Gırgıra şamataya vuralım, “şekere bulayıp” anlatalım, tatlı tatlı verelim, hap yapıp yutturalım diyoruz, olmuyor.

Ünlü Latin düşünürü Horatius’un “prodesse et delectare” ilkesini uygulayalım, “eğlendirerek yararlandırmak” felsefesine uyalım diyoruz, ı ıh... Nafile.

Hödükler gene anlamıyorlar.

Peki öyleyse, biz de hödüklerin “bile” anlayabilecekleri bir yazı yazalım.

Ben bir Atatürkçü’yüm. Bu demektir ki, milliyetçiyim, medeniyetçiyim. Aklım fikrim yerinde, zihnim berraktır. Yaşamım çağdaştır. Rehberim bilimdir.

Atatürk’ü severim. Yanlışlarıyla birlikte.

“Ateist” değilim. Allah’a inanırım. Bol bol ve sık sık kelime-i tevhidi telaffuz ederim, kelime-i şahadet getiririm, zikrederim. Fakat namaz kılmam (üşeniyorum), oruç tutmam (yememek içmemek umurumda değil de sigaranın gözü kör olsun), fitremi hiç sektirmem ama zekât vermedim, Hacc’a gitmeyi şimdilik düşünmüyorum... Günahı kendi boynumadır, hesabını ben vereceğim, cezası varsa çekecek olan benim, hiçkimse olumlu amaçla ve iyiniyetle de olsa Allah’la arama giremez, sokmam.

Fakat öküz değilim. Faşistlerle aramızda varolan ayırım çizgisi budur.

Faşistler öküzdürler. Kafasızdırlar. Laf anlamazlar. Onlarla tartışılmaz.

Ben Atatürkçü’yüm, “Neo-Kemalist” değilim.

Benim bir Türk olarak, bir vatandaş olarak, bir gazeteci olarak, bir yazar olarak, bir aydın olarak görevlerimden biri de, Atatürkçülük adına yapılan yanlışları eleştirmektir. İşim de budur, bana bunun için para verirler.

Atatürkçülük, birçok akıllı uslu adamın yanısıra, ne yazık ki bazı öküzlerin de eline kaldı. Bunların da sesleri son zamanlarda ne yazık ki fazlaca çıkar oldu.

Ne kadar üçüncü sınıf çapsız ve yeteneksiz varsa (hemen her alanda), bugüne kadar çoğunlukla olduğu gibi, kendi yetersizliğine, kendi sefilliğine Atatürkçülük kavramını kılıf olarak kullanmaya çalışıyor.

Çok kötü romanlar yazılıyor örneğin... Bunları yazanlar, sırf ideoloji uğruna göklere çıkarılıyorlar.

Ben de buna illet oluyorum.

Hödüklere laf anlatmaya çalışmaktan hem yoruldum hem sıkıldım.

Türk ordusuna laf söylemek, dil uzatmak haddime düşmez, ben o orduda askerlik yaptım. Ben vatan haini değilim, ben ******** değilim.

Çağ dışına çıkalı on üç yıl oldu ama yarın bir savaş patlasa koşarım, emirleri yerine getirir, verilecek görevi yaparım. “Sivil savunma” da olabilir bu, fiilen cephede çarpışmak da. Bu yaşımda ve bu “fizikle” beş dakikadan fazla sağ kalabileceğimi sanmam ama o arada öldürebileceğim kadar düşmanı da öldürmeye bakarım...

Fakat “hazarda” bazı kişilerin “militarizm” zihniyetini eleştiririm, bu benim anayasal hakkımdır.

Devletimi severim, devletimi korurum, devletimi satmam.

Ama devletim yanlış yaparsa bunu eleştirmek de görevlerim arasındadır.

Vatanımı sevdiğim için vatanımın aksak, sakat yanları beni rahatsız ediyor. Çelişkileri, yetersizlikleri, saçmalıkları beni sıkıyor.

Halkımı sevdiğim için halkımın geriliği beni üzüyor.

Ülkemi sevdiğim için ülkemin boktan bir kara parçası olmasını istemiyorum.

Emeğe saygı duyduğum için, emekçileri kullanarak, onlar adına yapılan sahtekârlıklara tahammülüm yok.

Ben her zaman gerçeğin peşindeyim, gerçekten yanayım.

Bu gerçeğin “siyaset meydanında” kimin işine yaradığı beni ilgilendirmez.

Anladın mı hödük?







http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=2931,10,2


Engün ardıç