EMEKLİ HAKİM ALBAY ÜMİT KARDAŞ:


“Ergenekon’un Şemdinli gibi olmasından korkuyorum”

(Ergenekon dâvâsında) Sizce yargılama aşamasında bizi neler bekliyor?
Bazı yayınlarla dava sabote edilmeye devam edilecek. Bunun dışında ben hükümetin, yargının arkasında duracağından endişe ediyorum. Çünkü AKP’nin gayet pragmatik davrandığını görüyoruz birçok olayda. Siyaseten alanı daraltıldığı ve köşeye sıkıştırıldığında birtakım uzlaşmalara gidiyor. Bu çerçevede bu davanın sulandırılabileceğini düşünüyorum.


Hükümet ne yaparsa sizi haklı çıkarmış olur?
Mesela savcılarla ilgili bir sürü iddialar geldi. Bu, sulandırmanın bir parçasıydı.
Adalet Bakanlığı savcılara bir koruma yapabildi. Ama gün gelir bunu yapmayabilir. Şemdinli örneğini gördük biz. Hükümet, Şemdinli’de savcıyı çarmıha gerdi. Orada askerî bürokrasiye müthiş bir taviz verdi. Şimdi de bu davanın savcısını, hâkimini değiştirmesinden korkuyorum. Bir de şu var. Yarın öyle olaylar olur ki, iktidarı değiştirir. Diyelim ki bir CHP-MHP koalisyonu oldu. Artık Ergenekon davasından bir şey beklemek mümkün mü? Ergenekon, her tarafı ahtapot gibi sarmış bir örgüt. Hükümetiyle, muhalefetiyle biz hiç korkmadan, hiç taviz vermeden topyekûn bu beladan arındıracağız Türkiye’yi diye bir irade yok ortada.


Dava sürecinde askerin nasıl davranacağını tahmin ediyorsunuz?
Bu kadar sınırlı bir davaya askerin ses çıkaracağını zannetmiyorum. Çünkü muvazzaflara dokunulmadı. Evet birkaç teğmeni aldılar ama onlar her zaman feda edilir. Yani bunları al, o üst tepedeki kesime dokunma diyor asker. Zaten Şener Eruygur bir rahatsızlık geçirdi. Tahliye oldu. Yarın öbür gün Hurşit Paşa da bir rahatsızlıkla tahliye olur.


Terörle mücadele Ergenekon davasını nasıl etkileyecek?
Olağanüstü hal fiilen devam ediyor. Orada mülki erkânın bir ağırlığı yok. Halen asker ön planda. Jandarma teşkilatı, istediği uygulamaları yapabiliyor.

Ama daha fazlasını istiyorlar...

Karakol baskınları nedeniyle birtakım zafiyetler, başarısızlıklar var. Bunları nasıl örteceksiniz? Bizim yetkimiz yok. Bize yetki verin diyeceksiniz. Bu, yöre halkı üzerindeki olumsuz etkisi bir yana tekrar Türkiye’deki tüm rejimi etkileyebilecek bir hava yaratır. Ve rejimin demokratikleşmesi yönündeki bütün yolları tıkar. Bu otoriter hava netice itibarıyla Ergenekon davasını da etkiler.


Hâkimler bundan birebir etkilenir mi?
Bizde hâkimler kamuoyundan, siyasî gelişmelerden, gücün yaptığı hareketlerden, konuşmalardan çok etkilenirler. Türkiye travmalar yaşadı. 12 Eylül’de Diyarbakır’daydım. Yolda sabah işine gitmekte olan bir ağır ceza reisini hemen gözaltına alıp içeri attılar. Birçok hâkimin yerini değiştirdiler. Bazı hâkimlerin işine son verdiler. Bazı hâkimler, tahliye kararı verdiklerinde sıkıyönetim komutanı tarafından çağrılıp uyarıldılar. Yani zaten yaşanmış, öğrenilmiş bir travma var yargı üzerinde. Bizim yargımız devleti korur. Birkaçı vicdanının sesini dinleyip bir şey yapmaya kalksa onlar bastırılır zaten.
(...)

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
İlker Başbuğ, Cumhurbaşkanı karşısında, Başbakan karşısında konuşuyor. Siyasî kadroya diyor ki bakın ulus devlet budur. Laiklik şudur. Ve anayasal referansları şunlardır. En önemlisi ifade özgürlüğünün sınırlarını çiziyor. Diyor ki, tamam ifade özgürlüğü var ama böyle devleti riske sokacak şeyler ifade özgürlüğü olamaz diyor. Kürt sorunu için bu konu devleti riske sokacak şekilde tartışılamaz diyor. Siz siyasî iradesiniz. Size söylüyor bunu. Siz tepki vermeden nasıl orada oturuyorsunuz? Bir generalin size siyaset bilimi ve hukuk açısından irdelenmesi gereken kavramları anlatmasını nasıl kabulleniyorsunuz?

Cumhurbaşkanı, Başbakan oturuyor, alkışlıyor. Böyle bir şey olmaz. Başbuğ, Diyarbakır’a gitti. Akredite olan sivil toplum örgütleriyle konuştu. Af konusunu sordular. Af maf yok dedi. Parlamento’nun yetkisine giren, tamamen siyasî bir konu olan bir meselede Genelkurmay Başkanı’nın siyasî irade ortaya koyması vahim bir şeydir. Kimse hesap sormadı.


O yüzden mi Başbuğ daha sonra arkasına kuvvet komutanlarını alarak o tehditkâr üslupla konuşabildi?
Başbakan hukuken, ahlâken ve vicdanen sorgulanacak bir şekilde askerî bürokrasinin tepesindeki generallerle uzlaşarak iktidarını sürdürme yolunu seçmiştir. Dağlıca ve Aktütün’de ölen gençlerin hesabını sorma yürekliliğini gösterememiş, Şemdinli’de hukuk ve demokrasi adına verdiği tavizkâr ve teslimiyetçi çizgisini sürdürmüştür. Başbakan, bu şekilde iktidarını yitirmiş, muktedir olmaktan çıkmıştır. Bundan sonra partisine ve kendisine yönelik demokrasi dışı bir davranış karşısında göstereceği tüm gerekçeler geçerliliğini yitirmiştir. Başbuğ’un son konuşması hiçbir demokratik ülkede kabul edilemez. Bir general hangi konumda olursa olsun arkasına generalleri alarak toplumu, siyaseti, medyayı tehdit edemez. Bu vahim bir durumdur. Eğer Başbakan bunu destekliyorsa, Cumhurbaşkanı, medya, üniversite, yargı ve kamuoyu sesini çıkaramıyorsa herkes her şeyi hak ediyor demektir.


Taraf’ta yayınlanan belgeler Aktütün’e ait olmasaydı bu durum Başbuğ’un öfkesini haklı çıkarır mıydı?
Hiçbir gerekçe Başbuğ’a 12 Eylül’ü hatırlatır bir şekilde siyasî iradeyi de atlayarak toplumu ve medyayı tehdit etme hakkı vermez. Aslında bunların yanıtını Başbakan’ın vermesi gerekirdi. Taraf’ın yayını mı güvenilir yoksa Genelkurmay’ın açıklaması mı? Bunu zaman içinde göreceğiz. Şeffaf ve saydam olmak istemeyen kurumlar haksız eleştirilere de uğrayabilirler. Bunu önlemenin yolu eleştiri yapanları tehdit edip, özgürlükleri kısıtlamak değil, şeffaf ve hesap verebilir olmaktır. Yoksa bu tablodan demokrasi çıkmaz. Hukuk devleti çıkmaz. Hukukun üstünlüğü çıkmaz. Özgürlük çıkmaz. İfade özgürlüğü çıkmaz. Kürt sorununun çözümü çıkmaz. Başbuğ, sürekli rol çalıyor Başbakan’dan. O yüzden de Ergenekon davasından fazla bir şey bekleyemeyiz. Militarizm toplumun katmanlarına, her dokuya işlemiş durumda. Ergenekon davası bu çapıyla militarist sistemi tasfiye edecek gibi gözükmüyor.


Ek iddianame henüz hazırlanmadı. Generaller darbe hazırlığından yargılanabilecekler mi?
Şener Eruygur açısından bunu yapmaya kalktığınızda bu sefer de diğer kuvvet komutanları hakkında da dava açmanız gerekir. Şener Eruygur tek başına planlamamış günlüklere göre. Üç tane kuvvet komutanı var. Onlar hakkında herhangi bir işlem yapılmadı. O açıdan Sarıkız ve Ayışığı’ndan herhangi bir dava açılacağını tahmin etmiyorum. Bir darbe planlaması yapıyorsunuz. Bu darbe planını dört kişi yapar. Ama onun altında da bir sürü insan vardır. Dört kişi bir araya gelerek olmaz. Mutlaka daha alt kademelerde uzantıları vardır. Aslında onlara doğru da gitmek gerekir. Bu sefer şu anda görevde olan ve terfi yapmış subaylar da var. Zaten o dönem hükümet biliyor bunu. Bildiği anda bir şey yapmamış. Başbakan, Başbuğ’a arka çıkan son açıklamasıyla askerin istemediği bir şeyi yapmayız demiş oldu.
Zaman, nuriye akman