şey yapsalar gazete ve kitaplar çıkmaz” dedi. Ben de “Peki ağabey” dedim ve Sinan Matbaasının sahibi, rahmetli Sinan Omur’un yeğeni Kemal Ağabeyin yanında çıraklığa başladım. O zaman dört adet dizgi makinemiz vardı, üçü gazete, biri kitap diziyordu. Risâle-i Nur’lar da burada diziliyordu, çünkü Risâleleri dışarıda (yasak olduğu için) kimse dizmiyordu. Biz de burada “Gazete basıyoruz” diye Risâleleri diziyor, üzerine de baskı tarihi olarak "1960 Sinan Matbaası" yazıyorduk. Çünkü beraat eden ve piyasada olan kitapların en son basım tarihi o tarihti. Baskı tarihini değiştirsek “Bunlar yeni basılmış” diye bu defa basılan yeri araştıracaklar. Ben kısa zaman sonra makineye oturup dizgiye başladım. Geceleri mesaiye kalıyor, gündüzleri de Edes Apartmanında dizdiğimiz Risâlelerin tashihatını yapıyorduk. Abdülvahid Mutkan, Ahmet Tanyel, Muhsin Demirel, Mehmet Karasan Ağabeylerle beraber karşılıklı okuyor, tashih yapıyor ve baskıya hazırlıyorduk. Gazetedeki diğer ağabeylerle aynı dâvâya baş koyduğumuzdan bir gazete çalışanı gibi değil, daha samîmî bir hâlde görüşüyorduk. Zaman zaman Erzurum’dan Kırkıncı hocam, Sungur ağabey, Osman Demirci hoca, Muzaffer Aslan gazeteye uğrar, hemen her gün orada olan Birinci, Fırıncı ve Kutlular Ağabeyle sohbet ederlerdi. Bazen bizler de sohbetlere iştirak ederdik.
    Ressam Gürbüz Azak, Ahmet Şahin, Erol Erşenkal, Ali Demirel, Kasım Baydemir, Necmeddin Şahiner, Haluk İmamoğlu, Niyazi Birinci (Yavuz Bahadıroğlu), Can Alpgüvenç, Hasan Kondu, Ümit Şimşek, Ali Toker, Yüksel Toker, Hasan Yalçın, Selâhaddin Tercan, Zafer Ali, matbaada çalışan, kâğıt temin eden ağabeyler, gazetemizin emektar şoförü Hamdi Yeşildağ (şu anda bildiğim kadarıyla çok hasta, Allah’tan âcil şifalar diliyorum) ve Bayrampaşa dershanesinde beraber kaldığımız Abdülkadir Özcan, Selahaddin Yaşar (İslam Yaşar), Raif Öztürk, Ramazan Çam gibi arkadaşlarımızla aramızdaki samimiyet ve sevgi görülmeye değerdi. Anlatılmaz yaşanır derler ya, öyle bir durum. Unutulması mümkün olmayan hayli güzel günler geçirdik. Bu saydıklarımın hepsini yazsak roman olur.
    Bediüzzaman’ı Anma geceleri düzenliyor, ama yasak olduğundan gecelerin ismini değiştiriyorduk. Meselâ “Isparta gül geceleri”, “Mehmet Akif’i anma programları”, “Müstehcen Neşriyat ve Türkiye” açık oturumları adı altında programlar düzenliyorduk. Bu gecelerin vazgeçilmez sanatçıları Hasan Mutlucan, Yıldırım Gürses idi. Bu sanatçıları getirmemizdeki maksat, katılımcıları coşturmaktı. Daha sonra kendi sanatçılarımızı yetiştirmiştik. Aşık Hizani, İlhan Öztin gibi. Onların sesinden Üstadı dinlemek çok güzeldi. O gecelere müthiş bir renk katıyordu.
    Meselâ;
    “Zulmetleri yırtıp çağırdın bizi,
    Lebbeyk nur yoluna geldik Üstadım,
    İnsafsız devirler geride kaldı,
    Gayrı kıymetini bildik Üstadım,
    Nurlarda huzuru bulduk Üstadım.”
    O dönemde anma gecelerinin dışında birçok faaliyetler de olmuştu. Gece afiş asma seanslarını, Cağaloğlu’nda ilk gazete binasının alınması ve bunlar gibi birçok hizmeti ve hizmet erlerini hiç unutamıyorum. O günleri yâd edince içimde buruk bir sızı oluşuyor, o günleri yaşamak istiyorum, ama ne mümkün geçmişi yaşamak kolay mı? Hani bir şiirimde de demiştim:
    Ağla gönlüm sen ağla, / Ağlanacak halime, / Dostuma düşman kardeş, / Yanarım kardeşime.
    Vakit sarılma vakti, / Kollarını geniş aç, / Tevazuyla gelirsen, / Olursun başlara taç.
    Bu duâ ve temennilerle İstanbul maceramıza son verip, 1977 yılındaki evliliğimden sonra, Bursa’ya döndük. 1991’in 31 Ağustos’unda Afyon’un Emirdağ ilçesine hayırlı bir iş için giderken ölümlü bir trafik kazası geçirdik. Böylece günler geçip gidiyordu, yine o günlerde, bize tekrar Medrese-i Yusufiye yolları göründü. 29 ay yatmak üzere, 1994’ün soğuk bir Şubat’ında, Minareli Çavuş mevkiindeki Bursa E Tipi Kapalı Ceza ve Tutuk evinin yolunu tuttuk. Bir taraftan hem cezamızı yatıyor, hem de gazete ve o günlerde gazetenin verdiği Risâle-i Nur Külliyatını alıyor, Cevşen’in yüz hizbini ve Kur’ân’ın bir cüz’ünü okuyorduk:
    Günleri sayıyorum Kur’ân’ın cüzleriyle,
    Teselli buluyorum Üstadın sözleriyle.
    Cevşen’i okuyorum günde yüz hatvesini,
    Tefekkür ediyorum kâinat kubbesini.
    Risâle’yi okurum nefsime hitap için,
    Hapisler yatılmaz mı böyle bir kitap için.
    Böylece günler geçip gidiyordu, yine o günlerde, rahmetli Hulusi Ağabeyin hatıraları gazetede yayınlanıyordu. O yazıları okuyunca, Üstadın zindanlarda çektiklerini görünce, bana bir hüzün çöktü ve yine gözyaşları içinde, kalemi elime alıp:
    Aziz Üstadım benim, seni çokça üzmüşler,
    Eritmişler mum gibi, imbiklerden süzmüşler,
    Karakollar hapisler, olmuş sana hep durak,
    Sensiz gönlüm hüzünlü, sensiz ömrüm hep çorak
    İman ilmini verdin Kur’ân’dan ders alarak,
    En büyük hizmet ettin, bu vatanda kalarak,
    Katı kalpler kasveti bırakıp nura gelsin,
    Cemiyet aydınlansın, aydınlık nura gelsin,
    Sevsin seni gönüller, artık kıymetin bilsin,
    Neşroldukça nurların nâşirlerin sevinsin.
    Affet bizi Üstadım, seni çok seviyoruz, Artık kadr-i kıymetini bizler de biliyoruz. mısralarını satırlara döktük. Bu arada koğuş mümessili, yani koğuş başkanı olduk. Daha sonra bizi buradan Kütahya Cezaevine gönderdiler. Kütahya’ya gelir gelmez, size mektup yazıp, cezaevi gazetelerinin alındığı bayiye gazetemi göndermenizi söyledim, hatırlarsınız. Kütahya Cezaevinde de güzel günlerimiz oldu, ben geldiğimde 3-4 kişi olan namaz kılan sayısı 28’e çıktı. Cezaevinde bulunduğumuzda gazetemizi almaya devam ettim. Orada diğer mahkûmlarla birlikte okuyorduk. Hasan diye bir kardeşimiz “Yahu bu nasıl gazete, kitap gibi. Oku oku bitmiyor ve insana ne çok şey öğretiyor” demişti. Askerde de devam ettiğimiz Yeni Asya gazetemiz sayesinde iki astsubay ağabeyimiz de sonunda gazete abonesi ve nur talebesi oldu elhamdülillah. Birisi Denizli’de şimdi hizmetlerle meşgul, biri de Bandırmada...

    SERVET BİLGİN/KÜTAHYA

    Konu Bîçare S.V. tarafından (08.04.09 Saat 07:28 ) değiştirilmiştir.
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  9. #9
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Sıkış tepiş olduk, sabah namazı oldu, namaz kılacağız, abdest almaya izin vermiyorlar. Biz de duvarlarda teyemmüm edip, ceketimizi yere serip, diğer dokuz kişi duvara mıhlanıp zar zor sırayla namazlarımızı edâ ettik...


  10. #10
    Müdakkik Üye ErekNUR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    Van-Horhor
    Yaş
    39
    Mesajlar
    854

    Standart

    Dâvâmızı cihanşümul hâle getirmek için Risâle-i Nur’u gaye-i hayat eden cemaatimizle birlikte sempozyumlar düzenlemek ve bu çalışmaları Anadolu’ya yaymak lâzım.



    Risale-i Nur bir derece muvaffak oluyorsa,
    bunun sırrı işte budur. Said yoktur.
    Said’in kudret ve ehliyeti de yoktur.
    Konuşan yalnız hakikattir,
    hakikat-i imaniyedir
    çünkü DAVAM DEVAM iledir
    vanasyanur


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Bçg Yeni Asya’yı da fişlemiş
    By Bîçare S.V. in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.12.11, 07:53
  2. Neden Yeni Asya?
    By nurlu dağ in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 163
    Son Mesaj: 02.03.09, 11:17
  3. Niçin Yeni Asya?
    By lasiyyema in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 08.01.09, 04:52
  4. Yeni Asya İnternational
    By Cennetâsâ in forum Tavsiye Edilen Siteler
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 14.10.08, 17:37
  5. Yeni Asya Risale Külliyatı-Samanyolu Haberde
    By AsYaX in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 31.12.07, 19:24

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0