Eskiden, İsmet Paşa zamanında haccı yasakladıydık, ne güzel olduydu...

Daha öncesinden başlayarak “ezan gibi ezan”ı yasakladıydık, o da ne güzel olduydu...
Sıra tam “tesettür”ü yasaklamaya geliyordu ki, Paşa’mızın iktidarı vefa etmedi, 1950 seçimlerinde Demokrat Parti’ye oy veren irticacılar yüzünden devrildi. O gün bugündür acıların çocuğu olduk.


Tamam; istediğimiz kadar açılıp saçılıyor, küfelik olana kadar viski-miski içiyor, vur patlasın çal oynasın türünden eğleniyoruz, ama yine de hayatın tadını yeterince çıkaramıyoruz.
Misal: Şu günde beş kez okunan “Ezan-ı Muhammedi”yi duyunca, cin çarpmışa dönüyoruz!
Bir bilenden öğrendiğime göre, “Haydi namaza, haydi kurtuluşa” diye bağırıyor müezzinler...


Ne demektir bu sorarım size? “Bu çağrıya gelmeyenler kurtulamayacak” demek değil midir?
Adamlar resmen Cehennemde cayır cayır yanacağımızı söylüyorlar yani. Türkiye gibi laik bir ülkede söylenecek söz müdür bu?
Buyurun işte: İstanbul’un “Kurtuluş” semtine giderken, minarelerden müezzinler sesleniyor:
“Hay alel felaaaah...”
“Kurtuluşa geliiiiin!”
Ben zaten Kurtuluş’ta oturuyorum arkadaş.
Bu bir zorlama kardeşim. Tamı tamına mahalle baskısı bu! Kendimizi günahkâr cehennemlikler olarak görmemizi ve mutsuz olmamızı istiyorlar.
Hem namaz niye kurtuluş olsun birader? Türkiye’yi de bizi de laiklik kurtaracak. Akıllarınca ona nispet yapıyorlar!


Öte yandan seccadelerini, tespihlerini savura savura ve de göstere göstere, bize nispet yapar gibi Cuma namazına gidenlere bakar mısınız lütfen?
Bir ellerinde seccade, bir ellerinde tespih, başlarında ise takke filan... Hâsılı, kıyafet inkılâbını duymamış gibi yapıyor adamlar!
Bu çağda böyle giyinilir de cumaya gidilir mi yahu? Gideceksen git, ama göstere göstere gitme... Çünkü başında takke, elinde seccade hatta tespih ile camie gidenleri görmek laikliğimi müthiş rahatsız ediyor. Ölümü, Cehennemi hatırlıyorum, tadım kaçıyor!
Ne yani, namaz kılmıyorum (kaldı ki sanatçı filan cenazesine gidip kara gözlük takarak cami avlusunda efkârlı efkârlı dolanıyorum), oruç tutmuyorum, zekât vermiyorum diye cennete gidemeyecek miyim?


Nereden baksanız üniversite mezunuyum ya; benim gibi yararlı biri cennete gitmeyecek de, bu saçma sapan köylüler mi cennete gidecek?..
Elbiseleri bile modaya uygun olmayan bu çarşaflılar, sakallılar, takkeliler mi?
Sahi sakallarından ve örtülerinden de rahatsızlık duyuyorum ben bunların...
Kanadoğlu’na söyleyelim CHP’yi uyarsın da, Deniz Baykal bir de bunlar için Anayasa Mahkemesi’ne dava açsın!
Açsın da, sakallar kökünden kesilsin! Ya da yalnızca kirli sakala, çeneden sakala ve parmak sakala (hani dudak altında bırakılandan) izin verilsin... Amma mutlak surette “sünnet sakal” dedikleri yasaklansın!
Ne yani, Peygamber sadece top sakallılara mı şefaat edecek? Biz neciyiz burada? Üstelik de memleketin ekonomisini yüklenmişiz...
Altımızda ikiyüz elli bin dolarlık araba, üstümüzde beş milyon dolarlık yalı. Hayatımız ve her şeyimiz günün modasına uygun...


Peygamber bize şefaat etmeyecek de yeleği gömleğine, ceketi pantolonuna uymayan, çoğu kravatsız şu köylü parçalarına mı şefaat edecek?
Rahatsız oluyorum arkadaş... Bunları gördükçe ter basıyor.
Bende namaz, oruç, hac, zekât hak getire! Ama Allah şahit kızdığım ya da sıkıldığım zaman, kelime-i şahadet getiriyorum: “Eşhedüüüüü...”
Hatta zaman zaman içimden “lahavle” bile çekiyorum. Yetmez mi? Yetmezse ne yapacağım ben? Ya şu sakallılar, poturlular, takkeliler, çarşaflılar, türbanlılar haklıysa ne olacak halim? Dünyalık her şeyi olan, dünyasını âdeta Cennete çeviren ben, Cehenneme mi gideceğim yani?
Gerçekten de çok rahatsız oluyorum arkadaş!
Ya bunlar haklıysa?.. Ya gerçekten namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, tesettüre girmek filan gerekiyorsa?..


Böyle düşündüğüm için bunları gördükçe hafakanlar basıyor valla... Görmesem ölümü, ahreti filan tamamen unutup bir güzel dünyaya dalacağım. Ama bunları gördükçe düşünmeye başlıyorum. Düşündükçe de müthiş rahatsızlık duyuyorum.
Kısacası her yerde inananları ve inançlarını yaşayanları görmek çok rahatsız edici... Camiden, ya da evlerinden hiç çıkmasalar sorun olmayacak. Bu denli rahatsızlık duymayacağım o zaman. Ne var ki, nispet yapar gibi dolanıyorlar etrafımda...
Tespihlerini, seccadelerini, başörtülerini gözümüze gözümüze sokuyorlar! Adama ölüm-ahiret korkusu veriyorlar. O zaman da altımdaki ikiyüz elli bin dolarlık arabanın tadı kaçıyor.


Yasaklamalı arkadaş, yasaklamalı! Bunun için tekrar Anayasa Mahkemesi’ne gitmeli CHP...
Anayasa Mahkemesi, tıpkı türban konusunda yaptığını yapmalı, “mahalle baskısı” oluşturduğunu söyleyip, “Namaz kılmayanlar, oruç tutmayanlar, hacca gitmeyenler, zekât vermeyenler dinsiz mi yani?” bağlamında, hepsini yasaklamalı.
Anca rahatlarız arkadaş, anca rahatlarız.
Bu durumda türban kararı kesmiyor!


yavuz bahadıroğlu