+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 4 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 40

Konu: Aydınlardan Başbuğ'a Tepkiler

  1. #1
    Müdakkik Üye elips - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    686

    Standart Aydınlardan Başbuğ'a Tepkiler

    MEHMET ALTAN-STAR

    "Ben 60 ihtilalini gördüm, 71 muhtırasını yaşadım, 80’i yaşadım, 28 Şubat’ı yaşadım. Bu basını bilgilendirme değil basını korkutma açıklaması, toplantısı oldu.

    Halbu ki Taraf gazetesinde ciddi iddialar var. Bu iddialar doğru mu değil mi bunu açıklamak demokrasi ve kurumların güçlenmesine neden olur.

    O kadar çok darbeden geldik geçtik ki bunun kimseye yararı yok. Tonu yükselterek, tehdit ederek, sorunlar çözülmüyor. Sorunlar iddialara medeni demokratik şekilde, korkutmaya meyletmeden, Türkiye’ye tek parti, askeri diktatörlükmüş gibi başka mesajlar vermeden çözülür.

    Böyle bir iddia var, bu iddiaya yalan demiyorsun, açıklama da yapmıyorsun ama bunun üstüne gideni bunu soranı ‘fena yaparız’ diyorsun. Bu hangi demokratik ülkede var? Ve daha evvel bizim yaşadıklarımızdan ne sonuç aldık?

    Önemli olan bu iddiaların doğru veya yanlış olduğuna cevap vermektir.

    Korkutma Türkiye’de hiçbir işe yaramaz. Aynı zamanda korkutma geri de teper. Türkiye oraları aştı. Çok garipsediğim, aynı zamanda Türkiye açısından da talihsiz bulduğum bir açıklama oldu. Keşke tersi olsaydı. Demokratik ülkelere yaraşır biçimde, daha önce söyledikleri şekilde iddialara cevap verseydi.

    Ama bir de unutmamak gerekir ki Türkiye’nin bu konumundan da rahatsız olan bütün kurumların içinde Türkiye’yi dünyaya taşımak isteyen insanlar var. Sadece sözcülerinden ibaret değil Türkiye’nin kurumları. Onu da unutmamak lazım. "

    ŞAMİL TAYYAR-STAR

    Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar, Genelkurmay Başkanı'nın açıklamalarını doğru bulmadığını söyledi.

    Orgeneral Başbuğ'un aynı uslübü Dağlıca baskınından sonra bir resepsiyonda gazetecilere yaptığı açıklamada da kullandığına dikkat çeken Tayyar, eleştirilerin sorunun çözümüne katkı sunacağına inandığını vurguladı. "Demek ki yolunda gitmeyen ve aksayan bazı işler var. Yoksa bu kadar toplantılar niye yapılıyor?" diye soran Tayyar, beklentisini ise şu sözlerle ortaya koydu:

    "Bu tartışmaların sonucunda doğru yöntem bulunabilirse, bir şehidimizin sayısını azaltmaya katkısını sunabiliyorsak çok önemli ve iyi bir adım olarak görüyorum. Eğer sorunları görmezlikten gelir ve bunların tamamını halının altına süpürmeye devam edersek sadece ve sadece kendimizi kandırırız. Türkiye maalesef 25 yıldır bunu yapıyor. Ama bir dönemdir görüyorum ki Türkiye artık yanlışları halının altına süpürme anlayışından kurtulmayı istiyor.

    Bu toplantıların anlamı da budur. İçişleri Bakanlığı bünyesinde güvenlik müsteşarlığının kurulması öngürülüyor. İstihbaratın tek merkezden koordinası görüşülüyor. Demek ki bir istihbarat, yönetim zaafı var. Özel Tim Doğu ve Güneydoğu'da etkin bir şekilde kullanılmak isteniyor. 1997 yılında elindeki ağır silahlar alınıp merkeze gönderildi. Daha sonra parçalandı. Ama şimdi bunun bir yanlış olduğu görülüyor. Bütün bu yanlışlar pozitif katkı sunmaya yönelik eleştirel yaklaşımlardan kaynaklanıyor. Ama keşke sayın Genelkurmay Başkanı anlamaya çalışsaydı. Daha doğru bir tavır göstermiş olurdu."

    RUŞEN ÇAKIR/ VATAN:

    'Çok sert bir açıklama. Başbuğ bu sert açıklamasıyla çıtayı o kadar yükseltti ki o çıtayı aşmak nasıl olacak bilmiyorum. Devamının geleceğini gösteren çok sert bir açıklamaydı. Aktütün olayında terör örgütünün başarılı olarak gösterildiği şeklindeki sözleri de dikkat çekici. Belli ki bu yöndeki yayınlar Genelkurmay'ı çok rahatsız ediyor. Bu sızma olayını Başbuğ'un çok ciddiye alacağını biliyorduk ama göreve geldikten çok kısa bir süre sonra sızmış olması bu olayın artık Genelkurmay için kronik bir hal olduğunu gösteriyor. Genelkurmay'ın bunun üstüne gideceğini, bununla çok ciddi olarak uğraştıklarını söyleyebiliriz.

    Dağlıca olayında da benzer bir açıklama olmuştu ama kamuoyuna yönelik bilgilendirme yapılmamıştı. Sızan bilgi ve belgelere yönelik kendi içlerinde bir değerlendirme yapıyorlar ama bunların kamuyonu bilgilendirmek için kullanılacağını sanmıyorum.


    Belki eskiden de sızıyordu ama yayınlanma konusunda ürkek davranılıyordu. Ama şimdi bazı gazeteler özellikle Taraf gazetesi bu yönde çok aktif bir yayın çizgisi izliyor. Birçok belge Taraf'a sızdı. Ama örneğin polisi zor durumda bırakacak bir belge görmedik mesela Taraf'ta, nedense daha çok askere yönelik. Yasemin Çongar daha önce kaynaklarına ilişkin açıklamada 'birkaç iyi adam' filmine gönderme yapmış, ellerine geçen belgelere birkaç iyi adamın sızdırması sonucu ulaştıklarını belirtmişti.

    Genelkurmay'ın rahatsız olduğu iki konu olduğunu söyleyebiliriz:

    - Genelkurmayın gizli belgesinin medyaya sızıyor olmasından

    - Bu bilgilerin sunuş şeklinden rahatsızlar.'

    YASEMİN ÇONGAR/TARAF:

    'Aşırı sert bir açıklama. Bir Genelkurmay Başkanı'ndan beklenmeyecek bir uslüpla konuştu. Bu çok üzücü ama esas üzücü olan kamouyonun beklediği bilgilerin bu açıklamada olmamasıydı. Bu saldırı neden amacına ulaştı, ulaşmadıysa neden bu kadar şehit verildi, bir Genelkurmay Başkanı'nın görevi bunları açıklamak olmalıydı. Konuya ilişkin soruşturma açıldığını söyledi, bu sevindirici ama daha önce benzer soruşturmalarda bu incelemelerin sonuçları kamuoyuyla paylaşılmadı. Bundan sonra paylaşılacak mı, bilmiyoruz...

    Aktütün olayında Taraf'ın yayınladığı bu belgeler Genelkurmay'ın saldırıdan haberdar olduğunu gösteriyor. Bu yöndeki okumamız doğru mu, doğruysa gereği neden yapılmadı? Bunların cevabını vermeyip, tehditkar bir üslüp kullanması son derece üzücü. Genelkurmay başkanı topluma bunların hesabını vermek zorundadır. Biz gazetemize ulaşan belgelerin doğruluğundan emin olduğumuz sürece elimize geçen bilgileri yayınlıyoruz, yayınlamaya da devam edeceğiz.'

    MURAT YETKİN/RADİKAL:

    "Aslında açıklama için söylenecek pek bir şey yok. Genelkurmay'ın yayınlara ne kadar tepkili olduğunu öğrenmiş olduk. Çok açıklayıcı değildi, daha çok tepki gösteren bir açıklamaydı. Gizli bilgileri sızdıranlara ilişkin mesajlar verdi, ama Aktütün konusunda yapılan yayınlar doğru muydu bunu anlamak mümkün olmadı. Bu açıklama yayınlanan belge ve bilgilerin doğrulandığı anlamına geliyor mu, gelmiyor mu, bu net değil. Soru sorma imkanı olsaydı bunların doğru olup olmadığına ilişkin bir şeyler söyleyebilirdik. Keşke gazetecilere soru sorma imkanı verilseydi de bunları anlayabilseydik."

    MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE - ZAMAN

    Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mümtaz'er Türköne, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un yaptığı konuşmanın "çok gergin ve duygusal" olduğunu söyledi. Türköne, yapılan açıklamanın 12 Eylül rejimini hatırlattığını belirterek, bu görüntülerin Türkiye'ye yakışmadığını kaydetti.

    Türköne, Cihan Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, askerin onurunun peşinde olduğunu, verdiği tepkilerden bunun anlaşıldığını ifade etti. Yapılan açıklamanın şeklinin 12 Eylül rejimi dönemini hatırlattığına işaret eden Türköne, medeni bir ülkeye bu tür görüntülerin yakışmadığını vurguladı. Türköne, hiç bir ordunun da bu şekilde açıklama yapmayacağına dikkat çekerek, Dünya'nın 4. büyük ordusunun elinde kaleminden başka bir şeyi olmayan insanları tehdit ettiğini kaydetti.

    Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kahramanlığının eleştirildiği yönündeki ifadelerinin de yanlış olduğunu ifade eden Türköne, eleştirilerin ordunun kahramanlığına değil sevk ve idaresine yönelik olduğunu belirtti. Türköne, Türkiye'de tartışılanın TSK'nin asli görevine dönmesi olduğunu kaydetti.

    Orgeneral Başbuğ'un açıklamasının medya ve siyaset dünyasını nasıl etkileyeceğine yönelik bir soruya ise Türköne, çok ciddi bir değişimin olmayacağını kaydetti. Türköne, Türkiye cumhuriyeti devletinde yazarların ve gazetecilerin TSK'yi övme gibi bir görevininde bulunmadığına dikkat çekti.

  2. #2
    Müdakkik Üye elips - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    686

    Standart Başbuğ'dan savaş ilanı…

    Org. Başbuğ, yaptığı konuşmayı "herkesi dikkatli olmaya ve doğru yerde bulunmaya davet ediyorum…" cümleleriyle sözlerini bitirirken, Türkiye'nin çok uzun süredir bir Genelkurmay Başkanı'nda tanık olmadığı kadar, "sert ve buyurgan"dı.
    Savaş ilanı seromonisi ve diliyle yapılan bu konuşma hafızalardan pek kolay silinmeyecek...
    Ton, üslup siyasi rengi ifade eder…
    Başbuğ'un tonu ve üslubu demokratik bir ülkede "sindirilemez derece otoriter"di…

    Demokratik ülkelerde askerler böyle bir üslupla konuşmazlar, konuşamazlar…
    Başbuğ, Aktütün Bayraktepe'de yaşananın bir kahramanlık destanı olduğunu ifade ediyor, aksi tanımların PKK'ın başarılı olduğunu ima etmek anlamına geldiğini vurguluyor, bunu yapanların bundan böyle akacak her kan damlasının sorumluluğunu taşıyacaklarını ve bunun karşılığının verileceğini söylüyordu.
    Demokratik ülkelerde Genelkurmay Başkanları bunları bu tonda söyleyemezler…
    Basına nasıl davranacağını, nasıl davranması gerektiğini dikte edemezler…
    Kışlada bir astını azarlar gibi gazete ve gazetecileri azarlayamazlar…
    PKK yandaşı ilan edemezler ve meydan okuyamazlar…

    Gerekçesi ne olursa olsun asker, hukuk devletinde, demokratik bir düzende bunları yapamaz…
    Demokratik ülkelerde silahlı kuvvetler bu açıdan hesap sorma konumunda bulunmazlar, tersine yetkilerinden ötürü kamuoyu önünde siyasi iktidara ve topluma karşı hesap verme durumundadırlar.
    Demokratik ülkelerde basın silahlı kuvvetlerin, idarenin, siyasilerin kamuoyu oluşturma aracı değildir.
    Ülke gerçekten demokratik bir düzenle yönetiliyorsa, basın görevi ve tanımı gereği elbette askeri zaafları, ihmalleri sorgulayacak, askeri politikanın başarılı olup olmadığını tartışacaktır.
    İddia ve kanaat, Dağlıca ve Aktütün baskınlarında askeri zaafiyetin olduğu yönünde…

    Değil mi Hıncal Uluç'tan, Saban Gazetesi'nden Fatih Çekirge'ye, Hürriyet Gazetesi'ne (yani en askercil olanlar dahil) tüm basın bu konuda sorular sordu, soruyor…
    Asker, bundan böyle, bu soruları ve eleştirileri bağırarak bastıramayacağını bilmelidir.
    Genelkurmay karargahı açısından bardağı taşıran son damlanın iki gün önce Taraf Gazetesi'nde yayınlanan, Aktütün baskınında ordunun saldırı konusunda önceden istihbaratı olduğunu gösteren askeri belgeler olduğu anlaşılıyor…
    Olabilir…
    Sızmalar orduyu rahatsız edebilir, bu tür yayınların askeri otoriteye güveni sarstığı, PKK'ya cesaret verdiği de söylenebilir.

    Ancak açıktır ki ordunun yıpranmasına ilişkin asıl sorun, bu belgelerin sızması ve yayınlanmasından değil, işaret ettiği gerçeklerden kaynaklanmaktadır.
    O zaman bu yayın faaliyeti, orduyu yıpratmaktan çok, uyarmak olarak neden algılanmasın?
    Basın siyasi partiler, hükümet, sivil idare konusunda yaptığı eleştirileri, bu alanlarda karanlık noktaları bulma, zayıflıkları açığı çıkarma, şeffaflığı sağlama, düzeni güçlendirme ve denetleme işini asker söz konusu olunca neden göremez olsun?

    Bu mantıktan "hiç bir kurumun başarızlığı, yolsuzluğu ya da zaafı, bu kurum yıpranmasın diye açıklanmamalıdır" sonucu çıkar.
    Bu tür sistemler kapalı toplumlar üretirler…
    Gazetecilik faaliyeti açısından da bilmek gerekir ki, bu tür kimi belge ve bilgiler dışarı akmadan hiç bir sistemde düzelme ve temizlik olmamıştır…
    Genelkurmay tüm bunlara rağmen basının bu tutumunu kendi bakışı açısından tehlikeli görebilir.


    Bu durumda yapması gereken kendi içini toparlamak, sızmayı engellemek, daha doğrusu basınla ilişki kurmak, toplumu bilgilendirmektir.
    Savaş ilan etmek değil…
    İşin ucu savaşı ilan edene de dokunur.


    ali bayramoğlu

  3. #3
    Müdakkik Üye elips - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    686

    Standart “Öfke bize, uysallık sana”

    Türkiye, çeyrek asrı geride bırakan bir mücadelenin içinde. Bu mücadele, tahminlerin de ötesinde zor bir mücadele. Hiç kimse bu mücadelenin kolay olduğunu düşünmesin.
    Bununla birlikte bu mücadelenin imkânsız bir mücadele olduğu da akla gelmemeli. Şartlarına uygun icra edilen bir mücadeleden netice almak mümkün.

    Ülkemizde yapılan yanlış, hâlâ bu mücadelenin nasıl yapılacağının tartışılıyor olmasıdır. Özgürlükleri kısıtlayarak yapılmak istenen bir mücadelenin başarıya ulaşması mümkün değil. Çünkü o yol daha önce onlarca defa denendi...
    Aktütün Karakolunu hedef alan kanlı terör saldırısı sonrası ortaya atılan iddialar, ‘yetkililer’ce ikna edici bir dille yalanlanmadığı gibi, doğru dürüst bir açıklama dahi yapılmadı. Genelkurmay Başkanının dünkü konuşması, ‘açıklama’ ya da ‘cevap’tan uzak bir konuşmaydı. Elbette bu konuşma da önümüzdeki günlerde farklı değerlendirmelere tabi tutulacak.

    Konuşma, çok sert bir üslupta icra edildi ve bir anlamda 11 Eylül saldırısı sonrası “Ya bizden tarafsın, ya terörden yana” anlamına gelen ABD Başkanı Bush’un konuşmasını hatırlattı.
    ‘Sert konuşma’larla terör önlenebilecek ya da ortaya atılan iddialar cevap bulacaksa, bu konuşmalar her gün tekrar edilsin. Ama tarih, böyle bir hadiseye şahitlik etmiyor. Kamuoyunun beklediği, ortaya atılan iddiaların en üst seviyede ‘yalanlanması’ ya da varsa ihmali olanlar hakkında gerekli soruşturmaların yapıldığı bilginin verilmesiydi.

    Bakınız, dünkü gazetelerde ‘devlet’in bir ‘işkence sonucu ölüm’ sebebiyle mağdurdan ve ailesinden ‘özür’ dilediğini haberi vardı. Bu bir ilkti ve sorumlular hakkında da gerekli işlemin yapıldığı, 19 kişinin açığa alındığı ifade edilmişti. Bu yöndeki iddialar ilk defa gündeme gelmiyor. Geçmiş yıllarda da onlarca ‘işkence iddiası’ gündeme geldi ve genellikle de bunlar inkâr edildi. Ama bugün, hadisenin üzerine gidildiğini ve özür dilendiğine şahit oluyoruz. Bunu yapmakla ‘devlet’ bir şey mi kaybetti? Aksine, milletin güvenini kazandı...

    Hiç kimsenin unutmaması gereken bir nokta var: Adalet mülkün temelidir.
    Öyle ise, kızarak, öfkelenerek, başkalarını suçlayarak bir yere varmak mümkün değildir. Azınlığın da azınlığı bir grup haricinde hiç kimse, can alan teröre destek vermez ve veremez. Dolayısı ile, “Aktütün’de neler yaşandı, araştırılsın, ihmali olan varsa cezasını çeksin” diyenleri “Teröre destek veriyorlar” diye kimsenin kenara itmeye hakkı olmamalı. “Askerlerimizin şehit olmasında ihmali olan varsa cezasını çeksin” demek mi teröre destek anlamına geliyor? Hayır, böyle bir tavır teröre destek anlamına gelmez. Aksine yanlış yapanlara hesap sorulmaması terörün devamına sebep olur.

    Hem yanlış yapana hesap sormak ‘adalet’in de birinci şartı değil mi? O halde mülkün temeli olan adaletin tecelli etmesini istemeyi kimse yadırgamasın... Öfke, ‘baldan tatlı’ olmakla beraber, neticesi hayırlı olmaz.

    Şeyh Edebali, Osman Gazi’ye nasıl seslenmişti:
    “Bundan sonra öfke bize; uysallık sana..
    Suçlamak bize; katlanmak sana, hoş görmek sana...” “Devlet”e öfke değil, hoş görmek yakışır...

    faruk çakır

  4. #4
    Müdakkik Üye elips - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    686

    Standart 'Birinci tehdit' artık Taraf Gazetesi’dir!

    Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'u ilk defa bu kadar sert ve kızgın gördüm. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın kızgın, sert, içinde "Şerefsizler" geçen konuşmalarından bile ileri derecede sertlikteydi, içinde "********ler" sözü geçmese de...

    İşaret parmağını "Hııııııı, ben size gösteririm" anlamına gelecek biçimde öne çıkarıp sallayarak, sanki düşmanlarına hitap ediyormuş bir yüz ifadesiyle...
    Yüz hatları bütünüyle gerilmiş, gözlerinden adeta ateş saçan, kelimelerinden şiddet damlayan bir konuşmaydı.
    Akreditasyon uygulaması yüzünden General Başbuğ'u yakından görme imkanım elbette yok.
    Tabii ki dün televizyondaki General İlker Başbuğ'dan bahsediyorum.

    Öyle görünüyordu yani...
    Sert, kızgın, hatta canı yanmış bir Genelkurmay Başkanı...
    Kamuoyunun zihnindeki sorulara cevap vermek yerine tehdit eden bir Genelkurmay Başkanı...
    Kısa konuştu ve "İlk önce şunu herkesin iyi anlamasını istiyorum. Bayraktepe'de meydana gelen olay PKK açısından intihar olayıdır. Orada çarpışan asker için ise kahramanlık destanıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kendine güveni tamdır. Aktütün saldırı olayıyla ilgili İkinci Ordu komutanı inceleme yapıyor. Bu gizli bilgileri sızdıranlar hakkında adli işlemler başlatılmıştır..." dedi.

    Hedefte tabii ki Taraf Gazetesi ve Taraf Gazetesi'nin Aktütün baskını ile ilgili Türkiye'de yeri yerinden oynatan yayınları vardı.
    Gazete önce ikaz etmişti. "Aktütün gerçeği" ni açıklayın yoksa biz açıklarız" demişti. Bu arada kamuoyunun kafasında tıpkı Dağlıca saldırısı gibi Aktütün saldırısı hakkında yüzlerce cevabı verilmeyen sorular oluştu.

    Halk bu saldırılarla ilgili sorularının tatminkar cevabını beklerken Taraf'tan Aktütün gerçeğini açıklayan "o manşet" geldi.
    Ve PKK'lıların Aktütün'e saldırmak için önceden yaptığı hazırlıkların görüntüleri...
    Ve Aktütün'e saldırılacağını haber veren istihbarat raporları...
    Ve tabii ki yine onlarca soru...
    Bu konuyla ilgili dün kürsüye çıkan Genelkurmay Başkanı hiçbir soruya cevap vermedi:
    Yargıyla tehdit etti...

    Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kendine güvenini yıkma çabaları var diyerek tehdit etti...
    Özetle "Tehdit" etti işte.
    Oysa kamuoyunun Genelkurmay Başkanı'ndan beklentisi Aktütün olayıyla ilgili olarak sorulan sorulardan hiç değilse birkaç tanesine kamuoyunu tatmin edecek cevaplar vermesiydi...
    Tabii Taraf bugün Genelkurmay Başkanı'nın sözlerine karşılık söyleyeceğini söyleyecektir. Bize ise "Sertlik" ile hiçbir sorunun çözülmeyeceğinin son 30 yıldır anlaşılması gerektiğini söylemektir.

    Keskin sirke küpüne zarar yani!
    Bir de şu soru var:
    Taraf Gazetesi olmasa gerçekleri nasıl öğreneceğiz?

    nuh gönültaş

  5. #5
    Vefakar Üye güneşsu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    433

    Standart genç sivillerdeb başbuğa CEVAP

    ‘İlker Başbuğ Genelkurmay Başkanlığı döneminin ilk muhtırasını Balıkesir’den verdi.’ diyen Genç Siviller’den sert açıklama geldi!

    Iste o sert acıklama…

    Muhtıra sezonu erken açıldı!

    İlker Başbuğ Genelkurmay Başkanlığı döneminin ilk muhtırasını Balıkesir’den verdi.

    Şimdiye kadar sakin tabiatını muhafaza etmeye gayret eden paşanın sezonu biraz erken açtığını düşünüyoruz.

    Böyle kalmayacağını ve bir yerde patlayacağını tahmin ediyorduk ama bu kadar erken olacağını hiç beklemiyorduk.

    Paşa! Paşa!

    Öncelikle karşınızdakiler bu ülkenin vatandaşlarıdır, emir subaylarınız değil.

    Öyle parmağınızı sallaya sallaya konuşamazsınız.

    Sizin her ordu dediğiniz, olsa olsa her gün darbe olan muz cumhuriyetlerindeki ordulardır.

    Medeni bir ülkenin Genelkurmay Başkanı sizin gibi bir konuşma yapsın da görelim.

    Şimdi akan ve akacak kandan kimin sorumlu olduğuna gelelim.

    25 yıldır bu bölgede ali kıran baş kesen kimse sorumlu odur.

    Dağlıca baskını sırasında düğünde olanlar ve onlara ödül verenlerdir.

    Aktütün karakoluna güpegündüz saldırı düzenlenirken elindeki sopayla beyaz bir topu deliklere sokmaya çalışanlardır.

    İnsansız uçaktan çekilen görüntüleri izlemeyen ya da izlediği halde hiç bir tedbir almayanlardır.

    Terörü, yeniden OHAL isteyerek sertlikle bitirebileceğini zannedenlerdir.

    Bizim tarafımız ise; artık paşaların darbe, muhtıra ve azarlarından usananların tarafıdır.

    Bizim tarafımız, bu akan kandan artık bıkanların, bu saçma sapan savaş artık dursun diyenlerin tarafıdır.

    Bizim tarafımız, cesurca bu pis kokuların üzerine giden TARAF’ın tarafıdır.

    Başbuğ gibi biz de herkesi tarafını belirlemeye ve açıklamaya çağırıyoruz!

    GENC SIVILLER

  6. #6
    Vefakar Üye güneşsu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    433

    Standart

    İsmet Berkan – Radikal
    Aktütün’de ne oldu, ne olmadı?

    Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un bu habere ve onun ima ettiklerine gösterdiği tepkide kullandığı üslubu onaylamaya da, anlayışla karşılamaya da imkân yok.

    Belki PKK’lılar intihar niyetiyle gelmişlerdi ama sonuçta bu toplu intihar da gerçekleşmedi, TSK’nın verdiği cevapla kaç PKK’lının öldüğü hâlâ tam olarak anlaşılamadı.

    Bayraktepe’nin kaybedilmemesi elbette kendi çapında bir kahramanlık destanıdır ama burada bölgede yüz binlerce askeri olan, helikopterleri her an havalanmaya hazır bekleyen TSK’dan söz ediyoruz.

    Yapılacağı saatler önceden saptanmış bir saldırıya bu denli zayıf bir cevap verilmiş olmasını tartışmak gerekir.

    …Genelkurmay sakin bir dille bizlere anlatır mı acaba?

    Murat Yetkin – Radikal
    Genelkurmay Başkanı’nın öfkesi


    Başbuğ, medya ve kamuoyuna belki astlarına dahi hitap etmeyeceği bir üslupla hitap etti. Olmadı. Üslubu hayal kırıklığına neden oldu.

    Bu, kalpleri ve kafaları kazanmaya yardımcı olacak bir görüntü değildi. Yapıcı eleştiriyi kasıtlı eleştiriden ayırmaya çalışan bir yaklaşım da olmadı.

    Gizli bilgi ve belgelerin sızması ayrı bir sorun, o belgelerin gerçekliği ayrı bir sorun, gerçekse o belgelerden doğru sonuçlara varılıp varılmadığı ayrı bir sorun.

    İşin başka boyutu da var. Orgeneral Başbuğ’un açıklamalarından hemen önce, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, bir basın toplantısıyla İstanbul’da eylem yapamadan yakalanan PKK intihar bombacısı ve onun Van ve diğer yerlerde yakalanan yönlendirici ve yardımcıları hakkında bilgi verdi. Polisin militanı nasıl günlerce görüntülü olarak takip ettiği ve kanlı sonucuna ulaşmasını engellediği anlatıldı. Belki de polisin elindeki istihbaratı iyi değerlendirdiği mesajının altı çizilmek istiyordu. Bu başarılı bir medya adımıydı, çünkü içinde somut bilgi vardı.

    Ekrem Dumanlı – Zaman
    Terörle böyle mücadele edilmez ki!


    Bilmek gerekiyor ki 'bir avuç eşkıya'nın asker ve polisimize bu kadar pervasız saldırılar düzenlemesi ve gencecik fidanlarımızı şehit etmesi halkı infiale sevk ediyor. Vatandaş haklı. Tamam; terör kalleştir, sinsidir; ama aynı taktiklere aynı senaryolara da boyun eğmemek gerekir.

    Genelkurmay'dan somut iddialara somut cevaplar beklenirken, en azından 'sorumlular ya da ihmali görülenler hakkında işlem yapılacağına dair' bir beyan beklenirken, Genelkurmay Başkanı çok sert bir üslupla açıklamalarda bulundu. Kışlada asker azarlar gibi medyayı fırçalıyor; hatta tehdit ediyor gibi bir üslupla konuşuyordu Orgeneral Başbuğ. Taraf'taki iddialara cevap veriyor muydu? Maalesef hayır. Oysa kamuoyu önce Taraf'ta sonra bütün gazetelerde yer alan fotoğraf ve görüntüler hakkında ikna edici açıklamalar bekliyordu.

    Mehmet Altan – Star
    Divan-ı Harp


    Gecenin bir yarısı olmasına rağmen aklım Taraf Gazetesi’nin haberinde...

    İnsan, dehşetinden ürperiyor...

    Gece yarısı üç gibi Genelkurmay’ın web sitesine bakıyorum...
    Birkaç saat uyuyup, yazının başına oturmadan gene aynı şeyi tekrarlıyorum...

    Henüz bir açıklama yok...

    Haberde söylenenler doğru ise, bu nedir?

    Belirli yönetim odakları ‘kürt sorunu’ konusunda insanlarımızı feda ederek, yeni demokratik açılımları mı önlüyor acaba?

    Çünkü Aktütün olmasa, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın...

    Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün farklı bir yaklaşımı söz konusu olabilecekti... Ama bu baskın bütün havayı değiştiriyor.

    Nitekim Abdullah Gül, Türk müteahhitlerin yaptığı Kuzey Irak’taki yeni hava limanı inşaatının açılışına gidemiyor...

    Baskınları bilerek önlememek buna mı yarıyor?

    Ama olayı anlamak da sindirmek de kolay değil... Çünkü eğer bunlar doğruysa, askeri inisiyatifi kaybetmemek ve tüm çözümleri önlemek için insanların ölümü pahasına bile bile saldırıyı önlememek, tam divan-ı harp’lik bir suç.

    Genelkurmay Başkanı’nın televizyon ekranına yansıyan o öfkeli ve tehditkar konuşması, Aktütün konusunda herkesi susturmaya çalışırken bu konuda tek satır açıklama yapmaması ise kuşkuları ve ümitsizliği daha da artırıyor.

    Güngör Mengi - Vatan
    Aşırı tepki


    Orgeneral Başbuğ’dan dün bilgi içerikli bir açıklama bekliyorduk ama öyle olmadı.

    Tepki içerikli bir ihtar çekti medyaya!

    “Hizaya gel” türü bir komutu işittik.

    Bir komutan, düşük yoğunluklu da olsa savaş içindeki ordusunun moralini her daim üst seviyede tutmak zorundadır.

    Genelkurmay Başkanı, medyanın doğru olduğuna inandığı bilgiyi, yasal engel yoksa her yerde değerlendirdiğini, bizde de değerlendireceğini kabul etmelidir.

    Bilgiyi sızdıranı değil de yayanı baskılamak, yanlış hedefe ateş etmektir.

    “Herkesi dikkatli olmaya ve doğru yerde bulunmaya davet ediyorum!”

    Demokratik bir ülkede herkes zaten “doğru” olduğuna inandığı yerde durur.

    Böyle bir uyarıyı adresi belirtilmemiş bir çağrı olarak yapmak, askerine güvenmeyi gelenek haline getirmiş bu ulusa haksızlık olur katil sürüsüne de hiç hak etmedikleri bir övünme sebebi verir.

    Ruhat Mengi – Vatan
    Kuralsız değil, korkusuz demokrasi!


    …Aktütün saldırısı milletin sabrını taşırdı artık... Ordunun da bunu görmesi gerekiyor.

    Başbuğ’un dediği gibi “terör örgütünün saldırısı intihar eyleminden farksız” olabilir. Böyle olsa bile halk ve medya kendi topraklarımızda birliklerimizin -hele de bir gün önceden teröristlerin izlendiği Genelkurmay 2. Başkanı Iğsız tarafından açıklandığına göre- duruma hakim olmasını ve 17 şehit verilmesinin önlenmesini beklemekte tamamen haksız mıdır?

    Aynı olay İngiltere’de, Fransa’da, ABD’de olsa medya bunları tartışmayacak mıydı?

    Demokrasilerde hoşa gitmeyen yayınlar da olabilir, farklı hesaplar içinde yayınlar da... Bu durumlarda bile kurumların toplumsal barış havasını, sükuneti elden bırakmamaları gerekir.

    TSK soru işaretlerini muhtıra verir gibi değil, bu hava içinde cevaplamaya dikkat etmelidir.

    Halit Kakınç – Akşam
    Başarılar konuşsun!


    Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un basın toplantısı yayınlandı. Beyanlarını dinledim. Şaşırdım. Bir Türk vatandaşı ve bir medya mensubu olarak bu aşırı sertlik karşısında irkildim. Üzüldüm.
    Sayın Başbuğ’u anlamakta güçlük çekiyorum. Ortada birtakım hatalar varsa, medya sussun ve bunları duyurmasın mı demek istiyor?

    Bölücülükle mücadelenin böyle ilerleyeceğini mi düşünüyor?

    Dikkatliyim ve doğru yerdeyim. Sayın Başbuğ’un da Türk Milleti’ne karşı Silahlı Kuvvetler’in PKK karşısındaki başarıları ile konuşmasını bekliyorum...

    Böyle basın toplantıları ile değil!

    Mehveş Evin – Akşam
    TSK sorgulanamaz!


    Org. İlker Başbuğ’un sert sözleri üzerine soğukkanlılıkla düşünelim:

    ‘Dağlıca’dan sonra Aktütün baskını da biliniyordu’ demenin, teröristleri başarılı ilan etmekle ne alakası var? Asıl bu bilgiyi saklamak ‘akan ve akacak olan kanın sorumluluğuna ortak olmak’ değil midir?

    Siyasi yahut askeri, yönetimde ve istihbaratta sorunlar varsa, bunların ortaya çıkarılmasını ve çözülmesini istiyoruz. Bu istek, bizi terörist mi yapıyor yani?

    ‘Sınırları aşan eleştiriler’ nedir, eleştirinin dozunu TSK nasıl belirleyecek, en önemlisi bu eleştiriler ‘doğru bilgiye’ dayanmıyorsa, gerçek nedir? Bunun cevabını da alamadık.

    Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak ne olup bittiğini öğrenme, sorgulama hakkımız olmalı. Ancak kol kırılır, yen içinde kalır hesabı, ‘söz konusu TSK olunca hiçbir şey sorgulanamaz’ deniyor.

    Doğrusu Org. Başbuğ’un göreve gelmesiyle, TSK’nın daha farklı, daha modern ve yenilikçi bir iletişim stratejisi yürüteceğini umuyorduk.

    Sadece şeklen değil, içerik olarak da. Olamadı...

    Oktay Ekşi – Hürriyet
    Kime kızmalı?


    Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un dünkü asabi ifadeli açıklaması bize 1970’li yılların meşhur "Pentagon belgeleri" olayını anımsattı.

    Gazetecinin verdiği haber gerçek ise, gazeteciden davacı olmak çıkar yol değildir. Çıkar yollardan biri, sözü edilen gerçek -özellikle kötü bir gerçek ise- onun değişmesi, düzelmesi ve tüm çabanın bu yönde olmasıdır. İkinci yol da gazeteciye değil o bilgi gerçekten devlet sırrı türünden ise, bunu medyaya verene fatura çıkarmaktır.

    Umur Talu - Sabah
    Okuma!.. Tartışma!


    "Tartışma", istisnalar dışında, "terörü başarılı göstermek" amacıyla yapılmaz.

    "Tartışma"...

    Gaflet, ihmal, umursamazlık, sorumsuzluk, görevi suiistimal varsa, bunu anlamak ve hesabının verilmesi için yapılır.

    "Sorumluluk" sahipleri, asli sorumluluklarını "tartışma"nın üstüne yıkamaz.

    Genelkurmay makamı, "herkesi dikkatli olmaya ve doğru yerde bulunmaya davet" makamı değil. Topyekûn esas duruşa geçirme makamı değil.

    Burası cumhuriyet; "doğru" ve "doğru yer" in tanımı, tarifi, mutlak hükmü kimsenin tekelinde değil.

    Burası demokrasi; "tartışma" zaten "doğrular" arayabilmek, "doğru yer" zannedilenleri sorgulayabilmek için.

    Burası hukuk devleti; "geçici" emanet makamlarda bulunan, meclis'e ve millete hesap vermesi gerekenlerden, ne Başbakan'ın, ne Genelkurmay Başkanı'nın "son sözü" tehdit olabilir.

    "Onca istihbarata, görüntüye, uyarıya rağmen" bir "intihar saldırısı" olmuş, 17 can almışsa, niye tartışılmayacak?

    Ülke bölünmesin, evlatlar ölmesin, analar ağlamasın, yüzler gülebilsin, hakikat bilinebilsin, hakikatli olunabilsin, güneş her haneye ufuktan doğabilsin diye... Okuyacağız, tartışacağız!

    Nazlı Ilıcak – Sabah
    Genelkurmay’ın açıklaması


    Doğrusu Genelkurmay Başkanı'nın öfkeli üslûbunu hiç beğenmedim. Keşke, "belgeleri kim sızdırdı" diye soruşturma açacaklarına, bu belgelerde yer alan bilgilerin doğru olup olmadığı hususunda bir açıklama yapsaydı. Kimse Türk Silâhlı Kuvvetleri'ni yıpratmak veya PKK'yı övmek amacını gütmüyor. Sadece, zihinlerde beliren soru işaretlerine bir cevap aranıyor.

    Güneri Civaoğlu – Milliyet
    Duyarlı üçgen


    “Çok duyarlı bulduğum konularda yazmadan önce en az 24 saat beklerim.
    Aktütün ve Bayraktepe ile ilgili olarak "Taraf" gazetesinde tam sayfa yayımlanan fotoğraflar ve iddialar için de bu kuralı uyguladım.

    İddialar vahimdi.

    Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ beklenen açıklamayı yaptı. Ancak bu yayınların çizdiği soru işaretlerine cevap değildi.

    Gazeteler ve TV'lerin bunları yayımlaması elbette gazetecilik gereğidir.

    Buna karşılık -kimseyi suçlamıyorum- terör örgütlerinin zafer havası verildiği yolundaki org. Başbuğ'un söylemini yeniden değerlendireceğim.

    Demokrasilerde tüm kurumlar tartışılabilir. Elbette TSK da...

    Kara Kuvvetleri'nin incelemesinin ve açıklamasının gecikmemesi gerekir. Çünkü fotoğraflar, video görüntüleriyle iddialar sürmekte.

    Kenarları gazetecilik- insanlık- yurttaşlık olan duyarlı üçgendeyiz.”

    Ahmet Altan – Taraf
    Genelkurmay Başkanı'na...


    Siz kimi korkutmaya çalışıyorsunuz?

    Korkutabileceğinize inanıyor musunuz gerçekten?

    Bazı insanların, ülkeleri özgür ve mutlu olsun diye her şeyi göze alabileceğini kavrayabiliyor musunuz?

    "Doğru yer" neresidir biliyor musunuz?

    Doğru yer, insanın mesleğini dürüstçe ve gereklerini yerine getirerek yaptığı yerdir.

    Biz, "doğru yerde" duruyoruz.

    Mesleğimizin gereğini dürüstçe yerine getiriyor ve gerçekleri, yıllardır yalanlarla kandırılan bu halka açıklıyoruz.

    Siz doğru yerde durmuyorsunuz.

    Kendi mesleğinizin gereklerini yerine getirmiyorsunuz.

    Sizin mesleğinizin gereği, size emanet edilen o genç askerleri korumaktır.

    Karakol baskınını an be an gösteren kamera kayıtlarına rağmen gerekli tedbirleri almamak, istihbarat raporlarına aldırmamak, çatışma başladıktan sonra yeterince yardım göndermemek ve o çocukları ölüme terk etmek sizin suçunuzdur.

    Siz bize Aktütün'ü anlatın.

    O çocuklar niye öldü?

    Niye baskını önlemediniz?

    Bizim ülkemizde, yetmiş milyon insanın boğazından kesip verdiği paralarla ayakta duran bizim ordumuzla, bizi tehdit edemezsiniz.

  7. #7
    Vefakar Üye Nil Sultan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    418

    Standart Gemiyi batıracak öfkeli generallere HAYIR

    Nevzat Tarhan'ın yazısı...
    Hiç kimse yanlış teşhis koyduğu bilinen bir doktora hastasını götürmez. Bunun gibi hiç kimse de askerlik, şehitlik, ölüme gitme konularında üst üste kusurlar yapan ve bu kusurunu itiraf edip çözüm aradığını, dersler çıkardığını fark etmeyen komutanların olduğu bir birliğe çocuğunu göndermek istemez.

    “Kim sızdırdı bulacağız... Bunu herkesin anlamasını istiyorum.... Herkesi dikkatli olmaya ve doğru yerde bulunmaya davet ediyorum”
    Bu sözler Sayın Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ’a ait. Son basın toplantısını bir farkındalık analizinden geçirmemiz gerekiyor.


    Birincisi, gazeteciler gazetecilik görevini Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı yapmıyorlar veya yapamıyorlardı. Şimdi yapmaya başladılar. Bunu kabul etmek de zorlanıldığı anlaşılıyor.

    İkincisi, acı gerçeklerle yüzleşmek istemeyen bir kimsenin ruh hali içinde olunduğu o kadar belli oluyor ki, yüz ifadesi mimik ve jestler insanları korkutmuyor, şaşırtmıyor sadece sorgulatıyor ve endişelendiriyor.


    Üçüncüsü, Milli Güvenlik Kurulu’nda sivil politikacılara fırça atmaya alışmış ‘Asker Politikacı’ alışkanlığının basına ve topluma yöneltilmesi ‘Farkındalık eksikliği’nin işaretidir.

    Dördüncüsü, sorumluluk duygusu yüksek bir kimsenin kendini çaresiz hissettiği zamanlardaki bir ruh halinin varlığını görebiliyoruz. İşler yolunda gitmezse öfkelenir, kontrolu kaybettiği için orantısız tepkiler verir ve abartılı davrandığı içinde haklı iken bile haksız duruma düşer.


    Beşincisi, bazı maganda erkekler vardır, pek çok yanlışlar yapar eve geç gelir, geldiğinde de bağırıp çağırıp herkesi susturur, böylece evde asayiş berkemal gibi gözükür. Fakat çocuklar babaya derin ve sessiz bir öfke hissederler, ileri yaşta babaya düşman olurlar. Yanlış varsa kabul etmek yoksa dinleyip ikna etmeye çalışmak zordur ve olgunluk gerektirir.


    Eğer generallerimiz ‘Esip gürleyerek’ insanları susturacağını ve kontrolu ellerinde tutacaklarını düşünüyorlarsa mesleki körlük içindeler demektir. Tehditvari konuşmalar, suçlayarak ve insanları değersizleştirerek yapılan açıklamalar akıl ve sağduyu zaafı göstergesidir. Beklenenin ötesinde amacın tersini besler ve öfke birikimine neden olur.


    Çocuklarını askere gönderen ailelerin rahatlatılması yerine onların endişeleri daha da arttı. “En büyük kusur kusurunu bilmemektir” sözü halka malolmuş büyük sözlerdendir. Askerlik çağında çocuğu olan ailelerin ‘böyle öfkeli, soğukkanlılıktan uzak bir komutanın olduğu asker ocağına çocuğumuzu gönderirsek çocuğumuzu harcamış oluruz’ diye düşünmelerini normal kabul etmek gerekiyor.


    Bir insanı ikna etmenin yolu kabullenip yönlendirmektir. Karşımıza alıp düzeltmeye çalışmak yerine yanımıza alıp rehber olmaktır. Karşı tarafa önem verdiğinizi değerli gördüğünüzü hissettirir. Tabi bunu fikrine güvenenler yapar. Bağırıp, çağırıp, susturarak kendimizi iyi hissedebiliriz ama sorunu çözemeyiz.


    Haklılığına inanan bir insanın esip gürlemesine gerek yoktur, sağlam fikirlerini haklı gerekçelerini sayar ve varsa hatasını kabul eder. Böyle bir insan küçülmez, saygı uyandırır. Ayrıca yalnızlaşmaktan kurtulur.


    Çoğu zaman acı gerçekle yüzleşmek istemeyen bir kimse sorunun psikolojik yükünden ve baskısından kurtulmak için sorumluluğu kendi dışında bir nedene bağlar. Böylece geçici olarak rahatlar. Fakat kendini aldattığı için orta ve uzun vadede kaybeder.


    Terör konusunda askeri bürokrasinin beceriksizliği o kadar belirginleşti ki insansız uçak alarak anlık istihbaratla sorunun çözüleceğini söylemiş Orgeneral Babaoğlu. Bu yoksul milletin milyon dolarları silah tüccarlarına gidecek. Yanlış teşhis, yanlış ve pahalı tedavi.

    Kuşatılmış ruh halindeki kişilerin içlerindeki korku o kadar ilerlerki ellerindeki barutu sonuna kadar kullanırlar, kendileri ile birlikte gemi de batar.


    Farkındalık eksikliği o kadar belirgin ki arkasına dört kuvvet komutanını alarak kaşı çatık bir şekilde 12 Eylül 1980’i çağrıştırır tarzda ‘En büyük biziz, biz nirvanaya ermişiz, bizi eleştirenin canına okuruz’ beden dili ifadesi verilmeye çalışılmış. Tabi toplum yerse… 12 Eylül’de yemişti, ancak halen hazımsızlık sürüyor, darbe hukukunun sancıları bitmiyor.


    Problemin çözümünü ve açıklığa kavuşmasını gözardı et, kamuoyuna nasıl sızdırıldığının üzerinde dur” bu hiç dürüst bir davranış değil.


    Artık siyasetçilerimiz de gözlerini dört açsınlar. Türkiye’yi çağdaş hukuka kavuştursunlar. Gemiyi batıracak öfkeli general istemiyoruz.

    Haber7

  8. #8
    Vefakar Üye güneşsu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    433

    Standart Korkutmak

    12 Eylül görüntülerine geri döndük. Birisi kürsüde... Diğerleri arkasında... Ayarı bozulmuş bir ses tonu ile bağırıp çağırma. Nedir? Askeriyeyi övmek serbest, eleştirmek ya da soru sormak yasak. Sorarsan ne olacak? Soruyorsun. Aktütün’de ne oldu? Cevap yok.

    Neden? Çünkü Taraf’ın yayınladığı belgelerin sapına kadar doğru olduğunu en çok önceki gün bizleri korkutmaya kalkan zevat biliyor.

    O nedenle sorulara cevap yok ama...

    Bağıra çağıra ağır suçlama var:

    ‘Bütün bunlara rağmen bölücü terör örgütünün yaptığı eylemleri, altını çiziyorum başarılı gibi gösterenler, tekrar ifade ediyorum başarılı gibi gösterenler akan ve akacak olan her damla kanın sorumluluğuna ortak olurlar.’

    * * *

    En bayıldığım ise şu cümle:

    ‘Kendine güveni olan bütün kurumlar gibi ki TSK’nın kendine güveni tamdır, bu incelemenin sonuçlanmasını müteakip elbette kamuoyu ile paylaşılması gereken hususlar bilgi olarak verilecektir.’

    Ne zaman?

    Mahkeme-i Kübra’da mı?

    Aktütün Baskını’ndan bu yana kaç gün geçti, bir açıklama geldi mi?

    * * *

    Aktütün’ü bırakın.

    8 Ekim 2007 tarihinde, yani bir yıldan aşkın bir zaman önce...

    Şırnak’taki Gabar Dağı’nda...

    Bolu’dan gelen Komando Tugayı’na bağlı bir timin, teröristlerce pusuya düşürülmesi sonucu ikisi astsubay 13 askerimiz şehit oldu.

    On üç askerimiz demek, on üç gencecik çocuğumuz demek.

    Bolu Komando Tugayı bizim en nitelikli, en iyi yetişmiş tugaylarımızdan biri.

    Pusuya düşürülmeleri öyle kolayından olacak iş değil.

    Pusuya düşürülen ‘güvenlik timi’...

    Saldırganlar ellerini kollarını sallaya sallaya kaçmışlardı.

    Normal mi? Tabii ki değil.

    Peki, ne oldu ‘incelemeye müteakip’ sonuçlar nerede?

    Onlar yok ama ayarsız bir ses ve üslupla Türkiye’ye ve demokrasiye tavır var.

    * * *

    Siyaset kurumu 12 Eylül rejiminin ürünü.

    Bu nedenle demokratik hiç bir ülkede rastlanmayacak olan ‘askeri yargı’ bizde öylece duruyor.

    Öylece durmak ne...

    Basına yasak getiriyor, muhtemel hamleleri için yargı kararları alıyor.

    Kısacası askeri mahkeme medyaya ve sivillere ders vermeye soyunuyor.

    * * *

    Amaç ne?

    ‘Herkesin dikkatli olması ve doğru yerde bulunması.’

    O doğru yeri kim, neye göre tespit edecek?

    Elindeki sopaya göre mi, demokrasinin kurallarına göre mi?

    Sorulara cevap verip zafiyeti gidererek ‘çocukların ölmesini önlemek’ yerine, faşizm sesleri çıkartmak, Türkiye’yi iyice çökertir, kimsenin altından kalkamayacağı korkunç sonuçlar doğurur.

    Zafiyeti, korkutarak saklamak çürümeyi hızlandırır çünkü.

    * * *

    Dün yeniden şehit düşen askerlerimizi...

    Neden düştüğü anlaşılmayan helikopteri de...

    Herhalde ‘doğru yerde’ olmak adına sormayacağız.

    Sorarsak...

    Cevap hazır:

    ‘Akan ve akacak olan kanın sorumlususun.’

    * * *

    Korkuttunuz da ne oldu?

    Baskı yaptınız da ne oldu?

    Kime yaradı?

    Herhalde ölüp yiten gencecik insanlarımıza değil.

    * * *

    Tabii bunları, dışarılarda iyimser mesajlar veren cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e de sormalıyız.

    Dünkü Ankara resmi hangi demokrasiye uyuyor?

    Tabii, eğer var ise, hükümet de bu soruya cevap verebilir.

    Bu yaşananlar demokrasiye uyuyor mu?

    Demokrasiye uymuyor elbette.

    Bu siyasetçilerle demokrasiye nasıl uysun?

    Çocukların sahipsiz olduğu bir ülkede demokrasi olmaz.

    O yüzden de olmuyor zaten.
    MEHMET ALTAN - STAR

  9. #9
    Vefakar Üye Nil Sultan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    418

    Standart Taraf'ı korumak

    Genelkurmay Başkanımızın Taraf'ın haberine cevabı tam da korktuğumuz gibi oldu.

    Başbuğ, dudak uçuklatacak cinsten iddialar sanki hiç söylenmemiş gibi yapıp yine sızdıranların ve yayınlayanların peşine düştü. Sızdıranları da yayınlayanları da hain ilan etmeyi de ihmal etmedi. Oysa Türk toplumu bu haberi sızdıranlara da, yayınlayanlara da büyük bir teşekkür borçludur. Onlar, kendilerini riske atarak PKK'yla mücadelenin zayıf halkasını hepimizin görmesini sağladılar.

    Sayın Başbuğ'un Aktütün yazımla ilgili yapılan okur yorumlarını okumasını isterdim. Hadi Taraf'a hain dedi; bu haberi önemseyen, Genelkurmay'dan açıklama bekleyen diğer basın mensuplarına da hain dedi. Bu haberler üzerine derin bir şaşkınlık ve hayal kırıklığı içinde "Ne olup bittiğini bilmek istiyoruz, lütfen bu haberin peşini bırakmayın" diye mesaj atan binlerce okura da mı hain diyecek? Çocuklarının neden ve nasıl öldüğünü bilmek isteyen şehit yakınlarına da mı hain diyecek? Yarın öbür gün çocuğunu askere gönderecek olan anne babaların içlerini bir kurt gibi kemiren soruları dışa vurmalarını da mı ihanet olarak görecek?

    Aktütün haberlerine jet hızıyla gelen yayın yasağı neyi sağlayacak; yasağı koyanların zihniyetini açığa çıkarmaktan başka? Her türlü bilginin, belgenin fotoğrafın dünyayı çepeçevre kuşatan bilgi otobanlarında fink attığı, Türkiye'nin en ücra köşelerine kadar anında ulaştığı bir çağda yayın yasağından medet ummak sadece otoriter zihniyetin değil, aynı zamanda aczin ifadesi olmuyor mu?

    Genelkurmay'ın tutumu böyleydi de, ana muhalefetiyle iktidarıyla siyasi partilerin tutumu farklı mıydı? Baykal'ın, sorulması gereken soruların hepsini bir kenara itip, "Nasıl sızıyor, kimler sızdırıyor, hangi amaçla sızdırıyor, soru budur" demesi; Başbakan Erdoğan'ın ortaya çıkan tablo üzerine Genelkurmay'dan doyurucu açıklama istemesi beklenen ilk merci olması gerekirken, Genelkurmay Başkanı'yla ağız birliği halinde yayın yapanları suçlaması, bu olayın aydınlanmasında siyasi iradeden pek fazla bir şey bekleyemeyeceğimizi ortaya koydu. Bu durumda bir kez daha iş başa -yani topluma - düşüyor. Bu olayın aydınlanması için gereken demokratik baskıyı yaparsa toplum yapacak.

    Gelinen bu noktada, toplumun yapması gereken ilk iş şu anda namlunun ucunda olan Taraf Gazetesi'ni korumaktır. Her şeyden önce Türk toplumu Taraf gibi bir gazeteye sahip olmakla ne kadar şanslı olduğunu idrak etmelidir. Özellikle, bütün anketlerde basını "en güvenilmez" kurumların başında sayanların Taraf örneğinden hareketle basına güvenlerini tazelemelerinin, tek bir gazetenin ne kadar fark yaratabileceğini görmelerinin zamanıdır.

    Taraf Gazetesi bütün Türkiye'ye özgür basının nasıl bir şey olduğunu gösteriyor. İşini iyi yapan bir yayın organının nelere muktedir olduğunu ortaya koyuyor. Gazeteyi çıkaran bir avuç kahraman yayına başladıklarından bu yana tek başlarına bütün siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının ve basının toplamından daha etkili bir demokrasi mücadelesi veriyorlar. Ve bu işi kelle koltukta yapıyorlar. Topluma düşen ise onlara kol kanat germek, bu özgür sesi gözü gibi korumaktır. Kendi haber alma özgürlüğü adına, şeffaflık adına, terörle mücadele adına, bu savaşın bitmesi adına, Türkiye'yi bu askeri bürokratik iktidarın cenderesinden kurtarmak adına bunu yapmak zorundadır.


    Gülay GÖKTÜRK -

  10. #10
    Vefakar Üye Nil Sultan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    418

    Standart Paşam Ya Siz?

    Türkiye 24 yılı aşkın süredir bölücü terörle mücadele ediyor. Binlerce güvenlik görevlisi bu süreçte şehit oldu.

    Bağrımıza taş bastık, acımızı yüreğimize gömdük, sustuk. Terörle mücadele eden cesur yüreklerin moralleri bozulmasın istedik.

    Sonra?

    Paşaların itirafları kitap konusu olmaya başladı. Orgeneral Doğan Güreş, Genelkurmay Başkanlığı yaptığı dönemle ilgili anılarını Gazeteci Fikret Bila’ya anlatırken, 24 Mayıs 1993 günü silahsız 33 erin otobüsten indirilerek şehit edildiği olay için ‘Ciddi bir hata yapılmış’ deyiverdi.

    Ne zaman? Tam 14 yıl sonra.

    Ne diyor Paşa: ‘Ben şöyle bir emir vermiştim, eğer asker bir yerden bir yere nakledilecekse öyle münferit olmayacak. Toplanma merkezleri olacak. Bu merkezlerde askerler toplanacak. Nereye gidiyorsa yol güzergahında tedbir alınacak, asker çıkış yapınca varış noktasına haber verilecek ve varış noktası da intikali takip edecek, bir gecikme olursa hemen çıkış noktasıyla da irtibat kurulup müdahale edilecek.’

    Bu emir yerine getirildi mi?

    Cevabı paşadan dinleyelim: ‘Bu 33 erin sevkıyatında bunlara uyulmamış, ciddi bir hata yapılmış... Bu çocuklar otobüsle yola çıkarılmış ama haber verilmemiş. Bingöl bunu yapmamış. Ayrıca varış noktasından da geriye doğru aranmamış. Oysa bu haberleşme yapılsaydı anında helikopterler gider ve müdahale ederlerdi. Büyük bir hata oldu bu olayda...’

    14 yıl sonra gelen bu itirafın kime ne yararı var şimdi? Bu hatayı o zaman görmedik, göremedik, yazmadık, yazamadık. Güvenlik güçlerinin mücadele şevkini kırmadık, peki kitaplarda ‘hatıra’ niyetiyle iki paragraf yer tutsun diye mi gizledik olup bitenleri.

    Gizledik de ne oldu?

    Olaydan kısa süre sonraydı. Milliyet’te çalışıyordum. Foto muhabiri arkadaşım Burhan Eliş’le birlikte uçakta yer bulamadığımız için Diyarbakır’dan otobüsle Ankara’ya yolculuk yaparken sağımız solumuz yeni terhis olmuş sivil kıyafetli erlerle doluydu.

    Kayseri çıkışına kadar pencereden dağları gözetlediler, ürkek bakışlarla birbirlerine moral vermeye çalıştılar. Ufukta Kayseri görünür görünmez coşmaya, zafer şarkıları söylemeye başladılar.

    Sordum gençlere: ‘Daha birkaç gün önce vahim bir olay oldu, 33 asker hayatını kaybetti. Sizi böyle nasıl bıraktılar?’

    Hepsi aynı sözü tekrarladı: ‘Merak etmeyin, yol boyunca gerekli tedbiri aldık dediler. Her kavşakta silahlı araçların olacağını söylediler.’

    Ama yoktu.

    Büyük tesadüf, hepsi sağ salim baba ocaklarına döndüler. Bir saldırı olsa ve bu yavrucaklar şehit düşselerdi, bunun hesabını kim verecekti? 14 yıl sonra Fikret Bila’nın kitabında bir paragraftan öte ne anlam taşırdı ki...

    Çok geriye gitmeye gerek yok. İşte Dağlıca önümüzde duruyor. ‘Benim babam Yaşar Büyükanıt’ın devre arkadaşı, mahkemedeki hakim ve savcı harbiyeden devre arkadaşlarım’ diye caka satan komutana ne yapılabildi?

    Orta Anadolu’da bir yerde hiçbir şey olmamış gibi fiyakalı şekilde dolaşıyor. Arada bir çevre illere gidip şehit ailelerine baskı yapıyor, Dağlıca’yı yazanlar için ‘vatan haini’ deyip duruyor.

    Şimdi karşımızda Aktütün var. Eğer maksadımız, ileride Fikret Bila’nın kitabı için malzeme oluşturmaktan öte ise, ısrarla üzerine gitmeliyiz. Gitmeliyiz ki, benzer hatalar sonucu yeni şehitler vermeyelim.

    Şevkimiz kırılmasın, ama onurumuz da, kalbimiz de...

    Umutlarım azaldı

    Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’u canlı yayında izlerken buna dair umutlarım azalmaya başladı.

    Oysa göreve başladığı ilk günlerde ne de farklıydı. Diyarbakır’da kaldırımlara doluşan kalabalığa dalıp gözlerdeki ışıltıyı arıyordu. Gece yarısı bildirilerine son verip gün ışığında yönetimi hedefliyordu. Ortaçağ ilkelliğindeki akreditasyon uygulamasını daraltıp, medya ile yeni diyalog kapılarını aralıyordu.

    16 Eylül günü Genelkurmay karargahında medya mensuplarının karşısına çıktığında; Bir komutanın anlatımıyla ‘Hilmi Özkök-Yaşar Büyükanıt karışımı’ bir Orgeneral vardı.

    1 ay sonra...

    Cumhuriyet mitinglerindeki Tuncay Özkan’ı hatırlatan, kameralar karşısında Ergenekon savunmasındaki Mustafa Özbek’i andıran, 12 Eylül’ün lideri Kenan Evren’e öykündüren bir manzara, hiç mi hiç yakışmadı.

    Demokratik ülkelerde devlet adamları öfkeyle kalkıp öfkeyle oturmazlar, buyurgan olmazlar, tehdit etmezler, korkutmak istemezler. Hesap soran değil hesap verendirler. İşini layıkıyla yapanlar, bundan da ürkmezler.

    Kaldı ki; Korku ve öfkeyle bezenmiş, emre dayalı, tehditkar bir üslupla verilen hiçbir mesaj, adrese ulaşmaz.

    Eski paşamı istiyorum

    Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un açıklamalarına tam destek verdi.

    Belki devlet adamı ciddiyeti ve sorumluluk anlayışı bunu gerektiriyordur. Devletin tepesinde doğacak yeni bir siyasi kriz, küresel patlamaya dahil olduğunda Türkiye’yi daha büyük bir kriz sarmalına dolaştırabilir.

    Ama...

    Çankaya Köşkü’nde dün bir araya gelen Gül, Erdoğan ve Başbuğ arasındaki görüşmelerde Balıkesir nutkunun ele alınmış olmasını umut ediyorum. Zira, bu nutka dair muhasebenin yapılmaması eksiklik olur.

    Başbuğ, öfkeli ses tonuyla ‘Benim size söyleyeceğim son söz şudur’ diyerek medyaya ‘dikkatli olma ve doğru yerde durma’ çağrısında bulunmuştu. Benim de son sözüm şudur: ‘Doğru yerdeyim, dikkatliyim. Paşam ya siz? 16 Eylül’deki yerde misiniz, 15 Ekim’deki yerde mi?’

    Samimi olmak gerekirse, ben 1 ay önceki paşamı istiyorum. Öfke saçan değil umut dağıtan...

    Şamil TAYYAR -

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 27.11.12, 08:36
  2. İlker Başbuğ İstifa Etmeli
    By ademyakup in forum Gündem
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 21.12.09, 15:13

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0