Umur Talu, "gazetecilik" adı altında bir takım faaliyetlerin sanki normalmiş gibi yürütüldüğünü yazdı. Sabah’taki köşesinde bu örnekleri tek tek sıralayan Talu, hayli geniş bir liste ortaya çıkardı.

Umur Talu’nun yazısı şöyle...

Bağımsız ama düğümlü gazeteci

Ergenekon deliniyor, içinden "gazeteci" fışkırıyor.
Deniz Feneri yanıyor, "gazeteci" gölgeleri saçılıyor.
Çankaya Başkanı, parayla yazı yazmaktan, her istediklerini yapmaktan bahsediyor, "gazeteci" kulakları çınlıyor.
Başbakan, geldikleri gün onları geri çevirmiyor ama kızdığı zaman büyük medya grubunun kendisine yolladığı elçilerden bahsediyor, "gazeteci" iş takipçileri kızarıyor.

Ana muhalefet partisinin usulsüz harcaması gündeme geliyor, "gazeteci"lerin yayın karşılığı aldığı ortaya çıkıyor.
Borsa tüyoları, "insider" suçlamaları, şirket reklamları, kulüp başkanının halkla ilişkileri, belediye başkanını kollama, bakana kol kanat... maddi yahut manevi adanmışlıkla "gazeteci" kaynıyor.

Eski bir başkanın defterleri açılıyor, maaşlı "gazeteci" listesi kusuyor.

Gücünü, ilişkisini, bağlantılarını kullanıp şirket kurmalar, iş almalar, ticari faaliyetlere, rica, tehdit, yavşaklık yoluyla menfaat kovalamaya adamış ve bir yığın sektöre yayılmış patronun mukallidi halinde küçük ve sinsi patronlaşmış "ücretli, bağımsız, bağlantısız" sandığımız "gazeteci"ler... ler... ler. Bu faaliyetler "gazetecilik" değil. "Gazetecilik" yanında yaptıkları işler yüzünden bunun ortalama adı "gazetecilik" değil.
Ama faal kişilere "gazeteci" diyoruz.

Bazen büyük, bazen küçük, bazen çok ünlü, ünlü ve ünsüz, ünlemsiz.
Patronlarını rahatsız etmiyor, tam tersine kendilerine benzetiyorlar, benzetirken kullanıyorlar; kendilerine batana kadar.
Siyaseti rahatsız etmiyor; karşılarına çıkana kadar.
İş dünyasını hiç rahatsız etmiyor; medyadan başkan, "gazeteci"den "işadamları derneği" üyesi yapıyorlar.

Genelkurmay’ı rahatsız etmiyor, "katip" gazeteciler olması.
İktidar da kökten karşı değil; çünkü kendi "katipler"i hazır duruyor.

Ana muhalefet ötekinin katiplerine bozuluyor; yoksa "katibim" onun da türküsü.
Medyadan şikayetçi kulüp başkanının kendi "gazeteci" kadrosu var; dükkan açıyor, araba alıyor, sırt sıvazlıyor.
Cemaat ahlakı denen şeyin bunlara hiç itirazı yok, kullanıyor.
Meslek örgütleri göbekten karşı çıkamıyor, göbek sıkıntılı çünkü. Şıracılar ile bozacılar bazen kapışıyor.

Birbirlerinin yolsuzluğunu, usulsüzlüğünü, brifingçiliğini, yardakçılığını, yandaşlığını, tacirliğini, ecirliğini, katipliğini filan kınıyorlar.
Kınama ne kelime; küfür, kıyamet bindiriyorlar.

Balık hafızamız, en son ne duyduysa onunla "muhakeme, yargı" oluşturuyor.
Daha önceki unutuluyor, suçlayanın kirli çamaşırı kurutuluyor, her keşifte yeniden "Amerika" deniyor.

Sadece balık hafıza değil; aynı zamanda hastalıklı bir ayrımcılık.
Herkes arızayı, tiksindiriciliği, sapmayı, çürümeyi sadece "karşı olduğu taraf"ta buluyor.
Aslında, "karşı taraf" dedikleri, farklı surette aynı karakter, aynı kir, aynı pas, aynı ruh sefilliği, aynı vicdan erozyonu, aynı mesleki karartma, aynı tefessüh, aynı kanal, aynı pozisyon, aynı kanalizasyon. Yıllarını alıp da gitmişleri, yorgun düşmüşleri, artık bunlara pek şaşamayanı, bizim yaşları, kıdemleri filan bir yana koyun...

Memleketin her köşesinde hayatını, aşını, işini namusuyla, hakkıyla, aklı ve emeğinin teriyle bir haysiyet ödevi gibi taşıyan milyonlarca insan gibi, öyle genç "gazeteciler" de çok var; bu mesleğe aşık ama henüz adım atamamışlar da.
O yüzden, her yerde ve her işte de olduğu gibi...
İnsan sadece insanın ve meslek haysiyetinin kurdu değil...
İnsan insanın umudu aynı zamanda!