+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 10

Konu: Vakit Yazarı Çakırgil Üzmez Konusunda Gazetesini Eleştirdi

  1. #1
    Vefakar Üye Manâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    297

    Standart Vakit Yazarı Çakırgil Üzmez Konusunda Gazetesini Eleştirdi

    Vakit yazarı Çakırgil, Üzmez olayında gazetesine ağır eleştirilerde bulundu. Hürriyet ve Ahmet Hakan'ı övdü..
    İşte Çakırgil'in "Yanlış olduğuna inandıklarımı, kendimize de söyleyebilecek miyim?" başlıklı o yazısı...

    Bu yazıyı yazarken çok zorlandığımı belirtmeliyim.. Ama, kalbim daha fazlasını taşıyamadı..

    Çünkü bugün, sütunlarında yıllardır yazı yazdığım Vakit'e sözlerim var..

    Bu gazete bu zamana kadar birçok ithama mâruz kaldı. Ki, çoğu, bu iştigal alanının gereğiydi.

    Ama, bu gazetede 10 yılı aşkın bir zamandır yazı yazan bir kişinin bir 'pedofili (çocuklara libidonal eğilim)' vak'asının sanığı olarak suçlanması üzerine, gazetenin karşılaştığı durumun bir 'iş kazası' olarak görülecek tarafının olmadığını düşünüyorum..

    Bunun için de, o çirkin iddianın ortaya atıldığı ilk günlerde, isim vermeden, bu konuya dair iki-üç yazı yazdım; 'Dostunun yüzkarası, düşmanının maskarası olmamak için..' (29 Nisan 08) ve sonra da, 'Temiz suya zerrecik necaset karışsa, 'salgın' başlar..' başlıklı ve (5 Mayıs 08 tarihli).. Ayrıca, başka yazılarımda da kısa değerlendirmelerde bulundum.. Ve bu gibi konuların genel çerçevesini kendi ölçülerime göre belirtmeye çalıştım..

    O yazılarımın içinde, sözkonusu kişinin esasen, konuşma ve yazılarında İslamî hassasiyetlere riayet çizgisinden uzak düştüğüne dair üstü kapalı beyanlarım vardır. Ve sözkonusu çirkin iddia üzerine yayınlanan telefon konuşmaları, o kişinin yabancı olduğu bir uslûb da değildi..

    Buna rağmen, Vakit, o konunun kamuoyuna yansıması üzerine, anlamakta zorlandığım bir savunma tepkisiyle hareket etti.. Ama, bu bile, bu iddianın, Vakit'i vurmak için tezgahlanmış bir 'komplo' veya bir 'yargısız infaz' olabileceği ihtimaliyle anlayışla karşılanabilirdi..

    Ancak, öyle bile olsa, Vakit'i vurmak isteyenler çok daha başka ve güçlü deliller bulabilirlerdi.. Kaldı ki, bu kişinin 1970'lerdeki klasik sağ -sol anlayışına göre, her tip insanla değişik irtibatlar içinde olması, Yektâ Güngör'den Çölaşan gibi katmerli laiklere ve daha nicelerine, sütunundan övgüler yağdıran tavrına ve de yazı ve konferanslarında kullandığı çirkin ifadelere karşı, kendisine etkili bir ikaz yapılmamış olmasını anlamakta hep zorlandım..

    O ise, 'Efendi hazretleri' dediği bir ünlü zâtın, 'artık filan hanım yazara televizyonlarda konuşma izni vermediğini ve bu hususta kendisini yetkili kıldığını' topluluklar huzurunda bile anlatacak kadar, bazı çevreleri etkileme taktiklerini kullanmaktan elçekmiyordu.. Bunu bizzat duyduğumda, bazı çevreler üzerindeki etkileme gücünün daha arttığına da şahid oldum.

    Bu ve benzeri tabloları seyretmek, beni derinden derine hep, hüzünlendirdi..

    Ve Nisan-2008 sonundaki o çirkin iddia ortaya çıktığında ise.. Artık Vakit'in bu konuya sessiz kalamıyacağını düşündüm.. Ama, beklediğim gibi olmadı..

    Halbuki, o yargıdan önce, Vakit, onu bir müslüman hassasiyetiyle, müstehak olduğu yere koymalıydı.. Ama, böyle yapmayıp, hükümlerinin nasıl sâdır olduğu bilinen yargı'nın sonucunun beklenmesine ağırlık verildi.. Ve dahası, henüz mahkeme hükmüne yansımayan bir takım bilirkişi raporları gündeme getirilmeye çalışıldı..

    Gazete yönetiminin konuya gereken hassasiyetle tepki vermemesini anlayabilmiş değilim..

    Bir gazetede yazanların eğilimlerinin, genel çizgileriyle, gazete yönetimince kabul ve teyid edildiği farzolunur.. Yazı yazanların ise, elbette kendi yazılarından tam sorumlulukları yanında, gazetenin genel yayın çizgisini bir hadde kadar kabul ettikleri düşünülür..

    Şimdi geldiğim nokta, kendi açımdan, ürpertici, dehşet vericidir..

    Son olarak Dilipak'ın dünkü yazısının başlığını görünce ümitlendim, ama, o da hayal kırıklığı yaptı.. Çünkü o da, o kişiye biraz susma çağrısında bulunmakla yetiniyordu..

    Halbuki, sözkonusu kişi, üzerine atılan iddiadan bile utanıp bir kenara çekileceğine, bir müslümanın ağzına almaması gereken kaba, çirkin ve fren tutmaz bir konuşma alışkanlığıyla, günlerdir kamuoyu huzurunda bir 'kahraman' gibi boygöstermekte adeta..

    Nice 'anlı- şanlı paşaların yargılanmasıyla kendisi arasında bir paralellik kurması' bile insanı dehşete düşürürken, Vakit'in, o kişinin sözlerinin kabul edilemezliğini açıklamakla yetinmesi karşısında hayal kırıklığı yaşadım.. Halbuki, Vakit'in, İslam konusunda öylesine saçma-sapan laflar eden bir kişiyle, hiçbir bağının kalmadığını açıklamasını beklerdim.

    Ama, Vakit gazetesi, hâlâ, o çirkin iddiayı mahkeme kararından önce çürütmek istercesine bir yanlış yola girmiş ve o kişinin ekranlarda dile getirdiği saçmalıkların kabul edilemezliğini belirtmekle yetinip, bu fikirleri taşıyan bir kimseyle bir bağlarının kalmadığını açıklayamamıştır, maalesef.. Yapılan açıklamalar yetersiz, zayıf ve cılızdır..

    İslam konusundaki saldırılar ve yanlış tanıtımlar sözkonusu olunca, başkaları üzerine nasıl gittiği bilinen bir Vakit'in bu konudaki tavrı, beni hayal kırıklığına sürüklemiştir..

    Halbuki, Yeni Şafak gazetesinin başlığa çektiği o ifadeyi bizzat Vakit yazabilmeliydi..

    Bu yapılamadığı gibi, Yeni Şafak'ın yayını bir de, 'düşman sevindiren' diye suçlanmış ve Hürriyet ve Ahmet Hakan'ın bile Yeni Şafak'ı takdirle anması, Yeni Şafak'ın tavrının yanlışlığına delil olarak gösterilip eleştirilmiştir. Bu, anlaşılır değil.. Ki, Ahmet Hakan'ın belki de en düşündürücü yazılarından birisi idi, o yazı.. Toplumun her kesiminden insanların, en müslümanından, en laikine kadar nicelerinin ruhunda fırtınalar kopartan ve midesini bulandıran bir durum karşısında kızmak yerine, o saçmalıklar üzerine gidilmeliydi..

    'Doğru'lar Hürriyet'in veya Ahmet Hakan'ın dilinden beyan edilince bile güzeldir..

    Çok aykırı bir yerde olmak, doğrunun beyanına ve doğruya imrenilmesine engel olamaz.

    Kaldı ki, sözkonusu kişiyle ilgili ve yargı süreci devam eden iddialar ayrı, ama, 2001-2002'lerde Hürriyet'te yayınlanan bir röportajındaki saçmalıkları, o çirkin iddialar ortaya atıldıktan sonra okuduğumda bile, Vakit'in ona kendi bünyesinde nasıl yer verdiğine hayret etmiştim.. O fikirleri taşıyan bir kişiyle aynı safta imiş gibi gözükmeyi daha fazla kabul edemem.. Artık, tahammül mülküm yıkıldı..

    Bu kişinin söz ve tavırlarına karşı çıkılmasından dolayı, 'mütedeyyinlere saldırılmak' istendiği gibi bir hisse asla kapılmadım.. Ama, mütedeyyin insanların böyle bir zehaba kapılarak onu aralarından fırlatıp atamamalarının şaşkınlığını yaşıyorum, hâlâ da..

    'Mütedeyyin insanlara saldırılmak isteniyor' ise, bunu bizzat o kişi de yapmaktadır..

    Bu yazım bir oto-kritiktir ve -aynen- yayınlanırsa, bunu, o kişinin artık Vakit'le hiçbir ilgisinin kalmadığının taahhüdü olarak anlarım.. Ve böylece Vakit, kendi konumunu da ortaya koymuş ve bir öz-eleştiriye açık olduğunun örneğini vermiş olur, bana göre..

    Yayınlanmazsa, bu ikazlarım yersiz ve de, ben Vakit'e göre yanlış bir yerdeyim demektir..
    O durumda da, Vakit'e hayırlı hizmetler dilemekten başka bir bir sözüm olamaz.. Ve, bugüne kadar, sahiblendiği değerlere bağlılık uğrunda 'Kâbe'sini ve kalemini kalbinde taşımaya çalışan bir müslüman olarak, bir yol ki doğru olduğuna inanıyorum, o yolda yapayalnız da kalsam, ilerlemeye çalışırım.. Vesselam..

    Vakit Gazetesinin Notu: Bu yazı zuhulen değil, gazete yönetimi tarafından okunarak yayınlanmıştır. Ancak, yazıdaki eleştirilerin büyük bir bölümüne katılmak mümkün değildir.

  2. #2
    Vefakar Üye enes71 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    48
    Mesajlar
    413

    Standart

    selahattin çakırgil takdir ettiğim bir yazardır.
    Bence doğruları söylemiş.

  3. #3
    Dost AydınLı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    36

    Standart

    Değindiği noktalara katılmak kesinlikle mümkündür ve katılınmalıdır da.

  4. #4
    Vefakar Üye Manâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    297

    Standart Diyanet'ten Hüseyin Üzmez'e isyanı

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, kız çocuklarının cinsel taciz ve istismara maruz bırakılmasının hiçbir zaman kabul edilemeyeceğini belirterek, ''Böyle çirkin ve utanç verici bir davranışın, dini kültüre referansla savunulmaya kalkışılması ise daha vahim bir durumdur'' dedi.

    Van'da gerçekleştirdikleri il müftüleri toplantısında, ikinci evliliklerin kadın ve çocukların haklarını korumadığı için dinen sakıncalar taşıdığı ve kız çocuklarının erken yaşta zorla ve istemediği kişilerle evlendirilmesinin doğru olmadığı yönünde karar aldıklarını hatırlatan Bardakoğlu, bunun, İslam Dünyası için son derece önemli bir adım olduğuna dikkati çekti.

    Son dönemlerde toplum vicdanını yaralayan bazı ayıp ve çirkin davranışlara zaman zaman dini açıdan gerekçeler üretildiğini ve dinin haksız yere bu yanlışlıklara alet edildiğini belirten Bardakoğlu, şöyle konuştu:

    ''Kız çocuklarının cinsel taciz ve istismara maruz bırakılması hiçbir zaman kabul edilemez. Böyle çirkin ve utanç verici bir davranışın, dini kültüre referansla ve ondan argümanlar üretilerek savunulmaya kalkışılması ise daha vahim bir durumdur. İffetli, namuslu olmak, insan malına ve namusuna göz dikmemek herkesin insanlık borcudur ve bu alanlardaki hata sadece dindarlara değil, hiç kimseye yakışmayan büyük bir ayıptır.

    İnsanlar kendisini nasıl adlandırırsa adlandırsın, kamu vicdanını rahatsız eden böyle bir davranışı yapanı hiç kimsenin savunmaması, arka çıkmaması, küçük çocuklara cinsel tacizde bulunanları hepimizin ortaklaşa ayıplaması, kınaması gerektiği gibi, bu mağdur çocuklara da hepimizin sahip çıkması gerekiyor.

    Utanılacak bir davranışta bulunanların kimliği, dini, yanı, tarafı önemli değil, bu yanlışı topyekun kınayabilmemiz önemli. Temel insani ve ahlaki kurallara, değerlere aykırı davranan, toplumun ortak vicdanını yaralayan bir davranış, herkes tarafından kınanması gereken, hiç kimse tarafından sevindirici bir örnek veya fırsat olarak da görülmemesi gereken bir durumdur. Bu itibarla son günlerde yaşanan bazı olayları hep birlikte kınamalı ve bunu bir din ve dindarlık tartışmasına çevirmemeliyiz.''

    Kız çocuklarının cinsel taciz ve istismara maruz kalmaları karşısında kamuoyunun gösterdiği ortak tepki ve öfkeye yürekten katıldığını vurgulayan Bardakoğlu, bunu, toplumda sağduyunun yerleşmesi adına önemli bir gelişme olarak gördüğünü kaydetti.

    -''DİNDARLIK BELLİ SÖYLEM VE HAREKETLERE HAPSEDİLMEMELİ''-
    Günümüz toplumlarının en önemli sıkıntılarından birinin ahlaki çözülme olduğunu vurgulayan Bardakoğlu, herkesin ötekinin ahlaklı, adaletli ve hoşgörülü olmasını beklediğini ancak kendisinin ne kadar ahlaklı, hoşgörülü ve adaletli davrandığını sorgulamadığını söyledi. Bardakoğlu, ''Halbuki ahlaki değerleri uygulayacaksak kendimizden ve hemen önümüzdeki işten başlamalıyız. 'önümdeki işi dilediğimiz gibi yapayım da sonra ve diğer işlerde ahlaklı olayım' demek şeytanın bizi içine çektiği büyük tuzaktır ve ahlakı hep uzakta kılacaktır'' diye konuştu.

    Ahlaki değerlerin sadece konuşulmasının bir anlam ifade etmediğini belirten Bardakoğlu, bu değerlerin yaşam tarzı haline getirilmesi gerektiğini kaydetti.
    Dindarlığı belli söylemlere, belli zaman dilimlerine, belli hareketlere hapsetmenin doğru olmadığına dikkati çeken Bardakoğlu, bu şekilde dini ödevlerini yerine getirdiğini sananların, diğer alanlarda rahat ve kontrolsüz davrandıklarını ifade etti.

    Bardakoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
    ''Böyle olduğunda, birbiriyle tamamen çelişen farklı istikametteki davranışlar bir insanın hayatında, hatta 24 saatinde birleşebiliyor. Dindarlığı sadece belli şekil, söz ve davranıştan ibaret görenler, diğer alanlarda ve zamanlarda dinin özüne taban tabana zıt davranışları rahat yapabiliyor, giderek bu yanlışları da dine onaylatacak argümanları üretiyor. Bu da giderek, toplumda hem dine hem dindara olan güveni sarsacak tipik bir vaka olmaya başlıyor.

    Bu arada biz de yanlış olarak, dini belli şahısların ve belli davranışların temsil ettiğini zannediyoruz. Halbuki İslam dininde her birey dindar olma, dini temsil etme ve dinle ilişki kurma açısından eşit durumdadır.

    Kişiler, kendi nefsani davranışlarından, hayasız ve gayriahlaki davranışlarından utanmak ve yüzünü olsun gizlemek yerine onları cahilce ifadelerle dini argümanlar kullanarak mazur göstermeye çalıştıklarında farkında olmadan toplumun dine ve dini değerlere olan umudunu ve saygısını da tahrip etmektedirler. Bu tür vakalar üzerinden dindar profili çizmek ve onun tartışmasını yapmak da bir başka yanlışlıktır. Çünkü din ve dindarlık, belli şahıslara hasredilmeyecek kadar hepimizin ortak değeridir.''

    AA

  5. #5
    Müdakkik Üye elips - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    686

    Standart Ahmet Hakan'dan Vakit yazarına övgü

    Her fırsatta ağır bir üslupla Vakit gazetesini eleştiren Ahmet Hakan bugünkü yazısını yine Vakit'e ayırdı. 'Dün Vakit gazetesinde bir makale okudum ve hayatım değişti...' diyen Hakan, yazar Selahaddin Çakırgil'e övgüler dizdi. Selahaddin Çakıroğlu'na bir övgü de Yeni Şafak yazarı Abdullah Muradoğlu'ndan geldi.


    Ahmet Hakan'ın bugünkü yazısı:

    Vakit’te bir delikanlı


    DÜN Vakit gazetesinde bir makale okudum ve hayatım değişti...

    Aydınlandım... Yüreğim ışıdı... Umutla doldum...


    Geçmişte aynı inanç dairesinde bulunduğum insanlara dair hayal kırıklıklarım onarıldı...

    Gülümsedim... Heyecanlandım...

    "İnsan olmak" ile "Müslüman olmak" arasındaki acayip sıkı ilişkiyi yeniden anımsadım...

    Öyle bir makaleydi ki Vakit’te okuduğum:

    Cüppeli Ahmet Hoca’nın bin vaazla yapamayacağını yapıyordu...

    Hayrettin Hoca’nın 80 bin fetvasına bedeldi...

    Öyle bir makaleydi ki Vakit’te okuduğum:

    "En radikal İslami görüşlere sahip biri"nin, "en katı laik görüşlere sahip biri" ile aynı insanlık noktasında bulaşabileceğini kanıtlıyordu...

    Öyle bir makaleydi ki Vakit’te okuduğum:

    Her türden insanın nezdinde "emin" sıfatını kazanmanın ne demek olduğunu fark ettiriyordu...

    Vakit’teki yiğidin adı, Selahaddin Çakırgil’dir...

    Ben onu ta 70’li yıllardan beri tanırım...

    "Şura" dergisinden, "Akıncılar" hareketinden, "İslami hareket"in sağcılıktan koptuğu dönemlerden, 12 Eylül günlerinde Diyarbakır uçağının Tahran’a kaçırılma girişiminden, mahpuslara düşmesinden, İran’daki sürgün hayatından tanırım...

    Ve en sonunda Vakit’teki sessiz sakin yazarlığından tanırım...

    Hayatta bir kez olsun yüz yüze gelip konuşmadık ama tanırım kendisini...

    Kibardır, yiğittir, delikanlıdır, yüzü kızarır, vicdan sahibidir, mantıklıdır, aşiretçi değildir, nefret ettirmez...

    "Tipik bir Vakit yazarı" değildir yani... Vakit’teki aykırıdır kendisi...

    Oturup sohbet etsek, yığınla mevzu çıkar anlaşamayacağımız...

    Ama oturup sohbet edilecek bir adamdır Selahaddin Çakırgil...

    Gelelim makaleye... Makale şu iki cümleyle başlıyor:

    "Bu yazıyı yazarken çok zorlandığımı belirtmeliyim... Ama kalbim fazlasını taşıyamadı..."

    Çakırgil’in incelikli kalbinin daha fazla taşımaya dayanamadığı olay, Vakit gazetesinin "Hüseyin Üzmez iğrençliği" karşısındaki tutumudur...

    Çakırgil’in yazısından okumaya devam edelim:

    "Gazete yönetiminin konuya gereken hassasiyetle tepki vermemesini anlayabilmiş değilim. Şimdi geldiğim nokta, kendi açımdan ürpertici, dehşet vericidir. (...) Vakit’in o kişinin sözlerinin kabul edilmezliğini açıklamakla yetinmesi karşısında hayal kırıklığı yaşadım... Halbuki Vakit’in, İslam konusunda öylesine saçma-sapan laflar eden bir kişiyle hiçbir bağının kalmadığını açıklamasını beklerdim."

    Çakırgil sözü, Yeni Şafak gazetesinin "Utan be adam" manşetine getiriyor...

    Ve şöyle diyor:

    "Yeni Şafak’ın başlığa çektiği o ifadeyi bizzat Vakit yazabilmeliydi... Bu yapılamadığı gibi Yeni Şafak’ın yayını ’düşman sevindiren yayın’ diye suçlanmış, Hürriyet ve Ahmet Hakan’ın Yeni Şafak’ı takdirle anması, Yeni Şafak’ın tavrının yanlışlığına delil olarak gösterilip eleştirilmiştir. Bu anlaşılır gibi değildir... Ki, Ahmet Hakan’ın belki de en düşündürücü yazılarından birisi idi o yazı... Toplumun her kesiminden insanların, en Müslüman’ından en laik’ine kadar nicelerinin midesini bulandıran bir durum karşısında kızmak yerine, o saçmalıkların üzerine gidilmeliydi. ’Doğru’lar Hürriyet’in veya Ahmet Hakan’ın dilinden beyan edilince bile güzeldir. Çok aykırı bir yerde olmak, doğrunun beyanına ve doğruya imrenilmesine engel olamaz."

    Hepsi bu değil...

    Çakırgil, müthiş hesaplaşmasını şöyle sürdürüyor:

    "Bu kişinin (Hüseyin Üzmez’i kastediyor A.H.) söz ve tavırlarına karşı çıkılmasından dolayı mütedeyyin insanlara saldırılmak istendiği gibi bir hisse asla kapılmadım. Ama mütedeyyin insanların onu aralarından fırlatıp atmamalarının şaşkınlığını yaşıyorum."

    Çakırgil, yazısının sonunda Vakit’e meydan okumayı da ihmal etmemiş, yazısının yayınlanmaması durumunda "çekip gideceği"ni belirtmiş...

    Vakit de bu meydan okumadan ürkmüş olmalı ki, yazının en altına, "Yazıdaki görüşlerin büyük bir bölümüne katılmak mümkün değildir" notunu koyarak yayınlamış...

    Bence Selahaddin Çakırgil, yazının altına konan o "not"u kesip saklasın... Çünkü o "not", kendisi ile Vakit arasındaki "tıynet farkı"nın kanıtıdır ve bu açıdan çok mühimdir...

    Dindar kadınlardan Vakit’e ültimatom

    SELAHADDİN Çakırgil’in yazısıyla yeterince ferahlamıştım ki...

    Kendilerini "dindar kadınlar" olarak nitelendiren bir grup kadının "ortak bildiri"si çıkmasın mı karşıma?

    Tam anlamıyla "nur üstüne nur" oldu...

    Aralarında tanıyıp bildiklerimin de olduğu bir grup dindar kadının, Vakit’e ültimatomuydu bu...

    Bildiride Vakit’in, Hüseyin Üzmez olayı karşısındaki tutumu eleştiriliyor, "Hayal kırıklığına uğradık" deniliyor, Hüseyin Üzmez’in dindar kesimi ve vicdanı olan herkesi rencide ettiği söyleniyor ve Vakit’ten Üzmez’le ilişkisini kesmesi talep ediliyordu...

    "Dindar kadınlar", Vakit’ten kendilerine gelebilecek, "başkalarının kuyruğuna takılıp Vakit’i suçluyorsunuz" şeklindeki eleştiriye de şahane bir yanıt veriyorlardı:

    "Başkaları farklı niyetlerle de olsa, açık bir haksızlığı işaret ediyorlarsa, onların ’kuyruğuna takılmak’tan asla rahatsız olmuyoruz."

    Bildirideki son cümle ise tam anlamıyla muhteşemdi:

    "Hüseyin Üzmez tartışmalı bir raporla dört duvar arasından kurtulmuş olabilir ama anaların, kadınların ve insanlığın vicdanındaki mahkumiyetinden ömür boyu kurtulamayacaktır."

    Ayla Kerimoğlu, Yıldız Ramazanoğlu, Mualla Kavuncu, Semanur Sönmez Yaman gibi isimlerin imzasını taşıyan bu bildirinin herkesin imzasına açık olduğunu duyuruyorum...

    Ahmet Hakan





  6. #6
    Müdakkik Üye elips - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    686

    Standart

    Vakit yazarının bu çıkışına bir alkış da Yeni Şafak yazarı Abdullah Muradoğlu’ndan geldi.
    İşte Muradoğlu’nun yazısından ilgili bölüm:

    İşte bu!
    Vakit yazarı Selahattin Çakırgil, “Hüseyin Üzmez Vakası”na gazetesinin yaklaşımını eleştirmiş

    Yıllardır Almanya'dan Vakit'e yazıyor Selahattin Bey..
    Benim de bir Almanya seyahatimde Köln'de tanıştığım değerli bir insan.
    İslami camia içinde bilgiçliği, mütevaziliği, sadeliği ve beyefendiliği ile maruf bir isim.

    Öte yandan camianın en eski gazetecilerinden Selahattin Bey, bu yüzden getirdiği eleştiri çok önemli.
    Hem Vakit yönetimini hem de yazarlarının Üzmez konusundaki tutumlarını doğru bulmadığını vurguluyor..

    “Yanlış olduğuna inandıklarımı, kendimize de söyleyebilecek miyim?” başlıklı yazısında, Vakit'in Üzmez'i koruyucu yaklaşımından ötürü duyduğu rahatsızlığı belirtiyor Selahattin Bey.

    Bu yazıyı yazarken çok zorlandığını belirten Çakırgil, “Ama, kalbim daha fazlasını taşıyamadı.. Çünkü bugün, sütunlarında yıllardır yazı yazdığım Vakit'e sözlerim var” diyerek girmiş söze.

    Yeni Şafak'ın “Utan be adam” başlıklı yazısını Hürriyet ve Ahmet Hakan'ın takdir etmesini Vakit'in “düşman sevindirici” diye nitelemesini de eleştiren Selahattin Bey, “Halbuki, Yeni Şafak gazetesinin başlığa çektiği o ifadeyi bizzat Vakit yazabilmeliydi” demiş.

    Ve eklemiş..
    “Doğru'lar Hürriyet'in veya Ahmet Hakan'ın dilinden beyan edilince bile güzeldir..”
    Selahattin Bey'in yazısı gazete yazarlarının gazetenin yayın politikasıyla özdeşleştikleri gibi yanlış bir algıyı da dile getiriyor.

    Uzunca ve hüzünle dolu bir yazı ama hiç olmazsa son kısmını sizlerle paylaşmak istedim sevgili okurlar.
    “Bu kişinin söz ve tavırlarına karşı çıkılmasından dolayı, 'mütedeyyinlere saldırılmak' istendiği gibi bir hisse asla kapılmadım.. Ama, mütedeyyin insanların böyle bir zehaba kapılarak onu aralarından fırlatıp atamamalarının şaşkınlığını yaşıyorum, hâlâ da.. 'Mütedeyyin insanlara saldırılmak isteniyor' ise, bunu bizzat o kişi de yapmaktadır..

    Bu yazım bir oto-kritiktir ve -aynen- yayınlanırsa, bunu, o kişinin artık Vakit'le hiçbir ilgisinin kalmadığının taahhüdü olarak anlarım.. Ve böylece Vakit, kendi konumunu da ortaya koymuş ve bir öz-eleştiriye açık olduğunun örneğini vermiş olur, bana göre.. Yayınlanmazsa, bu ikazlarım yersiz ve de, ben Vakit'e göre yanlış bir yerdeyim demektir.. O durumda da, Vakit'e hayırlı hizmetler dilemekten başka bir bir sözüm olamaz..

    Ve, bugüne kadar, sahiblendiği değerlere bağlılık uğrunda 'Kâbe'sini ve kalemini kalbinde taşımaya çalışan bir müslüman olarak, bir yol ki doğru olduğuna inanıyorum, o yolda yapayalnız da kalsam, ilerlemeye çalışırım.. Vesselam..”

    Selahattin Bey'in yazısını Vakit'in internet sitesinden tamamını okuyabilirsiniz, okumalısınız. Vakit yönetimi, Vakit yazarından gelen bu özeleştiriyi yayımlamakla güzel bir iş etmiş. Umarım Selahattin Bey'in eleştirisi yerini bulmuştur.

    Abdullah Muradoğlu / Yeni Şafak


  7. #7
    Vefakar Üye güneşsu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    433

    Standart Vakit, vakit kaybettirir ancak

    Niçin böyle olmakta? bu ülkenin vatandaşlarının bir kısmı 10.yıl marşına yüklenirken, bir kısmı da mehter marşına yaslanıyor.
    Bu refleks nereden geliyor.
    Bu iki grup her iki marşı da çalıp dinleyemezler mi?
    Niçin marşlara ayrı anlamlar yüklenerek ayrı taraflar haline getiriliyor bu insanlar.

    Taraf haline getirilmek bu insanların nerelerini tatmin ediyor.
    Oysa marşların dinlenebileceği ayrı ve birlikte ortamlar olmalı değil mi?
    Her iki marş da bu ülke insanına ait olması gerekirken; marşlar insanları gütmek için oluşturulmuş ayrımcı metinlere dönüştürülebiliyor.
    Bir taraf; laikliği tekeline alarak bir ideolojik kampın askerleri olurken, diğer taraf aynı refleksle referansının din olduğunu haykırırcasına mehter marşının fetih şuuruna yaslanmak istiyor.
    Oysa her iki taraf da yanlış bir yolda yol almaya devam ediyor.

    Protesto edilen yer bir gazete. Adı “Vakit”
    Protesto edenler bir grup CHP’li kadın.
    Protesto nedeni malum: yaşlı ve şovmen bir yazar.Bir özelliği daha var o da “tacizci” henüz mahkeme kararını vermedi ama, “ateş olmayan yerden duman tütmez” dersek,utanmaz birisi ve ıslah edilmeyi bekleyen bir zavallı.Ekranları fethe çıkan bir şöhret ehli.

    Ne yapalım şimdi.
    10.yıl marşını çalarak malum gazeteye malum konudan dolayı protestoya gelenler bir açıdan haklı bir tepki vermekteler. Ancak, gazetenin mehter marşını çalarak protestoya aynı minval üzere tepki vermesi anlaşılamaz.

    Vakit in, bir kurum olarak kışkırtan bir nedenle 10. yıl marşına karşılık Mehter marşı ile cevap vermesi ne kadar yanlış ve pespaye ise, CHP’li kadınların da ''Türkiye laiktir, laik kalacak'', ''Mollalar İran'a'' sloganı da o kadar komik ve amacının dışında bir saldırı halidir.
    Malum konudan dolayı malum gazeteye protesto hali, marşlar devreye girmese doğru bir istikamet tutturulmuş olacak. Ancak bir taraf da bunu oya tahvilin peşinde.

    Gazetenin, mehter marşına yaslanarak karşı koyması okuyucularının bilinç altına bir gönderme yapmakta.
    Biz; ahlaksızlık bile yapsak camiamıza saldıranlara karşı ahlaksızlığımızı kapatır, bir de üstüne saldırıya geçeriz.
    Mahallemize saldıranlar haklı bile olsalar biz, adaletin peşinde değil mahallemizin peşinde gideriz.
    Ne demişti; vakit yazarı bir zaman önce:

    " Belki kendim ısırırım Müslüman kardeşimi. Lakin köpeklerin yalamasına dahi müsaade etmem","Suçlama Müslüman’a yönelmişse ‘iftira olduğu önyargısından’ hareketle çıkarım yola..." diye yazmıştı.
    Adaletli olma; herkese ayrımsız yaklaşabilme erdemini gözetmesi gerekirken, maalesef "Benim hırsızım, benim tecavüzcüm iyidir"den tutun da, "Benim teröristim iyidir"e kadar uzanır.

    Bu kafa tehlikeli bir kafadır. Velev ki Müslüman olduğunu belirtse bile.
    Tıpkı her ortamda ''Türkiye laiktir, laik kalacak'', ''Mollalar İran'a'' diyen kafa yapısı gibi tehlikeli ve kışkırtıcı.
    İstismarların her türden yaşandığı bu ülkede; en başta Müslüman bireyler olarak hak ve adaletten yana olan tavrımızı net ve açık bir biçimde koymalı,taraf olunacaksa ancak eşitlik halini sağlayan adaletten yana taraf olmalıyız.Camianın herhangi bir pisliğini temizlemek üzere masumane cümleler arkasına sığınmamalı,en sert halimizi adaletten yana,kim olursa olsun koyabilmeliyiz.

    Bu iğrenç zihniyeti Müslüman bireyler açıkça eleştirmeli, savunma psikolojisi içerisinde olmamalı, gerçek olan “din” in içimizi ve dışımızı kuşatan güvenliğine sığınarak ıslaha muhtaç olanları yargılamaktan imtina etmemelidir.

    Sonuç olarak:
    İnsanların uçkurunu savunmak için “din “ alet edilemez. Alet edilirse şayet ve kamuoyundan ciddi bir tepki hali yükseltilemezse bu toplum Allah ile aldatanlara önemli ölçüde bir prim vererek vebale girer.

    Sloganlaşan bir uslup tarzı ile karşı mahalleye yüklenen ve AKP hükümetinin pravdası (resmi gazetesi) gibi bir davranış sergileyen “vakit gazetesi”, Müslüman camiaya ne verebilir?
    Verse verse saldırganlık verebilir.
    Vakit bize, vakit kaybettirir ancak.

    Nisan Şeyda GELEBEK

  8. #8
    Pürheves ceyhun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    257

    Standart

    "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.."
    " Sohbet sünnet-i müekkededir ; en az iki günde bir bu sünnet yerine getirilmeli... "

    Hace Alauddin ATTAR

  9. #9
    Müdakkik Üye elips - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    686

    Standart

    sırf vakit istiyor diye susacak değil millet.

  10. #10
    Vefakar Üye Alâ Nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    421

    Standart Ey, Vakit yazarları. Yazık ediyorsunuz Vakit'e.


    Vakit gazetesi, Hüseyin Üzmez olayı nedeniyle kendisine tepki gösteren bir grup kadını ciddi ciddi hırpaladı. Yazar, aktivist ve mütedeyyin kamuoyunun yakından tanıdığı bir grup kadın 'Hüseyin Üzmez ile ilgili yapacağınız açıklamayı büyük bir merakla bekleyen biz dindar kadınlar hayal kırıklığı yaşadığımızı belirtmek isteriz' diyen bir metin kaleme aldılar ve herkesin imzasına açtılar diye, bir dizi hakarete uğradılar.

    Vakit gazetesi tarafından kartel medyasından para aldıkları iddia edildi. Yetmedi, Serdar Arseven konuyu köşesine taşırken söz konusu kadınlara 'ezik büzük' 'kompleksli' 'hayata solun penceresinden bakan' 'kartelin kuyruğuna takılmışlar' gibi ifadeleri yakıştırabildi. Yetinmedi, bu kişileri 'Lûtilerle işbirliği yapmakla, ahlaksızlarla ve sapıklarla 'biçimsiz ilişki' içinde olmakla' suçladı, "Lûtilerle işbirliğine son vermezseniz açıklayacağım!" diyerek mühlet filan vermelere durdu, handiyse tehdit etti. Okşan Öztok isimli dernek yöneticisi bir travesti, vakitetepki.blogspot.com adlı adresteki metnin altına imza attı diye!..

    Bir kurumun, bir cemaatin, bir kesimin bir serseri üzerinden sorguya çekilmesinin ne kadar yanlış ve haksız bir tutum olduğunu; Üzmez'in çok derin bir çekişmenin maskotu haline geldiğini düşündüğümü daha önce de yazdım; hatta Vakit de bu yazıyı alıntıladı. Fakat gazete kusura bakmasın, herkes böyle düşünmek zorunda değil.

    Bu, tartışılabilir bir konudur. Hakeza, "Hüseyin Üzmez'in köşesini iptal etmiş bir gazeteden daha ne beklenmektedir?" diye de düşünmekteydim, ancak ben böyle düşünüyorum, siz böyle düşünüyorsunuz diye, birileri daha yüksek bir beklenti içine girmeyecek diye bir şey yok. Fakat gelinen nokta, Vakit'in kendimi savunayım derken çok ileri gittiği bir nokta. Bu, Vakit ile ilgili daha farklı bir beklenti içine girmiş kadınların dindarlıklarının bile sorgulandığı, 'sapıklarla ortak hareket eden şuursuzlar' parantezi içine alındığı bir nokta. Pes! dedirten bir nokta.

    Arseven metnin altında imzası bulunan Pınar Selek'i de 'Mısır Çarşısı' üzerinden diline doluyor. Hatırlatmak lazım; Pınar Selek 'beraat etti', ama bütün bunlara neden olan Hüseyin Üzmez, aklanmış değil! Dahası, bu travestiler, eşcinseller, 'aşırı solcular', 'darbelere hayır de!', yahut 'başörtüsüne özgürlük' eylemlerinde dindar insanların yanında yürürken Arseven'in taaccüplerine, ayıplamalarına neden hiç konu olmuyorlardı da, konu Vakit'e tepki olunca birden dünyanın en yılan insanları oluverdiler? Arseven bir gazeteci olarak, demokrasinin cilvelerinden; bu tarz bir araya gelmelerden, ortak tavır almalardan bihaber değil herhalde.

    Bildiğimiz kadarıyla kendisi sıradan gazetecilik yeteneklerini aşan bir donanıma sahip, bir hayli uyanık ve cevval bir arkadaş. Dolayısıyla imzaya açılan bir metin ile 'platform' arasındaki farkı da pek tabii ayırt edebilecek durumda. Metni ve imzacıların kimliğini bir bütün, bir 'platform' olarak görmek, Arseven'in yazılarını da hemen altında yayınlanan okur yorumlarıyla bir olarak ele almak, aynı şekilde bir 'platform' olarak kabul etmek kadar saçma bir şey.

    Tamam diyecek olursa, kendisinin de yazısına canı gönülden destek veren şu okur yorumları dolayısıyla hesap vermesi gerekir: "... Osmanlı'yı düşünüyorum da ne yapardı bu kadınları, ne yapardı Baskın Oran'ı, Pınar Selek'i, Okşan'ı ne yapardı? Ne yapardı bu kadınları? En azından şunu demez miydi? Bakın ne hallere düştünüz, sizin saçınız uzun aklınız kısa. Elinizin hamuruyla erkek işine karışırsanız işte bu hallere düşersiniz..." Bir diğer okuyucusu da şöyle demiş: "Dindar bir kadının varlığından, cisminin hayati tehlike altında olmasının dışında, hiçbir yabancı erkek haberdar olamaz..." Ben hayatımda bu kadar yoz-yobaz ifadeyi bir arada görmedim.

    Ne diyelim şimdi? 'Arseven bu kadın düşmanlarıyla, cinsiyet ayrımcısı, dar kafalı softayla arasına mesafe koyduğunu belirten bir yazı yazsın, mühlet veriyoruz!' mu?
    Ey, Vakit yazarları. Yazık ediyorsunuz Vakit'e.

    Nihal B. KARACA

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Sizce En İyi Tarih Yazarı Kim?
    By keşannur in forum Tarih
    Cevaplar: 49
    Son Mesaj: 01.10.15, 13:53
  2. Darwin'ci Yazar Kur'an'ı Eleştirdi!
    By güneşsu in forum Gündem
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 16.10.08, 21:51
  3. En Sevdiğiniz Köşe Yazarı
    By burcuzehra in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 24.08.08, 22:18
  4. Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 28.10.06, 14:52

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0